Markafoni Neden Kapandı?

SEO yüzünden tabi ki (!)

Şaka bir yana, son zamanlarda aldığımız duyumların gerçek olabileceğini tahmin etsek de –genellikle küçülmeye gideceği söyleniyordu– bu kadar kısa bir süre içerisinde Türkiye’deki en büyük private shopping oyuncularından biri olan Markafoni’nin kapanma haberini almak bizi derinden üzdü.

İlk olarak 2008 yılında hayatımıza girmişti Markafoni. Twitter’ın bile yeni kurulduğu, Türkiye’de online alışveriş hacminin neredeyse hiç olmadığı yıllardı o yıllar… Gerisini siz düşünün. Ancak bir güneş gibi parlaması uzun sürmedi. Zira yeni bir modeldi tüketiciler için private shopping. Birkaç yıl içerisinde öylesine büyük bir kar topu etkisi yarattı ki, Levent-Maslak bölgesindeki  plazalar, mesai saatleri içerisinde özel alışveriş sitelerinden gelen kargoların şirket çalışanlarına dağıtımını yasakladı. Çünkü her gün binlerde kargo geliyor, bu da çalışanların çalışma kalitesini düşürüyor, organizasyonel yapıyı zorluyordu. İşin hacmini siz hayal edin diye verdim bu örneği.

Benim sürekli örnek verdiğim bir konu var. Bir mahallede önce bir kasap dükkanı açılır. Kasabın iş yaptığını gören mahalleli o dükkanın karşısına bir rakip dükkan daha açar. Sonrası malum… 3. dükkan, 4. dükkan derken mahallenin potansiyeli, kasapları doyurmaya yetmez ve bu kez sırayla kepenk indirilmeye başlanır. Private shopping tarafı da tam olarak böyle oldu. 2008 yılında Markafoni’nin başını çektiği sektöre irili ufaklı onlarca, hatta yüzlerde site eklendi ve 2013’ten itibaren de sırayla kapanmaları gördük: VIPDükkan 2013, Daybuyday 2013, Limango 2015, clubboon, evim.net ve diğerleri… Anlayacağınız kimler geldi, kimler geçti!

Tam da bu noktada Türkiye’nin çok büyük gibi gözüken ancak dillendirildiği kadar hacimli olmayan bir pazar olduğunu düşünüyorum. Burada Markafoni’nin operasyonel masraflarına bakmak gerek. Örneğin Markafoni’nin lojistik tesisi tam tamına 32 bin metrekare. Günlük 50 bin paket gönderim kapasitesi bulunan lojistik merkezinin stok kapasitesi ise 150 bin adet. Günlük 50 bin paketten söz ediyorum; bunun operasyonel maliyetleri, ulaşım, tedarik zinciri, iade gibi konulara hiç girmiyorum bile.

Markafoni’nin lojistik merkezinden bir görüntü (Kaynak FMRent)

Öte yandan private shopping kavramı sadece Türkiye’de değil, dünyada da düşüşte. Yani burada bir sorun var, bir doymuşluk, bir alışılmışlık var. Var oğlu var. Gangnam Style’ı hatırlayın. Video ilk çıktığında deliler gibi izliyorduk. Her gün paylaşıyorduk. Peki şimdi noldu? Onu tükettik, onu sindirdik, onu bitirdik. O artık eskide kaldı. Private shopping furyası da böyle. Model eskidi, fiyatlar çok da cazip değil (hem tüketici tarafında hem de firma tarafında), artık seksi bir kavram değil private shopping. Seksi bir kavram olsaydı, kasap örneğinde olduğu gibi her gün yeni bir dikeyde yeni oyuncular görürdük. Görüyor muyuz? Hayır. Üzgünüm ama bu iş modeli öldü!

Bu arada Markafoni’nin kurucusu Sina Afra’nın bir röportajında, “2008’den bu yana kurulan sitelerin yüzde 50’si kapandı. Kötü oldukları için değil, finansman bulamadıkları için kapandılar. İlk dört yıl kâr mar yok; unutun bunu!” dediğini de hatırlatmak isterim.

Hemen yukarıya bize üniversitelerde öğretilen -belki de tek aklımda kalan şeydir-, bir grafiği ekledim. Çok kısa, tek cümle ile açıklayayım. Ürününüz doğar, büyür ve ölür. Ölmemesi için o ürünü farklılaştırmanız gerekir. (Maturity evresi) Bunu da ancak ve ancak inovasyon ile katma değer ile yaparsınız. Private shopping olayında bu böyledir, mahallenin kasabında da!

