5 Duyu ile Müşteri Deneyimi Tasarımı 0

Markaların başarılarıyla, beş duyuyu sinerjik şekilde kullanmaları arasında anlamlı bir ilişki olduğunu gösteren ‘Brand Sende’ adlı 200 markayı kapsayan çalışmanın sonuçlarına göre: görme duyusunun %58, kokunun %45, sesin %41, tatmanın %31, dokunma duyusunun %25 oranında ‘duyusal markalaşma’ için önem taşıdığından “Müşteri Deneyimi İçin Duyusal Tasarım” adlı yazımızda bahsetmiştik.

Görme duyusunun %58 ile en yüksek önemi taşıması şaşırtıcı değil. Beş duyu arasında insanın en güçlü duyusu görmedir. Beyinde duyular arasında en yüksek görme duyusu için yer ayrılmıştır. Yaşamsal bir öneme sahiptir. Şirketlerin çok eskiden bugüne en yoğun kullandıkları ve odaklandıkları duyumuz “görme” olmuştur. Mağazaların veya ofislerin dekorasyonu, tasarımı, ürünlerin şekli, logomuz, kullanılan renkler, personelin görünümü, kıyafetleri vb. bir çok farklı alanda görsel duyulara hitap etmeye odaklanmışlardır.

Müşteriler de şirketler ve ürünleri hakkında en çok görsel yolla veri toplarlar. Müşterilerin ürün ve hizmetlerle ilişkisi daha çok ve öncelikli olarak görsel iletişim ve estetik algılarla gerçekleşir. Görselliğin bu yaygınlığı hem onu şirketler için öncelikli ve vazgeçilmez bir duyu haline getirirken aynı zamanda kullanım yoğunluğu da o alanda farklılaşmayı oldukça zorlaştırmıştır. Görme duyusuna hitap eden bir çapa oluşturmak için farklılık kadar uzun süreli ve tutarlı bir tekrara ihtiyaç var.

Logo ve renk kullanımı bu alandaki en güçlü aletlerdir. Logo, tüm deneyimin duygu ve anlam boyutlarını içeren güçlü bir simge görevi görür. Gerçek bir çapa haline geldiğinde artık nerdeyse müşterilerin marka adını bile görmelerine gerek kalmaz. Pine ve Gilmore’in etkileyici bir deneyim tasarımı için ilk şart olarak ortaya koyduğu “deneyimin ana temasını oluşturmak” ilkesini hayata geçirirken, ana temanın en güçlü işaretçileri görsel unsurlar olacaktır. Müşteriler deneyimin ana temasıyla ilgili ilk ipuçlarını görme duyusu ile yakalayacaklardır.

Renkler ve duygular arasındaki ilişki de çok uzun zamandır bilinen ve üzerinde araştırmalar yapılan bir alandır. Birçok şirket artık renkleri, karar vericilerin kişisel beğenilerine göre değil, psikolojinin bu alandaki bulgulardan hareketle vermek istedikleri duyguya destek bir unsur olarak seçiyorlar.

duyusal tasarim 6Görme duyusundan sonra en sık kullanılan işitme duyusudur. İşitsel duyunun kullanımı en yoğun olarak müzik ve melodi olarak karşımız çıksa da bununla sınırlı değildir. Müziğin duygulanım yaratmadaki gücü özellikle hizmet sektöründe yakından bilinen bir gerçek. Hizmet sunulan sahnenin atmosferini belirlemede sıklıkla kullanılır. Mağazalarda, otel lobilerinde, yiyecek ve içecek sektöründe, satış ve müşterilerle ilgili ofis alanlarında, çağrı merkezlerinde kullanıldığını görürüz. Görece uygulaması çok daha kolay ve ucuzdur. Bu alanda yapılan araştırmalar hafif tempolu müziklerin insanları rahatlattığı, bulundukları ortamda daha uzun süre kalmaya ve daha çok alışveriş yapmaya teşvik ettiği gözlemlenmiştir.

Sesler en çok reklamlarda görselliği tamamlayan ve verilmeye çalışılan duygunun oluşumuna katkı sağlayan bir unsur olarak kullanılır. Bunun dışında reklam cıngılı olarak markanın akılda kalıcılığına ve hatırlanmasına katkı sağlaması hedeflenir. Bu alandaki başarılı örneklere baktığımızda uzun yıllardır belirli sesleri istikrarlı şekilde kullandıklarını görüyoruz.

