5 Duyu ile Müşteri Deneyimi Tasarımı

Markaların başarılarıyla, beş duyuyu sinerjik şekilde kullanmaları arasında anlamlı bir ilişki olduğunu gösteren ‘Brand Sende’ adlı 200 markayı kapsayan çalışmanın sonuçlarına göre: görme duyusunun %58, kokunun %45, sesin %41, tatmanın %31, dokunma duyusunun %25 oranında ‘duyusal markalaşma’ için önem taşıdığından “Müşteri Deneyimi İçin Duyusal Tasarım” adlı yazımızda bahsetmiştik.

Görme duyusunun %58 ile en yüksek önemi taşıması şaşırtıcı değil. Beş duyu arasında insanın en güçlü duyusu görmedir. Beyinde duyular arasında en yüksek görme duyusu için yer ayrılmıştır. Yaşamsal bir öneme sahiptir. Şirketlerin çok eskiden bugüne en yoğun kullandıkları ve odaklandıkları duyumuz “görme” olmuştur. Mağazaların veya ofislerin dekorasyonu, tasarımı, ürünlerin şekli, logomuz, kullanılan renkler, personelin görünümü, kıyafetleri vb. bir çok farklı alanda görsel duyulara hitap etmeye odaklanmışlardır.

Müşteriler de şirketler ve ürünleri hakkında en çok görsel yolla veri toplarlar. Müşterilerin ürün ve hizmetlerle ilişkisi daha çok ve öncelikli olarak görsel iletişim ve estetik algılarla gerçekleşir. Görselliğin bu yaygınlığı hem onu şirketler için öncelikli ve vazgeçilmez bir duyu haline getirirken aynı zamanda kullanım yoğunluğu da o alanda farklılaşmayı oldukça zorlaştırmıştır. Görme duyusuna hitap eden bir çapa oluşturmak için farklılık kadar uzun süreli ve tutarlı bir tekrara ihtiyaç var.

Logo ve renk kullanımı bu alandaki en güçlü aletlerdir. Logo, tüm deneyimin duygu ve anlam boyutlarını içeren güçlü bir simge görevi görür. Gerçek bir çapa haline geldiğinde artık nerdeyse müşterilerin marka adını bile görmelerine gerek kalmaz. Pine ve Gilmore’in etkileyici bir deneyim tasarımı için ilk şart olarak ortaya koyduğu “deneyimin ana temasını oluşturmak” ilkesini hayata geçirirken, ana temanın en güçlü işaretçileri görsel unsurlar olacaktır. Müşteriler deneyimin ana temasıyla ilgili ilk ipuçlarını görme duyusu ile yakalayacaklardır.

Renkler ve duygular arasındaki ilişki de çok uzun zamandır bilinen ve üzerinde araştırmalar yapılan bir alandır. Birçok şirket artık renkleri, karar vericilerin kişisel beğenilerine göre değil, psikolojinin bu alandaki bulgulardan hareketle vermek istedikleri duyguya destek bir unsur olarak seçiyorlar.

duyusal tasarim 6Görme duyusundan sonra en sık kullanılan işitme duyusudur. İşitsel duyunun kullanımı en yoğun olarak müzik ve melodi olarak karşımız çıksa da bununla sınırlı değildir. Müziğin duygulanım yaratmadaki gücü özellikle hizmet sektöründe yakından bilinen bir gerçek. Hizmet sunulan sahnenin atmosferini belirlemede sıklıkla kullanılır. Mağazalarda, otel lobilerinde, yiyecek ve içecek sektöründe, satış ve müşterilerle ilgili ofis alanlarında, çağrı merkezlerinde kullanıldığını görürüz. Görece uygulaması çok daha kolay ve ucuzdur. Bu alanda yapılan araştırmalar hafif tempolu müziklerin insanları rahatlattığı, bulundukları ortamda daha uzun süre kalmaya ve daha çok alışveriş yapmaya teşvik ettiği gözlemlenmiştir.

