“Sineztezik” Marka Yönetme: Satın Almanın Doğasına Dair İlham Verici Şeyler

İnsanlar neden alışverişe gitmek için Hummer jip satın alırlar? Dijital saatlerin başarısızlığının altında hangi şifre yatıyor? Kahve bilinçaltımızda yerini bulduğunda kaç yaşındaydık? Satın alma kararında “fiyat”, bir sebep mi yoksa bir mazeret mi? Müşteri sadakati”nin bilinçaltındaki şifresi nedir?

Yıllardır gerçekleştirdiği özgün araştırmalarla tüketici zihnini çözmeye çalışan Clotaire Rapaille, perakendede bilinçaltının şifrelerini şu şekilde açıklıyor: ‘Sadakat. Her zaman orada olması sadakati doğurur. Bu nokta anneyi çağrıştırır. Alışveriş yaşamla bağ kurulmasıdır. Bu tıpkı baştan çıkarma gibidir. Satın alma ise hedefi vurmaktır. Düşmanı öldürme, puan kazanmaktır. Alışveriş ve satın alma arasındaki fark çok iyi anlaşılmalı. Satın almada, sperm yumurtayı böler, döllenir. Anne artı baba eşittir bebek. Alışveriş ise bu döllenmeden önceki bütün süreç ve eylemlerdir.’

Rapaille, alışveriş ve satın almanın doğasına ilişkin ilham verici bir değerlendirme yapmış. Bunu bir kenara koyalım, bir hatırlatmayla devam edelim.

Nasıl unutulur? Merhum Sakıp Sabancı, elinde bir torba çayırlarda koşarak hava topluyordu. O yıllar, Sakıp Sabancı’nın Türkiye’de ilk kez pet şişelerde su satışı yapması, Oğuz Aral’ın Gırgır’ına bu şekilde yansıyan işte söz konusu eleştiriydi. Su da satılır mıydı canım?

Peki, soralım. 29 yıl önceki bir karikatür bugün gerçek mi oluyor?

Çinli bir “çevreci” yardımsever girişimci zengin Chen Guangbiao, teneke kutularda oksijen satışı yapıyor. Guangbiao, 15 Eylül itibarıyla Pekin, Şanghay, Guangcou kentlerinde bu satışı başlattı. Başlangıçta herkes dalga geçmişti ama özellikle Pekin’deki anormal hava kirliliği tavan yapınca ve hava kirlilik oranları “istatistik ötesi” çıkmaya başlayınca, Bay Çın uygun “satış ortamını” nihayet bulmuştu. Bu açıkça bir duygunun sonucuydu. Değişimle gelen bir ihtiyacın sonucu.

Tüketiciye dair her şey, dolayısıyla pazara dair her şey hareket halinde!

Değişimi okumak zordur da, zamanında okumak daha da zordur. İşletme gurusu Richard Pascale, buna ilişkin “Çevremizde çok büyük değişimler yaşıyoruz. Ben böyle bir ortamda uzun süreli dengede kalan organizasyonların büyük sorularla karşılaşacağına inanıyorum” diyor. Biz buna “yeni gerçekler” diyoruz. tüketiciden, çevresel koşullara; politikadan, pazar ortamlarına, her şey sürekli hareket halinde. Dünya büyük bir dönüşümden geçiyor, tüketici eğilimleri değişiyor, rekabette yeni koşullar ortaya çıkıyor. Tüketici segmentleri ve tanımları değişiyor. Eskiden gelir ve mesleğe göre talep analizi yapılır ve ürün yelpazesi dar tutulurdu. Gelecekte yaş grubu, cinsiyet, coğrafi bölge, dünya görüşü, hayat tarzı (life-style) ve meslek gibi çok sayıda segmentasyon kriterine göre ürününü farklılaştıranların ve çeşit sayısını arttıranların pazar payı yükselecek. Yeni dönemde ekonomi yönetimleri, küreselleşmenin salgın krizlerine ve iç piyasalarda yarattığı dalgalanmalara karşı daha deneyimli ve hazırlıklı olacak. Erken uyarı sistemleri ile dünya ekonomisini ve rakiplerimizi yakından izleyeceğiz. Böyle bir ortamda eski iş yapış şekillerine ve yaklaşımlara sahip olmak, gelecek için ciddi riskler taşıyor. Riskin asıl taşıyıcısı da satış oluyor aslında. Herkes herkese bir şeyler satmaya çalışıyor. Ali bile topu satmaya çalışıyor. Ama nasıl?

