Teknoloji Alışveriş Deneyimlerimizi Şekillendiriyor

Türkiye’de ünlü alışveriş caddelerinde pek çok mağaza ekonomik sebeplerle kapanırken, dünyanın dört bir yanında da mobil ve e-ticaretin gücü pek çok fiziki mağazanın işlevini yitirmesine neden oluyor. Artan yüksek bağlantı hızları, veriyi maksimum düzeyde analiz edebilme, kullanma becerisi ve yapay zekanın gücüyle online alışveriş deneyimi hiç olmadığı kadar etkileyici ve kişiye özel bir noktaya ulaşmış durumda. Peki geleneksel mağazacılık bitiyor mu?

E-ticaret geleneksel alışveriş deneyimini bitirir diyebilecek bir noktada değiliz. Hatta e-ticaret devi Amazon’un son bir kaç yıldır fiziki mağazacılık konusunda attığı adımlar perakende sektörünün geleceği konusunda bazı ipuçları da veriyor bizlere.

Jeff Bezos’un 1994 yılında kitap ticareti yapmak amacıyla kurduğu Amazon bugün bir e-ticaret devi olmakla beraber, 2015 yılından bu yana açtığı 14 fiziki kitap dükkanıyla da geleneksel mağazacılıkta büyüyor. Bu Amazon’un fiziksel dünyadaki tek yatırımı da değil. Firma geçtiğimiz yıl 16,4 milyar dolarlık yatırımla ABD’nin ünlü market zinciri Whole Foods‘u satın alarak fiziki varlığını tüm ABD’ye yaydı. Hatta Amazon’un bir süre önce iflas eden ünlü oyuncak zinciri Toys’R Us‘ın bazı şubelerine de talip olduğu haberleri gündeme geliyor.

Geleneksel mağazacılık anlamında yapılan tüm bu yatırımlar bir yana Amazon’un geçtiğimiz yıl tanıtımını yaptığı ve bu yıl ilk defa halka açtığı kasiyersiz market AmazonGo, aslında teknolojiyle geleneksel mağazacılığın iç içe geçmesi sonucu hayatımıza girecek yeni nesil alışveriş deneyimiyle ilgili bize bazı ipuçları veriyor.

Teknoloji perakende sektörünü dönüştürüyor

Perakende ve teknoloji devleri alışveriş deneyimini hem daha kolay, hem de daha eğlenceli ve sosyal bir aktivite haline getirmek için yoğun çaba sarf ediyorlar. Online alışverişin hız ve kolaylığıyla, fiziksel alışverişin avantajlarını bir araya getiriyor gibiyiz.

Önümüzdeki dönemde alışveriş alışkanlıklarımızı değiştirecek pek çok teknolojik yenilik var. Gelin onlara bir göz atalım;

Akıllı Teslimatlar: Amazon gibi e-ticaret devleri hızlı teslimat üzerine yeni stratejiler geliştiriyor. Dronelar ve sürücüsüz araçlarla teslimat süresini 30 dakikaya kadar indirmek yakın zamanın hedefleri. Önümüzdeki yıllarda geleneksel bir mağazadan yapacağınız alışveriş de, paket taşımanıza ihtiyaç kalmadan direkt evinize telim edilebilir. Hatta aradığınız beden o mağazada mevcut değilse, başka mağaza ya da depodan evinize teslim edilebilir.

Akıllı Nesneler: Mastercard’ın Barcelona’da düzenlenen Mobil Dünya Kongresi’nde bu yıl tanıttığı “akıllı ayna” konsepti soyunma kabininde size artırılmış bir deneyim sunuyor. “Denediğiniz kıyafet size uygun mu değil mi, mağazada başka renk veya beden mevcut mu?” akıllı aynadan kolaylıkla öğrenebiliyorsunuz. Başka bir beden almak için yarı çıplak kabinden çıkmaya ihtiyacınız da yok, aynadan bir tıkla satış elemanının istediğiniz ürünü size getirmesini sağlayabilirsiniz. Bununla da bitmiyor. Ürünü beğendiyseniz, akıllı aynayı kullanarak ödeme yapıp, kasaya uğramadan mağazadan çıkabilirsiniz.

