Oscar Adayı Film Londra’da Gerçek Oldu

Bu yılki Akademi ödüllerinde En İyi Film, En İyi Kadın Oyuncu, En İyi Yardımcı Erkek Oyuncu (iki adaylık), En İyi Özgün Senaryo, En İyi Kurgu, En İyi Film Müziği olmak üzere tam 6 kategoride Oscar adayı olarak, sinema dünyasının en saygın ödülü için favori gösterilen Üç Billboard Ebbing Çıkışı, Missouri (Three Billboards Outside Ebbing, Missouri) filmi, Londra’daki Grenfell Kulesi yakınında gerçek oldu.

Tecavüz edilerek öldürülen kızının katilini bulmak için adalet arayan bir annenin, olayın yaşandığı yerdeki üç reklam panosunu kiralayarak mücadelesini kamusal alana açmasını anlatan filmden ilham alan Justice4Grenfell adlı bir grup, kendi üç panolu kampanyasını başlattı.

Başrolde Frances McDormand’ın harika bir performans sergilediği filmden esinlenen grup, her biri bir reklam panosu taşıyan üç kamyon kiralayıp “Nasıl oldu da hâlâ kimse tutuklanmadı? 71 ölü.” ifadesini söz konusu bölgede dolaştırıyor. Oscar adayı da olmasıyla iyice ünü yayılan filmin rüzgârını arkasına alan projenin, grubun köklü reklam ajansı Bartle Bogle Hegarty’nin Londra ekibiyle yaptığı iş birliğiyle hayata geçtiğini de belirtelim.

Geçen yılın Haziran ayında Grenfell Kulesi’nde çıkan yangında 71 kişi hayatını kaybetmiş, daha çok işçilerin ve göçmenlerin kaldığı bu sosyal konuttaki ihmaller zinciri ve soruşturma sürecindeki adaletsizlikler, Birleşik Krallık’ta büyük tepki uyandırmıştı. Avukatlar tarafından kurulan grubun diğer isteği ise hem sevdiklerini hem de evlerini kaybetmiş sakinler için binanın onarılması ve yeniden yaşanacak bir hâle getirilmesi. Justice4Grenfell (Grenfell İçin Adalet) grubu, şehri yöneten yetkilileri ve hükümeti, kurbanların evsiz kalan aileleri için konaklama imkânı sunmasını ve olay yeri civarındaki yangına dayanıksız 297 binanın güvenliğini sağlamasını da talep ediyor.

Binada çıkan yangından bir kare.

Bu açık hava çalışması hem sosyal sorumluluk anlamında en iyi örneklerden birini alarak harekete geçmesi hem de Oscar ödül törenine çok yaklaştığımız bu dönemde harika zamanlamasıyla övgüyü hak ediyor.

Oscar
Film, bu yılki Oscar adayları arasında en büyük favorilerden biri olarak kabul ediliyor.

Three Billboards Outside Ebbing, Missouri filmi baskın ve muhafazakâr kasaba kültürünün, güvenlik güçlerinin ve adalet sisteminin nasıl kör olabileceğini göstermesi ve olayı örtbas etmeye çalışan yozlaşmış, hatta ırkçı sisteme dikkat çekmesiyle pek çok kesim tarafından beğeniyle karşılanmıştı. Filmin, Hollywood’daki pek çok kadın oyuncunun Harvey Weinstein tarafından taciz ve tecavüze uğradığını öne sürmesiyle başlayan #metoo (ben de) hareketinin de etkisiyle Oscar gecesinden ödüllerle döneceğine kesin gözüyle bakılıyor.

En Değerli Gelişmeleri Size İletmek İstiyoruz

Mail listemize abone olun!

Son bir adım kaldı. E-postanızı kontrol edin. (Gmail kullanıcısıysanız "promotoions" kısmına bakabilirsiniz.

Ops! Bir hata aldık, tekrar deneyebilir misiniz?

2009 yılında Uludağ Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümü'nden, 2015'te ise Anadolu Üniversitesi Marka İletişimi Bölümü'nden mezun olan yazar, 2013 yılından beri pazarlama ve reklamcılık üzerine çalışıyor. Geleneksel ve dijital reklam ajanslarındaki çizgi altı ve üstü çalışmalarda metin yazarlığı yapan, ulusal ve küresel ölçekte birçok markayla birlikte çalışan yazar, bir yandan da Anadolu Üniversitesi'ndeki Türk Dili ve Edebiyatı öğrenimine de devam ediyor. En büyük tutkusunun edebiyat olduğu biliniyor, şehirdeki festivalleri yakından takip ediyor. Bir gün Patagonya'ya gitmenin hayalini kuruyor.

