Teknoloji Üreten Bir Türkiye İçin Umut Yolculuğu

Habitat Derneği, adını fazla ön plana çıkarmasa da, uzun yıllardır sürdürülebilir kalkınma alanında çok önemli projeler üreten bir sivil toplum kuruluşu. Habitat Derneği Başkanı Sezai Hazır’la bir araya gelen Ozan Onat derneği, projeleri, gelecek vizyonları konuştu.

Habitat Derneği, adını fazla ön plana çıkarmasa da, uzun yıllardır sürdürülebilir kalkınma alanında çok önemli projeler üreten bir sivil toplum kuruluşu. Toplum olarak acil dijital dönüşüme ihtiyacımız olduğu bu dönemde o kadar önemli işler yapıyorlar ki. Öncelikli olarak yönetişim, bilişim, finansal okuryazarlık ve girişimcilik alanında çocuklara, gençlere ve kadınlara yönelikler projeler üretiyorlar. Tüm bu projeleri de dünyaca ünlü şirketlerle beraber yürütüyorlar.

Derneğin en başından beri yönetimini üstlenen, gençlerle birlikte çalışıp toplum için üretmekten ne kadar heyecan duyduğunu yüzündeki ifadeden çok net anlayabildiğiniz bir isim, Habitat Derneği Başkanı Sezai Hazır’la bir araya geldik ve derneği, projelerini, gelecek vizyonlarını konuştuk.

Habitat hem Türkiye hem de sizin için ne ifade ediyor?

Habitat benim için 1995’de başlayan bir hayal yolculuğu, ömrümün yarısını vermiş olduğum bir çocuk. Türkiye içinse üç kavram üzerinde bunu topluyorum; yeni bir örgütlenme modeli, yeni bir davranış ve yeni bir yaklaşım olarak söyleyebilirim. Yeni bir örgütlenme; hiyerarşik yapısı olmayan, idealler çerçevesinde bir araya gelen bir grubun inisiyatif aldığı bir hareket. Yeni bir davranış; kimseyi ötekileştirmeden, insanları olduğu gibi kabul eden ve hak temelli yaklaşan bir davranış. Yeni bir yaklaşım da; insanların bilgi birikimlerini ve deneyimlerini imkânı olmayanlarla paylaştığı bir yaklaşım olarak ifade ediyorum.

Çıktığınız bu yolculukta bugüne kadar ne gibi projeler gerçekleştirdi Habitat Derneği?

Yola ilk çıktığımızdaki hayalimiz; dünyanın diğer bir ucundaki bir gençle Türkiye’nin bir ucundaki bir genç arasında bir köprü kurmaktı. Gençlerin kapasitelerini geliştirmek ve uluslararası süreçleri takip etmekle başladık. Bu süreçte uluslararasından yerele, yerelden uluslararasına bir köprü kurmuş olduk.

1997’de gençlerin yerel düzeyde karar alma süreçlerine katılımı için kent konseyleri, gençlik meclisleri kurduk. 2006 yılında bu belediye kanununa girdi. Belediyelerin gençlerin karar alma sürecine katılması için gençlik meclisleri kurması yasal zorunluluk haline geldi.

Yine 2000’li yıllarda, gençlerin siyasete katılımlarında hukuki bir engel vardı. Gençler 18 yaşında oy kullanabiliyordu ama 30 yaşına kadar seçilme hakları yoktu. Ciddi bir kampanya yürüterek anayasada bu değişikliği sağlamış olduk ve gençler 25 yaşında seçilme hakkını elde etmiş oldular. Burada güzel olan şuydu; politik bir duruşumuz olmadığından dolayı bütün siyasi kesimlere ait gençler bu sürece dahil oldular. Ama diğer taraftan gördük ki yasal mevzuatlar oluşturmak ve mekanizmalar oluşturmak da yetmiyor. Gençlerin güçlendirilmesi ve teknolojiyi iyi kullanıyor olması lazım. Çünkü teknolojiyi kullanmadığı zaman bilgiye erişemiyor, bilgiye erişemediği zaman güçlenmesi zor.