Bunun en iyi cevabı şu olabilir: Tüketicinin kendisini dikkate alarak. Şöyle diyelim: Geçen yüzyılda işin merkezi firma yönetimiydi ve “arz” önemliydi. Bu yüzyılda firmanın sunumu yerine, pazarın çekimi ön plana çıkıyor artık. Pazarın çekiminde başrolü tüketici oynayacak, burası kesin. Bu süreç başladı da. Yeni dönemde tüketiciyi hedefteki pasif bir “av” gibi görme yaklaşımı geçerliliğini kaybetti. Tüketici, dizayn, üretim ve dağıtım aşamalarını artık izliyor ve bu aşamalarda söz sahibi olmak istiyor. Berlin ve Brüksel’de insanlar ürünlerin ne koşullarda ve kimler tarafından üretildiğini de dikkate alıyorlar. Tüketicinin bu gibi konularda bilincini ve duyarlılıklarını arttırmak, marka seçerken bunu da dikkate almalarını sağlamak hedefleniyor. Yani onların duyguları hedefleniyor. Böyle olunca da markaların duyguların odağında yaratılma vizyonu gerçek bir önem kazanıyor.

Sinestezik marka ne demek ?

Bu markaları bir nevi “sinestezik” davranmaya zorluyor. Sinestezi, Yunanca kökenli bir kelime olup “birleşik duyu” anlamına gelmektedir. Sinestezisi olan insanlarda, herhangi bir duyunun uyarımı otomatik olarak başka bir duyu algısını tetiklemektedir. Bu anlamda sinesteziyi duyuların birleşmesi anlamında kullananlarda var. Bir anlamda sinestezik bir kişi, duygusal algılamaları karıştırarak görüyor. Öyle ki bazı sinestezikler için S harfi mavidir, bazısı havuzdan akan su sesini keman sesi olarak düşünür. Bir sinestezik balıkların şeker tadında olduğunu da düşünebilir. Sinestezik için her şey normalken, bizim için ilham verici olan duygulanımın varlığı ve gücüdür. Sadık bir markanın yarattığı duygulanım, bu duygulanım sonucunda ortaya çıkan bağ, sarsılmaz bir bağdır.

Unutmayın, duygu yoksa hatırlanacak bir şey de olmaz. Kültür Kodu kitabıyla tüm dünyada yüksek düzeyli bir tanınırlığa ulaşan Clotaire Rapaille hatırlamanın aracının duygular olduğunu söylerken öğrenmenin yoluna vurgu yapar. Ardından da tekrarlarla pekiştirme süreçleri devreye girer. Clotaire, eski bir Fransız âdetinden bahseder bu noktada. Bundan birkaç yüzyıl önce Fransız köylüler, erkek çocuklarını 18 yaşında sahip oldukları arazinin sınırını belirleyen dört farklı noktaya götürürlermiş. Sonra da bu dört noktada çocukları döverlermiş. Sadece hatırlasınlar diye. Sahip oldukları toprakların sınırlarını hatırlasınlar diye. Öğrenmek önemli. Pekiştirmek önemli. Hatırlamak önemli. Ali’nin topu rahatça (!) satması için de tercih aşamasında beynimiz önce hatırlamak ister. Daha sonra sayısız hatıra ve duyguyu tarar, ardında tepki üretir.

