Türkiye’nin En İyi İşverenleri 2017 Açıklandı

Great Place to Work Enstitüsü Türkiye’de beşinci kez düzenlenen Türkiye’nin En İyi İşverenleri listesini açıkladı. Listede insani dokunuşu yüksek kurum kültürüne sahip 26 şirket yer aldı.

Güvenilirlik, saygı, hakkaniyet, gurur ve takım ruhundan oluşan Great Place to Work modeline ait boyutların analiz edildiği çalışmada ödüller, çalışan sayısına göre 20-50, 50-250, 250-500, 500–2000 ve 2000+ olmak üzere beş kategoride verildi.

Mükemmel işveren olabilme özelliğine sahip kurumların açıklandığı çalışmada, en güçlü sonuçlar gurur boyutu başlığı altında gerçekleşti. En iyi işverenler; yapılan işten gurur duyma, şirketten gurur duyma, takım çalışmasından gurur duyma gibi boyutlarda yüksek sonuçlar aldı. Hakkaniyet başlığı altında yer alan tarafsızlık, adaletli davranma ve adil ücretlendirme kavramları ise en zayıf noktalar oldu. En iyi işverenlerin geçen sene yüzde 79 olan Trust Index puanlarını yüzde 82’ye yükseltmiş olmaları kurum kültürüne verilen önemi gözler önüne serdi.

Öne Çıkan Noktalar

Çalışanların kurum kültürü hakkındaki fikirlerinin ve İK uygulamalarının bütünsel olarak değerlendirildiği analiz sonuçlarına göre, şirkete yeni katılan çalışanların hoş karşılanması, çalışanların şirketlerine önemli katkılarda bulunabileceklerine inanmaları, iş yerinin fiziksel güvenliği ve çalışanların başkalarına çalıştığı şirketi söylemekten gurur duymaları en iyi işverenlerin en güçlü yönleri. Başlıca zayıf yönlerin ise şirket kazancının çalışanlara dengeli yansımaması ve yöneticilerin çalışanlar arasında ayrım yapması olduğu belirlendi.

Microsoft, Zirvedeki Yerini Korudu

Türkiye’nin En İyi İşverenleri 2017 araştırmasında, özel ödüllerin yanı sıra sektör ödülleri de sahiplerine takdim edildi. 250-500 kategorisinde birinci sırada yer alan Microsoft, “Yaşam Boyu Öğrenme” özel ödülüyle birlikte “IT’nin En İyi İşvereni” sektör özel ödülünü de almaya hak kazandı.

YGA, Listeye Giren ve Kar Amacı Gütmeyen Tek Kuruluş

Hayata geçirdiği liderlik programlarıyla dikkat çeken YGA (Young Guru Academy) kâr amacı gütmeyen bir sivil toplum örgütü olarak 50-250 çalışana sahip şirketler kategorisinde ilk sırada yer aldı. YGA, gelecek nesillere daha iyi bir dünya bırakma hayalini hayata geçirdiği faaliyetleriyle ön plana çıktı.

Pharma’nın En İyi İşvereni Abbvie Oldu

Sektör ödüllerinde bu yıl ilk kez verilmeye başlanan  “Pharma’nın En İyi İşvereni” ödülüne layık görülen AbbVie, aynı zamanda “Fırsat Eşitliği ve Kadınların Desteklenmesi” özel ödülünü almaya hak kazandı. Şirket, kurum kültürünün benimsenmesi konusunda fark yarattı.

Novartis, İki Ödül Almaya Hak Kazandı

İlaç sektöründen listeye girmeyi başaran Novartis, “İş ve Yaşam Dengesi” özel ödülüne layık görüldü. Düzenlediği yarışmalar ve etkinliklerle çalışanlarının motivasyonunu artıran firmaya, “Kadın İstihdamında Sürdürülebilirlik” özel ödülü Danone Türkiye tarafından takdim edildi.

3M,  “Çalışan Sağlığı ve İş Güvenliği” Özel Ödülünün de Sahibi Oldu

Üretim ve imalat sektöründe hizmet veren 3M, listeye girmenin yanı sıra “Çalışan Sağlığı ve İş Güvenliği” özel ödülünün de sahibi oldu. 3M, kadın çalışanların istihdamdaki yerlerinin çok önemli olduğu görüşünden yola çıkarak geliştirdiği uygulamalarla dikkat çekmeyi başardı.

