AdWords Search Kampanyalarında Bütçe Optimizasyonu Nasıl Yapılır?

Bir çoğumuz doğru bir AdWords kurgusu kurabilmek adına çok sayıda kampanya oluşturur ve bütçelendiririz. Buna karşın çoğumuzun sınırsız bir bütçesi yoktur. Doğal olarak kampanyalar arasındaki bütçe dağılımını doğru bir şekilde sağlamak oldukça kritiktir. Doğru metrikleri takip ederek hangi kampanyadan bütçe kısıp hangi kampanyaya bütçe aktaracağımızı hızlı ve pratik bir şekilde analiz edebilmemiz performans artışı sağlamak adına çok önemlidir.

Bu çalışmaları yapmadan önce ise kampanyalarımızın mevcut bütçeleri ile ulaşabilecekleri erişimin ne kadarını elde edebildiklerini de biliyor olmamız gerekir.

Kampanyalar sekmesinde, Sütunlar>Sütunları değiştir adımlarını takip ederek, Rekabet ölçümleri altından Arama Ağı Gösterim payı ve Arama Ağı Kaybedilen Gösterim Payı (bütçe) metriklerini sütunlarınıza ekleyin. Buradan mevcut bütçenizle kampanyanız altında hedeflediğiniz kelimelerdeki alabileceğiniz gösterimin yüzdelik dilim olarak ne kadarını elde ettiğinizi görebilirsiniz.

Yine kampanyalar sekmesinde, grafik bölümde rekabet “ölçümleri altında” Arama Ağı Kaybedilen Gösterim Payı (bütçe) metriğini takip ederek, bütçe’den dolayı hangi günler kaybınızın arttığını görüp o tarihleri daha detaylı analiz edebilirsiniz. Belki bazı gün ya da haftalar rekabet çok daha fazla yükseliyor ve artan tıklama başı maliyetlerle birlikte gösterim kaybınız artıyor olabilir. Bu analize göre günlük ve haftalık bütçelerinizi daha verimli olacak şekilde planlayabilirsiniz. Rekabetin arttığı zaman dilimlerinde belki de bazı kelimelerinizde tıklama başı tekliflerinizi ve reklam sıralamanızı düşürerek, harcamanın daha büyük bir kısmını sizin için daha önemli anahtar kelimelere aktarmanız gerekebilir.

İş modeli ve hedeflerinize göre takip etmeniz gereken metriklere karar verin. Farklı tutarlarda ürünler satan bir E-ticaret sitesi için ROI değeri doğru bir metrik olacaktır. Bu değeri sütunlarda kendimiz oluşturabiliriz.  Sütunlar>Sütunları değiştir >Özel sütunlar adımlarını izleyelim. Aşağıdaki formulü girerek ROI değeriniz için bir sütun oluşturup takip edebilirsiniz

Lead toplayan ya da ürün fiyatları tek bir fiyat olan siteler için de dönüşüm maliyeti (Maliyet / Dönüşüm) ya da Dönüşüm oranı metriğini takip etmek doğru bir tercih olabilir. Bu değerlere göre hangi kampanyanızdan bütçe kısıp hangi kampanyanızın bütçesini arttırmanız gerektiğine karar verebilirsiniz.

Kampanyalarınızın hangi saat aralıklarında daha iyi performans göstereceğini ön görmeniz zordur. Bununla ilgili verilere sahip olmanız gerekir. Eğer kampanyanız sınırlı bütçeye sahipse ve reklam yayınlanma yöntemi olarak hızlandırılmış seçiliyse bu verilere doğru bir şekilde erişemezsiniz. Bu durumda olan kampanyalarınız için yapmanız gereken yayınlanma yönteminizi hızlandırılmıştan standarda geçirmektir.

Kampanyalar sekmesindeyken ayarlar sekmesine geçiş yapın. Sütunlar>Sütunları değiştir adımlarını izleyerek Yayınlanma Yöntemi seçeneğini de sütunlarınız arasına ekleyin. Bu şekilde kampanyanlarınızın bütçe durumunu ve yayınlanma yöntemini yanyana görerek hızlı bir şekilde düzenleyebilirsiniz.

Performans doğrultusunda bütçe dağılımını doğru bir şekilde yapabilmek için maliyetlerimizi de kontrol edebilmeliyiz. Bunun yollarından birisi de tıklama başı maliyetlerimizi ve paralelinde reklam sıralamalarımızı kontrol edebilmekten geçiyor.