Al & Laura Ries’ın Marka Yaratmanın 22 Kuralı kitabında duygular olmadan satışın olamayacağını anlatırken yayılma kuralından bahseder. Yayılma kuralı bir anlamda tüketicilerin zihninde güçlü bir marka yaratmak için marka alanını çok genişletmemek gerektiğinden; markanın yayıldığı alanın genişlemesinin marka gücünün azalmasına neden olacağından bahseder. Değerler inançları; inançlar tutumları; tutumlar, davranışları etkiler. İknanın temeli de budur. Bu nedenle Ali’nin topu satması için duygu bağlantısı önemlidir. Ayrıca duyguları kapalı kapılar ardında tutamazsınız. Bugün markaların tüketicilerle duygusal bağ kurması şart. Duygular satışın merkezinde olmalı. Duygular insanların satın alma davranışını birebir etkiliyor. Hatta çoğu durumda duygular, düşüncelerden önce geliyor ve daha hızlı yayılıyor. Bu nedenle de duygulara yatırım yapmalısınız. Duygusal bağ kurmak, rasyonel düşüncelerden önceliklidir. Tasarım, ambalaj ve kullanılabilirlik gibi özellikler, tüketicileri markaya çekme konusunda çok önemli bir yere sahiptir, Markaların atması gereken ilk adımlardan biri; tasarımla kişilerde heyecan, güven, neşe, vb. olumlu duygular yaratmaktadır. Bu olumlu duygulardır firmaların satış formasyonunu rahatlatan. Açıkça duyguları ölçemezseniz, markaları yönetemezsiniz. Artık markalar, tüketiciler için vitrine bazı duygular ile ilişkilendirilerek hatta o duygular ile tanımlanarak çıkmaktadır. Böylece satın alma işlevi para ile alışveriş yapmanın dışında, iyi hissedilen duyguların iyi hissettiren markalar tarafından satın alınması söz konusu olmaktadır. Bu noktada da aslında aşkla yaratılan markalar görünüyor.

Düşünsenize, 1942’de Coca-Cola “Coca-Cola’ya benzeyen tek şey Coca-Cola’nın kendisidir. Coca-Cola, gerçektir” başlıklı bir reklam kampanyası başlattı. Tüm bu kurallar ile birlikte duyguların devreye girmesi ve bu şekilde tüketici ile diğer markaların ulaşamayacağı bağların kurulması duygular ve markalama için en önemli etkenlerden biri oldu. Markalar temelde aynı fonksiyonel özellikleri verirken, ürünler standartlaşırken, tüketici de uyandırdıkları duygu ve bu duygunun sürekliliği konusunda tercih nedeni olmaktadır. Ya da Beetle’lar uzun süre popülerliğini korudu. Çok daha hızlı, teknolojik olarak daha ileri modellerin çıkması, “vosvos severleri” tutkularından vazgeçiremedi. VW fanatikleri, bütün dünyada zaman zaman bir araya gelmeye devam ediyorlar. Ya da Nikon kullanıcıları dijitalleri çıksa da manuel modellerini hâlâ bir değer olarak evlerinde saklıyorlar. Apple tüketicileri için bir sanat harikası olarak algılanıyor ve direkt PC kavramını kafadan reddetmelerine neden oluyor. Bunlar ihtiyacın bilgisel değil transformasyonel güdülerinin karşılanmasını ve tüketicinin algısında ihtiyacı olan “yaratılan mutluluğu” temsil ediyor. O yüzden birçok marka bu bahsi geçen markaların bir sınıf altında kalıyor.

En Değerli Gelişmeleri Size İletmek İstiyoruz

Mail listemize abone olun!

Son bir adım kaldı. E-postanızı kontrol edin. (Gmail kullanıcısıysanız "promotoions" kısmına bakabilirsiniz.

Ops! Bir hata aldık, tekrar deneyebilir misiniz?