Sesler artık sadece reklamların bir unsuru değil, ses mühendisliği alanındaki gelişmeler çok farklı uygulamaları ortaya çıkardı. Bir cips firması en akılda kalıcı ve tazeliği çağrıştıran çıtırtıyı bulmaya çalışırken bir otomobil firması kapının açılıp kapanma sesine ya da motorun sesine odaklanan mühendislik çalışmasına yıllarca kaynak ayırabiliyor. Bir zamanlar bir telefon markasını sadece melodisinden tanıyabiliyorduk. İşitme duyusunu uyaran seslerin doğru kullanımı insan ruhuna dokunarak beynin ilgili markayı hızlı şekilde hatırlamasına yardımcı oluyor.

Deneyim ekonomisinin güçlü oyuncularından Disney, tematik parklarının her bir noktasında hangi seslerin, melodilerin ve müziklerin kullanılacağını bütünsel bir koreografi çerçevesinde en ince detayına kadar belirliyor. Starbucks’ın müzik işine bulaşması müzik Cd’si satarak para kazanmak değil, yaşatmayı hedeflediği deneyimin bir parçası olarak müziği kullanma amacının bir sonucuydu.

duyusal tasarim 5Dokunma duyusu, Lindstrom’un araştırmasında sonuncu sırada çıksa da kişisel gözlemlerimin bunun ülkemizde daha üst sıralarda yer aldığı yönündedir. Ürünlere dokunmayı, elimizle incelemeyi, dokusunu hissetmeyi seven bir topluluğuz. İnsan ilişkilerinde de batı kültürlerine göre daha sık birbirimize dokunmamız bunun göstergesidir. Eskiden “almayacaksanız dokunmayın” türünden uyarılar görürken artık şirketler müşterilerin ürünlere dokunmasını ve bu yolla kişisel bir ilişki kurmalarını teşvik ediyorlar.

Bir otomobille deneme sürüşüne çıkmadan önce direksiyon ve ön panele dokunuyor ve hissetmeye çalışıyoruz. Bir cep telefonunu elimizle tutarak ve dokusunu hissedip hem de ağırlığını ve ne kadar tok durduğunu anlamaya çalışıyoruz. Bazen hafiflik ararken bazen de kalite ve sağlamlığı ağırlıkla ilişkilendiriyoruz. Bir ürünün gerçekliğini bize en çok dokunma duyumuz sağlıyor. ürünle müşteri arasında bir yakınlık kurulmasına yardımcı oluyor. Bir tuvalet kağıdı markası, müşterilerin ürüne dokunmasını sağlayacak şekilde ambalaj yapısını değiştirdiğinde müşteriler kağıda dokunarak yumuşaklığını ve dokusunu hissettikleri için satışlarını ciddi oranda arttırmıştır.

Mağazaları, pazarları gözlemlersek Türk müşterisinin ürünlere dokunmayı ne kadar önemsediğini hemen fark ederiz. Hazır giyim alanındaki bir çalışmanın sonuçlarına göre tüketicilerin yarıdan fazlası, dokunduklarında hissettiklerinin ürünün görüntüsünden daha önemli olduğunu belirtmişlerdir. Fiziksel ürünlerle ilgili hemen hemen tüm sektörlerde dokunma özellikle kalite ve konfor algısında görmeyle birlikte çalışan en önemli duyumuz.

Tat duygusu ağırlıklı olarak gıda ve içecek sektörüne özgüdür. Diğer sektörlerin tat duygusunu kullanım alanları yaratması çok ciddi yaratıcılık gerektirebilir. Tat duygusunun önemli ölçüde koku duyusu tarafından belirlenmesi nedeniyle koku duyusu üzerine yapılacak etkileşimler gizil olarak tat duyusunu da harekete geçirecektir.

duyusal tasarim 3Koku son yılların en popüler pazarlama kavramlarından birisidir. Literatürde “Scent Marketing – Kokusal Pazarlama” kavramı bile yer etmiş durumda. Kokunun gücü sürüngen beyinle yaşıt olmasındadır. Sürüngen beynin önemli bir kısmı koku lobundan oluşmaktaydı. Hayatın devamlılığı ve tehlikelerin tespitiyle hayatta kalma içgüdümüzün en önemli unsuru koku duyusudur. Koku sadece hisler üzerinde değil bizzat biyolojik ritmimizi de belirleme gücüne sahiptir. Beyin ve koku  ilişkisi günümüzde bile hala tam anlamıyla çözülebilmiş değildir. Normal bir insan 10 bin ile 40 bin aralığındaki bir koku çeşitliğini bilinçli olarak ayırt edebilirken Feromonlar gibi normal koku mekanizmalarından farklı yollarla kokusunu algıladığımız kimyasal sinyaller gibi bilincinde bile olmadığımız ama algıladığımız kokular da var.