Bütçe tarafında yaptığımız gibi, sütunları özelleştirirken Rekabet ölçümleri altında Arama Ağı Kaybedilen Gösterim payı (sıralama) metriğini de hesabımıza eklemeliyiz.

Performansı iyi giden kampanyalarınızda sıralamadan dolayı gösterim kaybınız yüksekse bu kampanyalar altındaki anahtar kelimelerin sıralamalarını yükseltmeyi ve gösterim payınızı arttırmayı deneyebilirsiniz. Bunu yaptıktan sonra performansında aynı şekilde devam edip etmediğini mutlaka takip etmelisiniz.

Sıralamadan dolayı gösterim kaybı oranınızı Reklam Grubu ve Anahtar kelime seviyesinde de görebiliyorsunuz. Bu sayede hangi kelimelerin tekliflerini yükseltmeniz gerektiğini kelime özelindeki performanslara göre kolayca tespit edebilirsiniz.

Tabii ki reklam sıralamanızı yükseltmek için yapabileceğiniz tek şey tıklama başı tekliflerinizi yükseltmek değildir. Kalite puanlarınızı yükseltmekte reklam sıralamalarınızı iyileştirecek unsurlardan biridir. Bununla ilgili geçtiğimiz hafta detaylı bir yazı yayınlamıştım. BURADAN okuyabilirsiniz. Eğer kullanmıyorsanız, site uzantıları da reklam sıralamanızı değiştirebilecek bir diğer unsurdur. Mümkün olan tüm site uzantı çeşitlerini kampanya ve reklam gruplarınızda kullanmaya gayret edin.

Sizlerin de bütçe optimizasyonu yaparken kullandığınız belirli yöntem ve stratejiler varsa bu yazının altına yorum olarak paylaşabilirsiniz.

En Değerli Gelişmeleri Size İletmek İstiyoruz

Mail listemize abone olun!

Son bir adım kaldı. E-postanızı kontrol edin. (Gmail kullanıcısıysanız "promotoions" kısmına bakabilirsiniz.

Ops! Bir hata aldık, tekrar deneyebilir misiniz?

Doğuş Grubu ve Güney Kore'li SK Grubun birlikte hayata geçirdiği pazar yeri girişimi n11.com'da Kıdemli Dijital Kanallar Yöneticisi olarak çalışan Aykut, daha önceden de Doğan Online bünyesindeki hepsiburada.com, yenicarsim.com, daybuyday.com ve altincicadde.com gibi sitelerin dijital pazarlama faaliyetlerinin yürütülmesinde görev aldı. Google AdWords, Google Analytics ve Facebook kalifikasyon sertifikalarına sahip olan Aykut, SEM Akademi bünyesinde AdWords eğitimleri vermekte ve sektörel yazılar yazmaktadır.

2 Comments

Bir Cevap Yazın

Neyin Nesi: Vidyou ile Ürünleriniz için saniyeler içinde video hazırlayın

Pazarlamada altın kurallardan biri kullanıcının gözüne hitap etmektir. Kullanıcı ürünün özelliklerini uzun uzun okumaktansa resim veya video üzerinden alacağı kıyafeti, evi yada her hangi bir ürünü görsel olarak incelemek istiyor. Hatta günümüzdeki satışların %64’ü video reklamını izledikten sonra direkt satın alma ile sonuçlandırılıyor.

Zaten vakti olmayan, işini hızlıca halletmek isteyenlerin tercihidir online pazaryeri. Bu platformlarda zaman kaybetmek, uzun uzadıya ürünü metinler ile incelemek hem alıcının ilgisini hem de satıcının satış oranını düşürür.

Bu sebepten de web sitelerinde her ürün için ayrı ayrı video yapma derdini ortadan kaldıran, otomatik bir video pazarlama sistemi sunan bir platform var; vidyou

Tek cümleyle nedir vidyou ?
Online olarak satış yapan her şirketin ve pazarlama ekibinin video pazarlamasını hızlı ve kolayca yapan bir sistem.

 

Nasıl kullanılır?

Sisteme kayıt olduktan sonra önce ürün teması seçiliyor, bu temalar üzerine müzik eklenip renkleriyle oynanabiliyor. Daha sonra ürün bilgilerini vidyou sistemi ile eşleyebiliyoruz yada API ile tercihe göre XML veya Excel ile de yükleme yapılabiliyor. Ardından vidyou nun oluşturduğu videoyu aynı anda Facebook, İnstagram ve türlü sosyal medya platformlarında yayına alabiliyoruz.

