Neden Konut ve Eğitim Sektörü Reklamları Çok Sıkıcı?

Diyelim ki bankadan kredi çekip Çin’den 500 bin tane powerbank (harici batarya) getirttiniz. Bunları satıp para kazanmak istiyorsunuz. Krediyi ödemek için de zamanla yarışıyorsunuz. Böyle bir yatırımın en kısa sürede kara dönüşmesi için reklamınızı yaparken argümanlarınızı direkt anlatmanız gerekir. Reklama ayırdığınız bütçenizin hemen hepsini de reklamın prodüksiyonuna değil, yayınına yatırırsınız.

“Hayata her zaman bağlı kal” gibi dolaylı bir anlatım yerine “2 kere batarya dolduruyor” dersiniz mesela. Veya “Hız senin her şeyindir.” gibi anlatımlara girmezsiniz. “10 dakikada full doluyor” dersiniz. Bütçenizi de Survivor’ın reklam kuşağında yayınlanmak için tüketirsiniz. Hedef kitlede marka değeri gibi bir izlenim bırakmak veya seyir zevki ikinci planda kalır.

İletişimin sadece stratejik boyutu söz konusudur. Kreatif boyutu yoktur.

Ne zaman ki bu powerbank’tan kazandığınız parayla milyonlarca adet powerbank ve bir de selfie çubuğu getirttiniz, insanlar da artık sizden memnun kaldı; bu andan itibaren daha iç görülü, kreatif boyutu da olan reklamlar yapmaya başlarsınız. Çünkü artık marka imajı da önem kazanmaya başlamıştır. Yatırımlarınızın da devamı gelecektir. Sonra ciddi bir konumlandırmayla sadece markanızı anlatmaya başlarsınız. Markanın yıl dönümü reklamlarını çekersiniz hatta. Bütçe mütçe koymaz artık size.
Bir strateji bulur ve onu farklı şekikde ifade etmenin yollarını ararsınız.

Bahsettiğim örnek kolayda bir üründü ve anlatılacak sadece iki argümanı vardı. Bir de inşaat projelerini düşünelim:
1. Konutun konum avantajını anlatacaksınız.
2. Hedef kitleyi ne kadar iyi bir yatırım olduğunuza ikna edeceksiniz.
3. Çocukların-ailenizin güvende olacağını söyleyeceksiniz.
4. Sosyal avantajlarını, ulaşım avantajlarını methedeceksiniz vb.
Ayrıca dairelerin inşaat bitmeden tükenmesini istiyorsunuz çünkü sıradaki yatırımınızın başlaması için kenarda bir miktar sermaye durmasını hedefliyorsunuz.
İşte konut projelerinin reklamları bunun için seyir zevkinden uzak.

Ama ülkenin vergi rekortmenleri haline gelmiş, Türkiye’de hatta dünyada ilklere imza atan markalar mevcut. PR kısmında ne yaptıklarını bilmiyorum ama reklam kısmında bunları eleştiriyorum. Çatı bir fikir yaratıp o fikri argümanlarımızla örmek konusunda becerikli değiliz.
Bunun nedenini de ajans açısından baktığım yaklaşıma bağlıyorum.

Peki vakıf üniversitelerinin reklamları? 

Öğrenciler aslında üniversite ve bölüm hedeflerini üniversite sınavından en az 5-6 ay önce yapıyor. Hedefler de genellikle devlet üniversiteleri. Puanların yüzü belki gülüyor beki de gülmüyor. Üniversite tercih dönemi gelince öğrenciler bir “B” planı yapmak zorunda kalıyor.
İşte tam o 2-3 hafta içinde vakıf üniversitelerinin tamamı güçleri yettiğince reklam yayınlayarak ve PR yaparak neden tercih edilmeleri gerektiğini, bütün argümanlarıyla anlatıyorlar. 30 vakıf üniversitesi olduğunu düşünün hepsinin de 3’er argümanla reklam kuşağında yer aldığını hayal edin. İşte tablo bu.

