Arama Ağı Kampanyalarında ROI Yükseltme Önerileri

Herkese Merhaba! Bu yazımda Arama ağı kampanyalarında ROI’lerimizi yükseltirken ilk olarak nelere bakmalı ve ne tür çalışmalar yapmalıyızla ilgili sizleri bilgilendirmeye çalışacağım.

Öncelikli olarak önerim hesabınızındaki ROI’si yüksek olan kelimeleri tespit etmeniz. Sonra bu kelimeleri türetmeye çalışıp tekrar hedeflemeniz. Anahtar kelimelerimiz arama ağı kampanyalarımızın temelini oluşturur. Bu yüzden çok önemli. Ayrıca roi’si yüksek kelimelerinizin arama terimleri raporundan tetiklemiş olduğu, ilgili kelimeleri de reklam grubuna ekleyin ya da onları özel reklam grupları altına alarak doğrudan hedefleyin. (farklı bir düşüş sayfası kullanabilecek ya da metni özelleştirebilecekseniz mutlaka ayrı gruplara alın)

Bazı kelimeler dönüşüm getirmiyor olsa bile, dönüşüm patikatısında geçiyor ve dönüşüm getiren başka kelimeleri asiste ediyor olabilir. Aşağıdaki örnekte dönüşüm sadece n11’e yazılır. Eğer harley davidson bot kelimesinin katkısını göz ardı edersek yanlış bir optimizasyon yapmış oluruz. Bu tür bir değerlendirme ile yapılan optimizasyonlar  uzun vadede n11 aramalarından gelen dönüşümlerin azalmasına yol açacaktır.

Sütunları özelleştir kısmından desteklenen dönüşümler ve desteklenen dönüşüm değerleri verilerini hesabınıza ekleyin. Yeteri kadar tıklama almış kelimelerden hiç dönüşüm getirmemiş ve dönüşüm desteklememiş kelimeleri durdurun.

Dönüşüm oranlarından ve ROI’sinden memnun olduğunuz kelimelerin görünürlüğünü arttırmak için gerekliyse tekliflerini kademe kademe yükseltin ve reklam pozisyonunuzu iyileştirin. ROI’niz kabul edilebilir seviyede olduğu sürece bütçeden ve sıralamadan dolayı gösterim kaybınızı minimize edene kadar tekliflerinizi arttırın.

Reklam gruplarınızda en az iki farklı reklam metni varyasyonu kullanın. Yeterli tıklamayı aldıktan sonra düşük performanslı reklam metnini durdurun. Aşağıdaki örnekte kullanıcıların, ücretsiz kargoya mı, indirimli fiyata mı yoksa peşin fiyatına taksit imkanına mı daha çok ilgi gösterdiklerini test ettik. Reklam metni varyasyonlarında tamamen farklı yapılar türetmektense tek bir şeyi değiştirerek kullanıcıların neye tepki gösterdiğini keşfetmeye çalışın.

Son 30 ya da son 60 gün için arama terimleri raporunu çekin. Önceliği en çok harcayan kampanyanıza verin. İlgisiz kelimelerin temalarını keşfedin ve bunları geniş eşleme olarak negatifleyin.

Örneğin buzdolabı satışı yaptığınız bir reklam grubu tamir hizmeti sunmamanıza ragmen, buzdolabı tamiri gibi bir kelimeyi tetiklemişse, bu kelimeyi tam eşleme olarak negatiflemek yerine, tamir kelimesini geniş eşleme olarak negatifleyin. Böylece daha sonradan gelebilecek başka ilgisiz aramaları da önlemiş olursunuz. Daha az gereksiz maliyet daha yüksek ROI olarak bize geri dönecektir.

Ayarlar ve Yer adımlarını izleyerek reklamlarınızın tetiklendiği coğrafi yerleri inceleyin. Böylece hangi şehirden ne kadar tıklama aldığınızı görebileceksiniz. Maliyetleri yüksek olan ama size dönüşüm getirmeyen illeri hariç tutabilir ya da tekliflerini düşürebilirsiniz. Benzer şekilde iyi dönüşüm getiren iller içinde özel teklif ayarlamaları yaparak buradaki potansiyelinizi arttırmaya çalışabilirsiniz.