Türkiye giderek startup’ların, yatırımların battığı, yabancı oyuncuların çekildiği bir teknoloji mezarlığına dönüşüyor. Markafoni’nin aramızdan ayrılması en çok bu yüzden beni üzdü. Tüm çalışanlarının yolu açık olur umarız. Bu arada Pazarlamasyon olarak sizin de yorumlarınızı merak ediyoruz. Sizce Markafoni neden kapandı?

En Değerli Gelişmeleri Size İletmek İstiyoruz

Mail listemize abone olun!

Son bir adım kaldı. E-postanızı kontrol edin. (Gmail kullanıcısıysanız "promotoions" kısmına bakabilirsiniz.

Ops! Bir hata aldık, tekrar deneyebilir misiniz?

Pazarlama alanında Türkiye'nin en çok okunan blogu : Pazarlamasyon'un kurucusu.

13 Comments

  1. Peki bir soru: Bu iş modeli artık ölüyor ve eskisi kadar ilgi çekmiyor ise neden ana rakibi Trendyol %80 uzerinde büyüyor? Müşteri ilgi alanından çıktı ise rakibinin de maksimum %10-15 büyümesi gerekmez mi?

    1. Ben ciro rakamlarının doğru bir kıstas olduğunu düşünmüyorum Nurçin Hanım. Şeytan ayrıntıda gizlidir derler ya; aşağıdaki görselin son bullet’ındaki ayrıntı benim daha çok dikkatimi çekti. Umarım güzel gider onların işi 2017’de.

  2. Daima bir adım önde olamadığı için diyelim. Bir de kuruculardan sonra iyi yönetilemediği anlaşılıyor.
    Küçük bir Amazon olamamışlar, olabilmeliydiler.
    Operasyona odaklanmalıydılar, yeni, yeni, hep yeni şeyler lojistik, tedarik anlamında bulmalıydılar.
    Şahsen çok üzüldüm.

  3. Sıkı bir online shopping müşterisi ve ayrıca pazarlama profesyoneli olarak, Markafoni’nin bir farklılaşma noktası yaratamadıkları için rekabetin gerisinde kaldığını düşünüyorum.

    Rakipleri Trendyol kendi markası Trendyol Mila’yi yaratarak rekabetci bir avantaj sagladi ayrica vip musterilerine kargo ücreti olmadan gonderim saglayarak müşteri sadakatini artırıyor.

    Morhipo, özellikle iş kadınlarının favori markaları olan Beymen, Network ve Fabrika gibi diğer Boyner grubu markaları ile aynı gruba ait olmanın avantajlarini kullanarak kampanyalar düzenliyor.

    1V1Y ise daha premium markalara yönelik kampanyaları ile diğer rakiplerinden ayrışıyor.

    Kampanya yapılan markaların bu siteler arasında sürekli döndüğünü düşünürsek zaten zaman kısıtı olan şehirli kadın için ayrıca Markafoniye girip alışveriş yapması için gecerli bir deger önerisi yaratamadıkları için rekabetin gerisinde kaldıklarını düşünüyorum.

  4. Katma değerlerini unuttular. Evet inovasyon iyidir ancak başlangıçta hepimize premium markalar satarak ya da premium markalarla birlikte sunulan orta halli markaları satarak dikkatleri çektiler. 1000 TL’ye Prada alıyorduk, gücümüz yoksa da 1000 TL’lik Prada’ya bakarken 250 TL’ye Michael Kors alıyorduk.

    Peki Markafoni kapanırken ne satıyor? 10 TL’ye markasız ürün. Markalı hiç mi yok? Var ama sahte. Evet, Markafoni son 2 senedir tedarikçilerini denetlemeyi beceremediği için sahte ürün satıyor. Google’a Markafoni + sahte ürün yazınca çıkan farklı içeriklerin çokluğu yeterlidir sanırım.

    Hem bana sana üye olmamı sağlayan deneyimi yaşatmayı unutacaksın, hem de güvenilirliğini yitireceksin. E batarsın haliyle. İnivasyon dediğin ürün gamını, marka değerini yitirmene sebep olacak şekilde genişletme, online operasyonu zor becerirken offline’a da enerji tüketerek Zorlu’da mağaza açmakta değil, Trendyol misali Milla gibi bir lovemark yaratabilmekte yatıyor.

