AdWords Arama Ağı Rakip Stratejileri

Dijital pazarlamada en fazla önem verdiğimiz ve üzerine zaman harcadığımız stratejiler arasında rakip stratejileri gelir. Offline mecralarda reklam alanarında rakipler pek fazla yanyana gelmez. Bunu AdWords özeline indirgediğimiz de reklamlarınız rakiplerle yanyana gelebilir. Bu durumda ilk akla gelen rakip marka kelimelerine reklam vermektir. Örneğin kıyafet almak isteyen bir kullanıcı kıyafet anahtar kelimesi ile arama yapmak yerine DeFacto şeklinde arama yapabilir. Hatta bu şekilde marka araması yapan kullanıcıların dönüşüm sağlama olasılığı jenerik aramalara göre daha yüksektir.

Rakiplerin pazar payından almak ve alışverişe yakın kullanıcıları sitemize çekmek için rakip marka aramalarına oynamak gayet mantıklı bir yaklaşım olacaktır. Fakat her şey bu kadar kolay değil. Bu noktada karşımıza çıkabilecek sorunların başında düşük kalite puanı gelecektir. Bu da yüksek tıklama başı maliyetler ve dönüşüm maliyetleri anlamına gelecektir.

google_adwords_hesap_yonetimi

Marka aramaları bilinçli kullanıcılar tarafından yapıldığı için, DeFacto aramasını yapan kullanıcının karşısına başka bir marka ile çıkarsanız yeterli tıklamayı alamamanız şaşırtıcı bir sonuç olmayacaktır. AdWords sistemi de bunu ilgisiz sonuç olarak yorumlayacağı için kalite puanlarınızı oldukça düşük tutacaktır.

Tüm bu olumsuzluklara rağmen, en başta da bahsettiğimiz gibi rakip stratejileri bizim için oldukça önemli. Pazara yeni girmiş ve farkındalık yaratmaya çalışıyor olabilirsiniz. Rakipleriniz TV reklamı yayınlamış ve aramalarını arttırmış olabilir, siz de bu durumdan istifade etmek isteyebilirsiniz. Her halükarda rakip marka aramalarına oynamak, düşük kalite puanlarına rağmen dip toplamda size oldukça verimli bir trafik sağlayabilir.

Peki AdWords tarafında rakip marka aramalarına ayıracak yeterli bütçemiz yoksa kullanabileceğimiz trickler nelerdir?

Rakip marka aramalarının yanlış yazımlarını tespit edin. Hepsiburada, hepisi burada, markafoni, marakafoni, markofoni vb. Olabilecek bütün yanlış yazımları eklemeye çalışın. Arama motorlarının yanlış yazımları algılaması güçtür. Aratılanın ne olduğuna tam olarak karar veremediği durumlarda, rakip marka aramasında reklamınızın görülme olasılığı daha yüksektir.

Tıklamayı arttırıcı bir teklif içeren reklam metni ve doğru seçilmiş site bağlantıları ile şansınız yüksek olacaktır. Özellikle rakip marka aramasını metinde kullanabiliyorsanız hatta bunu iki farklı yerde yaptıysanız kullanıcılar URL’e yeteri kadar dikkat etmeyecek ve reklamınıza tıklayacaktır.

google-adwords

 

Bir başka strateji ise rakiplerinizin memnun edemediği müşterileri safınıza çekmektir. Bu yöntemle direk rakip marka aramalarında elde edeceğiniz kalite puanlarından çok daha iyilerine sahip olursunuz. Rakip markamız x ise, x şikayet, x iade, x iptal, x satış iptal gibi kelimelere teklif verip hem daha yüksek kalite puanına sahip olabilir hem de hali hazırda rakipten memnun kalmamış kullanıcıları kolayca sitenize çekebilirsiniz. İyi bir kullanıcı deneyimiyle de sadık müşteriler kazanabilirsiniz.

Kendi marka aramasına reklam vermeyen rakiplerinizi tespit edip sadece bunların üzerine de bir strateji geliştirebilirsiniz. Sadece organik sıralamada yer aldıkları için bu rakiplerinizin üzerine çıkabilir ve önemli kampanyalarınızla yine rakip müşterilerini sitenize çekebilirsiniz. Bunları yaparken tüm reklam uzantılarını kullanmanızda fayda var. Markanız ve işinize göre rakibinizin telefon ya da yer uzantısı kullanmadığı bu durumlarda sizin kullanmanız avantaj sağlayabilir.