GSK, İnsan ve Kültür Odağı ile Kategorisinin Lideri Oldu

İlaç sektöründe faaliyet gösteren Glaxo Smith Kline (GSK) çalışanlarının iş yerinde kendilerinden bir parça bulabilmelerini hedefleyerek insan ve kültür odaklı programıyla değerlendirildi. Firma, listeye kendi kategorisinde birinci sıradan giriş yaptı.

Hilton Çalışanları, Kurum Kültürleri ile Gurur Duyuyor

2000+ çalışan kategorisinde ilk sıraya yerleşen Hilton, “Farklı Kuşakların İşbirliği” özel ödülüne de layık görüldü. Şirket, çalışanlarına aile ortamı yaratarak farklılık gösterdi.

Perakendede H&M, Çağrı Merkezinde Turkcell Global Bilgi Ödül Aldı

2000+ çalışan kategorisinde, perakende sektöründen H&M ve çağrı merkezi sektöründen Turkcell Global Bilgi listeye girmeye hak kazandı. Geçen yıl araştırma listesinde üçüncü sırada yer alan H&M, bu yıl açıklanan listede ikinci sıraya yükselirken, Turkcell Global Bilgi üçüncü sıradan listeye dahil oldu.

Çalışanları Dinlemek ve Önemsemek, Kurum Kültürünü Geliştiriyor

Culture Audit (İş Yeri Kültürü Analizi) araştırmasının sonuçlarına göre, Türkiye’nin En İyi İşverenleri’nin kurum kültürlerini geliştirmek için önem verdikleri faktörler arasında yüzde 21 ile çalışanları dinlemek ve önemsemek geliyor.

En Değerli Gelişmeleri Size İletmek İstiyoruz

Mail listemize abone olun!

Son bir adım kaldı. E-postanızı kontrol edin. (Gmail kullanıcısıysanız "promotoions" kısmına bakabilirsiniz.

Ops! Bir hata aldık, tekrar deneyebilir misiniz?

Pazarlamasyon Pazarlama, Sosyal medya, Marka Yönetimi, Pazarlama İletişimi, Dijital Pazarlama ve İş Dünyası konularına odaklı bilgi kaynağı.

Bir Cevap Yazın

Z Kuşağı İş Yaşamını Değiştirmeye Geliyor

Dünya çapında 80 ülkede her gün 75 milyon insana hizmet veren Sodexo, “2018 Workplace Report”un sonuçlarını yayınladı. 2017 yılından itibaren iş dünyasına adım atan Z kuşağı değişimi simgeliyor. Raporda, 2025 yılında üç çalışandan birinin yerini alacak olan Z kuşağının hem teknolojiyle uyumu hem de geleneklere bağlılığıyla iş yaşamında yeni bir dönem başlatacağının altı çiziliyor.

Türkiye’nin en prestijli şirketlerine ve kamu kuruluşlarına yaşam kalitesi hizmetleri sunan Sodexo Entegre Hizmet Yönetimi, dünya çapında 80 ülkede hizmet veren Sodexo’nun birçok araştırma ve görüşü derleyerek hazırladığı “2018 Workplace Trends Report”u açıkladı.

Raporda, iş yaşamına ilk adımlarını atan Z kuşağına yönelik önemli bilgiler olduğunu dile getiren Sodexo Entegre Hizmet Yönetimi CEO’su Ahmet Zeytinoğlu, “2017 yılından itibaren iş yaşamında yer almaya başlayan Z kuşağı, değişimle birlikte geliyor. Sosyal medyanın hâkim olduğu bir dünyaya gözlerini açan Z kuşağı üyeleri; teknoloji konusundaki beklentilerinden, iş-yaşam konusundaki tercihleriyle iş yerlerini yeni ve heyecan verici bir şekilde yeniden şekillendiriyor. Z kuşağının fotoğrafını çeken rapor, geleceğin çalışanlarını ve iş yerlerini inceliyor” dedi.

Sosyal medyaya doğan jenerasyon: Z kuşağı

Z kuşağının teknoloji okuryazarlığına doğan ilk nesil olduğunun vurgulandığı raporda, “Gelecekte başarılı olmayı hedefleyen şirketlerin yolu, Z kuşağının temel özelliklerini anlamaktan geçiyor. Sosyal medyaya ve akıllı teknolojilere doğan Z kuşağı, Y kuşağına göre çok ekranlı bir yaşama daha kolay adapte oluyor. Bunun yanında Y kuşağına göre geleneklere de ayak uydurabilen Z kuşağı, eski kuşaklarla daha rahat çalışabiliyor” ifadesi kullanıldı.

