2018 Yılında Yayımlanacak Yerli Reklam ve Pazarlama Uzmanlarının Kitapları

Bilgi; birikim ve deneyimdir. Reklam ve pazarlama uzmanlarının uzun yıllar içerisinde edindiği bilgi birikimini, tecrübelerini paylaşmaları önemli ve değerlidir. Çünkü yaşanmış başarı ve başarısızlık hikâyeleri hayatın hangi alanında olursa olsun ilham veriyor, aynı hataların tekrar edilmemesini sağlıyor. Günümüzde internetten her türlü bilgiye ulaşabiliyor olsak da, bazen birinin söylediği tek bir söz bile hayatımıza yeni bir yön çizmemizi sağlayabilir. Bu sebepten yola çıkarak geçen sene, sektörde yıllarca deneyim edinmiş kişilerin kitaplarını içeren bir liste hazırlamıştım. Bu listede online kitap satışı yapan sitelerde hali hazırda stokta bulunan Yerli Uzmanlardan Reklam ve Pazarlamaya Dair 100 Kitap yer aldı. Benzer bir listeyi de popüler kitap satış sitelerinde Türkçe olarak bulabileceğimiz Yabancı Pazarlama Uzmanlarından 141 Türkçe Pazarlama Kitabı olarak hazırladım. Her iki liste de oldukça ilgi gördü, beğenildi ve arşivlendi. Bu sefer ise bambaşka bir şey yapmak istedim ve henüz yayımlanmamış kitaplardan oluşan küçük bir liste hazırladım sizler için.

Hipnotik Satış, Kürşat Tuncel

Kurumsal finansman, proje geliştirme, satış yönetimi ve stratejik pazarlama alanlarında uzun yıllar kariyer yapmış olan Kürşat Tuncel; bir yandan bireysel ve kurumsal danışmanlık hizmeti sunarken bir yandan da satış ve pazarlama üzerine eğitimler veriyor. Daha önceki listemde Satış Küpü ve 140 Karakterde Satış adlı kitaplarıyla yer alan yazarın yeni kitabı Hipnotik Satış’ın Şubat 2018’de yayımlanması bekleniyor. Ceres Yayınevi’nden çıkması planlanan 350 sayfalık kitabın konuları arasında Hipnoz, Trans, Bilinçaltı, Satışta Hipnoz, Bilinçaltı Yönlendirme, NLP, Erickson Dili, Reklamcılıkta Hipnoz, Hipnotik Dil ve Telkin Prensipleri gibi başlıklar yer alacak.

Ustaişi, Ender Merter

30 yılı aşkın deneyimiyle reklam dünyasının duayenlerinden biri olan Ender Merter, Reklamcılar Derneği’nin “Yaşam Boyu Onur Üyesi” ünvanına sahip. Bir dönem Galatasaray Spor Kulübü’nün Kurumsal İletişim Direktörlüğü görevini de üstlenen yazar, bugüne dek 15 kitap yazdı, 60 sergi, panel ve konferansa katkı sağladı. Birçok dergi, blog ve gazetede yazıları yayımlanan reklamcı/yazar Ender Merter, 2011’den bu yana Bloomberg HT kanalında canlı yayınlanan ödüllü program Reklamarkası’nı hazırlayıp sunuyor. 108 yıl önce kurulan Türkiye’nin en köklü reklam ajanslarından biri olan İlancılık Reklam Ajansı’nda Eş Başkan olan Ender Merter’in Reklamarkası – Kısa Öyküler ile Kriz Seven İletişimci – Krizsizsiniz kitapları daha önceki listemde yer almıştı. Meslek hayatının 36. yılında  ise yeni kitabı Ustaişi’ni okuyucuların huzuruna çıkaracak. Üç bölümden oluşması planlanan kitabın ilk bölümünde Sektörün Yakın Dönem Ustaları ve Hafızada Kalanlar işlenecek. İkinci bölümde Türkiye’nin ilk grafik tasarımcısı olarak bilinen, reklam ve afiş sanatının üstadlarından İhap Hulusi Görey’in çalışmaları yer alacak.

Propaganda bir malın dilidir. Reklamsız kalmış mal, bir kapalı kutu içerisine hapsedilmiş gibidir. Mevcudiyetinden haberdar olmak için kutuyu açmak lazımdır. Bunu da ancak reklam yapabilir.” 