Bir Cevap Yazın

Ekonomi ve Taraftar Ekseninde 2018 FIFA Dünya Kupası

Sonu çift rakamlarla biten her yılda olduğu gibi, yeni bir kupanın zamanı geldi: FIFA Dünya Kupası 2018.

Türk futbol seyircisi olarak her 2 yılda 1, Avrupa Şampiyonası veya Dünya Kupasını yakından takip ediyoruz. Her ne kadar ülkemiz düzenli olarak bu turnuvalarda yer alamasa da, günde 4 canlı karşılaşma izleme olanağı yaratan bu etkinliklere yaz sezonunun 1 ayını ayırıyoruz.

Organizasyonların ele alınabilecek birçok boyutu var. Araştırmalara “sports mega events” olarak geçen bu etkinliklerin ekonomi ve taraftar eksenini ele almaya çalışacağım.

Ekonomi anlamında etkinlikler her dönem büyüklüğünü artırma eğilimini sürdürüyor. Organizasyonun ev sahibi şu ana kadar bir dünya kupası için gerçekleştirilen en yüksek harcamayı yaptı. Organizasyon için toplam 14.2 milyar Amerikan Doları harcadılar. Bu harcamalar arasında ulaşım, altyapı, konaklama ve stadyum inşaatları en yüksek payı aldılar. Rusya, 2010 yılında dünya kupasını düzenleme hakkını elde ettiğinde planlanan bütçenin tam 12 katı daha fazla harcama yaptı!

Yapılan tüm harcamalar Rusya’ya önemli bir altyapı ve turizm gücü kazandıracak. Buna karşılık turnuvadan elde edilen tüm gelirlerin ülke ekonomisine en fazla 2 aylık bir katkı yapacağı belirtiliyor. 8 yıllık çalışma ve harcamalar, 2 aylık bir süreçte girdi olarak ülke ekonomisine katkı sağlayacak.

FIFA Dünya Kupası, 2000’li yılların başından beri “sponsorların dünya kupası” olarak eleştiriliyor. Bu eleştirinin temelinde sponsorların beklentilerinin taraftar beklentilerinden daha önemli görülmesi etkili. Ayrıca yüksek sponsorlu etkinliklerin sporun ruhunu çürüttüğü de iddia ediliyor. Visa, McDonalds, Budweiser gibi bilinen sponsorların yanına bu sene en çok sponsorluk desteği Çin menşeili işletmelerden geldi. Çin ve Hindistan futbol yatırımlarını artırıyor. Bunun temelinde futbola olan ilginin artışı var ve “ürün yaşam seyri” yükselme aşamasında görülüyor. İngiltere futbol ligindeki forma sponsorlarına ve saha kenarındaki reklam tabelalarına dikkatli bakarsanız Uzakdoğu pazarına yönelik reklamlara rastlayabilirsiniz. Turnuvada tüm sponsorluk harcamaları 2 milyar Amerikan Dolarına yaklaşıyor.

Dünya Kupası için yaklaşık 1.5 milyon biletli seyircinin katılımı beklenirken, biletsiz ve turizm amaçlı ülkeye gelecek turist sayısının bu rakamdan daha fazla olacağı öngörülüyor. Ülkemizde “passolig” adı altında yürütülen biletleme sisteminin bir benzeri bu sene Rusya’da kullanılacak. Buna göre seyircinin bilet alması yeterli olmuyor ve devlet tarafından kurulan taraftar sistemine kayıt yaptırıp isimlik çıkartmak gerekiyor. Bu isimlikler olmadan statlara giriş yapılamıyor. Uluslararası bir organizasyonda güvenlik kaygısının geldiği noktayı anlamak için önemli bir ayrıntı… 64 maçlık bu serüvende seyircinin yerine getirmesi gereken yeni bir sorumluluk oluşturuldu.

Taraftar kimlik sistemi stat içinde holigan aktiviteleri azaltmak için yapılan bir uygulama olarak görülüyor. Fakat stat dışındaki taşkınlıkları önlemek için sağduyu ile birlikte güvenlik kuvvetlerine büyük sorumluluk düşüyor.