 

İnceleme uzantılarını kullanmaya çalışın. Almış olduğunuz ödüller ya da göstermiş olduğunuz başarılar ile ilgili 3.taraf görüşleri tıklanma oranlarınızı önemli ölçüde arttıracaktır. Bu da size yüksek kalite puanı ve düşük tıklama başı maliyetler olarak geri dönüş yapacaktır.

Kullanıcıların üçüncü taraf görüşlerine önem vermelerinin dışında bir inceleme uzantısı ek bir satır olarak arama ağı sonuçlarında daha fazla yer kaplamanıza yol açacaktır. Bu da daha fazla dikkat çekeceğiniz anlamına gelir.

İyi performans gösteren reklam metinlerinizi inceleyin ve bu metinlerin ana temalarını performansı düşük metinlerinize de entegre etmeye çalışın. Sunmuş olduğunuz avantaj ya da harekete geçirici ifadeler gibi.

Tam işlevli tarayıcılara sahip mobil cihazların göstermiş olduğu performansı bilgisayar ve tabletlere göre karşılaştırın. Sonuçlara göre mobil tekliflerinizi mutlaka optimize edin.

Uyarı alarmları oluşturun. Örneğin ROI’sinden memnun olduğunuz bir anahtar kelimenin ortalama reklam konumunun 2.5 olduğunu varsayalım. Google’a bu reklam konumu 2.5’un üstüne çıktığında size bilgilendiren bir mail göndermesini söyleyebilirsiniz. Böylece performans kaybı yaşamadan hemen müdahale edebilirsiniz. İlgili anahtar kelime ya da kelimelerinizi seçtikten sonra izlemeniz gereken adımlar;

Otomatik > E posta göndermek için zaman koşulu > Gereksinimler > Performans > Ort. Konum > Şundan daha kötü > 2.5

Sistemin ortalama konumu kontrol etmesi ve size bilgilendirmesi için zaman seçmeniz gerekli. Günlük, haftalık, aylık ya da bir kerelik yaptırabilirsiniz. Örneğimiz özelinde günlük olması en ideali. Yine müdahale edebileceğiniz bir zaman dilimine göre saat de seçmeniz gerekli.

 

Eğer hesabınızda çok sayıda anahtar kelime hedefli ise ilk sayfa teklifinin altında kalıp gösterim alamayan kelimeleriniz olabilir. Bunları gözden kaçırıyor olabilirsiniz.

Anahtar kelimeler > Otomatik > Tekliflerin ilk sayfa TBM’sine yükseltileceği durumlar > Durum > İlk sayfa teklifinin altında

Yine sistemin kontrol etmesi ve aksiyon alması için bir zaman sıklığı belirtmeniz lazım. Bu işlemi günlük olarak seçeceğiniz saat’e göre aynı günün verisine ya da bir gün öncenin verisine göre yaptırmanız ideal olandır. Kabul edebileceğiniz üst sınır bir cpc sınırı koymanız da mümkün. Ayrıca alınan aksiyonla ilgili size bir bilgilendirme maili gelmesini de sağlayabilirsiniz.

Yapılabilecek çok daha kompleks analiz ve optimizasyon teknikleri mevcut tabii ki. Ama bir çok hesaba uyarlayabileceğimiz en genel optimizasyon teknikleri arasında bunlar yer almaktadır. Bu çalışmaları doğru bir şekilde gerçekleştirdiğinizde bütçenizi daha verimli kullanmış olacağınızı düşünüyorum.

Sonrasında farklı analiz ve optimizasyonlara da giriş yapabilirsiniz. Umarım yazı faydalı olmuştur!

 

En Değerli Gelişmeleri Size İletmek İstiyoruz

Mail listemize abone olun!

Son bir adım kaldı. E-postanızı kontrol edin. (Gmail kullanıcısıysanız "promotoions" kısmına bakabilirsiniz.

Ops! Bir hata aldık, tekrar deneyebilir misiniz?

Doğuş Grubu ve Güney Kore’li SK Grubun birlikte hayata geçirdiği pazar yeri girişimi n11.com’da Kıdemli Dijital Kanallar Yöneticisi olarak çalışan Aykut, daha önceden de Doğan Online bünyesindeki hepsiburada.com, yenicarsim.com, daybuyday.com ve altincicadde.com gibi sitelerin dijital pazarlama faaliyetlerinin yürütülmesinde görev aldı. Google AdWords, Google Analytics ve Facebook kalifikasyon sertifikalarına sahip olan Aykut, SEM Akademi bünyesinde AdWords eğitimleri vermekte ve sektörel yazılar yazmaktadır.

