Milyonları Ateşlemek İçin Tek Bir Kıvılcım Yeter!

1990’ların ikinci yarısına gidelim; internetin yeni yeni hayatımıza girmeye başladığı, çoğu hanede bilgisayarın dahi olmadığı yıllara.

Sabeer Bhatia ve Jack Smith adında iki Apple çalışanı internetteki büyük potansiyeli keşfetmiş olacaklar ki JavaSoft isminde yeni bir internet yazılımı yaratmak için kolları sıvadılar. Amaçları tüm tarayıcılardan erişebilecek bir veritabanı sistemi oluşturmaktı. Bu, yeni bir teknoloji olduğundan dolayı da birçok farklı kurumla e-mail yolu ile yazışmaları ve bilgi toplamaları gerekiyordu.

Sorun şu ki dönemin e-mail servisleri bilgisayar üzerinde çalışan mini programlar oldukları için sık sık hata veriyorlardı. Ayrıca çoğu hantal ve işlevsizdi. Üstelik arayüzleri öyle bir tasarlanmıştı ki kullanıcılara faydadan daha çok zarar veriyordu.

Her gün yüzlerce kez bu programları kullandıklarından dolayı bu alanda önemli bir açık olduğunu ve üzerine gitmeleri halinde JavaSoft’a göre çok daha fazla kâr getirecek bir girişime sahip olabileceklerini düşündüler. O andan itibaren de JavaSoft’u bir kenara bırakıp tüm enerjilerini yeni bir e-mail servisi oluşturmak için harcadılar.

Amaç belliydi: tüm tarayıcılardan erişebilecek bedava bir e-mail sitesi yaratmak. Böylelikle kullanıcılar dünyanın her yerinden hesaplarına erişebilecek, internetin olduğu tüm noktalardan yazışmalarını kolaylıkla yapabileceklerdi. Bu girişimi ise ‘html’ kavramını çağrıştırdığı için ‘Hotmail’ olarak adlandırdılar.

HOTMAIL-LOGO
Hotmail’in 1996’daki ilk logosu

Şirket kısa bir sürede kuruldu kurulmasına ama bu yeniliği duyurmak pek de kolay olmadı. Zira o zamanlar pek az kişi interneti bir reklam mecrası olarak kullanıyordu ve buraya yapılacak reklam yatırımının getirisi şüpheliydi. Hal böyle olunca geleneksel mecralara yönelmekten başka çare kalmamıştı.

Bhatia’nın aklına ilk olarak Billboard’lar geldi. Hemen görselleri hazırlatıp, şehrin birçok noktasına asarak, bedava olan servislerinin insanlara neler kazandırabileceğini anlatmaya çalıştılar. Ancak işler iyi gitmedi. Birkaç yüz kullanıcı haricinde kimse bu yeniliği fark etmemişti.

Bir süre sonra bu yöntemi bırakıp radyo reklamlarına yöneldiler. Metinler hazırlandı, ses prodüksiyonu yapıldı, tek tek tüm radyolara gidildi… Ancak buradan da istedikleri geri dönüşü alamayacakları kısa sürede anlaşıldı. Bu mecradan da vazgeçip servislerini nasıl duyuracaklarını kara kara düşünmeye başladılar.

Billboard ve Radyo’dan eli boş dönen iki girişimci, ürünleri üzerinde yaptıkları analizler sayesinde ilginç bir ayrıntıya ulaştılar; Hotmail sistemine kayıt olan kullanıcıların %80’i arkadaş tavsiyesi üzerine mail açıyordu. Bu istatistik üye sayısını bir türlü genişletemeyen Hotmail ekibi için dönüm noktası oldu.

“Madem ki insanların %80’i diğer arkadaşlarından gördükleri için Hotmail’i kullanmaya başlıyor, o halde gönderilen tüm maillerin altına küçük bir not ekleyelim ve onları girişimimize davet edelim” diye düşündü Bhatia. Bunun üzerine de birkaç küçük geliştirme sayesinde gönderilen tüm maillerin altına ‘PS: I love you. Get your free e-mail at Hotmail’ yani ‘Not: Seni seviyorum. Bedava e-mailini Hotmail’den alabilirsin’ yazıldı.