Sesler en çok reklamlarda görselliği tamamlayan ve verilmeye çalışılan duygunun oluşumuna katkı sağlayan bir unsur olarak kullanılır. Bunun dışında reklam cıngılı olarak markanın akılda kalıcılığına ve hatırlanmasına katkı sağlaması hedeflenir. Bu alandaki başarılı örneklere baktığımızda uzun yıllardır belirli sesleri istikrarlı şekilde kullandıklarını görüyoruz.

Sesler artık sadece reklamların bir unsuru değil, ses mühendisliği alanındaki gelişmeler çok farklı uygulamaları ortaya çıkardı. Bir cips firması en akılda kalıcı ve tazeliği çağrıştıran çıtırtıyı bulmaya çalışırken bir otomobil firması kapının açılıp kapanma sesine ya da motorun sesine odaklanan mühendislik çalışmasına yıllarca kaynak ayırabiliyor. Bir zamanlar bir telefon markasını sadece melodisinden tanıyabiliyorduk. İşitme duyusunu uyaran seslerin doğru kullanımı insan ruhuna dokunarak beynin ilgili markayı hızlı şekilde hatırlamasına yardımcı oluyor.

Deneyim ekonomisinin güçlü oyuncularından Disney, tematik parklarının her bir noktasında hangi seslerin, melodilerin ve müziklerin kullanılacağını bütünsel bir koreografi çerçevesinde en ince detayına kadar belirliyor. Starbucks’ın müzik işine bulaşması müzik Cd’si satarak para kazanmak değil, yaşatmayı hedeflediği deneyimin bir parçası olarak müziği kullanma amacının bir sonucuydu.

duyusal tasarim 5Dokunma duyusu, Lindstrom’un araştırmasında sonuncu sırada çıksa da kişisel gözlemlerimin bunun ülkemizde daha üst sıralarda yer aldığı yönündedir. Ürünlere dokunmayı, elimizle incelemeyi, dokusunu hissetmeyi seven bir topluluğuz. İnsan ilişkilerinde de batı kültürlerine göre daha sık birbirimize dokunmamız bunun göstergesidir. Eskiden “almayacaksanız dokunmayın” türünden uyarılar görürken artık şirketler müşterilerin ürünlere dokunmasını ve bu yolla kişisel bir ilişki kurmalarını teşvik ediyorlar.

Bir otomobille deneme sürüşüne çıkmadan önce direksiyon ve ön panele dokunuyor ve hissetmeye çalışıyoruz. Bir cep telefonunu elimizle tutarak ve dokusunu hissedip hem de ağırlığını ve ne kadar tok durduğunu anlamaya çalışıyoruz. Bazen hafiflik ararken bazen de kalite ve sağlamlığı ağırlıkla ilişkilendiriyoruz. Bir ürünün gerçekliğini bize en çok dokunma duyumuz sağlıyor. ürünle müşteri arasında bir yakınlık kurulmasına yardımcı oluyor. Bir tuvalet kağıdı markası, müşterilerin ürüne dokunmasını sağlayacak şekilde ambalaj yapısını değiştirdiğinde müşteriler kağıda dokunarak yumuşaklığını ve dokusunu hissettikleri için satışlarını ciddi oranda arttırmıştır.

Mağazaları, pazarları gözlemlersek Türk müşterisinin ürünlere dokunmayı ne kadar önemsediğini hemen fark ederiz. Hazır giyim alanındaki bir çalışmanın sonuçlarına göre tüketicilerin yarıdan fazlası, dokunduklarında hissettiklerinin ürünün görüntüsünden daha önemli olduğunu belirtmişlerdir. Fiziksel ürünlerle ilgili hemen hemen tüm sektörlerde dokunma özellikle kalite ve konfor algısında görmeyle birlikte çalışan en önemli duyumuz.