Hepsi “Hayallerin burada, geleceğin elinde” gibi spesifik olmayan argümanları öne sürüyor.

Burada da kıyasla daha köklü bildiğimiz üniversitelerin bir konumlandırma eksiği olduğunu düşünüyorum. Sadece tercih döneminde aktif görünmek yerine öğrencinin üniversite hedeflerini belirlediği zamanlarda iletişim kurmaya başlasalar tercih dönemi rekabete çok önde başlarlar. Biz de iyi bir şeyler izleriz.

Ajans açısından:

Her mecranın kendi kültürüyle beraber geldiği gerçeği var. Mesela dünyada yayınlanan ilk TV reklamı olan “Bullova” saat için resimli bir radyo reklamı yapıldığı söylenir.

TV mecrasının aksiyon kabiliyeti ilerleyen yıllarda olgunlaştı. Bugün “Snapchat” mecrası geldi, nasıl kampanya yapılacağını sadece deneysel işler yapanlar aşağı yukarı biliyor.
Aynı bu durum gibi sektörlerin de kendi kreatif kültürünün oluşacağını, olgunlaşacağını düşünüyorum. Konut ve eğitim sektörü reklamlarının da zamanla iyileşeceği kanaatindeyim. Baktığımız zaman bankaların konut kampanyalarından anlatacağı daha fazla ürünü var fakat hepsini bir kampanyaya sıkıştırmıyorlar. Kredi kampanyalarının konseptiyle, mobil hizmetlerin, kredi kartı kampanyalarının işleri birbirinden ayrı.
Bir diğer konu da yaratıcılık ve ticari karlılık arasında bir korelasyon olması. Her ne kadar yaratıcılık kampanyanın hatırlanmasına, marka değerine ve satışlarına katkı sağlasa da satış vaadlerini -life style denilen- hayattan esprilerle örülü şekilde anlatırsak ana mesaj dolaylı anlatılmış oluyor

En Değerli Gelişmeleri Size İletmek İstiyoruz

Mail listemize abone olun!

Son bir adım kaldı. E-postanızı kontrol edin. (Gmail kullanıcısıysanız "promotoions" kısmına bakabilirsiniz.

Ops! Bir hata aldık, tekrar deneyebilir misiniz?

Yapımcı-Reklam Yazarı @graphxajans

Bir Cevap Yazın

Teknoloji Üretenler, Sektörleri Dönüştürüyor

Dünyanın e-ticaret lideri Amazon perakende sektörünü dönüştürmeye devam ediyor. Dünyaca ünlü şirket birkaç yıl önce ilk fiziksel kitap evlerini açarak, geçen yıl da ABD merkezli market zinciri Whole Foods’u satın alarak sadece online değil, fiziksel ticarette de pay sahibi olmaya niyetli olduğunu göstermişti. Şimdiyse sektörde yeni bir devrim yapmaya kararlı.

Şirket ilk konseptini 2016 Aralık ayında tanıttığı, kasiyersiz market projesi AmazonGo’nun ilk mağazasını Seattle’da halka açtı. Açılan bu mağaza perakende sektörünün geleceği için bir dönüm noktası olabilir. “Teknoloji mesleklerimizi elimizden alıyor mu?” tartışmasında da, yeni bir sayfa açmış olacaktır.

Aslında pek çok çoğumuz Türkiye’de bazı büyük marketlerde bulunan kasiyersiz kasalara aşinayız. İnsan bir çalışana ihtiyaç duyulmayan bu kasalarda aldığınız ürünleri taratıp, toplam tutarı ödeyip, mağazadan çıkabiliyorsunuz.

Ancak bu kasiyersiz kasalar çok da sevimli değiller. Hantallar, kullanımı kolay değil, sürekli arıza veriyorlar ve bekleme sıralarını ortadan kaldırdığını da pek söyleyemeyiz. Açıkçası ben kasiyerlerin bulunduğu kasayı kullanmayı genellikle tercih ediyorum.