Bu geliştirmenin ardından, çoğu günler 100-200 kişinin kaydolduğu servise, bir anda günlük ortalama 3-4 bin kişi kaydolmaya başladı. Tıpkı dağın yamacından düşen çığın arkasına tüm dağı katması gibi, her yeni kullanıcının attığı mailler beraberinde 3-5 yeni kullanıcıyı beraberinde getiriyordu. Böylelikle ilk 6 ay içerisinde 1 milyon, sonraki 5 haftada da 2 milyon kullanıcıya ulaşmıştı Hotmail.

Yayılım öylesine şaşırtıcı bir hal almıştı ki, Bhatia’nın Hindistan’daki bir arkadaşına attığı mailden 3 hafta sonra 300.000 Hindistanlı Hotmail’in mail servisine kayıt olmuştu bile.

Tarihler 31 Aralık 1997’yi gösterdiğinde, yani şirket kurulduktan 1.5 sene sonra, Hotmail’in 10 milyona yakın kullanıcısı vardı. O zamanlarda tüm dünyadaki toplam internet kullanıcısı sayısının 70 milyon olduğunu düşündüğümüzde, bu sayının ne denli ihtişamlı bir sayı olduğunu daha iyi anlayabiliriz.

Tüm dünyayı peşinden sürükleyen Hotmail, 1997 sonunda tam 400 milyonluk bir bedelle Microsoft’a satıldı. Kurulduğu sırada sadece 300.000 dolarlık bir yatırım alan şirket, 1.5 sene sonra Microsoft’a satıldığında, sermayecilerine, koydukları miktarın tam 1333,3 katını kazandırmıştı. Hiç de fena bir rakam değil, öyle değil mi?

Diyeceğim o ki başarıyı çok uzaklarda aramaya gerek yok. Biraz yaratıcı düşünce, biraz içgörü biraz da zeka sizi bir anda tüm dünyanın takip ettiği bir iş sahibi yapabilir.

En Değerli Gelişmeleri Size İletmek İstiyoruz

Mail listemize abone olun!

Son bir adım kaldı. E-postanızı kontrol edin. (Gmail kullanıcısıysanız "promotoions" kısmına bakabilirsiniz.

Ops! Bir hata aldık, tekrar deneyebilir misiniz?

Pazarlama alanında Türkiye'nin en çok okunan blogu : Pazarlamasyon'un kurucusu.

Bir Cevap Yazın

Mülakata Çağrılmanızı Sağlayan Bir Ön Yazı İçin 5 İpucu

Hayalinizdeki işi yapmak için yoğun rekabetle karşı karşıyasınız. Hatta birçok rakibinizle benzer yetkinliklere, eğitim ve iş geçmişine sahip olmanız da kuvvetle muhtemel. Hal böyleyken rekabette öne çıkmak için elinizi güçlendirecek tek şey ön yazınız (cover letter) olacaktır. Üstelik İK profesyonellerin çoğunun sadece ön yazı ile yapılmış başvuruları dikkate aldığını da hatırlatmakta fayda var. Peki nasıl etkili bir ön yazı hazırlayabilirsiniz? Türkiye’nin genç yeteneklerini en iyi şirketlerle buluşturan online kariyer platformu toptalent.co, mülakata çağırılmanızı sağlayan altın değerindeki ipuçlarını şöyle aktarıyor:

Selamlamayarak başlayın

Ön yazınıza bir hitapla başlamanız gerekir. Bu noktada işe alma sürecinden sorumlu veya İnsan Kaynakları departmanını yöneten kişinin kim olduğunu bularak, doğrudan ona hitap etmeniz size artı puan getirecektir. Ancak muhatabınızın kim olduğunu bilmiyorsanız “Sayın Bayım/Bayan” veya “İlgililerin dikkatine” yerine “insan kaynakları yöneticisine” ya da “Sayın Yetkili” yazmanız daha iyidir.

Yazım dilinize dikkat edin

Ön yazınızı yazarken elbette günlük dilden uzak durmanız önemli. Ancak çok mesafeli ve ağdalı bir dil kullanmanız da her zaman işe yaramayabilir. Saygılı ve samimi bir üslupta ve mesleğinize uygun jargonu kullandığınız bir yazı hazırlayabilirsiniz. Tabi burada formalara da dikkat etmeniz gerekir. Hangi stili seçmeniz gerektiğini öğrenmek için şirket kültürünü, insan kaynakları politikasını araştırmanız yararlı olabilir.

