Kurumsal “Hayatta Kalma” Rehberi – Bölüm 3: İşte Anlam Arayışı 0

İşte Anlam Arayışı

İnsanın kimliği genetik kodunun olduğu kadar, onu yaratan kültürün ürünüdür. Yani kişinin kimliğinin yaratılmasında, genetik ve kültürün karşılıklı dansı etkilidir. Çok benzer şekilde, bireylerin kendi kişisel istekleri ve toplumun etkisi ortaklaşa bir sonuç doğururlar. Kişilerin kendi isteklerini tamamen bireysel ve toplumdan etkilenmeden belirlediklerini söylemek naiflik olur. Öte yandan, toplum da tek başında kişilerin ne yapacağını belirleyemez.

İş hayatına yönelik nesil çalışmalarının temeli, her neslin iş hayatından beklentileri üzerinde bazı ortaklıklar olduğu varsayımına dayanır. Gerçekten de kişilerin büyüdüğü dönemin ekonomik, teknolojik ve kültürel koşulları, bu kişilerin gelecekten ne istedikleri konusunda etki sahibidir.

Bir dönem için (muhtemelen, bu yazıyı okuyan sizlerden önceki dönem), iş hayatının yegane faydası, kişiye finansal güvence ve statü sağlamasıydı. Alışveriş basitti. Al para, al statü, al güvence. Ver günde 8 saatlik enerji. Alver.

Bugün, bu alışverişin dengesi şaşmış durumda. Yine “sözde” al para, al statü, al güvence kısmı geçerli. Sözde diyorum çünkü bir kaç nesil önce, tek bir kariyer boyunca 3 – 4 işyerinde çalışmak normken, bu artık 14-15 işyeri haline geldi. Bu sadece çalışanların gönüllü istifasından kaynaklanmıyor. İş piyasasının rekabet koşulları değişince, hepimiz buna uyum sağlamak zorunda kalıyoruz. Bu yüzden al güvence kısmı boşa düşmüş halde. Al para ve al statü ise teorik olarak hala mümkün, fakat eskiye göre çok daha zor. Bugün kıdemli uzman pozisyonunda çalışan ve yöneticilik geldi-geliyor diyen kişilerin büyük çoğunluğu, hiçbir zaman yönetici olamayacak.

Ver kısmında ise artık günde 8 saatlik enerji yetmiyor. Konu sadece saat de değil. Bugünün iş dünyası çok daha dişe diş, göze göz, kana kan rekabet ile örülü durumda. Hem zamanın kendisiyle rekabet, hem kendimizi geliştirmek için rekabet, hem de iş arkadaşlarıyla rekabet. Kavga çok. Stres yüksek. Mücadele büyük. Acele ve “acil”ler bitmez. Mesai çoğu insan için pazar günü öğleden sonra başlıyor, cuma geç saatlere kadar sürüyor. Çoğu insanın hafta arasında zamanı ve enerjisi ya yok. Ya da yok denecek kadar az. Kimileri cumartesi günleri de mücadele içinde. Yani o alışveriş dengesi artık yıkıldı.

Bu alışverişi dengelemek için ne yapıyoruz? Vereceklerimizi azaltamıyoruz, çünkü kurumsallaşmış iş kültürü bu şekilde. Geriye tek çare alacaklarımızı arttırmak kalıyor. Peki statü, para ve güvence dışında, alabileceğimiz ne var?

calis7

Bu adaletsiz alışverişi dengeleme çabasının en net dışavurumu, iş hayatında Anlam Arayışı’dır.

Bunu anlam arayışını değersizleştirmek için söylemiyorum. Aksine, bana kalırsa para, statü ve güvence ihtiyacına göre, en onurlu arayıştır anlam arayışı. Ancak neden bugün bu ihtiyaç bu kadar gündemimizde diye düşündüğümüzde, cevabını bu şekilde yorumlamak mümkün.

İyi güzel de, bu kadar önemli hale gelmiş bir anlam arayışına, iş ortamında nasıl cevap vereceğiz? İşte öneriler:

Aradığınız Anlamı Bulmanın Yolları

Kendi hikayenizi keşfedin.

Bu kolay değil, ancak gayet mümkün. Kendinize bir “dert edinmiş” olmanız lazım.

Kariyerinizi tesadüflere bırakmayın, iş seçerken “bilinçli tüketici” olun.

Nasıl ayağınıza iki numara küçük ayakkabıyı sırf indirimde veya markası çok iyi diye almıyorsanız, bir işe de sırf çok para veriyor veya çok iyi bir şirkette diye girmeyin. Bu şekilde bakınca mantık çok net, ancak iş kararlarını fazla karmaşıklaştırıyor ve benzer hataları hepimiz yapıyoruz.