Hayatı kolaylaştıran teknoloji

İşte Amazon’nun yarattığı devrim burada devreye giriyor. AmazonGo çok basit bir konsept üzerine kurulu. Hiçbir kasiyer bulunmayan mağazaya telefonunuzda bulunacak aplikasyonu taratarak giriyorsunuz, mağaza içinde istediğiniz ürünleri alıp kendi çantanıza atıyorsunuz. Ardından elinizi kolunuzu sağlayarak marketten çıkıyorsunuz. Sıra yok, bekleme yok. Bu kadar kolay.

Mağaza içine yerleştirilmiş yüzlerce kamera, sensör ve yapay zeka teknolojisi sayesinde Amazon, sizin hangi ürünü alıp çantanıza attığınızı, hatta hangisinden vazgeçip geri yerine koyduğunuzu takip edebiliyor. Ve mağazadan çıkar çıkmaz ürünlerin toplam ücreti kredi kartınızdan kesiliyor.

Böylece hem hızlı, hem de kolay, hiçbir sıra beklemeden işinizi hallediyorsunuz. İşte burada müşteriye sağladığınız kolaylık ve fayda öne çıkıyor. Böyle bir marketi kullanmayacak kimse yoktur. Online alışverişten bile daha kolay ve hızlı bir deneyimden bahsediyoruz.

Kasiyersiz market konseptinin altında ciddi ve pahalı bir teknoloji yatıyor ve bir anda her yere yayılması kolay değil. Açılan ilk mağaza Seattle’da Amazon’un genel merkezinin alt katında yer alıyor. Amazon’nun yeni marketler açma konusundaki stratejisi çok net olmasa da teknoloji ucuzladıkça, sistemin tüm dünyaya yayılması kaçınılmaz.

Teknoloji fırsatlarla beraber riskler içeriyor

Yaşanan deneyimin arkasındaki teknoloji müthiş. Bize sunduğu fırsatlar harika. Ama her şey toz pembe değil. Sadece ABD’de marketlerde çalışan 3,5 milyondan fazla kasiyer var. Üstelik bu teknoloji sadece marketlere değil, tüm perakende sektörüne yönelik bir teknoloji. Bugün marketlerde kullanılmaya başlanan kasiyersiz konsept bir kaç yıl içinde, tüm dünyada pek çok alışveriş merkezinde, mağazalarda kullanılabilir.

Amazon’un depolama alanlarında paketleri taşımakla görevli, binlerce Kiva robotuyla çalıştığını biliyoruz. Bu robotların pek çok insanı işsiz bırakabileceği söylemlerine karşı Amazon, “Bu endişenin yersiz olduğu, robotlarla çalıştıkça, verimliliğin artığı ve daha farklı alanlarda çalışanlara ihtiyaç duyulduğu” bilgisini veriyordu.

Teknoloji yarattığı fırsatlarla beraber yakın gelecekte pek çok büyük sektörde bu tarz dönüşümlere de sebep olacak. Bu noktada da Amazon gibi inovatif şirketler koşar adım ilerlemeye devam ediyorlar. Ülkelerinin ekonomilerine de katma değer katıyorlar. Bu tarz yıkıcı dönüşümlerle başa çıkmanın en temel yolu, bu dönüşümü yaratanlardan biri olmakta yatıyor.

Kaynak: www.cnnturk.com

En Değerli Gelişmeleri Size İletmek İstiyoruz

Mail listemize abone olun!

Son bir adım kaldı. E-postanızı kontrol edin. (Gmail kullanıcısıysanız "promotoions" kısmına bakabilirsiniz.

Ops! Bir hata aldık, tekrar deneyebilir misiniz?