Son olarak, turnuvaya bahis işletmeleri tarafından bakalım. Günümüzde futbol, sadece taraftarlık veya futbol severlik hisleriyle takip edilen bir spor olmanın ötesine geçti. Özellikle futbol maçlarına yapılan bahisler giderek artıyor. Küresel düzeyde 2018 FIFA Dünya Kupasında 3.3 milyar Amerikan Dolarına yakın bahis yapılacağı öngörülüyor.

4 yılda 1 düzenlenen bu futbol etkinliğinde durum, etkinliğe nereden bakmak istediğinize göre değişiyor. Bir sonraki yazıda görüşmek üzere.

En Değerli Gelişmeleri Size İletmek İstiyoruz

Mail listemize abone olun!

Son bir adım kaldı. E-postanızı kontrol edin. (Gmail kullanıcısıysanız "promotoions" kısmına bakabilirsiniz.

Ops! Bir hata aldık, tekrar deneyebilir misiniz?

Türkiye’de Rap Müzik Kültürü ve Pazarlama İlişkisi

Türkiye’de rap müziğin geldiği seviyeyi bir müziksever olarak uzun yıllardır takip ediyorum. Bu yazıyı rap ile ilgisi olmayan 50’li yaşlarında bir akrabamın “Eypio diye bir rapçi var duydun mu, Çukur dizisindeki şarkısını beğendim.” yorumundan sonra yazmaya karar verdim.

Rap müzik kültürü ve pazarlama ilişkisini öncelikle pazarlamadaki “ürün faydası” kavramı üzerinden açıklamaya çalışacağım. Tüketiciler genel olarak bir ürüne/hizmete yönelik 2 fayda faktörünü ele alırlar:

  1. Fonksiyonel Fayda
  2. Hedonik Fayda

Adidas, 1980’li yıllara kadar pazarlamada ürünün sadece fonksiyonel faydası üzerinde duruyordu. Sporcuların rahat hareket edebilmesi, spor ürünleri ile iyi performans göstermeleri, sağlam ve dayanıklı ürünler üreterek tercih edilmek gibi konulara eğiliyorlardı. Adidas’ın 3 bant kullanımının da ayakkabıları daha dayanıklı ve dengeli hale getirmek için yapıldıklarını burada hatırlayalım.

Aynı dönemde Amerika Birleşik Devletlerinde bir müzik kültürü gelişimini hızlandırmıştı. Ekonomik olarak dar gelirli insanların yaşadığı, yönetenler ve kanun koyucular tarafından geri planda görülen, ekonomik problemlerle paralel olarak hırsızlık ve kötü alışkanlıkların görüldüğü, genellikle göçmen ya da Afro-Amerikalıların yaşadığı bölgelerde  hem sorunlara dikkat çekmek ve tepki göstermek hem de bu tepkiyi bir sosyal etkileşime dönüştüren çok önemli bir akım olan Rap müzik hızla gelişiyordu. Kaliforniya’nın Compton bölgesi bu bölgelerin en önemlilerindendi.

Birçok sanatçı ile birlikte o dönem oldukça ilgi gören Run-DMC, müziğin verdiği “mesaj”ın yanı sıra bir sokak kültürü yansımasını da taşıyordu. Giyilen kıyafetler ve kıyafetleri tamamlayan Adidas Superstar model ayakkabı, grubun adı geçtiğinde hatırlanan ilk özelliklerinden biridir. Ayakkabılar yine fonksiyonel fayda gözetilerek giyiliyordu, ayakkabılar ucuz ve rahattı. Fakat görüntüsü de bir tercih sebebiydi. Adidas yöneticileri, burada bir ışık gördü ve grubun konserini dinlemek için konser salonuna gittiler. Adidas yöneticileri şununla karşılaştı:

Adidas, artık sadece bir spor malzemeleri üreticisi olarak görülmüyordu. Belki de farkında olmadan sportif hayat tarzına yönelik bir ayakkabı üretilmişti ve insanlar bu ayakkabıya fonksiyonel faydasının dışında bir anlam yüklemişti. İşte burada da karşımıza Hedonik Fayda çıkıyor. Hedonik fayda; marka-benlik benzerliği, marka prestiji, marka faydası, marka sıcaklığı, marka deneyimi gibi farklı fayda alt başlıklarını içinde barındırıyor. Bu noktanın fark edilmesinin ardından hem ürün tasarımı hem de pazarlama alanındaki çalışmalar farklılıklar kazandı. Run-DMC ise Adidas ile sponsorluk imzalanan ilk “sporcu harici” kontratı imzaladı.