Nesnelerin interneti kavramı hayatımıza girdikçe daha fazla ve çeşit çeşit akıllı nesneyle tanışıyoruz. Mesela yakın gelecekte akıllı mutfaklar rutin alışverişlerinizi kolaylaştırarak size zaman kazandıracak. Belirlediğiniz ürünleri, sütünüzü, yumurtanızı, ekmeğinizi, köpeğinizin mamasını stok tükenince akıllı mutfağınız size sormadan eve sipariş edecek. Böylece market alışverişlerinizde bu ürünleri aramak ya da taşımak zorunda kalmayacaksınız.

Artırılmış Gerçeklik: Amazon’un patentini aldığı bir başka ürün Artırılmış Gerçeklik destekli aynalar. Yakın zamanda herhangi bir mağazada ilginizi çeken kıyafet ya da makyaj malzemesini üstünüzde denemeye ihtiyaç duymadan “AR Ayna” önünde sanki üstünüzdeymiş gibi görebileceksiniz. Hem zaman kazanacaksınız hem de alışveriş deneyimi çok daha keyifli hale gelecek.

AR teknolojisine yatırım yapan bir başka firma ZARA. Moda devi Türkiye’nin de dahil olduğu pek çok ülkede birkaç gün önce yeni bir AR aplikasyonu tanıttı. Telefonunuzu mağazadaki boş vitrine ya da online sipariş kutusuna doğrultup aplikasyonu aktive ettiğinizde kısa bir video aracılığıyla kıyafetleri ünlü modellerin üzerinde görebiliyorsunuz. Ürünü beğenirseniz tek bir tıkla alışveriş mümkün.

Mobilya devi IKEA da AR aplikasyonuyla satın almak istediğiniz ürünün evinize uygun olup olmadığını gerçek zamanlı denemenizi sağlıyor. Ürünü tablet ya da telefonunuzda seçip, evinizde koymayı düşündüğünüz alana doğru tuttuğunuzda, ürünün üç boyutlu modelini odaya yerleştirilmiş olarak görebiliyorsunuz.

Akıllı asistanlar: Alışveriş için gittiğimiz bir mağazada istediğimiz ürünü, bedenini ya da rengini bulamadığımız çok olmuştur. Google asistan veya Siri benzeri yapay zeka uygulamalarının sizi, istediğiniz ürünün stokta olduğu doğru mağazaya yönlendirme becerisi var. Henüz yaygın olmasa da yakın gelecekte sıklıkla kullanacağımız bir özellik haline geleceğini söyleyebiliriz.

Akıllı alışveriş arabaları da pek çok perakende devinin yatırım yaptığı teknolojiler olarak öne çıkıyor. Panasonic’in geliştirdiği akılı alışveriş sepeti içine koyduğunuz ürünlerin fiyatlarını otomatik hesaplıyor. Kasaya geldiğinizde sepeti bir makinenin üstüne koyuyorsunuz. Siz faturayı öderken, sepetin altı açılıyor, ürünler bir paketin içine yavaşça yerleşiyor. Faturayı ödeyip paketi alıp mağazadan çıkıyorsunuz.

Walmart’ın patentini aldığı akıllı ve otonom alışveriş arabaları da size mağaza içinde asistanlık yaparak alışveriş listenizdeki ürünlere kolayca ulaşmanızı sağlıyor.