Örneğin kullanıcının y dondurmacısını aradığını varsayalım. Kullanıcı bu dondurmacının adres bilgisine ihtiyaç duyabilir. Siteye tıklamadan önce sizin de bu aramada reklam yayınladığınızı, ilgili yere yakın bir yerde dükkanınız olduğunu, dikkat çekici bir kampanyanız olduğunu ve yer uzantısına yer verdiğinizi düşünürsek, rakip müşteriyi kendinize çekme olasığınız oldukça yüksektir.

Diğer uzantı çeşitleri için de bu geçerli, ihtiyaca göre telefon uzantısı da etkili olabilir. Ya da hakkınızda basında çıkmış iyi bir makaleyi inceleme uzantısı olarak kullanarak rakibinizin bir adım önüne geçebilirsiniz.

Unutmamanız gereken rakip marka anahtar kelimelerine oynuyorsanız, rakibin sunduğundan daha fazlasını mutlaka sunmanız gerektiği. Önemli promosyonlarınız olduğunda rakipler üzerine strateji geliştirmeniz daha akıllıca olacaktır. Bu sayede rakipler üzerine kurulu AdWords kampanyalarınız kaliteli trafik, satış ya da potansiyel müşteri için en önemli kaynaklarınızdan biri olabilir.

En Değerli Gelişmeleri Size İletmek İstiyoruz

Mail listemize abone olun!

Son bir adım kaldı. E-postanızı kontrol edin. (Gmail kullanıcısıysanız "promotoions" kısmına bakabilirsiniz.

Ops! Bir hata aldık, tekrar deneyebilir misiniz?

Doğuş Grubu ve Güney Kore'li SK Grubun birlikte hayata geçirdiği pazar yeri girişimi n11.com'da Kıdemli Dijital Kanallar Yöneticisi olarak çalışan Aykut, daha önceden de Doğan Online bünyesindeki hepsiburada.com, yenicarsim.com, daybuyday.com ve altincicadde.com gibi sitelerin dijital pazarlama faaliyetlerinin yürütülmesinde görev aldı. Google AdWords, Google Analytics ve Facebook kalifikasyon sertifikalarına sahip olan Aykut, SEM Akademi bünyesinde AdWords eğitimleri vermekte ve sektörel yazılar yazmaktadır.

Bir Cevap Yazın

Müşteri Deneyimi Yönetiminin 7 Ölümcül Günahı

  • Eğer sorun fiyat ya da ürünle değil de hizmetle alakalıysa, bir müşteri rakibinizden satın almaya 4 kat daha fazla eğilimlidir.”
  • Tüketicilerin % 89’u kötü müşteri hizmetleri ile karşılaştıklarında o şirketle iş yapmayı bıraktı.”
  • “Müşteri koruma oranlarını % 5 artırmak, karlılığı % 25’ten % 95’e yükseltebilir.”
  • İlgili yazı; Mükemmel Müşteri Deneyiminin Ardındaki Gerçekler

“Müşteri Deneyimi ” (CX:Customer Experience ) kavramının popülaritesi arttıkça, müşteri deneyimi yolculuğunun birbiriyle zorunlu ilişkide olan adımlarının gözardı edildiği uygulamalara ve söylemlere şahit oluyoruz.

“Müşteri Hizmetleri” ya da “Müşteri İlişkileri” yerine daha havalı ya da popüler olduğu için “Müşteri Deneyimi” sözcüklerini koymak bizleri deneyim ekonomisinin bir oyuncusu yapmayacaktır.

Birincisi siz “müşteri deneyimi” olgusunu gündeminize alsanız da almasanız da her gün müşterilerinize bir deneyimi yaşatıyorsunuz. Bu deneyim Hayal kırıklığı yaratan bir deneyim de olabilir, Sıradan bir deneyim ya da Hayranlık uyandıran bir deneyim de.

Önemli olan ise “iyiyi umut etmek” değil bu deneyimi tasarlayan ve de sürdürebilir şekilde yöneten bir şirket olmaktır.