En  güzeli kullanıcılara kendini özel hisettiren, oluşturulan videolara müşterilerin isimlerinin yüklenebilmesi. Bu sayede daha kişiselleştirilmiş video-mailing oluşturulmuş oluyor.

vidyou’nun avantajları nelerdir ?

 vidyou insight özelliği ile kullanıcılar videolarının kimleri tarafından izlendiğini ve performansını ölçebiliyorlar. Üstelik videoyu izleyenlerin lokasyonuna cihaz bilgisine ve birçok bilgisine ulaşıp, hedef kitlenin alışkanlıkları doğrultusunda pazarlama stratejileri geliştirmek vidyou ile çok basit.

Ayrıca ürünlerin stok durumu, fiyatları ve daha bir çok özelliği güncellendiği zaman, tek tek girip videoları düzenlemek gibi bir derdiniz de olmuyor çünkü vidyou hepsini otomatik yeniliyor.

E-ticaret, gezi/otel/havayolu, gayrimenkul,oyun, finanas, medya ve daha bir çok online satış/pazarlama yapan sektör için videolar ile müşteriye ürünün pazarlamasını yapmak vidyou ile artık sadece saniyeler içerisinde ve teknolojik bir yatırım gerektirmeden oldukça kolay.

En Değerli Gelişmeleri Size İletmek İstiyoruz

Mail listemize abone olun!

Son bir adım kaldı. E-postanızı kontrol edin. (Gmail kullanıcısıysanız "promotoions" kısmına bakabilirsiniz.

Ops! Bir hata aldık, tekrar deneyebilir misiniz?

Yalancı Çoban Hikayesine Dönen Anti-Bildirim Çağı

Teknoloji henüz bu kadar hayatımızın içine yerleşmemişken, onu kullanıp kullanmama ya da maruz kalma süremiz hakkında kendimizi, inisiyatif sahibi olarak görebilirdik. Ancak kabul edelim ki artık, günde yüzlerce mesaja maruz kalmamızı sağlayan bildirimler sayesinde onu ne kadar kullanacağımız ve etkileşimde bulunacağımız konusunda kararı tamamen teknolojinin kendisi veriyor.

Elbette bu noktada teknolojiyi suçlamak çok kolay, ancak sorunun kalbinde salt teknolojinin olmadığını da bilmemiz ve kabul etmemiz gerekiyor. Aslında teknoloji, ne iyidir ne de kötü. Çünkü o, tamamen sizin kullanımınıza göre şekillenir. Fakat şu an görünen o ki durum, kontrolümüzden tamamen çıkmış gibi duruyor. Bu feci gürültü yığını dünyayı konuşmadan önce, dilerseniz bu evrimi nasıl gerçekleştirdiğimize göz atalım.

1971’de, Massachusettsli bir bilgisayar programcısı olan Raymond Tomlinson, günümüz dijital kültürünün kritik bir köşe taşı haline gelebilecek büyük bir görevi geliştirmekle yükümlüydü. ABD hükümeti tarafından desteklenen internetin ilk versiyonu olan ARPANET üzerinde çalışırken, Tomlinson’un kullanıcıların birbirlerine mesaj göndermesine izin vermenin bir yolunu bulması gerekiyordu. Buluşundan önce, mesajlar yalnızca hesapları aynı bilgisayarda olan kullanıcılara gönderilebiliyordu. İşte bu durum, Tomlinson’un şimdi hayatımızın ayrılmaz bir parçası olan “@” sembolünü keşfettiğinde tamamen değişti. Bu akıllıca ekleme, kullanıcıların alıcıların adlarını kullandıkları makinenin adından ayırmasına izin verdi.

E-posta talebinin artması, kısa bir süre sonra, e-postaların gönderilmesi ve alınması için küresel standart haline gelen basit posta aktarım protokolünün (SMTP) oluşturulmasına yol açtı. İlk zamanlar, yaygın bir şekilde kullanılmadı çünkü o zamanlar çok az sayıda kullanıcı sürekli olarak internet erişimine sahipti. Bu devrim aslında, ilk internet özellikli telefonlar yani akıllı telefonlar, pazara ulaştığında tam anlamıyla “start” verdi.

Zamanla, bu bildirimlerin ardındaki zil simgesi hızla basit bir fikrin temsilcisi haline geldi: “Senin için yeni bir şey var. Sen. Sen. Sen.”