(İhap Hulusi Görey – İktisadi Yürüyüş Gazetesi, 1939)

Ender Merter, Cumhuriyet öncesi ve sonrası yaşanan sosyo – ekonomik süreci kronolojik olarak ele aldığı Görey’in çalışmalarını daha önceden “Müsellesten Üçgene” ismi ile derlemiş ve 2010 yılında Marmara Üniversitesi Cumhuriyet Müzesi’ne bağışlamıştı. Afişlerini tasarladığı firmaların markalaşmasını sağlayan Görey için; “Cumhuriyet’in ilk yıllarından 1975’lere kadar Türkiye Cumhuriyeti ekonomisinin resimli romanlarını çizmiştir âdeta.” diyen Ender Merter, yeni kitabının ikinci bölümünde Müsellesten Üçgene kitabının 20. yılında Görey’in 120. doğum yılı anısına revize edilmiş haline yer veriyor. Usta – çırak ilişkisinin önemi üzerinde durularak “Usta Sesi”ne kulak verilecek olan kitabın son bölümünde ise görüşler yer alacak.

Marka Olmak Akıl İşi, Didem Moralıoğlu

Kariyer hayatında sektör devlerinin pazarlama ve marka süreçlerini yönetmiş olan Didem Moralıoğlu, markalara danışmanlık hizmeti de vermiş. Eğitim ve seminerler de düzenleyen yazar, bugünlerde Markalaşma Süreçleri ve Stratejik Pazarlama üzerine çalışmalarına devam ediyor. Bir önceki listemde 2014 yılında çıkardığı Ben Marka Olsam adlı kitabıyla yer alan yazar, ismi henüz kesinleşmese de yeni kitabını Marka Olmak Akıl İşi adıyla yayımlamayı planlıyor. Kendisine kitap içeriğini sorduğumda; marka olma kavramının Türkiye’deki algısını, marka olmanın zekâ işi olmasını ve herkesin marka olamayacağını anlatacağını söyledi.

E – Ticarete Başlıyorum, Murat Kahraman

Full – stack marketer olarak sektörde yer edinen, kreatif dijital prodüksiyon ajansı UpLondon’ın kurucu ortağı Murat Kahraman, daha önceki listemde Sosyal Medya 101 2.0 adlı kitabıyla yer almıştı. Henüz adı kesinleşmese de, E – Ticarete Başlıyorum ismiyle yayımlamayı planlayan Murat Kahraman’ın kitabı Ocak ayında tamamlanacak ve 200 – 250 sayfa aralığında olacak. Kitap e – ticarete başlamak isteyip de nasıl başlayacağını bilemeyenler ve işini büyütmek isteyenler için bir rehber niteliğinde olacak. Kitapta ürün fikirleri, bu fikirlere yönelik pazar, talep ve rekabet analiz teknikleri ve araçları, farklı e – ticaret platformları ve nelere dikkat edilmesi gerektiği, Türkiye ve dünyada ödeme sistemleri, kargo ve fulfillment servisleri, e – ihracat, mikro ihracat, yurt dışı pazar yerlerine giriş, yurt dışında satış ve tahsilat gibi konular yer alacak. Kitapta genel olarak e – ticaret ve e – ihracat çerçevesinde dijital pazarlama için yapılması gereken temel çalışmalar yer alacak.

Reklam Ustaları 2, Müge Elden & Murat Çelik

2018 yılında yayımlanmayacak olsa da 2017’nin son ayında raflarda yerini bulan ve göz ardı edilemeyecek kadar değerli bir derlemeden bahsetmek istiyorum size. 11 farklı üniversiteden 23 akademisyenin bir araya gelerek hazırladıkları bu kolektif eser, Ege Üniversitesi İletişim Fakültesi Reklamcılık Bölümü Başkanı Müge Elden ve aynı bölümde araştırma görevlisi olan Murat Çelik’in editörlüğünde hazırlandı. Müge Elden’in Reklam ve Reklamcılık ile Reklam Ustaları 1 adlı kitapları daha önceki listemde yer almıştı. Reklamcılığın dünyadaki tarihsel serüveninin anlatıldığı Reklam Ustaları 1 kitabının ardından yayımlanan Reklam Ustaları 2 kitabında Türk reklamcılık tarihinde iz bırakanlar yer alıyor. Reklam duayenlerinin yaşam ve deneyimleri üzerinden Türk reklam tarihinin ilkleri, hafızalara kazınan reklam kampanyaları, elde edilen büyük başarılar ve aşılan zorluklar yer alıyor. Kitapta yer alan üstadlar ise şöyle: N. İzidor Barouh, Yakup Barouh, Eli Acıman, İhap Hulusi Görey, Süheyl Gürbaşkan, Ersin Salman, Ege Ernart, Hakkı Pınar Kılıç, Nazar Büyüm, Faruk Atasoy, Atilla Aksoy, Haluk Mesci, Jeffi Medina, Nesteren Davutoğlu, Haluk Sicimoğlu, Oğuzhan Akay, Alinur Velidedeoğlu, Serdar Erener ve Demir Karpat Polat. Kitap raflarda yeni yer almış olsa da, serinin üçüncü kitabı için şimdiden çalışmalara da başlanmış.