Koku duyusunun gücü, engellenememesinin ya da diğer duyular tarafından bastırılmasının çok zor olmasındandır. Beyinle ilgili bölümde duyuların topladıkları verilerin ilk önce orta beyindeki talamus bölgesine iletildiğini burada toplanıp dağıtıldığını belirtmiştik. İlginç olan Koku duyumuzdan gelen sinyaller Talamusa hiç uğramıyor. Koku için ayrı bir aktarma istasyonu var ve bu kısım duygularla ilgili bölümlere çok yakın. Kokunun güçlü duyguları tetiklemesinin nedeni bu olsa gerek.

Kokunun bu gizemi onu iş dünyasından da önce tüm kültürlerde edebiyatın, dinin önemli bir konusu haline getirmiştir. Hem kokunun güçlü duygulanımlar yaratmadaki gücü hem de koku hafızasının görsel hafızamızdan çok daha güçlü olması şirketlerin marka hafızası ve hatırlanabilirliği için koku duyusunu pazarlama çalışmalarının içine almalarına neden olmuştur.

Gerald Zaltman “Müşteriler Nasıl Düşünür?” kitabında kokunun deneyimin çağrıştırmasıyla ilgili olarak “Koku ve diğer duyular beynin limbik sistemine entegre edilmiş durumda. Görsel tetiklemelerde bu deneyimler yeniden yaşanıyor, hatırlatılıyor. Mesela taze çekilmiş bir kahve reklamını gören izleyicinin koku duyuları çalışıyor ve bu deneyimi özlemle hatırlıyor.” diyor.

Nöro marketing alanındaki araştırmalarda da koku duyusunun müşteriler üzerindeki etkileri sıklıkla araştırılmıştır. Örneğin Chicago Koku ve Tat Araştırma Birliği tarafından yapılan bir araştırmada: Las Vegas’ta kumar makinelerinin etrafına sıkılan özel bir kokunun makinelere atılan parayı %45 oranında arttırdığı tespit edilmiştir. Bir diğer araştırmada Dr. Alan Hirsch tarafından yapılmıştır. Belirli bir markanın spor ayakkabılarını denemek için katılımcılar birine çiçek kokusu sıkılmış diğerine herhangi bir koku sıkılmamış iki farklı odaya alındılar. Araştırma sonucunda katılımcıların %84’ü çiçek kokusu sıkılmış odadaki ayakkabıya üstelik biraz daha fazla fiyat etiketi olmasına rağmen daha çok beğenmişlerdir.

Rahatlatıcı kokuların insanların o ortamlarda daha uzun süre kalmalarına ve pozitif duygular hissettiklerine dair araştırma sonuçları da var. Bir çok otomobil firmasının “yeni araba kokusu” üzerine çalıştığı biliniyor. En eski bilinen uygulama Rolls-Royce markasına ait. 1960’larda ürettiği yeni modelin beklenilen başarıyı elde edememesi üzerine araştırma yapan şirket, bir önceki modelde kullanılan doğal malzemelerin oluşturduğu kokunun yeni modelde olmadığını keşfetmiş. Bunun üzerine yapılan özel bir çalışma ile bu koku tekrardan oluşturularak yeni modelde kullanılmış ve satışlar istenilen seviyelere yükselmiş.

duyusal tasarim 4Starbucks mağazalarındaki özel kahve kokusu içerde sunulan ve tüketilen kahveden ziyade yaratılan özel bir kahve temalı kokudandır. Süpermarketlerin taze ekmek veya fırından yeni çıkmış ürünlere ait kokuları özel olarak ürettirip kullanıldığı örnekler vardır. Singapur havayollarının uçaklarda kullanmak üzere özel olarak ürettirip patentini aldığı “Stefan Floridian Waters” adlı kokusuna benzer şekilde ülkemizde THY’nin de kendi özel kokusunu ürettirmiştir. Bu kokular hem uçak içinde hem personel tarafından hem de bekleme salonlarında vb kullanılarak marka ile koku arasında güçlü bir bağ yaratılması hedefleniyor.