2003 yılında ilk teknolojiyle buluşmamız Cisco ile başladı. Gençlerin güçlendirilmesi için ağ kurma eğitimleri, Cisco Network Academy çalışmalarına başladık. Diyarbakır’da, Hatay’da, İzmir’de, İstanbul’da akademiler oluşturduk.

Teknoloji toplumu olma yönünde ilerlememiz gereken bir dönemde çok önemli bir işlev görüyor Habitat Derneği. Toplamda kaç kişiye ulaşıyorsunuz ve insanların hayatına nasıl dokunuyorsunuz?

Türkiye toplumu online müfredatları kullanma veya onlara erişme konusunda biraz sıkıntılı bir toplum. Biz duygusal bir toplumuz, batılılar gibi online eğitimleri kullanma yaygınlığı olan bir toplum değiliz. Onun için online eğitimler yanında yüz yüze dokunmaları çok önemsedik.  Ama en önemlisi yerel kapasiteyi güçlendirmeyi esas aldık. İstanbul’a bağımlı olan bir hareketten ziyade Ağrı’dan da eğitmenlerimiz olsun, Tunceli’den de olsun, Edirne’de de olsun, Rize’de de olsun istedik. Onları eğitimlere tabii tuttuk, eğitmen yaptık, bu eğitmenler içerisinde daha kapasiteli olanları master eğitmen yaptık. Böylelikle bu eğitimlerin süreklilik arz etmesinin yolunu açmış olduk.

20 yıldır sürekli onlarla bu bağ devam ettirdikçe, koordinasyonlarla onları bir araya getirdikçe, başarı hikayelerini yurtdışına taşıdıkça o motivasyon da arttı. 20 yıl sonra onların birçoğu şuan kendi işini kurmuş ve bize hizmet satıyor durumdalar. Şuna inanıyoruz, Türkiye’nin kalkınması için ekonomik büyümenin yanında beşeri sermayenin, yani sosyal sermayenin güçlenmesi lazım. Türkiye’nin teknoloji alanında tüketen değil üreten bir toplum haline gelmediği müddetçe, dünyanın ilk 10 ekonomisi arasında yer alması, büyük bir ekonomi olması mümkün değil.

Milli Eğitim Bakanlığı’nın müfredatıyla sizin verdiğiniz eğitimler arasında bir paralellik var mı?

Milli Eğitim Bakanlığı ile yakın çalışıyoruz. Sonuçta sivil toplumun kamuya alternatif bir alan değil. Sivil toplumun misyonu aslında eksik gördüğü konularda pilot çalışmalar yaparak onu bir kamu politikası haline getirmeye çalışmak. O açıdan da Milli Eğitim Bakanlığı ile çalışmayı önemsiyoruz. Eğitim müfredatının geliştirilmesi konusunda son birkaç yıldan beri pozitif gelişmeler var. Pilot liseler geliştirildi, teknoloji liseleri oluşturulmaya başlandı. Çocuklara yönelik kodlama dersleri henüz müfredata tam olarak girmiş değil ama önemli gelişmeler mevcut.

Dernek olarak çok ufak bir ekipsiniz, ayrıca gönüllülerle birlikte çalışıyorsunuz. Önemli markalarla işbirliğiniz var. Başka destekçileriniz var mı? Devletten bir destek alıyor musunuz?

Habitat prensip olarak bağış toplayan bir kuruluş değil. Biz aslında bir profesyonel organizasyon olarak bu işleri yürütüyoruz. 50 kişilik bir ekibimiz var. Çalışanların hemen hemen hepsi daha önce eğitim almış, gönüllü olmuş, master olmuş sonra profesyonel hayata geçmiş ekip. Bu yeni bir kariyer fırsatı. Gençlerin çalışma alanı artık sadece kamu ya da kurumsal şirketler değil. Eğer kendinize güveniyorsanız ve iddialıysanız, yeni gelişmekte olan böyle bir girişimin parçası olabilirsiniz.