İş yeri anlayışına farklı yaklaşım

Raporda Y kuşağı çalışanların, Z kuşağına yönelik görüşleri de yer alıyor. 10 Y kuşağı çalışanın 6’sı, Z kuşağının iş yerlerinde olumlu etki yaratacağı görüşünde… Bu grup ayrıca, Z kuşağının alacağı destekle daha başarılı olacağı fikrini savunuyor. “İş her yerde yapılabilir” görüşüne inanan Z kuşağı; çalışmayı, başarmanın yanında eğlence için bir amaç olarak tanımlıyor. ‘Özgür ruhlu’ Z kuşağının yüzde 56’sı kendi iş tanımını belirlemek isterken, araştırmaya katılanların üçte ikisinden fazlası kariyer yolunu kendisi çizmek istiyor. Bu tablo işyeri politikalarının gelecekte esnekleşmesi anlamına geliyor.

Stillman: Z kuşağı ‘kendin için kazan’ felsefesine inanıyor

Kendisini ‘Jenerasyon uzmanı’ olarak tanımlayan Z kuşağı gurusu David Stillman’a göre, Z kuşağı vizyonları, enerjileri ve yetenekleriyle ofiste olumlu bir hava yaratsa da ekip çalışmasında sorunlar yaşayabilir. Şirketler bu krizi liderlerinin yönetim becerisini geliştirme fırsatına dönüştürebilir. Stillman, “Z kuşağı dijital, hızlı ve yeni bir dünyada çalışmak istiyor. Rekabetçi olarak yetiştirilen Z kuşağı, ‘Kendin için kazan’ felsefesine inanıyor” dedi. Stillman’ın yaptığı araştırmalara göre Z kuşağı fiziksel ve dijital dünyadaki ayrımın ortadan kalktığını düşünse de yüzde 84’ü patronlarıyla şahsen görüşmeyi tercih ediyor.

En Değerli Gelişmeleri Size İletmek İstiyoruz

Mail listemize abone olun!

Son bir adım kaldı. E-postanızı kontrol edin. (Gmail kullanıcısıysanız "promotoions" kısmına bakabilirsiniz.

Ops! Bir hata aldık, tekrar deneyebilir misiniz?

Yerel Moda Markalarının Küresel Yükselişi

20. yüzyılda akla ilk gelen küresel çaplı olayları hatırlamak istediğimizde savaşları ve endüstri devrimini rahatlıkla sayabiliriz. ABD’de 1950’li yıllar itibarı ile oluşan kitle üretimi ve kitle tüketimi tüketicilerin parayı kazanma ve parayı harcama alışkanlıklarında köklü değişimler yarattı.

Tekstil ve giyim sektörleri de endüstri devriminden etkilendi. Birçok fabrika, farklı markalar için olabildiğince çeşitli, buna karşılık tüketicinin gelir düzeyine uygun giysiler üretmeye başladılar. Bu aşama ile birlikte giysilere ulaşabildiğimiz mağazaların çeşitliliği arttı. Butik mağazalar, zincir mağazalar ve nihayetinde internet mağazacılığına kadar genişleyen sanal mağazalar oluşturuldu.

Sanal mağazaların açılması ile tüketicinin ürüne ulaşması için kat etmesi gereken mesafe, harcaması gereken zaman ve para azaldı. Böyle olunca üretilen ürünler sadece bir bölgeye hitap etmekten çıktı. Ürünü inceleme olanakları, satın alma opsiyonları, ek vergiler ve kargo hizmetleri gibi etmenler önemli hale geldi.

Bölgesel veya bir nevi yerel olarak fenomen haline gelen markalar, değişen bu koşullarla birlikte küresel bir “pop culture” sembolü haline gelme olanağını buldular. Bu markalar öncelikle trendleri belirlediler. Ardından bu trendleri küresel ölçeğe taşımaya başladılar. Bu hafta, Supreme ve Champion markaları ile bu durumu anlatmaya çalışacağım:

1994 yılında James Jebbia tarafından kurulan Supreme, New York’ta mütevazi bir kaykay ve giyim mağazasıydı. 18-25 yaşındaki tüketicilere hitap etmeye çalışan marka, tüketicilerine “cool” ürünler sunmayı vaat ediyordu. Supreme’in diğer markalardan sıyrılmasındaki önemli nedenlerden biri cinsiyetsiz ürünlere ve hayat tarzına önem vermesiydi. Aynı zamanda insanların farklı kültürlerden, farklı mesajlardan etkilenebileceklerini göz önüne alan marka, sadece belirli bir hayat tarzını benimsemedi ve özellikle müzik ve sanat başta olmak üzere kültür çeşitliliğine önem verdi.