Kasiyersiz mağazalar AmazonGo konseptiyle tanıştığımız ve önümüzdeki yıllarda alışveriş deneyimini kökten değiştirebilecek bir konsept. Daha önce AmazonGo üzerine detaylıca yazdığım için burada değinmeyeceğim ama benzer uygulamalar ABD’de yaygınlaşıyor. Uzun yıllardır erkek giyim üzerine uzmanlaşan Bonobos mağazaları her ürünün tek bir beden ya da rengini barındırıyor. Siz ürünü beğenirseniz online siparişle evinize ücretsiz teslim ediliyor. Fiziksel mağazalar aslında bir tür showroom amacını taşıyor. Bonobos’un başarısı geçtiğimiz yıl markayı 310 milyon dolara Walmart’ın satın almasını sağladı.

Bir başka örnek de Deepmagic adlı girişim. Qick adını verdiği, aynı AmazonGo gibi işleyen, ama çok daha ufak otonom, kasiyersiz kiosk mağaza konseptini oluşturan firma aslında perakendecilere otonom mağazalar için altyapı hizmeti vermeyi amaçlıyor.

E-ticaret sektörü büyümeye devam etse de önümüzdeki yıllarda, perakende sektöründe devrimsel teknolojik gelişmelere tanık olacağız. Teknolojinin de yardımıyla, müşterilere daha artırılmış bir müşteri deneyimi sunacak geleneksel ve fiziksel mağazacılık varlığını sürdürmeye devam edecek.

Kaynak: https://www.cnnturk.com/yazarlar/guncel/ozan-onat/teknoloji-alisveris-deneyimlerimizi-sekillendiriyor

En Değerli Gelişmeleri Size İletmek İstiyoruz

Mail listemize abone olun!

Son bir adım kaldı. E-postanızı kontrol edin. (Gmail kullanıcısıysanız "promotoions" kısmına bakabilirsiniz.

Ops! Bir hata aldık, tekrar deneyebilir misiniz?

CNN Türk Program Müdürü

Bir Cevap Yazın

Yalancı Çoban Hikayesine Dönen Anti-Bildirim Çağı

Teknoloji henüz bu kadar hayatımızın içine yerleşmemişken, onu kullanıp kullanmama ya da maruz kalma süremiz hakkında kendimizi, inisiyatif sahibi olarak görebilirdik. Ancak kabul edelim ki artık, günde yüzlerce mesaja maruz kalmamızı sağlayan bildirimler sayesinde onu ne kadar kullanacağımız ve etkileşimde bulunacağımız konusunda kararı tamamen teknolojinin kendisi veriyor.

Elbette bu noktada teknolojiyi suçlamak çok kolay, ancak sorunun kalbinde salt teknolojinin olmadığını da bilmemiz ve kabul etmemiz gerekiyor. Aslında teknoloji, ne iyidir ne de kötü. Çünkü o, tamamen sizin kullanımınıza göre şekillenir. Fakat şu an görünen o ki durum, kontrolümüzden tamamen çıkmış gibi duruyor. Bu feci gürültü yığını dünyayı konuşmadan önce, dilerseniz bu evrimi nasıl gerçekleştirdiğimize göz atalım.

1971’de, Massachusettsli bir bilgisayar programcısı olan Raymond Tomlinson, günümüz dijital kültürünün kritik bir köşe taşı haline gelebilecek büyük bir görevi geliştirmekle yükümlüydü. ABD hükümeti tarafından desteklenen internetin ilk versiyonu olan ARPANET üzerinde çalışırken, Tomlinson’un kullanıcıların birbirlerine mesaj göndermesine izin vermenin bir yolunu bulması gerekiyordu. Buluşundan önce, mesajlar yalnızca hesapları aynı bilgisayarda olan kullanıcılara gönderilebiliyordu. İşte bu durum, Tomlinson’un şimdi hayatımızın ayrılmaz bir parçası olan “@” sembolünü keşfettiğinde tamamen değişti. Bu akıllıca ekleme, kullanıcıların alıcıların adlarını kullandıkları makinenin adından ayırmasına izin verdi.