Pazarlama yazınına konu olmuş bu çok bilinen uygulamaların öncülüğünde bir çok şirket deneyim içinde koku duyusuna nasıl yer vereceklerini bulmaya çalışıyorlar. Kuşkusuz ortama güzel bir parfüm sıkmak kadar basit değil, oldukça maliyetli bir çalışma olması da yaygınlaşmasını zorlaştırıyor. Çünkü önemli olan sadece hoş bir koku yaratılması değil. Ürettirilen markaya özel koku ile rastgele hoş bir kokudan öte müşterilere yaşatılması hedeflenen deneyime katkı sağlayacak duyguların tetiklenmesini sağlamak, koku ile marka arasında bir bağ oluşturmak ve güçlü bir çapa etkisi yaratmaktır.

5 Duyumuza yönelik yapılacak tüm deneyim tasarımı çalışmalarında dikkat edilmesi gereken en önemli unsur ‘farklı duyuları hedefleyen etkileşimlerin birbirinden bağımsız tek başlarına ele alınmayıp bir bütünün parçaları olarak aralarında güçlü bir sinerji yaratılması’ gerektiğidir. Duyuların gücünden ancak o zaman etkin şekilde yararlanma şansımız var.

Bugünlerde yayına başlayan Nescafe‘nin yeni reklam filmi, markanın yıllarca yaptığı duyusal tasarımla inşa ettiği marka algısına duyduğu güvenle rakiplerine meydan okuduğu, duyusal tasarımın gücünün güzel örneklerinden birisi.

İ.Ü. SBF İşletme Mezunu olan Ercan Kalit, Hizmet ve Bilişim sektörlerinde uzun yıllar Satış, Şube Müdürlüğü, Bölge Müdürlüğü ve Ülke Satış Müdürlüğü görevlerinde bulundu. Yaşamına, Yazar, Danışman ve Eğitmen olarak devam eden Ercan Kalit, Yedi Adım ve ADS Consulting Group bünyesinde Müşteri Deneyimi Yönetimi, Değişim Yönetimi, Satış Yönetimi, Performans ve Motivasyon Yönetimi alanlarında eğitim ve danışmanlık vermektedir. İnsana dair merakının peşinde uzun yıllardır Felsefe, Psikoloji ve Kadim Bilgelik öğretileri alanında disiplinler arası araştırmalar yapan Ercan Kalit, ICF Onaylı Professional Solution Focused Coach ve Executive & Team Coach , IAC onaylı NLP Practitioner sertifikaları sahibidir.

Bir Cevap Yazın

Cinemaximum Seyircileri Sınırsız Patlamış Mısırla Tavladı 0

Son birkaç yıldır Türkiye’deki sinema sektörünün önce konsolide olması, sonrasında ise tekelleşmesi mâlumunuz. Mars Entertainment Group’a bağlı Cinemaximum salonları, artık neredeyse her alışveriş merkezinde karşımıza çıkıyor. Bunun en büyük yansıması da sinema deneyiminin alışveriş merkeziyle eş anlamlı hâle gelmesi oldu. Her yerde Cinemaximum ve onun beraberinde getirdiği konsept olunca, birbirinin kopyası, özgün bir ortamı olmayan salonlar türemeye başladı. Üstüne bir de bu sinemaların yiyecek-içecek bölümlerindeki yüksek fiyatlar eklenince durum, bazı seyirciler tarafından çekilmez bir hâl almaya başladı.

Ülkemizin en büyük sinema zinciri muhtemelen bu gidişatı fark etmiş olacak ki yeni açılan alışveriş merkezlerinden olan Emaar Square Mall’daki salonunun cazibesini artırmak için kolları sıvadı. 20 Eylül 2017 tarihini “Kendi Kabıyla Gelene Sınırsız Popcorn” günü ilan etti ve saat 18:00’e kadar, izleyicilerin getirdiği kap ne kadar büyük olursa olsun, 5 TL karşılığında sınırsız patlamış mısır verileceğini söyledi.

Sınırsız Popcorn Günü, aslında ülkemizdeki kampanyacı ruhun bir yansıması.