Yaptığınız işi neden yaptığınızı sorun ve herkesten farklı ne cevap verdiğinizi düşünün.

Bu işin sizin gelişim hikayenizdeki yeri, rolü, önemi, faydası, boyu ve etkisi ne? Bu işte sizin gördüğünüz ancak diğer insanların farkında olmadığı nasıl erdemler var?

O iş nasıl daha iyi yapılır? Bugünden geleceğe nasıl gidilir?

Gelişmek, büyümek, daha iyi, daha kuvvetli, daha etkili, daha erdemli olmak insanın içindeki en yüksek motivasyon kaynağıdır. Sizin bugün yaptığınız iş geçmişte nasıl yapılıyordu? Gelecekte nasıl yapılmalı? Siz bu geçmiş ile gördüğünüz gelecek arasında nasıl bir köprü olabilirsiniz? Kendinizi nasıl geliştirerek, nasıl projeler teklif ederek ve hayata geçirerek, kimleri hangi konularda ikna ederek şirketinize ve iş alanınıza kalıcı katkıda bulunabilirsiniz?

Yaptığınız işin sizin dışınızda kime ve nasıl bir etkisi var?

Örneğin bir yandan toplumsal gönüllülük ve sosyal sorumluluk faaliyetlerinde yer alırken, bir yandan sigara satan bir şirkette çalışıyor olabilir misiniz? Siz sadece finans, satış, pazarlama veya İK’da çalıştığınızı düşünerek, kendinizi ne kadar soyutlamaya çalışırsanız çalışın. Nihayetinde hizmet ettiğiniz büyük makina (şirket) asli hangi amaca hizmet ediyor?

Daha çok beceri = daha çok iş alternatifi.

Mevcutta yapmakta olduğunuz iş, size aradığınız anlamı bulmanızı sağlayacak alan bırakmıyor olabilir. Bu yüzden Ünvan Değil Beceri İnşa Edin!

Değişim hep olur. Soru şu; siz kendi değişiminizde ne kadar etkilisiniz?

Son çare de olsa, aradığınızı bulamıyorsanız, iş değiştirmekten korkmayın. Bunun için kariyere etki eden “çeken” ve “iten” kavramlarını çok iyi idrak edin.

Not 1: Buradaki yedi madde’nin üçü, üzerine çok düşünülmüş; okunduğu tarihte ilgi çekmiş ve insanların hayatlarına dokunmuş yazılara bağlantı veriyor. Birkaç cümle ile anlatabileceğimden çok daha net oldukları ve “anlam arayışı” çok büyük ve merkezi bu konu olduğu için bu bağlantıları kullandım. Hepsini tek seferde değil, günde birer tane olacak şekide ve tok karna almanızı öneririm. Bu şekilde düşünmeye ve kendi hayatınızdaki parelleleri görmeye daha çok fırsat bırakacaktır.

Okuyuculara not 2: 2016 yılını bitirirken yeni bir yazı dizisi oluşturmaya karar verdim. Şu ana kadar teker teker yazdığım yazılardan farklı bir şey olacağını tahmin ediyorum. Okuduğunuz yazı, yedi parçadan oluşmasını planladığım “Kurumsal Hayatta Rehber” bütünlüğünde olacak yazı dizisinin üçüncü yazısıydı. Bir sonraki bölümler de, Performans Görüşmeleri, İstifa-Çıkış Süreci gibi konuları inceleyeceğim. Derinlemesine araştırmamı ve yorumlamamı/yazmamı istediğiniz bir konu olursa, lütfen yorum kısmında bana önerin. Bu diziyi ilgili olacağını düşündüğünüz kişilerle paylaşın.

Kendini bildi bileli meraklı birisidir. Hayatının merkezine iyi bir insan davranışı gözlemcisi olma hedefini almıştır. Türkçe ve İngilizce iki basılı kitabı vardır. Sosyoloji ve Psikoloji'ye bayılır. Kariyer ve iş yaşamı dinamiklerini çalışır. Tüm yazıları, çalışmaları ve bilgileri www.ozandagdeviren.com adresinde güncel olarak bulunabilir.

Bir Cevap Yazın

Google’dan Çiçeği Burnunda Bir İşe Alım Servisi: Hire 0

Büyük çapta işletmelerden, startuplara işlerin doğru yürümesi sağlayan en önemli kriter içeride her biri kendi işini en iyi yapan insanları bünyesine katmaktır. Şüphesiz ki kusursuz bir ekip, firmaya yeni iş alanları yaratır, daha yüksek büyüme hedeflerini mümkün kılar ve sizi sürekli aday aramaktan kurtarır. Peki kusursuz bir ekip için şirketler ne kadar para harcıyor dersiniz?