E-posta talebinin artması, kısa bir süre sonra, e-postaların gönderilmesi ve alınması için küresel standart haline gelen basit posta aktarım protokolünün (SMTP) oluşturulmasına yol açtı. İlk zamanlar, yaygın bir şekilde kullanılmadı çünkü o zamanlar çok az sayıda kullanıcı sürekli olarak internet erişimine sahipti. Bu devrim aslında, ilk internet özellikli telefonlar yani akıllı telefonlar, pazara ulaştığında tam anlamıyla “start” verdi.

Zamanla, bu bildirimlerin ardındaki zil simgesi hızla basit bir fikrin temsilcisi haline geldi: “Senin için yeni bir şey var. Sen. Sen. Sen.”

2003 yılında Research In Motion (RIM), son kullanıcı ürününde push bildirimini başarılı bir şekilde ticarileştiren ilk şirket oldu. Onların amiral gemisi telefonu olan BlackBerry, yeni bir e-posta aldığında kullanıcıları hemen haberdar etme yeteneğine sahip ilk akıllı telefon olma özelliği taşıyordu. Bu sadece kullanışlı bir özellik değildi aynı zamanda BlackBerry’nin iş dünyasında kitlesel kabulü için kritik bir neden ve markaların uyanışının da başlangıcı oldu.

Rakiplerin bildirimlerin yarattığı itici etkiye sahip potansiyeli fark etmeleri uzun sürmedi. 2008 yılında, geliştirici topluluğuna olan ilginin artmasından sonra Apple, Apple Push Notification Service (APNS) adı altında kullanıma açtı. Bu, iPhone’un kendisinden bu yana mobil işletim sistemlerinde yaptığı en önemli değişikliklerden biriydi.

Zaman içinde bildirimler, sadece akıllı telefonların önemli bir parçası haline gelmedi. Bildirimler artık hayatımızın her alanına nüfus etti: işletim sistemlerinden, uygulamalara ve sonuç olarak web sitelerinin kendilerine kadar sanal dünyada varlığını sürdüren her şey bildirimlerle adeta “ben de buradayım” demenin yollarını buldular. Zamanla, bildirim simgesinin anlamı çok basit ve hayatımızı tamamen ele geçiren bu formun ana fikrine evrildi: Senin için yeni bir şey var.Sen. Sen. Sen.

“Sen” “yeni” kavramı ile birleştiğinde, teknoloji tarihinin en güçlü dopamin kokteyllerinden birini yarattı. Bizler de yalnızca bizim için sunulan bu yeni kokteylleri bayılarak yudumladık. Bu kişisel sistem dikkat ekonomisinde radikal bir değişimin de mimarı oldu: son derece kişiselleştirilmiş içeriği anında sunmak.

O andan itibaren her marka bilgi akışımızda bulunmak istedi. Ardından sahneye yeni bir bildirim türü de dahil oldu. Dikkat yarışması gittikçe daha şiddetli hale geldikçe, büyük oyuncular platformlarına katılımı artırmak için yeni taktikler kullanmaya başladılar. En çok kullandığımız sosyal medya platformlarında, belki de yıllardır görüşmediğimiz arkadaşlarımızın avokado tost resimlerini beğendiklerinden dahi haberdar olmaya başladık. İşte bu yeni bildirim türü, bugüne kadar gördüklerimizden çok daha farklı. Onlara aslında “anti-bildirim” adı veriliyor.

Anti-bildirim olmalarının nedeni, artık gerçekten önemli olan bir şeyi haber vermenin çok ötesine geçmelerinden kaynaklanıyor. Bu bildirimler, o kadar çok hale geldi ve sıradanlaştı ki gerçekten önemli olan ve dikkatimizi çekecek mesajlara bile duyarsız hale geldik. Bu yeni anti-bildirim’lerin tek amacı, “sen” değil. Bu yeni bildirimler herkes için çalışıyor. Dahası önceleri yalnızca bizim ilgimizi çekmek için kullanılan bildirimler, şimdilerde hepimizi sürekli bağlı tutma amacını taşıyor. Bugün, web sitesini kazara ziyaret ettiğiniz marka bile, sizi içerikle bombalamak için izin istiyor. Gelinen noktada bunca mesaj yükünü artık kimse taşıyamıyor dahası taşımak da istemiyor. Yine de bildirimleri üreten markalara ve sosyal medya platformlarına hayır deme aşamasını çoktan geçmiş bulunuyoruz.