  5. Markafoni – Morhipo – Trendyol gibi firmaların tedarikçisiyim. Ürün alımlarında %40 kar marjı istiyor tamam diyoruz, vade 90 gün diyor tamam diyoruz. Ama marka ürünlerde %2-3 gibi komik rakamlarla karlılık yapıyorlar ciddi personel masrafları ayrıca stok da tutmuyorlar sattığını alıyor yani ürünün parasını cebine koyuyor bana 90 – 120 gün sonra veriyor. Bizlerden aldıkları paralarla farklı yatırımlar yaparak paraya para katmaya çalışıyorlar ki Örnek : Boynerin Ak merkezdeki mini AVM si 20 milyon dolar masraf yapıldı, hangi parayla ? sonra bizlere para verememeye başlıyorlar vadeler aşılıyor kavgalar başlıyor.
    Biz napıyoruz ütün kalitesini düşürüp daha fazla kar lar ürün vermeye bu seferde müşteri memnun kalmıyor ve siteye güveni tükeniyor. Kısacası daha bir çok örnek verebilirim sizlere, bunlar kendi ayaklarına sıktı. İyi de oldu.

    Biz ler ayaktayız neden daha karlı kısa vadeli işlere yöneldik sayelerinde bunuda öğrendik çalışmaya devam.

  6. Markafoninin tedarikçileri kendi online satış ve outlet satışlarını kurdu. Bu sebeple Olgunlaşma evresine mecburen girdi. Gelişme sürecinde geleceği görüp, karşı önlem alarak gelişme sürecini veya olgunluk sürecini daha uzun tutabilirlerdi. Aklıma gelen örnekler: Tedarikçilere markafoniye özel ürün ürettirmek, siparişlerde ücretsiz kargo sunmak, ürünleri değişim/iade yapabilecekleri fiziki adresler sunmak vb. gibi.
    Ama yabancı yatırımcı ile yukarıdaki karşı önlemleri almak pek kolay değil. Türk olmak ve Türkiye kültürüne hakim olmak gerekir. Bu işten en büyük karlı çıkan ilk kurucular oldu.

  7. Bir Yönetim Danışmanı, Markalaşma-Pazarlama Uzmanı ve Start-up Mentoru olarak yorumum şu: Hedef kitle sadakatinin çok fazla parametreye sahip(tedarik zinciri, ürün kalitesi, iade şartları, süresi vb.) ve bu parametrelerin kontrolünün/yönetiminin marka sahibi(Markafoni Sitesinin/Markasının) tarafından çok zor olduğu iş modellerinde bu risk her zaman vardır. Klasik iş modellerinde bile kontrol dışı parametreler varken yüzlerce tedarikçi ile çalışıp “welcome” yani müşterinin hesabı kestiği ve yüz yüze olduğu markayı ve itibarını korumak zordur. Piyasanın kaymağını yersiniz ama “farklılaşamadığınız” sürece rekabete ve eskimişliğe boyun eğip böyle kepenk kapatmaya mecbur olursunuz. Pazarlama evrenininiz milyonlarca kişidir ama o da yıllara vurduğunuzda kaybolur gider. Çünkü rekabet ve kontrol dışı parametreler sizi bitirir.

  8. Marka danışmanı ve ajans sahibi olarak, Markafoni için çok üzgünüm. Çünkü, o bir markaydı. Üzerinde çok emek var.
    Bir alanda ilk ya da ilklerden olmak çok büyük avantajdır. Ama bunun avantajı rehavet hissettirmemeli. Hedef 100 metre değil de, maraton koşmaksa, ki marka olmak ve kalmak için doğru olan elbette budur… O zaman ciğerleriniz, yani iç dinamikleriniz buna uygun olacak ve süreç içinde taktikleriniz, yani fark oluşturmanızı sağlayacak yenilikleriniz olacak. Aksi halde, sıradanlaşmanız kaçınılmaz. Nerede ne tür aksiyonlar almak gerektiğini bilmez ve/veya uygulamazsanız; bu durum nefesin çabuk tükenmesine sebep olur ve üzülerek söylüyorum ki, yolun ortalarında bir yerde havlu atarsınız.
    Elbette ki, hiçbir şirket kolay kurulmuyor. Ciddi bir emek ve yatırım. Hiç şüphesiz Markafoni de öyle. Kurucusundan çalışanına, tedarikçisinden müşterisine kadar herkesin Markafoni’de emeği var. Bu yüzden çok üzgünüm. Dilerdim ki, çok ama çok uzun yıllar devam etsin.
    Bu durumdan çıkaracağımız sonuç; uzun yıllar iş dünyasında var olmasını istediğimiz bir marka oluşturuyorsak, evrilmesini de bilmemiz, bu konuya yoğunlaşmamız gerek. Çünkü rutin, rahatlık değil, tehlikedir.
    Eğer işleriniz çok iyi gidiyorsa ama iniş ya da çıkış olmadan, rutin bir çizgide devam ediyorsa, lütfen dikkat edin. Markalar, durgun denizde değil, fırtınalı sularda güçlenirler. Durgun denizde, bir süre yüzersiniz ve sonra… kendinizi denizin ortasında bulursunuz. Gücünüz azalır. Kendinizi sahile ya da hedefe vardıracak bir etki olsun, istersiniz. Ancak, nafile. Bu nedenle, yüzdüğünüz denizi hareketlendirmesini de bilmek gerekir.