Genç Girişimciler Silikon Vadisi’ne Yelken Açıyor

Genç girişimcilerle bir araya gelmek, onların enerjisiyle, hayata pozitif bakış açılarıyla ilham almaktan çok keyif duyuyorum. Bugün de sizi Türkiye’den Silikon Vadisi’ne uzanan genç bir girişimciyle ve onun yarattığı platformla tanıştıracağım.

Demirhan Erim, ortağı Can Poyrazoğlu ile birlikte 2016 yılında uLouder’ı ABD Delaware’de kuruyor. Çoğunluk Türkiye’den olmak üzere San Francisco, Porto, Londra, Toronto’nın dahil olduğu dünyanın çeşitli bölgelerinden kullanıcılarla ciddi bir organik büyüme yakalıyorlar. Girişim 2017 yılının Haziran ayında Türkiye’den TRANGELS ve ayrıca Hüseyin Karayağız’ın lider yatırımcılığı üstlendiği 6 şahıs yatırımcıdan yatırım alıyor. Şimdi de dünya çapında büyük bir yatırım sürecine hazırlanıyor.

Platformun kurucularından Demirhan Erim’le bir araya geldim ve yarattıkları platformun detaylarını, yurt dışında girişimci olmanın farkını, zorluklarını ve avantajlarını konuştum.

Genç yaşta ailenden uzak hayalinin peşinde koşan bir idealist olarak görüyorum seni?  Pek çok gencin hayalini yapıyorsun sanki şu anda. Nasıl çıktın bu yola? ABD’de iş kurmak kolay mı?

Bu yola önce değerli kardeşim Can, sonrasında ise aramıza katılan Eren ile aynı hayali paylaşarak ve dünyayı değiştirmeyi amaçlayarak çıktık. ABD’de iş kurmak ülkemizde kurmaktan çok daha kolay.

Her ne kadar uzakta iş yapıyor olsam da ben sadece ailemle birlikte daha adil bir dünyada yaşamayı hayal ediyorum. Hayal ederken işe biraz da detay katarsanız ilk adımlarınızı görmeye başlıyorsunuz. Karşılaşacağınız tüm problemlere de “nasıl çözebiliriz?” sorusunu sorarak yaklaştığınızda bir bakmışsınız Stanford Üniversitesi’nde ders alırken, Silikon Vadisi’nde önemli bir bankanın genel müdürü ile görüşüyorsunuz.

uLouder nedir? Bana faydası ne?

uLouder aslında cebinizde taşıyabildiğiniz bir megafon ve Türkçe anlamı ise “sen daha seslisin”.

Platform üzerinden lokal satış, özel ders, kayıp duyurusu, yemek satışı, haber, spor arkadaşı bulma, köpek gezdirici, komşuluk dayanışması, üniversite içi haberleşme, aynı konuya ilgi duyan insanların buluşması vs. amaçlı ilanlar paylaşmak mümkün. Tabi bu paylaşımlar bölgeden bölgeye değişiklik gösteriyor. Programımızda çeşitlilik mevcut ve renk katıyor.

uLouder size sesinizi duyurma imkanı sunarak çevrenizdeki gerçek insanlar ile sosyalleşmenize olanak tanırken, direklere ve panolara duyuru asarak kağıt israfı yapmak yerine, duyurularınızı dijital yolla hem daha etkin hem de daha çevreci bir şekilde yapmanıza olanak sağlıyor. Böylece çocuklarınıza daha temiz ve sağlıklı bir dünyayı miras bırakabilirsiniz.

Lokal işletmeler için ise bölgesel duyuru imkanı sunarak bölge sakinleri ve işletmeciler arasında bir concierge hizmeti sunulmasını da sağlıyor, iş hacimlerini arttırıyoruz.

Böyle bir girişim fikri nasıl doğar?