Tat duygusu ağırlıklı olarak gıda ve içecek sektörüne özgüdür. Diğer sektörlerin tat duygusunu kullanım alanları yaratması çok ciddi yaratıcılık gerektirebilir. Tat duygusunun önemli ölçüde koku duyusu tarafından belirlenmesi nedeniyle koku duyusu üzerine yapılacak etkileşimler gizil olarak tat duyusunu da harekete geçirecektir.

duyusal tasarim 3Koku son yılların en popüler pazarlama kavramlarından birisidir. Literatürde “Scent Marketing – Kokusal Pazarlama” kavramı bile yer etmiş durumda. Kokunun gücü sürüngen beyinle yaşıt olmasındadır. Sürüngen beynin önemli bir kısmı koku lobundan oluşmaktaydı. Hayatın devamlılığı ve tehlikelerin tespitiyle hayatta kalma içgüdümüzün en önemli unsuru koku duyusudur. Koku sadece hisler üzerinde değil bizzat biyolojik ritmimizi de belirleme gücüne sahiptir. Beyin ve koku  ilişkisi günümüzde bile hala tam anlamıyla çözülebilmiş değildir. Normal bir insan 10 bin ile 40 bin aralığındaki bir koku çeşitliğini bilinçli olarak ayırt edebilirken Feromonlar gibi normal koku mekanizmalarından farklı yollarla kokusunu algıladığımız kimyasal sinyaller gibi bilincinde bile olmadığımız ama algıladığımız kokular da var.

Koku duyusunun gücü, engellenememesinin ya da diğer duyular tarafından bastırılmasının çok zor olmasındandır. Beyinle ilgili bölümde duyuların topladıkları verilerin ilk önce orta beyindeki talamus bölgesine iletildiğini burada toplanıp dağıtıldığını belirtmiştik. İlginç olan Koku duyumuzdan gelen sinyaller Talamusa hiç uğramıyor. Koku için ayrı bir aktarma istasyonu var ve bu kısım duygularla ilgili bölümlere çok yakın. Kokunun güçlü duyguları tetiklemesinin nedeni bu olsa gerek.

Kokunun bu gizemi onu iş dünyasından da önce tüm kültürlerde edebiyatın, dinin önemli bir konusu haline getirmiştir. Hem kokunun güçlü duygulanımlar yaratmadaki gücü hem de koku hafızasının görsel hafızamızdan çok daha güçlü olması şirketlerin marka hafızası ve hatırlanabilirliği için koku duyusunu pazarlama çalışmalarının içine almalarına neden olmuştur.

Gerald Zaltman “Müşteriler Nasıl Düşünür?” kitabında kokunun deneyimin çağrıştırmasıyla ilgili olarak “Koku ve diğer duyular beynin limbik sistemine entegre edilmiş durumda. Görsel tetiklemelerde bu deneyimler yeniden yaşanıyor, hatırlatılıyor. Mesela taze çekilmiş bir kahve reklamını gören izleyicinin koku duyuları çalışıyor ve bu deneyimi özlemle hatırlıyor.” diyor.

Nöro marketing alanındaki araştırmalarda da koku duyusunun müşteriler üzerindeki etkileri sıklıkla araştırılmıştır. Örneğin Chicago Koku ve Tat Araştırma Birliği tarafından yapılan bir araştırmada: Las Vegas’ta kumar makinelerinin etrafına sıkılan özel bir kokunun makinelere atılan parayı %45 oranında arttırdığı tespit edilmiştir. Bir diğer araştırmada Dr. Alan Hirsch tarafından yapılmıştır. Belirli bir markanın spor ayakkabılarını denemek için katılımcılar birine çiçek kokusu sıkılmış diğerine herhangi bir koku sıkılmamış iki farklı odaya alındılar. Araştırma sonucunda katılımcıların %84’ü çiçek kokusu sıkılmış odadaki ayakkabıya üstelik biraz daha fazla fiyat etiketi olmasına rağmen daha çok beğenmişlerdir.