Kamuyla bir finansal destek sürecinin içine girmedik. Biz özel sektörün desteğiyle çalışıyoruz. Samsung, Vodafone, Microsoft, Intel, Cisco, Visa gibi kuruluşlarla çalışıyoruz. Ayrıca Birleşmiş Milletlerle çalışıyoruz çünkü Habitat’ın kurucularından biri BM Kalkınma Programı. Devletten istediğimiz yasal mevzuatlar konusundaki değişikliklerin bizim gibi sivil toplum örgütlerinin çalışmalarının önünü açması. Onun dışında finansal bir katkı almaktan ziyade aslında uluslararası kaynakların ülkemize gelmesi için bir köprü oluşturmuş oluyoruz. Neticede bu kaynaklar Türkiye’ye gelmezse başka ülkeye gitmiş olacak.

Biraz bürokrasiyi çözmek lazım…

Evet hukuki mevzuatları çözmek lazım. Mesela Türkiye’nin önündeki en büyük engellerden biri non-profit şirketlerin Türkiye’de kurulmasının yasal mevzuatlarının olmaması. Bundan dolayı uluslararası birçok ihaleye Türkiye giremiyor. Bu kaynakların büyük bir çoğunluğu Afrika ve Asya ülkelerine gidiyor.

Oldukça geniş bir kitleye ulaşıyorsunuz, global önemli markalarla iş birliği yapıyorsunuz ama diğer sivil toplum kuruluşlarını düşündüğümüzde adınız o kadar ön planda değil. Herkes sizi tanımıyor. Bu stratejik bir karar mı?

Özel bir strateji diyebiliriz buna ama biraz da beceriksizliğimizi ekleyebiliriz. Samimi olmak lazım. İlk çıktığımız günden bugüne yaptığımız işlerle tanınalım istedik. Anadolu bizi çok iyi tanıyor. Kamu bizi çok iyi tanıyor. Ortaklarımız bizi çok iyi tanıyor.

Habitat bizim için bir araç, amaç değil. Amacımız Habitat’ı yaşatmak değil. Amacımız gençlerin kapasitesini geliştirmek ve bu ülkenin ekonomik katma değerine katkıda bulunmak. Türkiye’de bazen amaçlar araç haline getirildiği zaman asıl yapman gereken işlere odaklanmakta konsantrasyon kaybı yaşıyorsun. Şimdi yapmış olduğumuz işlerin görünürlüğünü arttırmak için kendi içimizde bir ekip kurduk. Sizin gibi çok değerli dostlarımızın inanarak bize destek vermesini istiyoruz. Sadece gerektiğinde bir haber yapmak değil de, hakikaten yaptığımız çalışmalara inanan dostlarımızla bu yolda ilerlememiz önemli.

Dünyanın en ünlü teknoloji ve finans şirketleriyle projeler yürütüyorsunuz. Bu markalarla bir araya gelmek, böyle projeler yürütmek nasıl bir süreç?

Doğru fikirleri doğru markalarla bir araya getiriyoruz, sponsorluk değil, ortaklık ilişkisine giriyoruz. Çünkü farklı disiplinler arası çalışma hem bize çok şey katıyor hem de onları dönüştürüyor. Bir şirketle iş yaparken o şirketin yapılan işi içselleştirmesini çok önemsiyoruz. Doğru şirketlerle doğru işi yaptığınızda uzun süreli bir yolculuğa çıkıyorsunuz.

Projeleri siz mi oluşturuyorsunuz?

Evet ama bu uluslararası kaynakların Türkiye’ye getirilmesi için o şirketlerde çalışan Türklerin de çok ciddi bir çalışması var. Sonuçta hepimiz bu ülkenin vatandaşlarıyız. Hepimiz Türkiye’de yaşıyoruz. Bu ülkenin kaynaklarını büyüterek belirli yerlere geldik. Bu ülkeye karşı bir vatandaş olarak yapmamız gereken hizmetler olduğunu düşünüyoruz.