Ancak belli ki görünürde bunun da bir sonu bulunuyor. Giderek daha fazla mesaj gürültüsünü kaldıramayacağımızı hissettiğimiz noktada, anti-bildirimler de etkilerini kaybetmeye başlayacaklar. Çünkü anti-bildirimler, Aesop masalındaki yalancı çobanın, her gün kurdun koyunlara saldırdığını söyleyerek köy halkını kandırması hikayesine dönüşmüş durumda. Kurt gerçekten koyunlara saldırdığında çoban köylüyü uyaracak ama sonuçta kimse onu dinlemeyecek!

En Değerli Gelişmeleri Size İletmek İstiyoruz

Mail listemize abone olun!

Son bir adım kaldı. E-postanızı kontrol edin. (Gmail kullanıcısıysanız "promotoions" kısmına bakabilirsiniz.

Ops! Bir hata aldık, tekrar deneyebilir misiniz?

Erkekler, Çekici Bir Erkek Gördüklerinde Para Harcamaya Meyilli Oluyorlar

  • Son olarak yapılan bir araştırmaya göre, erkekler alışveriş yaptıkları bir mağazada fiziksel olarak çekici bir görünüme sahip erkeklerle karşılaştıklarında daha fazla harcama yapmaya meyilli hale geliyorlar.
  • Bunun sebebi ise fiziksel olarak çekici bir erkeğin, diğer erkeklerde klasik erkek rekabetçi içgüdüsünü harekete geçirmesidir.
  • Alışveriş yapan erkekler, fiziksel olarak çekici bir erkek gördüklerinde, onu bir rakip olarak algılıyor ve kendi statülerini bildirmek adına daha fazla harcama yaparak bu duruma karşılık veriyorlar.
  • İlgili Yazı: Satın Alma Kararını Etkileyen En Önemli 10 Faktör

Aarhus Üniversitesi’nde görev yapan Tobias Otterbring’in liderlik ettiği bir uluslararası araştırma ekibi, orta ölçekli İsveç şehrinde bulunan bir ev eşyaları mağazasında, bir haftasonu boyunca insanların yaptıkları satın almaları takip etti. Araştırma ekibinin paylaştığı bilgilere göre, uzun boylu ve atletik görünümlü bir erkek çalışan mağazanın girişinde durduğunda, alışveriş yapan erkekler normale göre önemli ölçüde daha fazla para harcadılar. Aynı zamanda ortalama olarak kadınların yaptıklarından da daha fazla harcama yaptılar. Yani bu araştırma sonucuna göre, erkekler, çekici erkeklerle karşılaştıklarında bir şeyler satın almaya daha meyilli hale geliyorlar. Harvard Business Review de araştırma ekibinin başında bulunan Tobias Otterbring ile bir röportaj gerçekleştirdi.

Tobias Otterbring’in Harvard Business Review’e yaptığı açıklamaya göre, erkek çalışan mağaza girişinde durduğunda, alışveriş yapan erkeklerin her biri ortalama olarak 165 dolarlık alışveriş yaptı. Aynı sırada kadınların harcama miktarı ise 72 dolardı. Mağaza girişinde erkek çalışanın bulunmadığı zamanlarda ise ortalama olarak erkekler 92 dolar, kadınlar ise 97 dolar harcadılar. Bununla birlikte mağaza girişinde söz konusu erkek çalışan bulunduğu zamanlarda, erkek ya da kadın farketmeksizin alışveriş yapan her kişi, ortalama olarak bir ürüne 18 dolar harcarken bu erkek çalışan mağaza girişinde yer almadığında ise ortalama olarak ürün başına 10 dolar harcadı.