Rahatlatıcı kokuların insanların o ortamlarda daha uzun süre kalmalarına ve pozitif duygular hissettiklerine dair araştırma sonuçları da var. Bir çok otomobil firmasının “yeni araba kokusu” üzerine çalıştığı biliniyor. En eski bilinen uygulama Rolls-Royce markasına ait. 1960’larda ürettiği yeni modelin beklenilen başarıyı elde edememesi üzerine araştırma yapan şirket, bir önceki modelde kullanılan doğal malzemelerin oluşturduğu kokunun yeni modelde olmadığını keşfetmiş. Bunun üzerine yapılan özel bir çalışma ile bu koku tekrardan oluşturularak yeni modelde kullanılmış ve satışlar istenilen seviyelere yükselmiş.

duyusal tasarim 4Starbucks mağazalarındaki özel kahve kokusu içerde sunulan ve tüketilen kahveden ziyade yaratılan özel bir kahve temalı kokudandır. Süpermarketlerin taze ekmek veya fırından yeni çıkmış ürünlere ait kokuları özel olarak ürettirip kullanıldığı örnekler vardır. Singapur havayollarının uçaklarda kullanmak üzere özel olarak ürettirip patentini aldığı “Stefan Floridian Waters” adlı kokusuna benzer şekilde ülkemizde THY’nin de kendi özel kokusunu ürettirmiştir. Bu kokular hem uçak içinde hem personel tarafından hem de bekleme salonlarında vb kullanılarak marka ile koku arasında güçlü bir bağ yaratılması hedefleniyor.

Pazarlama yazınına konu olmuş bu çok bilinen uygulamaların öncülüğünde bir çok şirket deneyim içinde koku duyusuna nasıl yer vereceklerini bulmaya çalışıyorlar. Kuşkusuz ortama güzel bir parfüm sıkmak kadar basit değil, oldukça maliyetli bir çalışma olması da yaygınlaşmasını zorlaştırıyor. Çünkü önemli olan sadece hoş bir koku yaratılması değil. Ürettirilen markaya özel koku ile rastgele hoş bir kokudan öte müşterilere yaşatılması hedeflenen deneyime katkı sağlayacak duyguların tetiklenmesini sağlamak, koku ile marka arasında bir bağ oluşturmak ve güçlü bir çapa etkisi yaratmaktır.

5 Duyumuza yönelik yapılacak tüm deneyim tasarımı çalışmalarında dikkat edilmesi gereken en önemli unsur ‘farklı duyuları hedefleyen etkileşimlerin birbirinden bağımsız tek başlarına ele alınmayıp bir bütünün parçaları olarak aralarında güçlü bir sinerji yaratılması’ gerektiğidir. Duyuların gücünden ancak o zaman etkin şekilde yararlanma şansımız var.

Bugünlerde yayına başlayan Nescafe‘nin yeni reklam filmi, markanın yıllarca yaptığı duyusal tasarımla inşa ettiği marka algısına duyduğu güvenle rakiplerine meydan okuduğu, duyusal tasarımın gücünün güzel örneklerinden birisi.

En Değerli Gelişmeleri Size İletmek İstiyoruz

Mail listemize abone olun!

Son bir adım kaldı. E-postanızı kontrol edin. (Gmail kullanıcısıysanız "promotoions" kısmına bakabilirsiniz.

Ops! Bir hata aldık, tekrar deneyebilir misiniz?

İ.Ü. SBF İşletme Mezunu olan Ercan Kalit, Hizmet ve Bilişim sektörlerinde uzun yıllar Satış, Şube Müdürlüğü, Bölge Müdürlüğü ve Ülke Satış Müdürlüğü görevlerinde bulundu. Yaşamına, Yazar, Danışman ve Eğitmen olarak devam eden Ercan Kalit, Yedi Adım ve ADS Consulting Group bünyesinde Müşteri Deneyimi Yönetimi, Değişim Yönetimi, Satış Yönetimi, Performans ve Motivasyon Yönetimi alanlarında eğitim ve danışmanlık vermektedir. İnsana dair merakının peşinde uzun yıllardır Felsefe, Psikoloji ve Kadim Bilgelik öğretileri alanında disiplinler arası araştırmalar yapan Ercan Kalit, ICF Onaylı Professional Solution Focused Coach ve Executive & Team Coach , IAC onaylı NLP Practitioner sertifikaları sahibidir.