2003 yılında Research In Motion (RIM), son kullanıcı ürününde push bildirimini başarılı bir şekilde ticarileştiren ilk şirket oldu. Onların amiral gemisi telefonu olan BlackBerry, yeni bir e-posta aldığında kullanıcıları hemen haberdar etme yeteneğine sahip ilk akıllı telefon olma özelliği taşıyordu. Bu sadece kullanışlı bir özellik değildi aynı zamanda BlackBerry’nin iş dünyasında kitlesel kabulü için kritik bir neden ve markaların uyanışının da başlangıcı oldu.

Rakiplerin bildirimlerin yarattığı itici etkiye sahip potansiyeli fark etmeleri uzun sürmedi. 2008 yılında, geliştirici topluluğuna olan ilginin artmasından sonra Apple, Apple Push Notification Service (APNS) adı altında kullanıma açtı. Bu, iPhone’un kendisinden bu yana mobil işletim sistemlerinde yaptığı en önemli değişikliklerden biriydi.

Zaman içinde bildirimler, sadece akıllı telefonların önemli bir parçası haline gelmedi. Bildirimler artık hayatımızın her alanına nüfus etti: işletim sistemlerinden, uygulamalara ve sonuç olarak web sitelerinin kendilerine kadar sanal dünyada varlığını sürdüren her şey bildirimlerle adeta “ben de buradayım” demenin yollarını buldular. Zamanla, bildirim simgesinin anlamı çok basit ve hayatımızı tamamen ele geçiren bu formun ana fikrine evrildi: Senin için yeni bir şey var.Sen. Sen. Sen.

“Sen” “yeni” kavramı ile birleştiğinde, teknoloji tarihinin en güçlü dopamin kokteyllerinden birini yarattı. Bizler de yalnızca bizim için sunulan bu yeni kokteylleri bayılarak yudumladık. Bu kişisel sistem dikkat ekonomisinde radikal bir değişimin de mimarı oldu: son derece kişiselleştirilmiş içeriği anında sunmak.

O andan itibaren her marka bilgi akışımızda bulunmak istedi. Ardından sahneye yeni bir bildirim türü de dahil oldu. Dikkat yarışması gittikçe daha şiddetli hale geldikçe, büyük oyuncular platformlarına katılımı artırmak için yeni taktikler kullanmaya başladılar. En çok kullandığımız sosyal medya platformlarında, belki de yıllardır görüşmediğimiz arkadaşlarımızın avokado tost resimlerini beğendiklerinden dahi haberdar olmaya başladık. İşte bu yeni bildirim türü, bugüne kadar gördüklerimizden çok daha farklı. Onlara aslında “anti-bildirim” adı veriliyor.

Anti-bildirim olmalarının nedeni, artık gerçekten önemli olan bir şeyi haber vermenin çok ötesine geçmelerinden kaynaklanıyor. Bu bildirimler, o kadar çok hale geldi ve sıradanlaştı ki gerçekten önemli olan ve dikkatimizi çekecek mesajlara bile duyarsız hale geldik. Bu yeni anti-bildirim’lerin tek amacı, “sen” değil. Bu yeni bildirimler herkes için çalışıyor. Dahası önceleri yalnızca bizim ilgimizi çekmek için kullanılan bildirimler, şimdilerde hepimizi sürekli bağlı tutma amacını taşıyor. Bugün, web sitesini kazara ziyaret ettiğiniz marka bile, sizi içerikle bombalamak için izin istiyor. Gelinen noktada bunca mesaj yükünü artık kimse taşıyamıyor dahası taşımak da istemiyor. Yine de bildirimleri üreten markalara ve sosyal medya platformlarına hayır deme aşamasını çoktan geçmiş bulunuyoruz.

Ancak belli ki görünürde bunun da bir sonu bulunuyor. Giderek daha fazla mesaj gürültüsünü kaldıramayacağımızı hissettiğimiz noktada, anti-bildirimler de etkilerini kaybetmeye başlayacaklar. Çünkü anti-bildirimler, Aesop masalındaki yalancı çobanın, her gün kurdun koyunlara saldırdığını söyleyerek köy halkını kandırması hikayesine dönüşmüş durumda. Kurt gerçekten koyunlara saldırdığında çoban köylüyü uyaracak ama sonuçta kimse onu dinlemeyecek!

En Değerli Gelişmeleri Size İletmek İstiyoruz

Mail listemize abone olun!

Son bir adım kaldı. E-postanızı kontrol edin. (Gmail kullanıcısıysanız "promotoions" kısmına bakabilirsiniz.

Ops! Bir hata aldık, tekrar deneyebilir misiniz?