Deloitte tarafından yapılan bir çalışmada şirketlerin açtığı bir pozisyonu doldurması ortalama 52 gün ve her bir aday ile yapılan görüşmelerin maliyeti yaklaşık 4000 dolar civarında.

Daha önce iş arayanlar için Google for Jobs ile karşımıza çıkan ünlü arama motoru devi şimdi de işe alım süreçlerini kolaylaştırmayı vadettiği yeni servisi Hire ile karşımızda. Google’ın tüm dünyaya duyurduğu yeni servisi  Hire tam da bu derde derman olmak için tasarlanmış. Şirketlere, açtıkları pozisyona doğru aday bulma sürecini daha efektif ve daha az maliyetli bir hale getirme sözü veren Hire ile Google özellikle küçük ve orta işletmelerin işe alım süreçlerinde kullanılmayı hedefliyor.

Bu nedenle pozisyona doğru aday bulma maliyetini minimuma indirmek amacıyla Google, “Hire” ismini verdiği yeni servisini duyurdu.

G-Suite uygulamaları olan Gmail, Google Calendar gibi neredeyse 3 milyondan fazla şirketin her gün kullanmaya alışkın olduğu servislerle eş zamanlı çalışabilen Hire, aynı zamanda kullanımının kolaylığı ile şirketlerin işe alım sürecini görece daha efektif hale getirmeyi planlıyor.

Google yeni servisi Hire’da işe alım süreçlerinde şirketlere şu kolaylıkları vadediyor:

  • Gmail ile otomatik olarak senkronize olan mailler sayesinde şirkete adayla Gmail üzerinden de iletişim kurma özgürlüğü sunuyor.
  • Google Calendar ile de senkronize olan Hire, iş görüşmesi yapan kişinin takvimine göre görüşmenizi ayarlayabilmenize de olanak veriyor. Sadece görüşme detaylarını değil, adayın iletişim bilgilerine, tüm görüşme programına ve hangi adayda hangi sorulara odaklanılması gerektiğine dair bilgileri de otomatik olarak eşliyor.
  • Bununla beraber görüştüğünüz adayların verilerini Hire ile senkronize çalışan bir diğer ürün olan Sheet ile kolayca analiz edebilir, görselleştirebilirsiniz.

Vakit kazanmak ve aday deneyimini iyileştirme amacıyla yola çıkan Hire’ın piyasada ki diğer uygulamalardan farkını deneyimledikçe göreceğiz.

Yeni Makineler Çağına Ne Kadar Hazırız? 0

2020’li yıllara yaklaşırken radikal bir dijital dönüşüme tanıklık ediyoruz. Hızla gelişen teknoloji, dünya ekonomisi için tarifsiz fırsatlar yaratıyor. “4. Endüstri Devrimi” diye tanımladığımız bu yeni dönemde yapay zeka, nesnelerin interneti, büyük veri, bulut teknolojisi, nanoteknoloji, sanal ve artırılmış gerçeklik vb. teknolojiler sadece günlük yaşamımızı kolaylaştırmıyor; aynı zamanda iş yapma şekillerimizi değiştiriyor, bilgiye ulaşımı kolaylaştırıyor, üretimi hızlandırıyor ve verimliliği artırıyor. Önümüzdeki 15-20 yıl içinde teknolojinin yaratacağı fırsatları kullanarak ciddi bir bolluk dönemi yaşamamız mümkün. Ancak her şey tozpembe değil. Bugünden doğru adımları atmazsak bu yaşanacak refah seviyesi, sadece belirli ülkelerin ve kesimlerin tekeli altında kalabilir.

Yapay zekayla birlikte hayatımıza giren otomasyon sistemleri ve robotlar, artık sadece fabrikalarda çalışan mekanik kollardan ibaret değil. Üretim, depolama, lojistik başta olmak üzere onlarca sektörde karşımıza çıkan yapay zeka, milyonlarca insanın mesleğini de tehdit eder duruma geldi.

Yakın dönemde ABD’de sürücüsüz kamyonların 3,5 milyon şoförü işsiz bırakması bekleniyor. Çin’de iPhone üreticisi Foxconn firması, önümüzdeki 10-20 yıl içinde 1,2 milyon çalışanının tamamına yakınını kendi ürettiği Foxbots adlı robotlarla değiştirmeye hazırlanıyor. Perakende devi Amazon, 2012’de satın aldığı ve depolama sahalarında kullandığı Kiva robotlarının sayısını 60 binli rakamlara çıkardı.