İşin renkli tarafı, sınırsız patlamış mısır vaadini duyan izleyicilerin, sıra dışı paketler ve kaplarla gelmesi oldu. Giyim mağazasından alınan büyük karton torbalardan tutun da hasır sepetlere, yoğurt kutularına, ev yapımı kocaman paketlere kadar çeşit çeşit kaplarla Emaar Square Mall Cinemaximum’a gelen izleyiciler, toplumumuzdaki kampanyacı ruhun ne kadar üst düzeyde olduğunu kanıtladı.

Seyirciler, akla hayale gelmeyecek paketlerle salona geldiler.
Sınırsız patlamış mısır, her yaştan izleyiciyi çekmek için işe yarar bir fikre benziyor.

Bazı izleyiciler, Cinemaximum’un bu konuda yaptığı paylaşımların altına, 5 TL karşılığında patlamış mısırın satılabildiği bir yerde neden normal zamanda kendilerinden 20-25 TL arasında ücret alındığını sorgulasa da markaya günden kalan, izleyicilerin kaplarıyla oluşturduğu gülümseten kareler oldu.

Sınırsız patlamış mısırı duyanlar, getirdikleri “kap”larda da sınır tanımadı.

Sinema salonları çok kurumsal ortamlar sayılmaz. O yüzden kendi açımdan bu görüntülerin markanın imajına zarar verdiğini düşünmüyorum. Hatta belki de Apple’ın sinema salonlarındaki filmleri yayınlama isteğiyle daha zor şartlar altında faaliyet gösterecek sinema salonları seyircileri, gelecekte bu tür promosyonlarla salonlara çekmeye çalışacak. Çünkü keskin rekabet doğal olarak bunu gerektirecek.

Getirilen kaplar arasında ev yapımı olanlar da vardı.

Peki, Cinemaximum’un bu çalışması hakkında sizin görüşünüz nedir? Yoğurt kabıyla gelip patlamış mısır alan bir müşteri, bir sinema salonuna renk katar mı, yoksa tersine bir etki mi yaratır?

Walt Disney’in Minik Fareyle Başlayan Başarı Öyküsü 0

Çocukluk yıllarımızın vazgeçilmez çizgi film karakteri Mickey Mouse’un yaratıcısı Walt Disney’in minik bir fareyle tamamen değişen hayatı ve sizi mucizelere inandıracak kadar sefil bir hayattan karikatür filmlerinin öncüsü olmaya kadar yükselen başarı hikayesini anlatacağız.

İrlanda göçmeni bir ailenin oğlu olan Walt Disney, hasta olan babası çalışamadığından ve ekonomik durumlarının kötü olması nedeniyle sürekli çalışmak, para kazanmak zorundaydı. Ayrıca ailesi sürekli taşındığı için düzenli bir hayata da sahip değildi.

Disney, maddi yetersizlikten okula devam edemediği için herhangi bir mesleğe de sahip değildi. Bu nedenle girdiği işlerin hepsi geçici olduğu için ayrılmak zorunda kalıyordu. Babasının ölümü ile derin bir sarsıntı yaşayan Walt, babasını tedavi ettiremediği için kendini suçladı ve bir süre bunun etkisinden kurtulamadı.

Walt tam bir kitap kurduydu ve kazandıklarının bir miktarını kitaplara ayırıyordu. Bir gün kitapçıdan aldığı kitabın arasında bir reklam kağıdı gördü. Kağıtta “Kansas City Sanat Enstitüsü sizi ücretsiz kurslara çağırıyor yazıyordu. Yazıyı okuyan Walt hiç düşünmeden kursa yazılmaya ve çizim konusunda kendisini geliştirerek bir meslek edinmeye karar verdi. Üstelik kurs için herhangi bir ücret ödemek zorunda değildi.

Walt çizim dersleri öğreniyor hatta bazı ajanslara karikatür çizerek az da olsa para kazanıyordu. Kansas Sanat Enstitüsü’ndeki eğitimini tamamladıktan sonra ailesinin yanına dönen Walt, çizimlerini gazete ve dergilere yolluyor ancak hala bir sonuç alamıyordu. Bu kadar maddi imkansızlıkların ardından çalıştığı işinden de yeterince yaratıcı olmadığı için kovulan Walt tekrar karamsarlığa geri döndü.