Bir Cevap Yazın

Aşırı İletişimden Zafiyet Geçireceğiz !

“Bir tefritten kalkıp bir ifrata varma” deyimini bilenleriniz varsa, günümüzdeki pazarlama iletişiminin de geldiği nokta tam da bu…

Yıllar önce teknoloji henüz bu kadar devleşmemiş ve geleneksel medya revaçta iken, gazetelerin en önemli satış politikası ya doğrudan tencere – tava dağıtmak ya da kupon biriktirip birşeyler satarak gazete tirajlarının artmasını sağlamaktı. O dönemlerde sözcükler azdı ve pazarlama adına bu kadar süslü cümleler kurulamıyor, zaten kurulsa da bu cümleleri aynı anda bütün dünyaya yayacak iletişim araçları kısıtlıydı. Kelimenin tam anlamı ile, aslında bugün bildiğimiz manada pazarlama diye birşey yok veya yok denecek kadar azdı.

Talep çok, arz ise azdı. 1900’lü yıllara gelinceye kadar üretim oldukça önemli ve işletmeler de ürün odaklı idi. 1950’li yıllara gelindiğinde ise işletmeler satış odaklı hale geldi veartık müşteriler “ne bulursam, onu alırım” diyorlardı. 1980’li yıllar ürün ve hizmet çeşitliliğinin müşterilerin genel eğilimini “neyi alabilirsem onu alırım” biçiminde değişti. 1990’lı yıllara gelindiğinde ise müşteri ilişkileri ve çift yönlü iletişim kavramı ön plana çıkmaya başladı ve müşteriler de “neyi istiyorsam, onu alırım” özgürlüğü ile hareket etmeye başladılar. Nihayet 2000′li yıllara gelindiğinde ise, müşteri yönelimli bakışı ortaya koyan, müşteri ilişkileri yönetimi oluştu.

Üretimin az olduğu yıllarda, işletmeler için de pazarlama kavramı doğal olarak önemli değildi ve müşteri ile iletişim minimum orandaydı. Tüketici açısından da aslında daha sade bir dünya vardı. Markaların henüz bu kadar bağırmadığı ve sözcüklerin anlamı ile bu kadar oynanmadığı dönemde, tüketici önce ihtiyacını belirliyor, sonra alternatiflere bakıyor ve en sonunda da cebindeki paraya göre hareket ediyordu. Aslında bugün de öyle!

1980’lerde “Serbest Piyasa Ekonomisi” ile Kapitalist düzenin getirdiği o daha çok satmak ve daha çok kazanmak içgüdüsü ile hareket eden işletmeler için pazarlama ve satış yönetimi her geçen gün daha fazla önem kazanmaya başladı ve artık markalar “kim daha çok reklam yapar ve sesini duyurursa, o kadar çok satar” mantığı ile hareket etmeye başladılar. Hal böyle olunca da, bir süre sonra etrafı saran reklam ve sözcükler bulutunun içinden “beni al” diye seslen markalara karşı, tüketici daha da kararlı ve çekingen hale geldi. Herşeye rağmen büyük bir umutla reklam bütçelerini her yıl neredeyse ikiye katlayan işletmeler ise tüketicideki kararlılık yüzünden kısır döngüye girmeye başladı. Çünkü iletişim adına yapılan ve asıl amacı satış olan bu sözcük bombardımanı, tüketicinin beynine ve daha da önemlisi kalbine girmek için yeterli değildi ve tüketicinin kararını değiştirmek hiç bu kadar zor olmamıştı.

Teknoloji ile dünya artık çok küçük. Her türlü erişimi – iletişimi, sorunsuz ve sınırsınız yapmaya muktedir olan teknoloji sayesinde “hareketsiz ve görünmeyen müşteri” sayısı her geçen gün artıyor. Mağazaya gitmeden alışverişlerini istedikleri gibi yapıp, ürünlerini evlerine kadar getirten bu müşteriler konforun doruğunda yaşıyor.