Bir Cevap Yazın

Facebook ve Google’ın Siyasi Reklamlarla Başı Dertte

Facebook

Facebook, Google ve diğer çevrimiçi platformlarda yayınlanan siyasi propaganda içerikli reklamlar, artık Federal Seçim Komisyonu tarafından çizilen çerçeve kapsamında ve daha sıkı kurallarla denetlenmek isteniyor.

Komisyonda Başkan Yardımcısı olarak görev yapan Demokrat Parti üyesi Ellen Weintraub’un paylaştığı teklif radyoda, televizyonda ve basılı reklamlarda yayınlanan siyasi içerikli reklamlarda olduğu gibi, internette yer alan politik reklamların da kaynağının açıklanmasını şart koşuyor. Kongre, konuyla ilgili ciddi bir düzenleme olarak kabul edilen tasarıyı, 8 Mart’taki halka açık oturumda tartışacak.

Siyasi içerikli internet reklamları ABD’de oldukça popüler durumda.

Hatırlayacağınız üzere, Rusya’nın Donald Trump’ın kazandığı 2016 yılındaki ABD Başkanlık Seçimi‘ni sosyal ağlarda ve dijital ortamlarda manipüle ettiğine, Amerikan halkı üzerinde algı operasyonu yaptığına, hatta belli yöndeki propagandalara seçim sonuçlarını değiştirecek derecede maddi destek verdiğine dair iddialar hâlen sürüyor.

Kongrenin gündemine getirilen tasarı buradan hareketle, hem bu iddiaları daha yakından inceleyebilmek hem de benzer şüphelerin tekrarlanmaması için Facebook ve Google gibi dijital alandaki dev platformların, yayınladıkları siyasi içerikli reklamların sponsorlarının kim olduğu, bu reklamlara ne kadar para harcandığı, reklamların hangi kesimleri hedeflediği ve benzeri birçok noktada hem Beyaz Saray’a hem de Kongre’ye açıklama yapması kuralını getiriyor.

Federal Election Commission
Federal Seçim Komisyonu’nun gündeme getirdiği tasarı, siyasi içerikli internet reklamlarına sıkı denetim getiriyor.

Federal Seçim Komisyonu’nun teklifi, siyasal propaganda çalışmalarını, siyasi partileri ve teknoloji şirketleri de dahil olmak üzere federal seçimleri etkileyebilecek diğer kurumları kapsıyor. Bu durumda, söz konusu kapsamda faaliyet gösteren taraflara ait platformların ilgili mevzuata uyum sağlayacak hâle gelmesi gerekecek.

Yine de hikâyenin burada başlamadığını, konunun tâ 2011’e kadar uzandığını da belirtmemiz gerekiyor. Facebook o yıl, reklamlardaki “sponsorlu” ifadesinin sponsorun kimliğine dair bilgi vermediğini ve sponsorun internet sitesine yönlendirme yapmadığını belirterek Federal Seçim Komisyonu’ndan bu konuda muafiyet talep etmişti. Konu komisyonda görüşülmüş ama herhangi bir karar bağlanamamıştı.

Vladimir Putin
Rus manipülasyonuyla ilgili başı en çok ağrıyan platformlardan biri de Facebook.

2015 ve 2016 yıllarında Facebook, Google ve diğer bazı önemli internet sitelerinin Ruslar tarafından, Amerikan halkını politik konularda etkilemek amacıyla kullanıldığının ortaya çıkması, doğal olarak bu konunun komisyon tarafından yeniden gündeme getirilmesine yol açtı. Açıkçası komisyon bu sefer, sert kurallar koymakta ve sıkı denetim getirmekte kararlı görünüyor.

Nitekim söz konusu tasarı, internette metin veya görsel grafik biçimindeki siyasi içerikli reklamlarda reklamverenin adının yeterli büyüklükte ve açıkça okunabilir harflerle yazılmasını zorunlu tutuyor. Dijital müzik platformları ve internet radyolarında verilen politik reklamlar da düzenlemeden nasibini alacak. Zira buralarda verilen siyasi reklamlar sözlü feragatnameleri içermek zorunda olacak ve çevrimiçi video ve sesli mesaj yoluyla reklam veren adayların ad ve soyadlarını tam olarak belirterek “Bu mesajı onaylıyorum” ifadesini ekleyecek. Tasarı yasalaşırsa, internetteki ücretsiz içerikleri de etkileyecek. Örneğin YouTube’a ücretsiz bir şekilde video yükleyen siyasi kuruluş veya kişi, içerikten sorumlu olduğunu belirtecek. Mevcut yasada bu durum yalnızca reklamlı olarak paylaşılan politik videolarda sınırlı.