Tüm olumsuzluklara rağmen vazgeçmeyen Walt çizim yapmaya devam etti ve bir gün çizim yaptığı sırada odasında küçük bir fare gördü. İlgisini çeken bu fareyi bir süre izlemeye ve beslemeye başladı. Ardından bu ikili arasında bir arkadaşlık oluştu ve bir gün onu çizmeye karar verdi. İşte bu çizim Walt Disney için bir dönüm noktasıydı.

Elindeki fare çizimleriyle Hollywood’a doğru yola çıktı ve Kansas Sanat Enstitüsü’den arkadaşı Iwerks’i bularak ona fare çizimlerinden söz etti. Walt bu fareye ilk olarak ‘Mortimer’ adı verilmiş ancak ilerleyen zamanlarda Walt Disney’in eşi Lilly’nin önerisiyle ‘Mickey Mouse’ olarak değiştirilmiş. Mickey Mouse adını verdikleri fare ilk olarak 1928 yılında ‘Steamboat Willie’’de yer aldı.

Walt Disney ve Iwerks ellerinde bulunan son paralarına kadar harcadıkları bu filmde büyük bir başarı elde ettiler ve film izlenme rekorları kırdı. İlk filmden sonra Walt Disney ve kardeşi Roy, Walt Disney Productions’ı kurdu. Ardından birçok çizgi film çekerek başarılarına başarı kattılar. Bir anda dünyanın en ünlü animasyonu haline gelen Mickey Mouse 100’den fazla çizgi filmde baş karakter olarak yer aldı. Bunu takip eden dönemlerde; Donald Duck (1934), Pinokyo (1940), Aslan Kral, Kayıp Balık Nemo, Külkedisi, Winnie The Pooh, Sindrella (1950), Uyuyan Güzel (1958), 101 Dalmaçyalı (1961) ve daha birçok başarılı çizgi filmde Walt Disney imzası yer aldı. 1938 yılında gösterime giren ve 1.5 milyon dolar harcanarak yapılan “Pamuk Prenses ve Yedi Cüceler” 8 milyon dolarlık bir hasılata ulaştı.

1955 yılında Los Angeles’ta çalışanların çocuklarıyla birlikte eğlenebileceği büyük bir eğlence parkı olan Disneyland projesini hayat geçirdi. Walt Disney bu projenin yapımında çalışan mühendislere “Disneyland’ın dünyadaki en inanılmaz yer olmasını ve içinde parkı boydan boya gezen bir tren olmasını istiyorum dedi.

Walt Disney Productions bugün 30 milyar dolarlık yıllık gelire sahip. Walt Disney Company, American Broadcasting Company (ABC) ve Entertainment and Sports Programming Network (ESPN) gibi kuruluşları da bünyesine katıp Kaliforniya merkezli çalışan devasa bir medya şirketi haline geldi.

Hayatın getirdiği zorluklar karşısında yılmadan, yorulmadan mücadele eden, hayal ettiklerinden her ne pahasına olursa olsun vazgeçmeyen Walt Disney zoru başardı. Çizgi film dünyasına adını altın harflerle yazdırdı. 65 yaşında akciğer kanseri sebebiyle hayatını kaybettikten sonra ardında medya devi bir şirket bıraktı.

GELİŞMELERİ
KAÇIRMAYIN!
Haftalık bültenimize
ücretsiz kaydolun!
BİZE KATIL
close-link
Marketing Meetup Intelligence

Zekânın iş dünyasına neler getireceğini konuşuyoruz
Bugün, 'Blind Date' İndiriminde Son Gün!
close-link
Marketing Meetup
 

ERKEN
KAYIT FIRSATI


Zekânın iş dünyasına neler getireceğini konuşuyoruz
Orada Olmalıyım

Sektörü buluşturan etkinlikte siz de yerinizi ayırtın!
close-link
GELİŞMELERİ KAÇIRMAYIN
Haftalık bültenimize ücretsiz kaydolun, sizi gelişmelerden haberdar edelim.
BİZE KATIL
close-link
Marketing Meetup Intelligence

Zekânın iş dünyasına neler getireceğini konuşuyoruz
Erken Kayıt Fırsatı
close-link
İçerikle Pazarlama Workshop

Yemekcom Ürün Müdürü Batuhan Apaydın ile, içeriğin kral olduğu yeni dünyayı keşfetmeye hazır mısınız?
Hemen Kaydol
close-link