İkinci husus ise müşteri deneyiminin şirketin bütün faaliyetlerinin sonucu oluştuğudur. Pazarlama söylemlerinizde ya da kurumsal iletişiminizde “mış gibi” yaparak deneyim oyuncusu olamayız. Müşteriyle temas eden (ki yeni yaklaşımla fiziksel bir teması olmasa da bu tüm departmanlar demek) tüm birimlerin deneyimin inşasında rol aldığını unutmamalıyız.

Hayranlık uyandıran bir müşteri deneyimi tasarlamak, sunmak ve bu süreci ustalıkla yönetmek için aşağıdaki 7 kritik hatadan sakınmanız gerekiyor.

7adimvision

1-Temel Amaç ve Değerlerin Belirsizliği

Bir şirketin temel amacı kısaca varlık nedeni olarak tanımlanabilir. Müşterilerin dünyasında ne anlam ifade ettiğiniz, ne yaptığınızdan çok bunu neden yaptığınızla ilgilidir. Temel değerleriniz ise faaliyetlerinizde tüm şirkete yön veren rehber ilkelerdir.

Temel Amaç ve Temel Değerlerin bileşiminden oluşan Çekirdek İdeolojinin belirsizliği iki şekilde kendini gösterebilir. Birincisi ve en kötüsü şirketin tepe yönetimi için bile çekirdek ideoloji belirsiz olabilir. İkinci görünümü ise tepe yönetimin sahip olduğuna inandığı çekirdek ideolojinin şirketin bütün birimlerince bilinmemesi ya da sahiplenilmemesidir.

Bu hatanın tespiti için samimiyetle şirketin kendisine şunları sorması gerekir: Şirket olarak neyi neden yapıyorsunuz? Faaliyetlerinizde tüm şirkete yön veren temel değerleriniz neler ve bu değerler sadece duvarları mı süslüyor yoksa çalışanlarınızın gönlüne mi yazılı? Çalışanlarınız hangi idealin parçası olduğunu, neye hizmet ettiklerini biliyorlar ve bu ideali sizinle paylaşıyorlar mı?

(Çekirdek ideolojinin müşteri deneyimi yönetimindeki kilit rolü hakkında daha detaylı bir bakış için: musteri-deneyimi-yonetimi-nasil-yonetilmelidir)

2-Sistemi İçerden Dışarıya Doğru Kurgulamak

İçeriden dışarı paradigması kısaca, tüm iş süreçlerini odağa şirketin kendisini alarak dizayn etmektir. İş dünyası yıllarca bu paradigmaya göre iş dizaynları yapmıştır. İş süreçleri şirket içi kuralların “olması gerekenlerine” göre dizayn edilip daha sonra da müşterilerin bu süreçlere adapte olmalarını bekledik hatta bazen zorladık.

Müşterilerle yüz yüze gelen ön cephe çalışanlarının yanlış dizayn edilmiş iş süreçleri yüzünden yaşadıkları sıkıntıları ise işlerinin olağan bir parçası olarak gördük. Yetmediğinde de sürecin olağan bir yan çıktısı olarak kabul ettiğimiz müşteri memnuniyetsizliklerini ve şikayetlerini yönetmek için de ayrı birimler oluşturduk.

Müşteri deneyimi yönetimi bu paradigmanın tersine çevrilmesini temel bir ilke olarak kabul eder. Deneyim dünyasında işler dışarıdan içeriye doğru kurgulanır. İş tasarım sürecinin odağında “Müşteri” vardır. Yola müşterinin dünyasından, onun arzu ve beklentilerinden çıkılır.

Bu paradigmayı hayata geçirmek için öncelikle müşterinin dünyasını çok yakından tanımamız ve faaliyetlerinize müşterinin gözünden bakabilmeniz gerekir. Müşterinin beklentileri ile şirket politikalarının uyumlulaştırılması ise oldukça ustalık isteyen zorlu bir süreçtir.

Kuşkusuz deneyim sahnesinin de sınırları ve kırmızı çizgileri vardır ancak unutulmamalıdır ki müşterilerin büyük çoğunluğu sağduyulu şirket kurallarına saygı gösterecektir.

engeller

3-Yavaş ve Zorlaştırıcı İş Süreçleri

İçeriden Dışarı paradigmasının doğal çıktılarından birisi kabaca şirket içi bürokrasi diyebileceğimiz bir yapının zamanla yerleşmesidir. Sistem tasarımına kafa yormak istemeyen şirketler genelde her yaşanılan kritik olay sonrası sürece bir kural daha ekleyerek müşterinin karşısına yeni bir bariyer daha koyarlar.