Gün içerisinde bazı sessiz çığlıkları duymuyoruz. Bunlardan kimisi bir hastanede kan ihtiyacı olan bir hasta, köpeğini kaybetmiş bir kadın, yazlık bir semtte çocuğunu kaybetmiş bir anne ya da arabasının arkasına park eden araç sahibini bulamadığı için otoparktan çıkamayan bir adam. Hepsi etrafa seslenmek istiyor.

Keşke bir “megafon” olsa da böyle durumlarda etrafa acil duyurularımızı yapsak diye düşündük ve değerli kardeşim Can ile beraber bu megafonu insanların ceplerine sığdırmak için bir aplikasyon olarak işe başladık. Böylece sesi duyulmayan lokal işletmelerden tutun, ders notu arayan çekingen bir öğrencinin bile sesi olabilecek ve herkese söz hakkı tanınan adil bir platform yaratabilecektik, yarattık.

Türkiye’de senin gibi genç girişimciler yatırımcı bulabiliyor mu? Yatırımı bulmak ve işini büyütmek kolay mı?

Türkiye’de girişimciler yatırımcı bulabiliyor fakat yatırım miktarları ABD ile kıyaslanamayacak ölçüde. Bana göre girişimcinin yatırımcıya çok da ihtiyacı yok aslında. Ama ülkemizde girişimler aldıkları yatırımlara göre başarılı sayılıyorlar. Bu sebeple girişimciler yatırıma bir ihtiyaç olarak bakıyorlar, hâlbuki asıl ihtiyaçları bu yatırımı nereye harcayacaklarını planlamak ve ona odaklanmaları gerekiyor.

Bizim ekibimizde, pazarlama ve yazılım bölümlerinde çalışan arkadaşlarımız şirkette belirli bir hisseye sahipler, böylece ekibimizin her bir üyesi maaş için değil şirketimizi yükseltmek, hayallerine ulaşmak için çalışıyor ve giderlerimiz minimumda kalıyor.

Girişimimiz, kendisine paranın yanında çok daha fazlasını katan, ortak konseptleri paylaştığımız değerli Hüseyin Karayağız öncülüğünde 6 şahıs yatırımcı ve bir melek yatırım ağından 2 milyon dolar değerleme üzerinden yatırım aldı. Şu an ise ABD’de 1,5 milyon dolarlık bir yatırım için görüşmelerimiz sürüyor ve sonuçlanmak üzere.

Bu tarz bir platformun gelir modelleri nedir? Nasıl para kazanacak ve ayakta kalacak?

Bir bölgede gerekli yoğun kullanım sağlandığında kişiler harita üzerinde dijital dükkanlarını açabilecek ve ticaret gerçekleştirebilecekler. Vergi şartlarına uygun şekilde mahalledeki küçük esnaf da, özel ders vermek isteyen bir genç de, hatta ev yemeklerini satmak isteyen bir ev hanımı da bu sistemi kullanabilecek.

Böylece uLouder üzerinden gerçekleştirdiği bu ticaretten makul payını alarak ayakta kalacak. Ayrıca uygulama içerisinde satılacak ekstra haklar ile de gelir elde edebiliyor.

Bu tarz bir platformun başka kullanım alanları ne olabilir?

uLouder, konserler, konferanslar ve hatta gece kulüplerinde interaktif bir iletişim sağlamak amacıyla da kullanılıyor. Konserlerde sanatçıdan özel istek ve organizasyon firmasının anlık duyuruları için, konferanslarda soru cevap etkinliğinde zaman tasarrufu sağlamak amacıyla ve gece kulüplerinde ise insanların kendileri arasında sosyal iletişimi için kullanılabiliyor.

Sence Türkiye’de girişimci olmakla ABD’de olmak arasında ne gibi farklar var?

Burada hasta olunca doktora gidiyoruz, orada hasta olmamak için gidiyorlar. Burada işlerimiz bozulunca avukata gidiyoruz, orada işleri bozmamak için gidiyorlar. Orada rekabet desteklenen bir şey çünkü rakibiniz değerlenirken pazar değerlendiğinden sizler de değerleniyorsunuz.  Buradaysa rakibe farklı bir gözle bakılıyor.