Türkiye’de ise, Türkçe rap müzikle uğraşan müzisyenlerin en önemlilerinden biri Cartel‘di. 1995 yılında çıkardıkları albüm öylesine ses getirmişti ki bu Türkiye’de belki daha önce farkına hiç varılmamış bir müzik türünün lansmanıydı. Albüm satışının başarısı ulusal medyaya yansıdı.

1990’lar ve 2000’ler Türkiye’de rap müziğin birikerek üretimine devam ettiği yıllar oldu. Müzik, dünya çapında da yayılarak gelişimine devam etti. Rap müzik hem siyasal, sosyo-ekonomik problemlere tepki vermeye devam ediyor hem de şaşaalı ve parlak hayatlara ulaşılabileceğini gösteren bir role de bürünüyordu. Birbiriyle tezat görülebilecek bu durumun rap müzik kültüründe nasıl oluştuğu başlı başına bir konu olduğu için burada değinmeyeceğim.

Türkiye’de rap müziğin toplumu yakaladığı nokta, toplumsal sorunlara ve gençlerin dile getirmek istediği problemlere sözcülük görevini getirmesi ile sağlam bir tabana yayıldı. Üzerinden zaman geçmesine rağmen çözülemeyen toplumsal sorunların yanı sıra, tekil bireylerin hayatlarında yaşadıkları sorunlara ve “tuzaklara” değinen rap müzik önemli bir dinleyici kitlesine sahip olmayı sürdürdü.

Spotify‘ın 2017’de en çok dinlenen müzik türleri ve sanatçıları listesinde rap müziğin önemli bir yerde olduğu görülüyor. Sagopa Kajmer ve Ezhel en çok dinlenen sanatçılar listesinde yer alıyor.

Türkiye’de faaliyet gösteren markalar, başta 16-34 yaş arası nüfus olmak üzere pazarlama iletişimi çalışmalarında rap müzik sanatçılarıyla çalışmaya önem verdiler. Hatta bazı markalar, sanatçılardan meydana gelen müzik akademileri kurma yoluna gitti. Böylece markalar kendilerine sanatçı portföyü oluşturmuş oldu. Müzik-müzisyen-dans üçlüsü pazarlama çalışmalarında kullanılmaya başladı.

Geleneksel medyada yapılan önemli reklam kampanyalarından biri Çaykur’un soğuk çay markası Didi’nin Ceza‘yı oynattığı reklamdı:

Türkiye’de Red Bull ve Burn enerji içecekleri, etkinlik pazarlaması kapsamında rap müzik ile olan işbirliklerini sıklıkla kullanıyorlar:

Red Bull BC One Break Dance İstanbul.

Burn Battle Zone Turnesi

Türk TV izleyicisinin ilgi gösterdiği en önemli programlar diziler olarak görülüyor. Öncelikle dizinin planlanandan önce yayından kaldırılmasının önüne geçmek ardından daha çok izleyici kitlesini yakalamak için dizi yapımcıları içerikte farklılaşmanın yolunu arıyor. Bu amaçla yapımcılar hem seyircilerine konuyu aktarmayı güçlendirmek hem de müzikle farklılaşmayı sağlamak adına rap müziğe daha çok önem vermeye başladılar.  Şarkı sözleri ile dizi akışının eşzamanlı uyumu seyirciyi etkilerken, prodüksiyonun kalitesi şarkıların dizi dışında da dinlenmesine etki ediyor. Eypio‘nun Gömün Beni Çukura, Gazapizm‘in Heyecanı Yok, Allame‘nin Kısır Döngü, Ezhel’in İmkansızım şarkıları diziler kadar konuşulan dizi müzikleri olarak fark yaratıyorlar.

Türkiye sınırlarında geçen yaklaşık 20 yıllık süreçte rap müzik hak ettiği ilgiyi sonunda yakalamayı başardı. Sayısı 25 milyondan fazla 16-34 yaş arası ülke nüfusu, rap müziği daha çok dinliyor, dinlediğini paylaşıyor ve müzikten hem içerik hem de imaj olarak etkileniyor. Markalar ise, ilgiyi ve satın alma niyetini olumlu etkileyeceğini planlayarak rap ile marka ilişkisini güçlendirmeye devam ediyor.

Bir sonraki yazıda görüşmek üzere.

Kaynaklar:

En Değerli Gelişmeleri Size İletmek İstiyoruz

Mail listemize abone olun!

Son bir adım kaldı. E-postanızı kontrol edin. (Gmail kullanıcısıysanız "promotoions" kısmına bakabilirsiniz.

Ops! Bir hata aldık, tekrar deneyebilir misiniz?