Tasarı yasalaşırsa, yeni düzenlemeden YouTube da derinden etkilenecek. Sponsorlu ya da sponsorsuz her siyasi reklamda yeni kıstaslar aranacak.

Komisyondan geçmesi için Cumhuriyetçi Parti’nin desteği gereken tasarı, sanal ve artırılmış gerçeklik konuları da dahil olmak üzere, teknolojik gelişmelerin yasal çerçevede düzenlenmesi yolunda önemli bir adım olarak kabul ediliyor.

Federal Seçim Komisyonu’nun (FEC) internetteki politik reklamların yasal yönden düzenlenmesine ilişkin ilk girişimi elbette bu değil. Komisyon 2006 yılında Youtube’dan, bu platformda bireyler veya kimi gruplar tarafından satın alınan çevrimiçi siyasi reklamların ne kadara mal olduğuna dair bilgi vermesini istemişti. Hatta bu istek, başka sitelerde banner olarak bulunan ücretli politik reklamların tamamını da kapsar nitelikteydi. Komisyon, blog ve benzeri kişisel görüş içeren bazı dijital iletişim kanallarını ise bundan muaf tutmuştu.

Görünüşe göre, 2011 yılında FEC’in taleplerine direnen Facebook’u bu sefer daha zor bir mücadele bekliyor.

Tasarının yasalaşıp yasalaşmayacağı şimdilik meçhul. Fakat kendi durumumuza dönüp baktığımızda, bilişim hukuku konusunda henüz yeterli sayıda ve nitelikte insan kaynağının bile olmadığı ülkemizde, buna benzer çalışmaları görmek şimdilik yalnızca bir hayal olarak duruyor. Çünkü bilişim hukukunun genellikle sansüre yasal dayanak olarak kullanıldığı ve bunun kanıksandığı bir ortamda, politik reklamların kaynağını sorgulamak üst düzeyde bir şeffaflık ve hesap verebilirlik anlayışı ile özel uzmanlık gerektiren kalifiye insan kaynağına ihtiyaç duyar.

Peki, ABD’de gündeme gelen bu konu hakkında siz ne düşünüyorsunuz? Siyasi amaçla verilen çevrimiçi reklamların kaynağının ayrıntılı bir şekilde sorgulanması ve en derin noktalarına kadar devlet kurumlarına bilgi verilmesi bir şeffaflık göstergesi mi, yoksa siyasi propaganda özgürlüğünü gelecekte kısıtlayabilecek bir düzenleme mi?

En Değerli Gelişmeleri Size İletmek İstiyoruz

Mail listemize abone olun!

Son bir adım kaldı. E-postanızı kontrol edin. (Gmail kullanıcısıysanız "promotoions" kısmına bakabilirsiniz.

Ops! Bir hata aldık, tekrar deneyebilir misiniz?

Tüketicilerin %72’si Videolu İçerikleri Tercih Ediyor

Yeni bir yılın başlangıcıyla önümüzde ki bu 12 aylık sürenin, video pazarlamacılar açısından  nasıl bir süreç olacağını görmenin zamanı geldi.

Sizler için tam dört yıllık video pazarlama anketi sonuçları Wyzowl’da yayımlandı. Ortaya çıkan sonuçlara göre hem video pazarlamacılar hem tüketiciler açısından bu yıl büyük bir yıl olacak.

Paylaşacağımız istatistikler 2017’nin Aralık ayında 570 tane farklı katılımcıyı araştırarak toplandı. Katılımcılar hem pazarlama uzmanlarından hem çevrimiçi tüketicilerden oluşuyordu. Katılılımcılar pazarlamacılar ve tüketiciler olarak iki kategoriye ayrıldı.