Orası daha paylaşımcı olduğundan bilgi alışverişi ücretsiz ve insanların girişiminizi desteklemesi siz zengin olun diye değil daha güzel bir dünya oluşsun diye. Bu da girişiminizi evrensel yapıyor. Ülkemizde girişimler hep şahıs işleri olarak algılanıyor ve bu yüzden de yatırımcı ile girişimciler arasında çatışmalar yaşanabiliyor. Ayrıca kapital ve hukuksal anlamda tecrübeli bir bölge olduğundan Silikon Vadisi’nde işleriniz daha çabuk ve daha etkin ilerliyor.

Bundan sonrası için hedefin ne? 

Los Angeles ofisimizi açtıktan sonra Türkiye dahil olmak üzere 7 farklı ülkede eş zamanlı başlayacak bir pazarlama planıyla bu adil platformu daha fazla insan ile paylaşmayı amaçlıyoruz. Şu anda da uygulama marketlerinde kullanıma açık olan programımız için bazı global firmalar ile iş birliği için görüşüyoruz.

Sokaklarda asılan kağıt duyuruların yerini almayı ve daha temiz sokaklar bırakmayı hedefliyoruz. Büyük firmaların gölgelerinde kalan küçük işletmelerimizin seslerinin daha çok duyulmasını sağlamayı ve iş hacimlerini arttırmayı amaçlıyoruz.

Biraz da gelecek öngörüsü alayım senden? Dijital dünyayı nasıl bir dönüşüm bekliyor sence?

Dijital dünya fazla hızlı ilerliyor. Şimdiden yapay zekanın insanlığa karşı olumsuzluk getireceği tartışmaları başladı bile.

Benim şahsi görüşüm bazı matematikçilerin çizdiği grafiklerden ve Moore’s yasasından bağımsız bir şekilde teknolojinin azalarak değişeceği yönünde. Tüm bu hesaplamalarda mühendisler insanların duyguları, değerleri ve her birinin sınırları olduğunu unutuyorlar.

Eğer insanlarımız uyutularak robotlaşmaz ise; teknolojiyi kendi istekleriyle, değerlerine sahip çıkarak kullanacak ve dünyayı mühendislerin rakamlarla yönetmesine izin vermeyecektir. Bunun yerine insanlığın kendi kendini merhametli ve adil bir şekilde yöneteceğine inanıyorum.

Çok teşekkür ederim bu güzel sohbet için.

Ben teşekkür ederim.

En Değerli Gelişmeleri Size İletmek İstiyoruz

Mail listemize abone olun!

Son bir adım kaldı. E-postanızı kontrol edin. (Gmail kullanıcısıysanız "promotoions" kısmına bakabilirsiniz.

Ops! Bir hata aldık, tekrar deneyebilir misiniz?

GELİŞMELERİ
KAÇIRMAYIN!
Haftalık bültenimize
ücretsiz kaydolun!
BİZE KATIL
close-link
GELİŞMELERİ KAÇIRMAYIN
Haftalık bültenimize ücretsiz kaydolun, sizi gelişmelerden haberdar edelim.
BİZE KATIL
close-link








Önümüzdeki yıllara
damgasını vuracak
trendleri derledik.
Raporu İndir

*Ücretsizdir.
close-link

MARKETING MEETUP 2018



Türkiye'nin en değerli konferans içeriğini, Erken Kayıt indirimi ile takip edin!
Erken Kayıt Fırsatı
close-link












Türkiye'nin en değerli konferans içeriğini, Erken Kayıt indirimi ile takip edin!
BU ETKİNLİKTE OLMALIYIM
19 Nisan'da Uniq Istanbul'da Sophia'nın da katılımı ile Marketing Meetup'ta buluşuyoruz.
close-link