Bazen de müşterilerin hayatlarını zorlaştıran kuralların arkasında başka bir departmanın istekleri çıkar. Müşterilerin %1’nin yaşadığı bir durumdan hareketle koyulan mantıklı kurallarla geri kalan %99’nun hayatını zorlaştırdıklarını fark etmezler ya da umursamazlar.

Müşteri 3.0‘ın şirketlerden beklentileri tartışmasız şekilde hız ve hayatlarını kolaylaştırmasıdır. (Müşteri 3.0’ın dünyasını anlamak için bakınız). Yavaş işleyen ve müşterilerin hayatlarını zorlaştıran iş süreçleri hayal kırıklığı yaratan bir deneyim yaratmakta oldukça hızlıdır.

Yanlış tasarlanmış iş süreçleri, her gün o süreçlerin içinde müşterilerine hizmet sunan çalışanların deneyimini de olumsuz etkileyecektir. Müşterilerle sık sık karşı karşıya gelecekler, gerçekten inanmadıkları bir süreci savunmak zorunda kalacaklardır.

Bunun müşterilerde yaratacağı hayal kırıklığı kadar çalışanlarda yaratacağı mutsuzluk ve iş tatminsizliğini de göz önüne almalıyız.

4-Birbirinden Kopuk Temas Noktaları

Temas noktaları müşterinizin şirketinizle temas ettiği tüm noktalardır. Bir mağaza için mağaza vitrini, mağaza içi görseller, kapıdaki güvenlik, satış danışmanları, kabin görevlileri, kasa vb. müşterinin temas ettiği tüm noktalar. Temas noktalarının bazıları müşterinin yaşayacağı deneyim üzerinde belirleyici bir etkiye sahiptir. Bu türden temas noktalarına Kritik temas noktaları diyoruz.

Deneyimin bütünselliği gereği tüm temas noktalarının hedeflenen deneyime katkı sağlaması gerekir. Bunun içinse öncelikle yukarıda bahsettiğimiz çekirdek ideolojiden hareketle “deneyimin ana temasının” belirlenmiş olması gerekir.

Şirket olarak müşterilerimize nasıl bir deneyim yaşatmayı hedefliyoruz? sorusunun cevabı “iyi bir deneyim olsun” değildir.

Markayla özdeşleşecek ve sizi rakiplerinizden ayırt edecek ve müşterinin fark edebileceği bir deneyim temasının belirlenmesi gerekir. (örneğin Apple için bu tema “hayatları zenginleştirmektir”).

Belirlenen temanın tüm temas noktalarında yaşatılması adeta tüm şirketin deneyim sahnesinde tek bir oyunu sergilemesi gibidir. Bu oyunda her çalışanın bir rolü vardır. Bazısı baş roldedir bazısı figüran olabilir ama oyunun hayranlık uyandırması için figüranın bile rolünü en iyi şekilde sergilemesi gerekir.

Yaygın olarak Silolaşma olarak adlandırılan bu kopukluk, birimlerin odağında müşterilerin olmamasından kaynaklıdır. “Müşteri” tüm şirketi tek bir odakta toplayacak olan yegane unsurdur çünkü tüm şirketin varolma nedenine hayat veren temel unsur müşteridir.

DuyguBeyin

5-Duyguların Gücünü Hafife Almak

“Homo Economics” mitini bilenler bilir, insanın rasyonel bir varlık olduğu ve her daim aklıyla çıkarlarını maksimize edecek şekilde seçimler yaptığına dair görüş. Uzun yıllar iktisada ve oradan hareketle iş dünyasına özellikle de satış ve pazarlama dünyasına uzun yıllar egemen olan bir görüştür. Ürün özelliklerinin ve faydalarının hem reklamlarda hem de satış söylemlerinde baş tacı edilmesi bu görüşün bir uzantısıdır.