Video kullanımı artıyor

İşletmelerin %81’i videoyu pazarlama aracı olarak kullanıyor. (2017)

Video kullananların %99 ise 2018’de de kullanmaya devam edeceğini söylüyor.

Video kullanmayanların %65’i ise 2018’de başlayacaklarını söylüyor.

Birçok video izliyoruz

İş yerinde izlediğimiz video içeriğine, çevrimiçi gösterilen video hizmetlerine kadar video hayatımızın bir parçası haline geldi. Bizde katılımcılara özellikle tipik bir günde ne kadar video izlediklerini sorduk. Sonuçlarda günde ortalama 1.5 saat video izlendiği sonucunu bulduk. Ayrıca katılımcıların %15’i ise günde 3 saatten fazla video izlediklerini söylediler.

Pazarlamacılar işlerini yapmalarına yardımcı olmak için videoya güveniyorlar

 Pazarlamacıların %97’si videonun ürün veya hizmetlerin daha iyi anlaşılmasına yardımcı olduğunu söylüyor.

%76’sı ise videonun satışları arttırmada etkili olduğunu söylüyor.

%47’sı video sayesinde gelen soruların azaldığını söylüyor.

%76’sı trafiğin artmasına yardımcı olduğunu söylüyor.

%80’i videonun web sitelerinde kalma süresini arttırdığını söylüyor.

%95’i insanlar bir ürünü almak istediklerinde onun hakkında daha fazla bilgi almak için açıklayıcı videolara ihtiyaç duyuyorlar.

%81’i insanlar bir markanın videosunu izleyerek onu almaya daha kolay ikna oluyorlar.

%85’i markalardan daha fazla video görmek istediklerini söylüyor.

Tüketiciler videoyu seviyor

Videolar müşterilerimiz gibi bizler için önemli değere sahip. Hem videonun hem yazının bulunduğu bir sayfada müşterilerin %72’si videoyu tercih ediyor.

Paylaşmayı seviyoruz

İnsanlar genelde eğlenceli videoları paylaşmayı seviyorlar. Yapmanız gereken ise belirli bir kitlenin ilgileneceği video içeriğini oluşturmak. Bu sayede tüketicilerin %83’ü bunu kendi sitelerinde arkadaşlarıyla paylaşacaktır.

Linkedln 2018’de uçmak için hazır

Katılımcılarımıza farklı platformlar hakkında sorular sorduk. Facebook, Youtube, Snapchat, linkedln gibi… Şaşırtıcı bir şekilde ilk sırada linkedln geldi. Şuanda pazarlamacıların yalnızca  %38’i videolarını linkedln üzerinden paylaşırken 2018’in devamında %55’inin yani yarısından fazlasının da kullanacağını söylediler.

Kaynak: blog.hubspot.com

 

En Değerli Gelişmeleri Size İletmek İstiyoruz

Mail listemize abone olun!

Son bir adım kaldı. E-postanızı kontrol edin. (Gmail kullanıcısıysanız "promotoions" kısmına bakabilirsiniz.

Ops! Bir hata aldık, tekrar deneyebilir misiniz?

GELİŞMELERİ
KAÇIRMAYIN!
Haftalık bültenimize
ücretsiz kaydolun!
BİZE KATIL
close-link
GELİŞMELERİ KAÇIRMAYIN
Haftalık bültenimize ücretsiz kaydolun, sizi gelişmelerden haberdar edelim.
BİZE KATIL
close-link








Önümüzdeki yıllara
damgasını vuracak
trendleri derledik.
Raporu İndir

*Ücretsizdir.
close-link

MARKETING MEETUP 2018



Türkiye'nin en değerli konferans içeriğini, Erken Kayıt indirimi ile takip edin!
Erken Kayıt Fırsatı
close-link












Türkiye'nin en değerli konferans içeriğini, Erken Kayıt indirimi ile takip edin!
BU ETKİNLİKTE OLMALIYIM
19 Nisan'da Uniq Istanbul'da Sophia'nın da katılımı ile Marketing Meetup'ta buluşuyoruz.
close-link