Projelerin tüm aşamalarını ortak bir şekilde geliştiriyoruz, uygulama alanında da beraber çalışıyoruz. Hakkari’deki, Rize’deki bir gencin uluslararası bir şirketin CEOsuyla bir araya gelmesi günlük hayatta çok mümkün değil. Ama proje kapsamında onlarla bir araya geliyorlar, vizyon kazanıyorlar. Habitat sadece finansal ve teknolojik eğitimler vermiyor. Aynı zamanda gençler arasında barış köprüsü kurmuş oluyoruz. Düşünün ki Hakkari’deki, Diyarbakır’daki, Rize’deki, Edirne’deki gençler arasında aynı program kapsamında ortak amaçlar birlikteliği oluşturuyorsunuz.

Türkiye’nin nefes alma alanlarına ihtiyaç var. Herkese eşit mesafede yaklaştığınız, ötekiyi kafanızdan sildiğiniz, insanların inançlarıyla, kıyafetleriyle, görüşleriyle uğraşmayı bir tarafa bırakıp ortak idealleri ön plana çıkardığınız zaman ortaklıklarımızın ayrılıklarımızdan daha çok olduğunu görüyoruz. Bu herkesi umutlandırıyor.

Türkiye’de bulunan Suriyeli mülteci çocuklara da kodlama dersi veriyorsunuz. Biraz bu projeyle ilgili detay verebilir misiniz? Amaç nedir ve nasıl bir fayda sağlayacak bu eğitimler?

Hiç bir insan durup dururken, en yoksul düzeyde bile olsa, evini ve ülkesini terk etmek zorunda kalmaz. Bunlar dram. Savaşlardan dolayı en çok mağdur olanlar kadınlar ve çocuklar. Türkiye’de resmi olarak yaklaşık 3.800.000 insan şu an geçici sığınmacı durumunda. Bu insanlar bizim ülkemizde yaşıyor, uzun süre de burada kalacaklar. Yıkılan bir Suriye’den bahsediyoruz. Biz de bir sivil toplum kuruluşu olarak imkânlarımızı paylaşmak zorunluluğunu hissediyoruz. Çünkü bizim için onun mülteci olmasının, göçmen olmasının çok da farkı yok. Sonuçta bu ülkede yaşıyor ve şu an bu ülkenin sınırları içerisindeyse bir şeyler yapmamız gerektiğini düşünüyoruz.

O çerçevede Vodafone ile beraber Suriyeli mülteci çocuklara yönelik kodlama eğitimi başlattık. Bizim zaten 5 ilde başladığımız kodlama eğitimlerimiz Vodafone ile devam ediyordu. Microsoft ve Finansbank ile yine kodlama konusunda eğitimler veriyorduk. Bunu Suriyeli çocuklara yönelik olarak da başlattık. Eğitmenler de Suriyeli gençlerden oluşuyor. Önce o Suriyeli gençleri müfredatı Arapçaya çevirerek uzmanlar aracılığıyla eğittik. Sonra o eğitilen Suriyeli gençler Suriyeli çocuklara eğitim vermeye başladılar. Başarılı bir şekilde devam ediyor.

Teşekkür ederim bu güzel sohbet için. Türkiye’nin yeni bir geleceğe hazır olması gerektiği bir dönemde çok önemli bir görev üstlendiğinizi düşünüyorum.

Son olarak şunu söylemek isterim. Teknoloji hızlı gelişiyor ama hızlı gelişen teknolojiyi kullanabilecek mesleki eğitim yeterli değil.

Bu sadece Türkiye için değil, dünya için de aynı…

Gelişmiş ülkeler o paralelliği yakalayabiliyorlar ama bizim gibi ülkeler teknolojiyi sadece tüketen ülkeler olduğu için çok daha geri. Mesela şirketler çok ciddi ARGE yatırımları yaptılar. Önümüzdeki 5 yıl içerisinde evde kullandığımız teknolojik aygıtların hepsinin birbiriyle bağlantısı olacak. Ona uygun yeni ürünler üretecekler, ama bu ürünleri kullanabilecek veya arızasına müdahale edebilecek yeterlikte bile iş gücümüz yok. Biz Türk Telekom ve Microsoft’la beraber, Bilim ve Teknoloji Bakanlığı’nın himayesinde, özellikle “nesnelerin interneti” konusunda meslek liselerine yönelik bir pilot çalışma başlattık, önümüzdeki dönem böyle bir projemiz olacak.