Beyin üzerine bilgilerimiz arttıkça ve nöro-ekonomi denilen bir disiplinin ortaya koyduğu sayısız çalışmayla artık biliyoruz ki insanın seçimlerinde duygusal beyin diye adlandırdığımız orta beyin bölgesinin de ciddi etkileri var. Hatta tamamen kontrolümüz dışında olan ve sürüngen beyin dediğimiz alt beyin bölgemiz bile sürece sıklıkla dahil olabiliyor.

Rasyonel insanı tahtından indirip yerine duygusal insanın geçirilmesi hatta daha da ileri giderek “beyindeki satın alma düğmesinin keşfedildiği” aşırılığını/bilim dışılığını bir kenara koyarsak, deneyim dünyası için önemli olan seçimlerin ve yaşanılan deneyimin sadece bilişsel olmayıp duygusal bir boyutunun da olduğunu bilmektir.

Duyguların önemini pazarlamacılar hızla kavradılar ve duygu temalı reklamları bolca seyreder olduk. Ancak şirketlerle temas ettiğimiz diğer noktalarda aynı duygunun yaşatılmadığını sıklıkla gözlemliyoruz. Oysa müşterilerinize yaşattığınız deneyimin gerçek sahnesi reklamlarınız değildir.

Reklamlar sahneleyeceğiniz deneyimin bir tanıtımı gibidir. Birçok şirket ve marka için durum maalesef etkileyici fragmanlar sonrası seyredilen sıkıcı filmlere benziyor.

6-Çalışanları Gözardı Etmek

Çalışan deneyimi ile müşteri deneyimi adeta bir elmanın iki yarısı gibidir. Bu konuyu detaylı şekilde daha önceki bir yazımızda ele almıştık.

Çalışanların mutlu olmadığı bir şirketin hayranlık uyandıran bir deneyim yaşatması (uzun vadede) neredeyse olanaksızdır.

Deneyim ekonomisinin öncü şirketlerinin  tamamında çalışan deneyimi müşteri deneyimi kadar önemseniyor ve aynı ilkelerle ele alınıyor. Müşterilerinde hayranlık uyandırmak kadar çalışanlarında da hayranlık uyandırmanın yollarını arıyorlar.

Çalışanları gözardı etmek müşteri deneyiminin 7 ölümcül günahından en tehlikeli olanıdır. Çünkü insan etkileşiminin deneyim üzerinde belirleyici gücü çok yüksektir. Bir oyun düşünün harika bir senaryo yazılmış, sahne mükemmel şekilde dekore edilmiş ama sahnedeki oyuncuların isteksiz ve mutsuz şekilde kötü bir oyunculuk sergilediklerini hayal edin.

Kötü haber şu ki, sosyoekonomik koşulların yarattığı işini kaybetme korkusu ile yaratılan korku ve kontrol kültürü oyuncuların her gün o sahneye çıkmalarını sağlayacaktır ancak gözlerinde içten bir gülümseme ve gönüllerinde samimi bir coşkuyla hayranlık uyandıran bir oyun sahnelemeye yetmeyecektir.

Hayranlık uyandıran bir deneyim için öncelikle şirketiniz için doğru insanları işe almalı daha sonra bu insanları yeteneklerine göre sürekli eğitmeli ve sizinle çekirdek ideolojinizi paylaşacak ve tutkuyla çalışmalarına devam edecek bir çalışan deneyimini sunmalısınız.

kibir

7-Müşterinin Dünyasına Yabancılaşmak

Daha yolun başında müşterinin dünyasına yabancı olan şirketler için söyleyecek pek bir sözümüz yok. En iyi ihtimalle sıradan bir deneyim yaratıp zamanla da onların yakın gelecekte yok olup gideceklerini söylememiz yeterli olacaktır. Burada daha çok ele almak istediğimiz müşteri deneyimi yönetimini ciddiye alan, yola doğru ilkelerle çıkan ama zamanla müşterinin dünyasına yabancılaşan şirketler.

Müşterilerin sesini her daim ama her daim duymak ve duyduğumuz sesin gerçekten ne dediğini doğru yorumlayıp anlamak ve gerekli ise sunduğumuz deneyimi buna göre yeniden tasarlamamız gerekir.