Borsa İstanbul Kurumsal İletişim Direktörü

Bir Cevap Yazın

Yalancının Mumu: Yalan İfadelerle Tüketiciyi Kandırmanın Cezasını Çeken Markalar

  • Tüketicinin beğenisine sunduğunuz her ürün ve hizmetin biraz pazarlamanın sihirli dokunuşuna ihtiyacı vardır elbet. Ama ya o ince ayarlanması gereken dozu biraz fazla kaçırdıysanız ne olacak?
  • Redbull kanatlandırmıyor, New Balance giyerek kilo veremiyorsunuz. Tüketiciyi kandırmanın, yanlış reklam beyanında bulunmanın bedelini ağır ödeyen markalardan örnekler aşağıda;
  • Benzer yazılar için Pazarlamada Algı ve İtibar Yönetimi

Markanızın ününü ve müşterinizin size güvenini zedelemekle sonuçlanabilecek bu hatalardan birkaç tanesine hep beraber göz atalım;

Airborne’un yaptığı:  Uydurma bir tedavi yöntemi

1990’larda piyasaya vitamin ve mineral takviyeleri çıkaran Airborne, piyasada bir anda yaygın hastalıklardan olan grip ve soğuk algınlığını engelleme ve etkilerini hafifletme vaadleri ile çıktı. Peki gerçekten öyle miydi? Daha sağlıklı ve güvenilir yiyecekler için toplum faydasını koruyan organizasyon Center for Science in the Public Interest (CSPI) tarafından yapılan araştırma bu iddiaların altını dolduracak gerçek bir bilimsel kanıt bulunmadığını keşfedince Airborne 23.3 milyon dolarlık bir tazminat ödemeye mahkum oldu.

Splenda: Şekerden yapılmıyor

Neredeyse her yerde şeker alternatifi olarak gördüğümüz Splenda ise “ Şekerden yapıldı, bu nedenle tadı şeker gibi” mottosu ile 2000’lerde yayılırken ve müşterilerini doğal olduğuna inandırırken Şeker Birliği aslında Splenda’nın şekerden yapılmadığını , yoğun bir kimyasal içerik içerdiğini keşfetti ve şirkete dava açtı. Gizlilik kararı ile sürdürülen davada 2007’de uzlaşma sağlandı.

New Balance kilo vermenize yardım etmiyor

2011’de New Balance yeni ayakkabı serisini kas aktivasyonunu ve kalori yakımını sağlar ifadeleri ile tanıtırken bu ifadelerin halkı kandırmak ve yanlış beyanda bulunmak olduğunu düşünüyor muydu? Hayır. Sonradan yapılan birçok araştırma normal yürüyüş ayakkabıları ile karşılaştırıldığında New Balance serisinin insan sağlığına ekstra bir faydası bulunmadığını hatta kas zedelenmesine bile neden olacağını kanıtladı.

Redbull kanatlandırmıyor

Bu vakanın ilgi çekici olmasının nedeni ise bunu zaten biliyor olmamız. Amerikan bir tüketicinin 10 senedir ürünü tükettiğini, ancak ne zihinsel ne de fiziksel olarak performans artışı yaşamadığını ve şirketin bu sloganla rakiplerini geri bırakmayı amaçladığını iddia ederek şirkete dava açması sonucu, Redbull davacı tarafla 13 milyon dolarlık bir anlaşma yaparak uzlaşı sağlamak durumunda kaldı. Ama bugünlerde hala bu sloganı duyuyoruz değil mi?

Volkswagen çevre için kılını kıpırdatmıyor

2016 yılında Federal Trade Commission (FTC)  tarafından markaya acılan dava markanın aslında temiz, dizel enerji tükettiğini reklamlarda ifade etmesi ama gerçekte bunun tam tersinin çıkmış olması. Emisyon testlerinde 7 yıl boyunca hile yaptığı anlaşılan markanın hala halk gözünde itibarını düzeltmek için ne kadar uğraştığına şahit oluyoruz.

Sizin aklınıza gelen başka hangi örnekler var?

En Değerli Gelişmeleri Size İletmek İstiyoruz

Mail listemize abone olun!