Daha sonraki araştırmalarda, bu etkinin kısa boylu erkek müşteriler için daha büyük olduğu keşfedildi. Araştırma ekibi, bunun nedeninin araştırmada kullanılan fiziksel olarak formda erkeğin, klasik erkek rekabetçi içgüdüsünü harekete geçirmesi olduğunu düşünüyor. Otterbring’in belirttiğine göre, uzun boylu ve atletik görünümlü erkekler, tipik olarak ekonomik ve çiftleşme pazarlarında daha büyük başarılara sahip oluyorlar. Bu yüzden alışveriş yapan erkekler böyle bir erkek gördüklerinde, onu bir rakip olarak algılıyor ve ellerini ceplerine atarak bu duruma karşılık veriyor olabilirler.

Otterbring, önceki araştırmaların, erkeklerin fiziksel olarak çekici kadınlarla karşılaştıklarında da üstünlüklerini kanıtlamaya çalışmaya daha meyilli olduklarına işaret ettiğini ifade ediyor. Araştırma kapsamında daha kısa erkek çalışanların, aynı evrimsel dürtüyü tetiklemedikleri sonucuna ulaşıldı. Bu noktada sorulması gereken asıl soru şu: Kadınlar, fiziksel olarak etkileyici görünüme sahip bir erkeğin varlığında neden daha fazla para harcamıyorlar?

Evrimsel anlamda, kadınların statülerini ve zenginliklerini vurgulamak yerine, güzelliklerini ve sağlıklarını vurgulamaları daha avantajlı hale geldi. Otterbring bu konuyla ilgili olarak “Belki de saha çalışmamızı bir kozmetik mağazasında gerçekleştirseydik, farklı sonuçlar elde ederdik.” diyor. Aynı zamanda kendisi, araştırmaların, kadınların da cinsiyet içi rekabetlere karşılık verdiklerini gösterdiğini ifade ediyor. Örneğin kadınların çekici kadınların resimlerine baktıktan sonra, kilo verme hapları, aşırı egzersiz, aşırı bronzlaşma ve diğer güzelleştirme davranışlarını tercih etme olasılıkları daha yüksektir.

Bunların yanı sıra bu araştırmada, alışveriş yapan erkeklerin günün farklı zamanlarında farklı miktarda harcama yapma ihtimalleri de bulunuyordu. Yani erkekler, akşamları öğlen yaptıklarından daha fazla alışveriş harcaması yapıyor olabilirlerdi. Araştırma sırasında bunun olmadığından emin olmak için ekip, araştırmada görev alan uzun boylu ve atletik görünümlü çalışanı cumartesi günü öğle yemeğinden sonra ve pazar günü öğle yemeğinden önce mağazanın girişinde görevlendirdi. Böylece bu araştırma, farklı günlerin farklı zamanlarına göre gerçekleştirilmiş oldu.

Bu araştırmadan hareketle, Otterbring özellikle araba, saat ve kıyafet gibi lüks ürünleri satan şirketlerin, işe alım yaparken erkeklerin fiziksel görünümlerine daha fazla dikkat etmelerinin iyi olabileceğine işaret ediyor. Bununla birlikte Otterbring, muhtemelen daha işlevsel ve faydalı ürünler satan mağazalarda aynı etkinin görülmeyeceğini de belirtiyor.

En Değerli Gelişmeleri Size İletmek İstiyoruz

Mail listemize abone olun!

Son bir adım kaldı. E-postanızı kontrol edin. (Gmail kullanıcısıysanız "promotoions" kısmına bakabilirsiniz.

Ops! Bir hata aldık, tekrar deneyebilir misiniz?