Müşterilerin seslerini artık bir çok farklı kanaldan duyabiliyoruz. Doğrudan şirketlere ya da sosyal medya ile milyonlara seslerini duyurabiliyorlar. Bu kanal çeşitliliği ve bilginin hızla yayılması şirketlerin müşterilerin sesini doğru hızda duymasını, anlamlandırmasını ve gerekli aksiyonları almasını oldukça zorlaştırmaktadır. Bazen şirketler kendi iç sistemlerinde durumu fark edip anlayıp doğru tepkiyi verinceye kadar çoktan iş işten geçmiş olabiliyor.

Sıklıkla görülen bir diğer yabancılaşma türü de büyümenin getirdiği yabancılaşmadır. Müşterilerine yaşattığı mükemmel deneyimlerle hızla büyümeye başlayan bazı şirketlerin odağını büyüyen operasyonlara kaydırması ya da hazırlıksız yakalanıp mecburen operasyon girdabının içine çekilmesini gözlemliyoruz.

Müşterilerin kalbinde yer edinmelerini nelerin sağladığını unutup, baştaki müşteri odaklılıklarını kaybedip, büyümelerinin ana motorunu kapatıp, serbest uçuşa geçiyorlar.  Ulaştıkları yükseklik bir süre daha havada kalmalarını sağlasa da kaçınılmaz son elbet karşılarına çıkmaktadır. İrtifa kaybetmeye başladıkları zaman ya suçu ekonomiye ya piyasa şartlarına ya da rakiplerin fiyatlarına atacaklardır.

Müşterinin dünyasına yabancılaşmanın bir diğer türü de “büyümenin yan etkilerinden olan kibir” yüzünden yaşanan yabancılaşmadır. Genel merkezlerdeki çok yüksek katlardaki ofislerinde sahadan ve müşterilerinden uzaklaşmış ve dünyayı sadece verilerle yorumlayan tepe yönetimden başlayan bu kibir dalga dalga ön cephe çalışanlara kadar bulaşacaktır.

Müşterinin sesini duymak ve anlayıp aksiyona dönüştürmek  sürdürülebilir bir hayranlık deneyimi için çok kritiktir. Hem deneyimin sürdürülmesi hem mevcut deneyimin müşteri görüşleriyle zenginleştirilmesi hem de müşterilerde sarsılmaz ve derin bir bağlılık yaratmanın en önemli adımlarından biridir.

NOT: Yazının sahibi Ercan Kalit’i hürmetle anıyoruz.

En Değerli Gelişmeleri Size İletmek İstiyoruz

Mail listemize abone olun!

Son bir adım kaldı. E-postanızı kontrol edin. (Gmail kullanıcısıysanız "promotoions" kısmına bakabilirsiniz.

Ops! Bir hata aldık, tekrar deneyebilir misiniz?

Türk Otomotiv Sektörü Geleceğe Hazır mı?

Otomotiv sektörü daha önce benzeri görülmemiş çapta ve hızda bir dönüşüm yaşıyor. Fosil yakıtlı araçların yerini elektrikli otomobiller almaya başlıyor. Pek çok gelişmiş ülke önümüzdeki 10-20 yılda fosil yakıtlı araçları tamamen yasaklamayı planlıyor. Bir sonraki aşama olarak da insan unsurunun devreden çıktığı “sürücüsüz araçlar” yollara çıkmaya hazırlanıyor. Peki ihracatta lider sektörü “otomotiv” olan Türkiye bu dönüşüme nasıl adapte oluyor?

Elon Musk 2015 yılında San Jose, California’da düzenlenen GPU Teknoloji Konferansı‘nda Nvidia CEO’su Jen-Hsun Huang’la konuşurken şöyle demişti; “Sürücüsüz araçlar yakında sıradan bir teknoloji haline gelecek. Tıpkı asansörler gibi. Eskiden asansörleri kullanan operatörler vardı. Daha sonra geliştirilen basit bir sistemle asansörün otomatik olarak katlar arasında ilerlemesini sağladık. Size sadece bir düğmeye basmak kaldı. Otomobillerimiz de benzer şekilde otonom hale gelecek.”

Elektrikli ve otonom araçlara yönelik yatırımların çok hızlı bir şekilde artmasıyla, teknoloji bazlı firmalar da sektöre hızlı bir giriş yaptı. Öyle ki otomotiv sektörünün merkezi Silikon Vadisi‘ne kaymaya başladı diyebiliriz. Artık otomobil teknolojisi, tasarımı, kullanım kolaylığı değişiyor, daha önce otomotiv sektöründe yer almamış yüksek teknoloji üreten pek çok firmanın sektöre girmesi kolaylaşıyor.