“İşini çok seven bir avuç kadın ve adamın yaptığı romantik bir meslek reklamcılık.”

Serdar Erener

Handbook Research on Transmedia Storytelling and Narrative Strategies, Recep Yılmaz & M. Nur Erdem & Filiz Resuloğlu

Listenin yerli reklam ve pazarlama uzmanlarının 2018 yılında yayımlanacak kitaplarından oluşması itibariyle, farklı üniversitelerden bir araya gelen 3 akademisyenin önümüzdeki yıl yayımlanacak olan İngilizce kitabına da yer vermek istedim. IGI Global (ABD) yayınevinden çıkacak olan kitabın hedef kitlesinde akademisyenler, reklam profesyonelleri, kreatif direktörler, metin yazarları, araştırmacılar ve reklamcılık öğrencileri bulunuyor. Kitapta trans medya kavramsallaştırması, yeni medya kültürü, hikâye anlatım teori ve pratikleri, söylem ve ideoloji, dijital hikâye anlatımı, interaktif dijital anlatı ve grafik anlatılar, video oyunlarda metin yazımı, anlatım modelleri, fantastik transmedya ve müşterilere transmedya yoluyla pazarlama stratejileri gibi konular yer alacak.

Bilgi ile kuşatıldığımız, verimli ve üretken olabildiğimiz mutlu bir yıl dilerim hepinize. Şimdiden iyi okumalar… :)

En Değerli Gelişmeleri Size İletmek İstiyoruz

Mail listemize abone olun!

Son bir adım kaldı. E-postanızı kontrol edin. (Gmail kullanıcısıysanız "promotoions" kısmına bakabilirsiniz.

Ops! Bir hata aldık, tekrar deneyebilir misiniz?

Dilek Erdensoy, Amerika'da aldığı dil eğitiminin ardından lisansını Felsefe üzerine yaptıktan sonra; tasarım, dijital medya ve pazarlama üzerine eğitimler almıştır. Çeşitli sitelerde yazmaya devam eden yazar; bilim, teknoloji ve felsefe ile ilgilenmekte, medya ve reklam sektörünü yakından takip etmektedir.

Bir Cevap Yazın

Takıntıyla Seveceğiniz Yeni Koşu Ayakkabınız: Nike Zoom Vaporfly 4%

Nike’ın koşu özelindeki son reklamında New York Maratonu’nu geçen yıl kazanan Shalane Flanagan yer alıyor. Koşudan hemen önce ayakkabılarını kaybettiği kâbusunu gören Flanagan soluğu bir “ayakkabı terapistinde” alıyor. Nike Zoom Vaporfly 4% için çekilen son reklam filmi, ünlü uzun mesafe koşucusu Flanagan’ın yaşadığı gerçek bir hikayeye dayanıyor.

Ayakkabılarına fazlaca bağlı bir koşucuyu canlandıran Flanagan, maraton öncesi ayakkabılarını kaybettiğini anlatmak için ziyaret ettiği ayakkabı terapistine de kırmızı Vaporfly’ları ile gelmeyi ihmal etmiyor elbette. Terapisti canlandıran Lena Waithe’in “Kabustan sonra uyandın, koştun ve kazandın?” sorusuna ayağındaki Vaporfly’lara bakarak “beraber kazandık” vurgusu yapıyor.

Flanagan’ın hızlı yaşamayı sevdiği için ayakkabıları ile beraber yemek yediğini, uyuduğunu, film izlediğini dinleyen terapisti ziyaret eden ve ayakkabılarına olağanın dışında bağlı olan başka sporculara da şahit oluyoruz.

Ayakkabılarına sarılarak gelen Golden State Warriors oyuncusu Draymond Green, ayakkabılarını hava kabarcıklı naylona sararak giyen San Francisco 49ers’ın köşe savunmacısı Richard Sherman ve elektrikli diş fırçası ile ayakkabılarını temizleyen usta kaykaycı Paul Rodrigez’i de bekleme salonunda terapi seanslarını beklerken görüyoruz.