  9. siyasi istikrarsızlık, ülkedeki ekonomik bilinmezlik ve alım gücünün dünya genelinde ve tabiki de Türkiye pazarında daraldığı gerçeği de var…

  10. 32 bin metre kare depoya 150.000 adet tekstil ürünü stoklamak, başlı başına rekabette nede geriye düştüğünü açıklıyor. Böyle gereksiz depolama ve lojistik maliyetine hiçbir firma dayanamaz.Günlük 50 bin paket demek 125.000 – 150.000 ürün demek.Burada da ayrı bir tutarsızlık var.

Bir Cevap Yazın

Ekip Ruhu Geliştirmede Sıra Dışı Yöntemler Uygulayan 5 Ünlü Patron

Takım ruhu veya ekip ruhu dediğimiz kavram, aslında ne göründüğü kadar basit ne de karmaşık kurgular düşündürecek bir tanım. Çünkü ortak çalışma ve iş birliği kültüründen doğan ekip ruhu, çalışanlarınızı görev tanımlarına göre yan yana getirip “Haydi, şimdi şirketimiz için bir şeyler üretin.” demekle kotarılacak bir durum değil. Ekibinizin sadece fiziksel değil, anlayış olarak da ne kadar yan yana çalışabileceğini anlamanız ve bunu geliştirmeniz için onları mesai saatleri dışında da eğlenceli aktivitelerle bir araya getirmelisiniz.

Peki uluslararası bilinirliğe kavuşmuş, dünyanın başarılı şirketleri, aradıkları ekip ruhunu yakalamak için hangi yöntemleri seçiyor? Colonial Life’ın bu konu üzerine hazırladığı infografik, işte bu büyük markaların başındaki isimlerin, çalışanlarını birbirine daha çok kenetlemek için seçtiği sıra dışı etkinlikleri anlatıyor.

Muhtar Kent (Coca-Cola)

Örneğin içeceğin dev markası Coca Cola, bu noktada flash mobbing’in âni, alışılmadık ve farklı insanlar arasında etkileşim yaratan enerjik yapısına güveniyor. Düşünsenize! Belki de ekip ruhu ile dolu bir Coca Cola çalışanı olarak, İstiklal Caddesi’ndeki toplu bir yastık savaşında Muhtar Kent ile karşı karşıya gelirsiniz.

Coca-Cola Yönetim Kurulu Başkanı Muhtar Kent

Marissa Mayer (Yahoo)

İnternetin kıdemli oyuncularından Yahoo ise konuya yemek kamyonu yarışmasıyla giriyor. Yemek kamyonunu kendi zevkine göre dekore eden çalışanlardan hayali yemek şirketleri için bir logo ve isim bulmaları da isteniyor ve takım üyeleri yaptıkları yemeklerle bir adım öne çıkmak arkadaşlarıyla rakip oluyor. Ne o? Yoksa CEO Marissa Mayer’in yaptığı çorbayı beğenmediniz mi?

Yahoo CEO’su Marissa Mayer

Ryan Mack (Facebook)

Facebook Boston Lideri Ryan Mack ise çalışanların birbiriyle sosyal iletişimini güçlendirmek için yeri geliyor çalışanlarının Boston Limanı’nda yelken öğrenmelerini sağlıyor, yeri geliyor havalar ısınınca onları Fenway Park’ta bir yaz partisine davet ediyor. Farklı planları olan çalışanlara gelince, onlar boks antremanlarına gidiyor, o da kafalarına yatmazsa bowling oynamaya ya da kokteyl karışım atölyelerine gidiyor. Bir Facebook Boston çalışanı olarak bir gün Bay Zuckerberg ile yelken turuna çıksanız fena mı olurdu?