Tüm bu gelişmeler Türkiye’yi, büyüyen ekonomisini ve ekonomik istikrarını çok yakından ilgilendiriyor. Çünkü otomotiv Türkiye’nin ihracatta lider sektörü. Ülke ekonomisine en büyük katma değeri sağlayan ve milyonlarca insana istihdam sağlayan sektörde üretilen araçların yüzde 80’e yakını ihraç ediliyor. Üstelik tüm bu ihracatın yüzde 75’i gümrük birliği ve konum avantajı gibi sebeplerle Avrupa Birliği ülkelerine gerçekleşiyor.

Bu noktada Türkiye’deki otomotiv ve yan sektörlerinin hızlıca çözüm bulması ve adapte olması gereken meseleler var. Örnek vermek gerekirse elektrikli otomobiller, geleneksel içten yanmalı motora sahip bir otomobile göre 3’te 1 oranında daha az parçaya ihtiyaç duyuyor. Üstelik bu araçların üretiminde yüksek teknoloji içeren parçalar ve yazılım çok daha fazla öne çıkıyor. Net olarak söylemek gerekirse artık otomobil üretmek, pek çok açıdan yüksek teknoloji üretmekle aynı anlama geliyor.

Türkiye’nin ilk otonom araç yarışması

Ülkemizde tüm bu teknolojileri geliştirme ve geniş kitlelere yayma amacıyla önemli bir yarışma gerçekleştiriliyor. İlk ayağı 11 Şubat 2018’de Bilkent Üniversitesi’nde icra edilen “OpenZeka MARC – Mini Otonom Araç Yarışması”nın finali bu hafta sonu, 6 Mayıs Pazar günü Yıldız Teknik Üniversitesi Davutpaşa Kampüsü’nde gerçekleşecek.

NVIDIA, Bosch ve MIT Lincoln Laboratories desteğiyle düzenlenen yarışma lise öğrencileri, üniversite öğrencileri ve otonom araç meraklılarına yönelik, yapay zeka algoritmalarının kullanıldığı Türkiye’de gerçekleştirilen ilk otonom araç yarışması olma özelliğini taşıyor.

OpenZeka MARC yarışmasına 99 takım ile 700 katılımcı başvurmuş ve başvuru değerlendirmesini geçen 22 takım 170 kişiye 2 ay süresince Massachusetts Institute of Technology ve NVIDIA’nın desteği ile OpenZeka tarafından ücretsiz yapay zeka uygulama eğitimi verilmiş. Eğitimlere İstanbul’da TTGV ve Sabancı Üniversitesi, Ankara’da Bilkent Cyberpark ev sahipliği yapmış.

MARC yarışması ile aslında tam da yazının başında bahsettiğim gibi, yakın gelecekte hayatın her alanında yer bulacak otonom sistemlerin tasarlanması ve yapay zeka algoritmalarının geliştirilmesi konularında ülkemizde teknolojik dönüşümü gerçekleştirecek firmaların ihtiyaç duyacağı insan kaynağının oluşmasına katkı sağlanması hedefleniyor.

Umuyorum ki OpenZeka MARC gibi yarışmalar, etkinlikler önümüzdeki 5-10-20 yılda otomotiv sektörünü en ileri seviyeye taşıyacak beceriye sahip, donanımlı işgücünün yetiştirilmesi için vesile olur.

Kaynak: www.cnnturk.com

En Değerli Gelişmeleri Size İletmek İstiyoruz

Mail listemize abone olun!

Son bir adım kaldı. E-postanızı kontrol edin. (Gmail kullanıcısıysanız "promotoions" kısmına bakabilirsiniz.

Ops! Bir hata aldık, tekrar deneyebilir misiniz?

GELİŞMELERİ
KAÇIRMAYIN!
Haftalık bültenimize
ücretsiz kaydolun!
BİZE KATIL
close-link
GELİŞMELERİ KAÇIRMAYIN
Haftalık bültenimize ücretsiz kaydolun, sizi gelişmelerden haberdar edelim.
BİZE KATIL
close-link