Çok teşekkürler ederim.

Ben teşekkür ediyorum.

Bu yazı ilk olarak cnnturk.com’da yayımlanmıştır.

En Değerli Gelişmeleri Size İletmek İstiyoruz

Mail listemize abone olun!

Son bir adım kaldı. E-postanızı kontrol edin. (Gmail kullanıcısıysanız "promotoions" kısmına bakabilirsiniz.

Ops! Bir hata aldık, tekrar deneyebilir misiniz?

CNN Türk Program Müdürü

Bir Cevap Yazın

Kredi Kartı Bilgilerinin Çalınması Derdine Son: Dünyanın İlk Kilitli Kredi Kartı

Online alışverişe olan ilginin artmasıyla birlikte, her geçen gün daha fazla banka kartlarına bağımı hale geliyoruz. Bunun yanı sıra insanlar, günlük hayatta da yanlarında nakit para taşımak yerine kredi kartı ya da hesap kartı kullanmayı tercih ediyorlar. Ancak banka kartları ile ilgili önemli bir sorun bulunuyor: Kart bilgilerinin kolay bir şekilde çalınabilmesi. Ama gelişmiş teknolojiye sahip yeni bir kredi kartı sayesinde, bu sorun yakın zamanda ortadan kalkabilir.

Design Taxi’nin yaptığı habere göre Dynamics Inc. isimli bir ödeme teknolojisi firması, Amerika Birleşik Devletleri’nin Las Vegas şehrinde düzenlenen tüketici elektroniği fuarı CES 2018 sırasında batarya ile çalışan bir kredi kartı geliştirdiğini duyurdu. Bu yeni teknolojiyle bezenmiş kartlar, ilk olarak Japonya’da kullanıma sunulacak. Dynamics şirketinin CES 2018’te yaptığı sunuma (aşağıda yer alan video) göre kartların ilk olarak kullanıma sunulacağı ülkenin Japonya olmasının sebebi, Japonya’daki insanların çok büyük bir kısmının güvenlik endişeleri nedeniyle ya da kaybetmekten korktukları için kart sahibi olmamaları.

Japonya’da Visa sisteminin kullanım hakkına sahip olan Sumitomo Mitsui Card Company isimli şirket, Dynamics Inc. şirketinin geliştirmiş olduğu “dünyanın ilk kilitli kredi kartı“nı kullanıma sunan ilk şirket olacak. Bu kredi kartında bulunan teknoloji, kredi kartı bilgilerinizi gizli tutmak için onları kilitliyor. Eşi benzeri görülmemiş bir güvenlik düzeyine ve işlevselliğe sahip olacağı söylenen yeni kart; LED ışık, LCD ekran ve dokunmatik tuşlar barındırıyor.

Dynamics Inc. şirketinin yaptığı açıklamaya göre bu kredi kartını kullanmak için kartın üzerinde bulunan dokunmatik tuşlar aracılığıyla bir şifre girilmesi gerekiyor. Şifre girildikten sonra, kredi kartı numarası LCD ekranda beliriyor. Kredi kartı numarası ekranda kaldığı sürece, manyetik şerit ve çip fonksiyonları kullanılabiliyor. Alışveriş tamamlandıktan sonra ise kredi kartı yeniden bu bilgileri kilitleyip saklıyor. Dolayısıyla da kredi kartı, hiçbir şekilde kullanılamıyor.

Tüm bunların yanı sıra, bu kredi kartının hangi tarihte çıkış yapacağı henüz netlik kazanmış değil. Bununla birlikte Dynamics Inc. şirketinin bu kredi kartını 2018 yılı içerisinde Japon pazarında kullanıma sunmayı planladığı biliniyor.

En Değerli Gelişmeleri Size İletmek İstiyoruz

Mail listemize abone olun!

Son bir adım kaldı. E-postanızı kontrol edin. (Gmail kullanıcısıysanız "promotoions" kısmına bakabilirsiniz.