Facebook Boston Lideri Ryan Mack

Brent Smart (Saatchi&Saatchi)

Uluslararası yaratıcı ajans Saatchi&Saatchi‘nin CEO’su Brent Smart ise ekip ruhu yakalamada lezzetin birleştirici gücüne inanıyor. Her ay farklı departmanlardan 20 çalışanın katıldığı aile yemeklerinde, o güne dek aynı ajansta olmalarına rağmen tanışmamış ya da yakın iletişim kurmamış kişiler nefis yemekleri tadarken bir yandan da karaoke performaslarına katılarak şarkılara eşlik ediyorlar. Karaoke dedik diye, herhalde Bay Smart’ın Serdar Ortaç şarkısı söyleyeceğini düşünmüyorsunuz değil mi?

Saatchi&Saatchi CEO’su Brent Smart

Mark Josephson (Bit.ly)

O upuzun adresleri onlar olmasa nasıl kısaltacağımızı bir düşünün. Bit.ly çalışanlarının, bizi bu sorundan kurtarırlarkenki motivasyonu, katıldıkları kokteyl buluşmalarından geliyor. Şirketin CEO’su Mark Josephson’ın ev sahipliğini üstlendiği haftalık Cocktails&Dreams etkinliklerinde, bir çalışan barmen ya da barmeyd oluyor ve tüm ekip kokteyllerini onun elinden alıp yudumluyor. İşte gerçek ekip ruhu!

Bitly CEO’su Mark Josephson

İnfografikte, Uber, GlaxoSmithKlein (GSK) ve daha birçok farklı firmanın, ekip üyelerini birbirine yakınlaştıran birçok farklı etkinliği de bulunuyor. Umarız, ülkemizde nadiren görülen bu ilginç ekip deneyimleri bizde de yaygınlaşır ve iş yerlerimizde her gün daha yüksek motivasyonla çalışırız.

En Değerli Gelişmeleri Size İletmek İstiyoruz

Mail listemize abone olun!

Son bir adım kaldı. E-postanızı kontrol edin. (Gmail kullanıcısıysanız "promotoions" kısmına bakabilirsiniz.

Ops! Bir hata aldık, tekrar deneyebilir misiniz?

Dünyanın En Değerli Markaları Listesinde Teknoloji Hakimiyeti

  • Brand Finance marka değeri raporunda tepelerde hakimiyeti teknoloji markaları kuruyor. Ancak Apple ve Google gibi devleri yıkıp listede ilk sıralara yerleşen ise 150.8 milyar dolar marka değeri ile teknoloji ve e-ticareti harmanlayan Amazon oldu.
  • Ülke bazında Çin’in büyümesi dikkat çekerken, marka gücü konusunda ise çoğunluk hissesi 21st Century Fox’a satılmış olsa da 92.3 puan ile Disney öne çıkıyor.
  • İlgili yazı; 2018’in En Değerli Markası Amazon’un Başarısı Nereden Geliyor?

Teknoloji ve e-ticaret günümüzün marka değeri listesinde çok şey değiştirdi. Brand Finance tarafından hazırlanan Global 500 2018 raporunun çıktıları ise her markanın ders çıkarabileceği nitelikte. Gelin ilk 10’da yer alan markalara hep beraber göz atalım;

Bu yıl teknoloji devleri Apple ve Google’ı geride bırakarak birinciliğin sahibi Amazon oldu. Öyle ki e-ticaret devinin marka değeri %42’lik bir artış göstererek 150.8 milyar dolarlara ulaştı. Hem piyasa değeri hem de ciro bakımından dünyanın en büyük internet girişimi olan Amazon artık sadece online bir perakendeci olmaktan uzak, çünkü aynı zamanda hem bulut altyapısı hem de elektronik üreticisi rollerini de üstleniyor. Çünkü Amazon hem yeni sektör hem de coğrafyalara doğru da emin adımlarla büyüyor.

İkincilik tahtında geçen yıla göre %27.2’lik bir düşüşle, 146.3 milyar dolarlık marka değeri ile Apple yer alıyor. Markanın amiral gemisi iPhone’lar cironun üçte ikilik bir kısmını sağlarken, 29 milyon dolarlık satışı ile iPhone X’lerin beklentiyi karşılayamadığı görülüyor.