Bugün tüketiciler olarak bizler, artık radyo ve televizyonda reklam görmek istememeye, reklam olan kanalları el çabukluğu ile değiştirmeye, satış amaçlı gönderilen e-posta ve sms’leri silmeye, bir satış temsilcisine telefon numaramızı vermekte imtina etmeye başladık.

BİZLER artık özgür olmak istiyoruz. İletişimin bu kadar yoğun ve iletişim kanallarının birinden kaçarken diğerine yakalandığımız bu dünyada, tek istediğimiz basitlik ve sadelik.

Sevgiyle kalın,

 

 

 

 

En Değerli Gelişmeleri Size İletmek İstiyoruz

Mail listemize abone olun!

Son bir adım kaldı. E-postanızı kontrol edin. (Gmail kullanıcısıysanız "promotoions" kısmına bakabilirsiniz.

Ops! Bir hata aldık, tekrar deneyebilir misiniz?

“Sineztezik” Marka Yönetme: Satın Almanın Doğasına Dair İlham Verici Şeyler

İnsanlar neden alışverişe gitmek için Hummer jip satın alırlar? Dijital saatlerin başarısızlığının altında hangi şifre yatıyor? Kahve bilinçaltımızda yerini bulduğunda kaç yaşındaydık? Satın alma kararında “fiyat”, bir sebep mi yoksa bir mazeret mi? Müşteri sadakati”nin bilinçaltındaki şifresi nedir?

Yıllardır gerçekleştirdiği özgün araştırmalarla tüketici zihnini çözmeye çalışan Clotaire Rapaille, perakendede bilinçaltının şifrelerini şu şekilde açıklıyor: ‘Sadakat. Her zaman orada olması sadakati doğurur. Bu nokta anneyi çağrıştırır. Alışveriş yaşamla bağ kurulmasıdır. Bu tıpkı baştan çıkarma gibidir. Satın alma ise hedefi vurmaktır. Düşmanı öldürme, puan kazanmaktır. Alışveriş ve satın alma arasındaki fark çok iyi anlaşılmalı. Satın almada, sperm yumurtayı böler, döllenir. Anne artı baba eşittir bebek. Alışveriş ise bu döllenmeden önceki bütün süreç ve eylemlerdir.’

Rapaille, alışveriş ve satın almanın doğasına ilişkin ilham verici bir değerlendirme yapmış. Bunu bir kenara koyalım, bir hatırlatmayla devam edelim.

Nasıl unutulur? Merhum Sakıp Sabancı, elinde bir torba çayırlarda koşarak hava topluyordu. O yıllar, Sakıp Sabancı’nın Türkiye’de ilk kez pet şişelerde su satışı yapması, Oğuz Aral’ın Gırgır’ına bu şekilde yansıyan işte söz konusu eleştiriydi. Su da satılır mıydı canım?

Peki, soralım. 29 yıl önceki bir karikatür bugün gerçek mi oluyor?

Çinli bir “çevreci” yardımsever girişimci zengin Chen Guangbiao, teneke kutularda oksijen satışı yapıyor. Guangbiao, 15 Eylül itibarıyla Pekin, Şanghay, Guangcou kentlerinde bu satışı başlattı. Başlangıçta herkes dalga geçmişti ama özellikle Pekin’deki anormal hava kirliliği tavan yapınca ve hava kirlilik oranları “istatistik ötesi” çıkmaya başlayınca, Bay Çın uygun “satış ortamını” nihayet bulmuştu. Bu açıkça bir duygunun sonucuydu. Değişimle gelen bir ihtiyacın sonucu.

Tüketiciye dair her şey, dolayısıyla pazara dair her şey hareket halinde!