Tüketicilere sunulan bu özellikler karşılığını buldu ve Supreme, Londra, Paris, Tokyo gibi şehirlerde mağazalar açtı. 2006 yılına kadar kendi dergisini yayımlayan marka daha sonra sosyal medyaya yöneldi. Instagram’ı oldukça etkili kullanan marka, tüketici zihnindeki konumunu başarılı bir şekilde yerleştirdi.  Markanın “high fashion” olmasını ve değerlenmesini sağlayan unsurlardan biri “family-oriented” yani tüketicilerin kendini bir aileye mensup hissetmesi olarak görülüyor. Buna karşılık markanın sahibi, markanın aşırı derecede teşhir edilmesinden korktuğunu belirtiyor. Supreme’in marka genişlemesinde önemli rol oynayan etmenlerin başında diğer markalarla yapılan “collaboration” yani ortak üretim geliyor. Louis Vuitton, Coleman motosikletleri ile yapılan ortak üretimleri örnek olarak görebiliriz.

Bu çalışmalarla birlikte Supreme, düzenli olarak ürün koleksiyonu çıkaran ve ürün lansmanları adeta bir etkinlik haline gelen bir markaya dönüştü. Bununla birlikte Supreme ürünlerinin perakende satış fiyatları oldukça yükseldi. Markanın en çok tercih edilen ürünleri hoodie ve t-shirt’ler olsa da artık birçok farklı üründe kırmızı-beyaz supreme logosunu görebiliyoruz. Diğer markaların yanı sıra ünlü artistlerle çalışmalarını sürdüren Supreme, hedeflediği noktaya gelmiş gibi duruyor.

Benzer bir hikayeyi yaratan markalardan biri de Champion. 1919’da ABD’de kurulan marka, spor giyim alanında geniş bir demografik grup tarafından talep gördü. Champion, kuruluşundan itibaren basketbol ve Amerikan futbolu gibi branşlara önem verdi. Bu branşlar için ürünler üretti, sponsorluk çalışmaları gerçekleştirdi.

Bu aşamaya kadar herşey “sıradan” bir Amerikan şirketi yükselişi gibi duruyor. Ana akım spor branşlarında yapılan çalışmaların ardından markanın “streetwear” alanına yönelmesi ve 1990’lardan itibaren markanın hiphop, punkrock ve hardcore müzik dinleyenler için adeta bir üniformaya dönüşmesi ise markanın yaşadığı genişlemede önemli bir dönüm noktası oldu.

Champion, köklü ve eski bir marka olmanın avantajını, günümüzde küresel bir “pop culture” sembolü haline gelerek kullandı ve tüketiciler için önemli bir sembol marka olmayı sürdürüyor.

Ülkemizde bu noktaya ulaşabilecek markalar var mı? Kesinlikle var. Marka yönetimi ve ürün tasarımlarıyla ön plana çıkmış birtakım markalarımız var. Benim şahsen takip ettiğim markalardan biri olan ve orta vadede küresel ölçekte başarı kazanacağına inandığım markalardan biri Les Benjamins. Bünyamin Aydın tarafından kurulan ve onun kreatif direktörlüğünde çalışmalarını sürdüren marka, ülkemizin bulunduğu coğrafyanın kültürel çeşitliliğini, dünya kültürünün dinamikliği, canlılığı ve renk zenginliği ile bütünleştirerek özgün ürünler tasarlıyor. Bu ürünler, doğru işletmecilik uygulamaları ile küresel ölçekte tüketicinin beğenisine sunuluyor.

 

Özellikle tekstil ürünlerinin üretiminde önemli noktada olan ülkemizin, kendi markalarını meydana getirerek bu markaları katma değeri yüksek ürünlerle geliştirmesi oldukça önemli. Marka hikayeleri, öğrenmek ve ilham almak konusunda bizlere yardımcı olabilecektir. Bir sonraki yazıda görüşmek üzere.

En Değerli Gelişmeleri Size İletmek İstiyoruz

Mail listemize abone olun!

Son bir adım kaldı. E-postanızı kontrol edin. (Gmail kullanıcısıysanız "promotoions" kısmına bakabilirsiniz.

Ops! Bir hata aldık, tekrar deneyebilir misiniz?