Dünyanın en hızlı koşucularının en iyi performanslarını çıkarabilmeleri için tasarlanan ve en hafif köpük teknolojisi Nike ZoomX foam kullanılan bu koşu ayakkabıları, Nike’ın bir önceki en hızlı koşu ayakkabısı ile karşılaştırıldığında %4 daha iyi. Bu nedenle isminde Nike Zoom Vaporfly 4% ismini alıyor.

Kendi alanlarında en iyi sporcuları, kendi alanları için en iyisi olduklarını düşündüğü Nike ayakkabılarını fazlaca sahiplendiğini gördüğümüz bu reklamı beğendiğiniz mi?

En Değerli Gelişmeleri Size İletmek İstiyoruz

Mail listemize abone olun!

Son bir adım kaldı. E-postanızı kontrol edin. (Gmail kullanıcısıysanız "promotoions" kısmına bakabilirsiniz.

Ops! Bir hata aldık, tekrar deneyebilir misiniz?

Personel Neden Gider ?

Yeni açılan bir kuruluşta çalışmak, MBA yapmak gibidir.

Bir kuruluşun açılış öncesinde, açılışında ve açılış sonrasında içinde bulunabilmek gerçekten oldukça öğretici. Büyümesini görmek, bu büyümenin içinde bulunmak güzel yanı. Ancak, tüm insan kaynağını kaybetmeye ve işin başında kilit eleman, bu adam çok iş yapacak, en önemli personelimiz olarak tanımlanan çalışanların sadece bir dişliden ibaret görülmeye başlanmasına tanık olmak ise acı verici.

Sektörel hastalıklar vardır, kariyerim sağlık hizmeti sunan kuruluşlarda ilerlediği için en iyi bildiğim sektör de burası. Temel sorun ise, nitelikli iş gücüne ulaşmak ve çalışanın devamlılığını sağlamak, insan kaynakları diliyle “turnover’ları düşük tutmak”

Kurumsal firmalarda işe alım süreçleri tam bir karmaşadır, defalarca görüşme yaparsınız, tecrübelerinizi anlatırsınız, yabancı diliniz test edilir, bazı kurumlar mantık testleri dahi yaparlar. Bunlar doğru kişiyi işe almak için yapılması gereken işlerdir. Ancak işin bir de personel tarafından bakmaya çalışalım, hayatınız boyunca asla bitmeyen, tekrarlayan işler vardır, bunlardan biri de “kendini kanıtlamaktır” yani eşimize, ailemize, sevgilimize, yöneticilerimize hatta astlarımıza kendimizi tekrar tekrar kanıtlamak zorundayız ve personel defalarca kendini anlatmak durumunda kalacak, tüm yetkinliklerini sergilemeye gayret edecektir, bunun sonucunda ise mutlu sona ulaşma niyetindedir. Peki, iş başı yaptıktan sonra neler oluyor ? Sanırım, burada bir sınır getirmeliyim özellikle ucundan kıyısından yaratıcı bir iş yapmaları beklenen, bütünleşik pazarlama olarak adlandırdığımız başlığın altında yer alan departmanların  -satış, kurumsal iletişim, crm, hakla ilişkiler vs.- çalışanları, oyun alanlarının ne kadar da dar olduğu, gerçeğiyle yüzleşmek zorunda kalırlar. Üstler ve diğer departmanların ilgililerinden şöyle cevaplar duymak oldukça muhtemeldir;

  • Bu yılki bütçede buna yer yok, maalesef.
  • O konuyu kaliteyle konuşmak lazım.
  • Burası, o tür çalışmalara pek uygun değil.
  • Biz çok konuştuk bunları ama üst yönetim sıcak bakmıyor.
  • Regülasyonlar elverişsiz.

Bu cümleler uzar gider. Özellikle belirttiğimiz uzmanlık alanlarında bu gibi durumlarla sıklıkla karşılaşılır, bu da personelin neden terk ettiği sorusunun cevaplarından biridir. İşin daha kötü yanı ise, müşterilerin de bu durumlardan haberdar olmasıdır. Şu soruyla bilmiyorum kaç kere karşılaştım “Mustafa bey o kurumda devam mı ?” Bazen inanarak bazen inanmayarak şöyle cevaplar veririm;

  • Biz hep buradayız hah hah ha
  • Tabii, biz topraktan girdik izzet bey :)

Tabii, personelin kurumu terk etmesinin onlarca nedeni olabilir;

Personel Nasıl Sadık Kalır?