Değişimi okumak zordur da, zamanında okumak daha da zordur. İşletme gurusu Richard Pascale, buna ilişkin “Çevremizde çok büyük değişimler yaşıyoruz. Ben böyle bir ortamda uzun süreli dengede kalan organizasyonların büyük sorularla karşılaşacağına inanıyorum” diyor. Biz buna “yeni gerçekler” diyoruz. tüketiciden, çevresel koşullara; politikadan, pazar ortamlarına, her şey sürekli hareket halinde. Dünya büyük bir dönüşümden geçiyor, tüketici eğilimleri değişiyor, rekabette yeni koşullar ortaya çıkıyor. Tüketici segmentleri ve tanımları değişiyor. Eskiden gelir ve mesleğe göre talep analizi yapılır ve ürün yelpazesi dar tutulurdu. Gelecekte yaş grubu, cinsiyet, coğrafi bölge, dünya görüşü, hayat tarzı (life-style) ve meslek gibi çok sayıda segmentasyon kriterine göre ürününü farklılaştıranların ve çeşit sayısını arttıranların pazar payı yükselecek. Yeni dönemde ekonomi yönetimleri, küreselleşmenin salgın krizlerine ve iç piyasalarda yarattığı dalgalanmalara karşı daha deneyimli ve hazırlıklı olacak. Erken uyarı sistemleri ile dünya ekonomisini ve rakiplerimizi yakından izleyeceğiz. Böyle bir ortamda eski iş yapış şekillerine ve yaklaşımlara sahip olmak, gelecek için ciddi riskler taşıyor. Riskin asıl taşıyıcısı da satış oluyor aslında. Herkes herkese bir şeyler satmaya çalışıyor. Ali bile topu satmaya çalışıyor. Ama nasıl?

Bunun en iyi cevabı şu olabilir: Tüketicinin kendisini dikkate alarak. Şöyle diyelim: Geçen yüzyılda işin merkezi firma yönetimiydi ve “arz” önemliydi. Bu yüzyılda firmanın sunumu yerine, pazarın çekimi ön plana çıkıyor artık. Pazarın çekiminde başrolü tüketici oynayacak, burası kesin. Bu süreç başladı da. Yeni dönemde tüketiciyi hedefteki pasif bir “av” gibi görme yaklaşımı geçerliliğini kaybetti. Tüketici, dizayn, üretim ve dağıtım aşamalarını artık izliyor ve bu aşamalarda söz sahibi olmak istiyor. Berlin ve Brüksel’de insanlar ürünlerin ne koşullarda ve kimler tarafından üretildiğini de dikkate alıyorlar. Tüketicinin bu gibi konularda bilincini ve duyarlılıklarını arttırmak, marka seçerken bunu da dikkate almalarını sağlamak hedefleniyor. Yani onların duyguları hedefleniyor. Böyle olunca da markaların duyguların odağında yaratılma vizyonu gerçek bir önem kazanıyor.

Sinestezik marka ne demek ?

Bu markaları bir nevi “sinestezik” davranmaya zorluyor. Sinestezi, Yunanca kökenli bir kelime olup “birleşik duyu” anlamına gelmektedir. Sinestezisi olan insanlarda, herhangi bir duyunun uyarımı otomatik olarak başka bir duyu algısını tetiklemektedir. Bu anlamda sinesteziyi duyuların birleşmesi anlamında kullananlarda var. Bir anlamda sinestezik bir kişi, duygusal algılamaları karıştırarak görüyor. Öyle ki bazı sinestezikler için S harfi mavidir, bazısı havuzdan akan su sesini keman sesi olarak düşünür. Bir sinestezik balıkların şeker tadında olduğunu da düşünebilir. Sinestezik için her şey normalken, bizim için ilham verici olan duygulanımın varlığı ve gücüdür. Sadık bir markanın yarattığı duygulanım, bu duygulanım sonucunda ortaya çıkan bağ, sarsılmaz bir bağdır.

Unutmayın, duygu yoksa hatırlanacak bir şey de olmaz. Kültür Kodu kitabıyla tüm dünyada yüksek düzeyli bir tanınırlığa ulaşan Clotaire Rapaille hatırlamanın aracının duygular olduğunu söylerken öğrenmenin yoluna vurgu yapar. Ardından da tekrarlarla pekiştirme süreçleri devreye girer. Clotaire, eski bir Fransız âdetinden bahseder bu noktada. Bundan birkaç yüzyıl önce Fransız köylüler, erkek çocuklarını 18 yaşında sahip oldukları arazinin sınırını belirleyen dört farklı noktaya götürürlermiş. Sonra da bu dört noktada çocukları döverlermiş. Sadece hatırlasınlar diye. Sahip oldukları toprakların sınırlarını hatırlasınlar diye. Öğrenmek önemli. Pekiştirmek önemli. Hatırlamak önemli. Ali’nin topu rahatça (!) satması için de tercih aşamasında beynimiz önce hatırlamak ister. Daha sonra sayısız hatıra ve duyguyu tarar, ardında tepki üretir.