Ops! Bir hata aldık, tekrar deneyebilir misiniz?

Bir Garip İş İlanı: Tavuk Parçacığı Eksperi

KFC ve Popeyes gibi fast food restoran zincirlerinin popülerliğini göz önüne aldığımızda, ülkemizde tavuk parçacıklarını seven çokça insan olduğunu tahmin edebiliyorum. Peki, ya onları yemek işinizin bir parçası olsaydı?

Indy 100’ün yaptığı habere göre Birleşik Krallık merkezli B&M isimli bir indirim perakendecisi, dondurulmuş gıdaları test etmesi için bir “tavuk parçacığı eksperi” arıyor. Haberde belirtilene göre bu dönemsel, yani geçici bir iş. Ancak bu iş ile ilgili sıkıntılı taraf bu değil. Şimdi bu işin gerçekten kendisi için biçilmiş kaftan olduğunu düşünenler olabilir. Ama önce maaştan bahsetmemize izin verin. Bu iş için seçilen ve kendisine “tavuk parçacığı eksperi” denilen kişiye maaş verilmeyecek, sadece aylık olarak 25 pound’luk bir alışveriş kuponu verilecek.

Bu ilginç iş için açılan başvuru sayfasında, iş için başvuruda bulunacak adayların şunlardan zevk alması gerektiği ifade edilmiş:

  • McDonald’s’tan 20 kutu tavuk parçacığı almak ve hepsini kendine saklamak
  • Birisi “Pasta var.” dediğinde ofis mutfağında olan ilk kişi olmak
  • Ayağın takıldığı ve açık büfenin üzerine düştüğün zaman, kendinden önce tabağı kurtarmak
  • Bir etkinlik ya da partiye bedava yemek olduğu için gitmek
  • Hayatta balık fileto sandviçinin önemini göz ardı etmemek
  • Kıvırcık patatesin patates kızartmasından daha hoş olmasının ardındaki neden üzerine bir Powerpoint sunumu yapmak

İş ilanını veren B&M şirketi adına konuşan bir şirket çalışanı ise yaptığı açıklamada şunları söyledi:

“Gelecek ay, ülke çapındaki mağazalarımızın bazılarında yepyeni bir taze ve dondurulmuş gıda serisi sunacağız. Bu ürün serisinin ülkedeki en iyisi olduğundan emin olma konusunda bir yardımcı olması için bir şanslı kişiye ürün serimizin bir kısmının tadını test etme şansı sunuyoruz.”

Bu iş için açılan başvuru sayfasında yazanlara ve B&M şirketi adına konuşan bu çalışanın açıklamalarını göz önünde bulunduracak olursak, bunun doğru bir iş olduğunu söylemek zor. B&M şirketinin tadım testi için bir katılımcı aradığını söylemek daha doğru olur sanırım. Zira bu tavuk parçacığı eksperliği işi, iş olması için sahip olması gereken en önemli nitelikten yoksun. Evet, tahmin edebileceğiniz gibi maaş konusunda bahsediyorum.

Tüm bunların yanı sıra B&M şirketinin, sadece tek bir kişinin damak tadına güvenerek ürünlerinin gerçekten lezzetli olup olmadığına karar verecek olması da bence oldukça ilginç bir karar. Ama tabii ki koca şirket, vardır elbet bir bildiği.

En Değerli Gelişmeleri Size İletmek İstiyoruz

Mail listemize abone olun!

Son bir adım kaldı. E-postanızı kontrol edin. (Gmail kullanıcısıysanız "promotoions" kısmına bakabilirsiniz.

Ops! Bir hata aldık, tekrar deneyebilir misiniz?

GELİŞMELERİ
KAÇIRMAYIN!
Haftalık bültenimize
ücretsiz kaydolun!
BİZE KATIL
close-link
GELİŞMELERİ KAÇIRMAYIN
Haftalık bültenimize ücretsiz kaydolun, sizi gelişmelerden haberdar edelim.
BİZE KATIL
close-link








Önümüzdeki yıllara
damgasını vuracak
trendleri derledik.
Raporu İndir

*Ücretsizdir.
close-link