Bu yazıya başladım, çünkü yeni mezun olarak işe aldığımız, bir yıl boyunca yetiştirdiğimiz bir arkadaşımızı, tam bir yılın sonunda rakiplerimizden birine teslim etmek durumunda kalmıştık. Meselenin sadece para olduğunu düşünmüyorum, mesele personelin değer görmediğini ve resmin bir parçası olarak hissetmediğinden kaynaklanmaktadır. Mesele bireysel değil, bu arkadaşın yerine farklı bir yeni mezun aldık, ancak bu durum beni oldukça sinirlendirdi. Ne yani, eğitip eğitip ayrılmalarını mı seyredeceğiz.

İlk çalıştığım kurumu evim gibi düşünürdüm, hala da çok farklı görmüyorum. Eğer çalışkan, istekli, kendini kanıtlama arzusu olan bir eleman yakalarsanız, işletme olarak kendinizi şanslı addetmelisiniz. Ancak tüm bu özellikler tecrübe eksikliğiyle birleştiğinde, ortaya beklenmedik sonuçlar çıkabilir. Personel, kendi alanının dışında veya üstünün yetki alanına girerek, iş yapma gayretine girebilir ve bu genelde pek hoş karşılanmaz. Bir işi başarmaktan daha mühimi o işi doğru yoldan tamamlamış olmaktır.

Şu da bir gerçektir ki, bir kurum sadece profesyonel ilişkilerle yönetilmez. Tüm yapılarda olduğu gibi, bireysel ilişkiler yapılacak tüm işleri etkileyecektir.

Sorduğumuz sorunun yanıtı vermeye gayret edelim. Personel nasıl sadık kalır? Önce doğru elemanları işe almakla başlamak gerektiği kesin. Ardından ise, onları oyunun bir parçası yapmak ve işlerinin karşılığını vermektedir. Samumed kurucusu Osman Kibar, Türk-Amerikan İş Konseyinde ki konuşmasında, iki kültüründe etkisinde büyüdüğünü ve Türk kültüründe “Brotherhood” “Kötü Gün Dostu” olarak tanımladığı kavramın kendisini en çok etkileyen özellik olduğunu belirtmiştir. Eğer şirketinize doğru personeli alıp, onları yapının bir parçası yapabilirseniz, kültürel yapımızdan dolayı sadece maddi avantajlardan dolayı sizi terk edip gitmeyeceklerdir.

Yöneticiler genelde bu durumun farkındadırlar ve size bu kurumun bir parçası olduğunuzu yılbaşı balosunda yada, bayram kutlamalarında tekrar tekrar söylerler. Ancak Fransız yazar Marcel Proust’un dediği gibi; Önemli olan söylenenler değil, davranışlardır.

How Google Works harika bir işletme ve insan kaynakları kitabı. Bir iki alıntı yaparak kapatalım;

  • General Patton şöyle demiş; “Herkes aynı şekilde düşünüyorsa, düşünmeyen biri var demektir.”
  • Adaya geçmişini sorduğunuzda, özgeçmişinde yazan okulunu, çalıştığı diğer yerleri ve deneyimlerini değil, tüm bunlardan neler öğrendiğini sorun.
  • Neden işe almayla sadece İK ilgilensin. Muhtemelen herkes harika birini tanıyordur, o harika kişiyi işe almak da herkesin görevi olmaz mı ? Bu bir döngü halini alır ve öyle devam eder.
  • Larry Page, bir yöneticinin geliştirmesi gerek en önemli özelliğin, işe alım olduğunu yazmış.

Personel nasıl sadık kalır, sorusunu sorarken, ayrıca şunu da düşünmemiz gerekmektedir; Peki kurum personeline sadık kalacak mı ? Starbucks Başkanı Howard Schultz şöyle demiş; Babamın hiçbir zaman çalışma şansı bulamadığı bir şirket kurmaya çalışıyorum. Babamın hiçbir patronuna sadakati yoktu, çünkü işverenleri işçilerine sadakat göstermemişti.

En Değerli Gelişmeleri Size İletmek İstiyoruz

Mail listemize abone olun!

Son bir adım kaldı. E-postanızı kontrol edin. (Gmail kullanıcısıysanız "promotoions" kısmına bakabilirsiniz.

Ops! Bir hata aldık, tekrar deneyebilir misiniz?

GELİŞMELERİ
KAÇIRMAYIN!
Haftalık bültenimize
ücretsiz kaydolun!
BİZE KATIL
close-link
GELİŞMELERİ KAÇIRMAYIN
Haftalık bültenimize ücretsiz kaydolun, sizi gelişmelerden haberdar edelim.
BİZE KATIL
close-link








Önümüzdeki yıllara
damgasını vuracak
trendleri derledik.
Raporu İndir

*Ücretsizdir.
close-link