Al & Laura Ries’ın Marka Yaratmanın 22 Kuralı kitabında duygular olmadan satışın olamayacağını anlatırken yayılma kuralından bahseder. Yayılma kuralı bir anlamda tüketicilerin zihninde güçlü bir marka yaratmak için marka alanını çok genişletmemek gerektiğinden; markanın yayıldığı alanın genişlemesinin marka gücünün azalmasına neden olacağından bahseder. Değerler inançları; inançlar tutumları; tutumlar, davranışları etkiler. İknanın temeli de budur. Bu nedenle Ali’nin topu satması için duygu bağlantısı önemlidir. Ayrıca duyguları kapalı kapılar ardında tutamazsınız. Bugün markaların tüketicilerle duygusal bağ kurması şart. Duygular satışın merkezinde olmalı. Duygular insanların satın alma davranışını birebir etkiliyor. Hatta çoğu durumda duygular, düşüncelerden önce geliyor ve daha hızlı yayılıyor. Bu nedenle de duygulara yatırım yapmalısınız. Duygusal bağ kurmak, rasyonel düşüncelerden önceliklidir. Tasarım, ambalaj ve kullanılabilirlik gibi özellikler, tüketicileri markaya çekme konusunda çok önemli bir yere sahiptir, Markaların atması gereken ilk adımlardan biri; tasarımla kişilerde heyecan, güven, neşe, vb. olumlu duygular yaratmaktadır. Bu olumlu duygulardır firmaların satış formasyonunu rahatlatan. Açıkça duyguları ölçemezseniz, markaları yönetemezsiniz. Artık markalar, tüketiciler için vitrine bazı duygular ile ilişkilendirilerek hatta o duygular ile tanımlanarak çıkmaktadır. Böylece satın alma işlevi para ile alışveriş yapmanın dışında, iyi hissedilen duyguların iyi hissettiren markalar tarafından satın alınması söz konusu olmaktadır. Bu noktada da aslında aşkla yaratılan markalar görünüyor.

Düşünsenize, 1942’de Coca-Cola “Coca-Cola’ya benzeyen tek şey Coca-Cola’nın kendisidir. Coca-Cola, gerçektir” başlıklı bir reklam kampanyası başlattı. Tüm bu kurallar ile birlikte duyguların devreye girmesi ve bu şekilde tüketici ile diğer markaların ulaşamayacağı bağların kurulması duygular ve markalama için en önemli etkenlerden biri oldu. Markalar temelde aynı fonksiyonel özellikleri verirken, ürünler standartlaşırken, tüketici de uyandırdıkları duygu ve bu duygunun sürekliliği konusunda tercih nedeni olmaktadır. Ya da Beetle’lar uzun süre popülerliğini korudu. Çok daha hızlı, teknolojik olarak daha ileri modellerin çıkması, “vosvos severleri” tutkularından vazgeçiremedi. VW fanatikleri, bütün dünyada zaman zaman bir araya gelmeye devam ediyorlar. Ya da Nikon kullanıcıları dijitalleri çıksa da manuel modellerini hâlâ bir değer olarak evlerinde saklıyorlar. Apple tüketicileri için bir sanat harikası olarak algılanıyor ve direkt PC kavramını kafadan reddetmelerine neden oluyor. Bunlar ihtiyacın bilgisel değil transformasyonel güdülerinin karşılanmasını ve tüketicinin algısında ihtiyacı olan “yaratılan mutluluğu” temsil ediyor. O yüzden birçok marka bu bahsi geçen markaların bir sınıf altında kalıyor.

En Değerli Gelişmeleri Size İletmek İstiyoruz

Mail listemize abone olun!

Son bir adım kaldı. E-postanızı kontrol edin. (Gmail kullanıcısıysanız "promotoions" kısmına bakabilirsiniz.

Ops! Bir hata aldık, tekrar deneyebilir misiniz?

GELİŞMELERİ
KAÇIRMAYIN!
Haftalık bültenimize
ücretsiz kaydolun!
BİZE KATIL
close-link
GELİŞMELERİ KAÇIRMAYIN
Haftalık bültenimize ücretsiz kaydolun, sizi gelişmelerden haberdar edelim.
BİZE KATIL
close-link








Önümüzdeki yıllara
damgasını vuracak
trendleri derledik.
Raporu İndir

*Ücretsizdir.
close-link