Son bir adım kaldı. E-postanızı kontrol edin. (Gmail kullanıcısıysanız "promotoions" kısmına bakabilirsiniz.

Ops! Bir hata aldık, tekrar deneyebilir misiniz?

Coca Cola’dan Renksiz, 0 Kalori Bir Yenilik: Coca Cola Clear

  • Her sene farklı pazarlar için farklı ürün denemeleri yapan, bir çok farklı aroma deneyen, kahve ekleyen Coca Cola, özellikle içecek endüstrisi için kilit zamanlar olan Yaz ayları için bu sefer daha önce alışkın olmadığımız bir deneme ve yenilik yaptı.
  • Coca Cola tamamen renksiz ve alışkın olduğumuz tadın ötesinde bir ürün ile geliyor:  Coca Cola Clear..
  • Benzeri yazılar için; Şeffaf Ürünlerin Çıkmasına Neden Olan Pazarlama Akımı: Clear Craze

Tamamen renksiz ve 0 kalorili bu yeni içecek limon aromalı olacak.  Lansmanı 11 Haziran’da Coca Cola Japonya tarafından yapılacak olan içecek, Japon tüketicilere özel olarak geliştirilmiş.  Aslında bu markanın Japon tüketicisi için yaptığı ilk yenilik sayılmaz, daha önce şeftali aromalı Coca Cola Peach ve donmuş limon Coca Cola Frozen Lemon’da yine yeni şeyler denemekten hoşlanan Japon tüketicisi için piyasaya sürülmüş.

Standart koladan daha fazla asitli olduğu belirtilen bu yeni limonlu şeffaf kola 90’ların geri dönüşü olarak yorumlanıyor.

1992 yılında Coca Cola’nın en büyük rakibi Pepsi’nin Crystal Pepsi’yi çıkarması sonrası yine Coca Cola Tab Clear ile ona karşılık vermişti. Şimdilerde ise tamamen kendi ismi ve logosu altında ancak farklı bir tat denemesi ile Coca Cola Clear’a hayat vermeye karar vermiş gibi görünüyor.

Ambalaj tasarımı bildiğimiz Coca Cola ama uzaktan bakıldığında şişelenmiş sudan farkı olan bu yeni ürün, ikonik logosu ile beraber içinde yüzde bir meyve suyu ve 0 kalori içerdiğini belirtiyor. Tabi bu ürünü geliştirmek için de 50 farklı tat arasından seçim yapıldığını atlamamak gerek, bununla beraber ürünün tamamen renksiz olması için de orijinal Coca Cola içeriğinden de biraz uzaklaşılmış. Aslında Coca Cola’ya o özgün rengini veren karamel, renksiz kola için içerikten çıkarılmış.

Özellikle piyasa büyüklüğünün kış aylarından 1,5 kat daha fazla olduğu bu dönemde hem ürün seçkisini genişletmek hem de geçmiş dönemde de denemiş olduğu şeffaf ürün akımını bu sefer kendi logosu altında farklı bir lezzet ile deneyen marka, özellikle genç kesimin tüketim alışkanlıkları arasında yer almak istiyor.

Coca Cola Clear’ın başka ülkelere gelip gelmeyeceği konusu henüz belirsizliğini koruyor.

En Değerli Gelişmeleri Size İletmek İstiyoruz

Mail listemize abone olun!

Son bir adım kaldı. E-postanızı kontrol edin. (Gmail kullanıcısıysanız "promotoions" kısmına bakabilirsiniz.

Ops! Bir hata aldık, tekrar deneyebilir misiniz?

GELİŞMELERİ
KAÇIRMAYIN!
Haftalık bültenimize
ücretsiz kaydolun!
BİZE KATIL
close-link
GELİŞMELERİ KAÇIRMAYIN
Haftalık bültenimize ücretsiz kaydolun, sizi gelişmelerden haberdar edelim.
BİZE KATIL
close-link