Listede üçüncü sırada %10’luk düşüş ile 120.9 milyar dolar marka değeri Google yer alıyor. İnternet aramaları, bulut ve mobil teknolojilerde lider olsa da Apple gibi belirli bir sektöre odaklanıyor olması markanın tüm potansiyelini açığa çıkaramamasına neden oluyor olabilir.  Google her ne kadar sürücüsüz araçlara yatırım ile bu döngüden çıkmaya çalışsa da şimdilik Amazon’un yeni yatırımlarının gölgesinde kalmaya mahkum.

Dijital çağın aslında bugünümüz  olduğunun altını çizen Brand Finance, ilk defa Global 500 listesinin ilk 5 sırasında sadece teknoloji markalarının bulunduğunu belirtiyor. Listede 4. sırada 92.3 milyar dolar ile Samsung yer alırken, 5. Sırada yer alan Facebook’un marka değeri 89.7 milyar dolar görülüyor.

Bununla beraber Google’ın satın almış olduğu Youtube ise marka değerini neredeyse ikiye katlayarak 42. Sırada 25.9 milyar dolar ile yer alırken, Çinli teknoloji markaları da marka değerlerini artırma trendinde ilerliyor. Çin’in küresel marka değeri 2008’den bu yana %3’den %15’lere yükselirken 2018’de marka değerini 911.5 milyar dolar olarak görüyoruz. Bununla beraber 2018’in en hızlı büyüyen markalarının da Çin’den geldiğinin de altını çizmek gerekiyor.

Bölgelere göre öne çıkan markalara göz attığımızda 8.4 milyar dolar ile Latin Amerika’nın en değerli markasının bu sene Meksika’dan Pemex olduğunu, Avrupa’nın en değerli markası olarak 43.9 milyar dolar değerleme ile listede 15.sırada yer alan Mercedes Benz’i görüyoruz. Mercedes Benz’in değerini artıran ise takip ettiği pazarlama stratejisi ile genç hedef kitleye daha fazla hitap etmeye başlaması olarak görülüyor.

Orta Doğu’da ise dijital inovasyona artık eskisinden daha fazla önem veren Birleşik Arap Emirlikleri’nin telekomünikasyon markası Etisalat 7.7 milyar dolar değerleme ile yer alırken, Asya’nın en değerli markası Samsung listede daha önce bahsettiğimiz gibi 4.sıradan kendine yer buluyor.

Türkiye’nin en değerli markası ise 2.42 milyar dolar ile Türk Hava Yolları, ikinci en değerli marka ise 1.97 milyar dolar ile Turkcell iken, Türkiye’nin en değerli 100 markasının toplam değeri 27.2 milyar dolar değerinde. Ancak, İsveç’in en değerli markası olan listede yer bulan Ikea ise tek başına 24.4 milyar dolar marka değerine sahip. Türkiye’nin en değerli markaları ile ilgili yazdığımız “En Değerli 100 Türk Markası, Bir Starbucks Etmiyor” yazısına buradan ulaşıp daha ayrıntılı inceleyebilirsiniz.

Avusturya’nın en değerli markası olan medya ve telekomünikasyon şirketi Telstra’nın değeri ise 12.4 milyar dolar olarak belirlenmiş.

En güçlü markalar endeksini incelediğimizde 92.3lük puanı ile zirvede Disney’i görüyoruz. Her ne kadar yakın zamanda çoğunluk hisseleri 21st. Century Fox tarafından satın alınmış olsa da dünyada daha fazla kitleye ulaşabilmek için Disney sürekli markayı geliştirmek adına yatırımlar yapıyor.

En güçlü markalar endeksinde ilk 5’te ise Disney’den sonra sırayla Visa, Ferrari, Neutrogena, Facebook ve Lego yer alıyor.

Daha fazla detay için raporun tamamına buradan ulaşabilirsiniz.

En Değerli Gelişmeleri Size İletmek İstiyoruz

Mail listemize abone olun!

Son bir adım kaldı. E-postanızı kontrol edin. (Gmail kullanıcısıysanız "promotoions" kısmına bakabilirsiniz.

Ops! Bir hata aldık, tekrar deneyebilir misiniz?

GELİŞMELERİ
KAÇIRMAYIN!
Haftalık bültenimize
ücretsiz kaydolun!
BİZE KATIL
close-link
GELİŞMELERİ KAÇIRMAYIN
Haftalık bültenimize ücretsiz kaydolun, sizi gelişmelerden haberdar edelim.
BİZE KATIL
close-link