Ön yazınızı özelleştirin

Ön yazınızın başvurduğunuz işe özel olarak hazırlanması, gösterdiğiniz özeni ve işi ne kadar istediğinizi yansıtır. Elbette benzer pozisyonlara başvurduğunuzda kullanacağınız bir taslak hazırlayabilirsiniz. Ancak, bunu başvurduğunuz her iş için özelleştirmeniz gerekir. Bu noktada beylik ifadelerden ve fazla genel geçer yaklaşımdan kaçınmanız, iş ilanında bahsedilen yetkinliklere ne kadar sahip olduğunuzdan bahsederek işe neden uygun olduğunuzu, neden o şirkette ve o pozisyonda çalışmak istediğinizi çok net ve anlaşılır bir şekilde aktarmanız önemli.

İmla ve yazım kurallarına dikkat edin

 Birçok İK profesyoneli yazım hatalarıyla karşılaştıkları ön yazıları değerlendirmediklerini söylüyor. Çünkü bu durum, profesyonelliğinizin ve işinize ne kadar saygı duyduğunuzun bir göstergesi olarak kabul ediliyor.Bu noktada eğer kendi hatalarınızı göremiyorsanız, ön yazınızı hazırladıktan sonra yazım ve imla hatalarını kontrol etmesi için bir arkadaşınızdan destek almanız ya da bu öne çıkan güvenilir bir uygulamadan faydalanmanız yararlı olabilir.

Formata dikkat edin

Eğer ön yazınızı e-mail gövdesinde değil de dosya eki olarak iletecekseniz mutlaka PDF formatında iletmeye özen gösterin. Tüm bilgisayarlarda Word, Page veya Open Office gibi kelime işlem programlarının aynı sürümü olmayabilir.

En Değerli Gelişmeleri Size İletmek İstiyoruz

Mail listemize abone olun!

Son bir adım kaldı. E-postanızı kontrol edin. (Gmail kullanıcısıysanız "promotoions" kısmına bakabilirsiniz.

Ops! Bir hata aldık, tekrar deneyebilir misiniz?

Küba’da Telefonlara İnternet Bağlantısı Geliyor

  • Bildiğiniz üzere Küba vatandaşlarına mobil internet hizmeti vermiyordu ve vatandaşlar bu durumdan rahatsız oluyorlardı.
  • Küba mobil internet hizmetini kullanıma sunuyor.
  • İlgili yazı: İki Alışverişten Birini Mobilden Yapıyoruz

Küba geçmişten günümüze internet erişiminin kısıtlanmasıyla biliniyor. Reuters’a göre 2013’e kadar ülkeden internete girmenin tek yolu, uluslararası misafirleri için internet bağlantısı sunan otellere gitmekti. Oldukça yavaş olan bu internet hizmeti için vatandaşların saatlik 2 dolar ödemesi gerekiyordu. 11.5 milyonluk komünist Karayip ülkesi 2018’in sonuna kadar bu hizmetin ülke çapında sunulmasını hedefliyor. Böylece ülkede 5 milyon kişinin yıl sonunda mobil internete erişebileceği hedefleniyor.

Birkaç devlet haber sitesine rapor veren 39 yaşındaki Yuris Norido, “Bu radikal bir değişim oldu,” dedi. “Artık haberlerin yer aldığı yer de dahil olmak üzere haberleri her yerden güncelleyebilirim.”

Yavaş ve Daha Pahalı

Küba’da internet erişimi olarak 3G kullanılıyor. Yeniz hizmete erişimi olan kullanıcılar ise 4G/LTE’ye erişemeyecek. Şirketler internet erişim paketlerinin ayda sadece 4GB internet kullanabilmek için 45 dolar ödemesi gerektiğini belirtiyor.

En Değerli Gelişmeleri Size İletmek İstiyoruz

Mail listemize abone olun!

Son bir adım kaldı. E-postanızı kontrol edin. (Gmail kullanıcısıysanız "promotoions" kısmına bakabilirsiniz.

Ops! Bir hata aldık, tekrar deneyebilir misiniz?

GELİŞMELERİ
KAÇIRMAYIN!
Haftalık bültenimize
ücretsiz kaydolun!
BİZE KATIL
close-link
GELİŞMELERİ KAÇIRMAYIN
Haftalık bültenimize ücretsiz kaydolun, sizi gelişmelerden haberdar edelim.
BİZE KATIL
close-link