Geçtiğimiz yıl içinde yayınlanan “Dünya Bankası Kalkınma Raporu” iş gücü için çalan tehlike çanlarını gözler önüne seriyor. Rapor, 2030’a kadar otomasyona kurban gitmesi beklenen mesleklerin oranının İngiltere’de %35, ABD’de %47, OECD ülkelerinin ortalamasında %57, Çin’de %77 olacağını öngörüyor. Türkiye, OECD ortalamasının içinde yer aldığından tam rakamı göremiyoruz ama bize benzer Arjantin (%65), Güney Afrika (%67) gibi ülkelere baktığımızda Türkiye ortalamasının da o civarlarda olacağını söylemek mümkün. Yani, milyonlarca insanın işsiz kalma ihtimali bulunuyor.

Bu yeni robotlar çağında gelişen teknoloji, şüphesiz yepyeni meslekler ortaya çıkaracak. Bu pozisyonlar için de kalifiye iş gücüne ihtiyaç olacak. Ancak, yine de otomasyon sistemleri, dünya iş gücü için tehlike oluşturuyor. Hatta risk, bizim gibi gelişmekte olan ülkelerde çok daha yüksek. Çünkü bu ülkeler, ucuz iş gücünü avantaj olarak kullanarak dünyayla rekabet ediyor.

Ne var ki, dünya değişiyor. Artık ABD dâhil gelişmiş ülkeler, üretimi tekrar kendi ülkelerine taşıma ve robotlara teslim etme peşinde. Ülkeler, hem eğitim sistemlerine yatırım yaparak hem de parlak beyinleri kendi ülkelerine çekecek avantajları yaratarak geleceğin teknolojilerini üretecek ve geleceğin ekonomisine katma değer sağlayacak projeler peşinde koşuyor.

Peki, Biz Böyle Bir Ortamda Diğer Ülkelerle Nasıl Rekabet Edeceğiz?

Ya iş gücümüzü robotlardan daha ucuza üretim yapacak seviyeye çekeceğiz, ki bu çok mümkün gözükmüyor, ya da tüm bu teknolojileri gelişmiş ülkelerden yüksek fiyatlara transfer etmeye devam edeceğiz, ki bu da sürdürülebilir gelmiyor. Bizim de ülke olarak artık kas gücünden değil, beyin gücünden medet olduğumuz bir döneme girmemiz gerekiyor. Üstelik yapay zeka, sadece mavi yakalıların değil, beyaz yakalıların da işlerini tehdit ediyor.

Asıl yapılması gerekeni sanırım hepimiz çok iyi biliyoruz, ama gerekli adımları bir türlü atamıyoruz. Türkiye’nin tüm dünyayla rekabet edecek yüksek teknoloji üretecek insan kaynağına ihtiyacı var. Çocuklarımızı geleceği düşünerek yetiştirmemiz gerekiyor. Eğitim önceliğimizi analitik düşünceye sahip, yaratıcı, vizyon sahibi bir nesil yetiştirmeye odaklamamız lazım. Robotların kopyalayabileceği tekrarlanabilir beceriler yerine, olmadık fikirlere, gelişmelere açık, özgürce düşünebilen gençler yetiştirmemiz ve bunu da bir devlet politikası hali getirmemiz gerekiyor.

Bu, çok mu zor? Olmadığını biliyoruz. Önümüzde Güney Kore, İsrail gibi başarılı örnekler mevcut. Önemli olan karar vermek ve yola çıkmak.

*Bu yazı, ilk olarak Hürriyet’in internet sitesinde yayımlanmıştır.

GELİŞMELERİ
KAÇIRMAYIN!
Haftalık bültenimize
ücretsiz kaydolun!
BİZE KATIL
close-link
Marketing Meetup
 

ERKEN
KAYIT FIRSATI


Zekânın iş dünyasına neler getireceğini konuşuyoruz
Orada Olmalıyım

Sektörü buluşturan etkinlikte siz de yerinizi ayırtın!
close-link
GELİŞMELERİ KAÇIRMAYIN
Haftalık bültenimize ücretsiz kaydolun, sizi gelişmelerden haberdar edelim.
BİZE KATIL
close-link
Marketing Meetup Intelligence

Zekânın iş dünyasına neler getireceğini konuşuyoruz
Erken Kayıt Fırsatı
close-link








Önümüzdeki yıllara
damgasını vuracak
trendleri derledik.
Raporu İndir

*Ücretsizdir.
close-link


 

Zekânın iş dünyasına neler getireceğini konuşuyoruz
Erken Kayıt Fırsatı
close-link