Ernst&Young’dan Çarpıcı Rapor: Türkiye’de Girişimciler Daha Fazla Destek Bekliyor 1

Uluslararası denetim ve danışmanlık şirketi EY’nin “G-20 Girişimcilik Barometresi 2013” raporu, Türkiye’nin özellikle son yıllarda girişimcilik adına atmış olduğu adımların ne kadar yerinde olduğuna ve girişimcilerin destek anlamında kamu ve özel sektörden neler beklediğine odaklanıyor. 

EY’nin, G-20 ülkelerindeki 1.500’ü aşkın girişimcinin katılımıyla “finansmana erişim”, “girişimcilik kültürü”, “mevzuat ve vergiler”, “eğitim ve öğretim” ile “koordineli destek” kriterlerine göre hazırladığı “G-20 Girişimcilik Barometresi 2013” araştırmasına göre, Türkiye’de girişimciler iş geliştirme yönünden eğitim, finansmana erişim, girişimcilik kültürü gibi birçok zorlukla karşı karşıya kalıyor. Türkiye’deki küçük ve orta ölçekli işletmelere 2007 ve 2011 yılları arasında açılan banka kredilerinin keskin bir sıçrayışla iki kattan fazla artmasına rağmen, Türkiye raporda “girişimcilerin finansmana erişimi” kriterine göre değerlendirmede birçok G-20 ülkesinin gerisinde bulunuyor.

Türkiye’de iş kurmak G-20 ülkelerine kıyasla daha kolay

Türkiye’nin girişimcilik ekosistemini birçok açıdan iyileştirmeye başladığını belirten EY Türkiye Danışmanlık Hizmetleri Bölüm Başkanı ve Devlet ve Kamu Sektörü Lideri Selim Elhadef, “Türkiye’de bürokratik formaliteler azaltılarak şirket kurma süresi altı güne düşürüldü. Bu süre G-20 ülkelerinin ortalamasında 22 gün. Banka kredileri ise son yıllarda artış gösteriyor. Böylece geçmişte birçok genç şirketin büyümesini önleyen finansman eksikliği de gideriliyor. Eğitim sisteminin iyileştirilmesi, inovasyona dönük teşviklerin artırılması ve iş yasalarının esnekleştirilmesi, ileride işlerini başarılı bir şekilde büyütebilecek girişimci sayısının çoğalmasına yardımcı olacaktır” dedi.

Ar-Ge harcamaları G-20 ortalamasının yarısı kadar

Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı’nın girişimci ekosisteminin oluşturulmasında önemli çalışmalar yürüttüğünü belirten Selim Elhadef, “Türkiye’de Ar-Ge harcamaları halen G-20 ortalamasının yaklaşık yarısı düzeyinde. İnovasyonun özendirilmesi amacıyla Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı’nın uygulamaya başlattığı Ulusal Bilim, Teknoloji ve İnovasyon Stratejisi’nin, G-20 ülkeleri ile olan açığın kapanmasında önemli bir rol oynayacağı tahmin ediliyor” dedi.

İşten çıkarma maliyeti G-20 ortalamasının neredeyse iki katı

İşgücü piyasasının katılığının girişimcilik açısından önemli bir sorun olduğunu belirten EY Orta ve Güneydoğu Avrupa Bölgesi Stratejik Büyüyen Pazarlar ve Aile Şirketleri Lideri Metin Canoğulları, “Türkiye’de şirket kurmak eskiye nazaran çok kolaylaştı ve nispeten düşük tutarlı sermaye ile kısa sürede şirket kurmak mümkün hale geldi. Ancak, personel yükümlülükleri dikkate alındığında bir çalışanı işten çıkarma maliyeti yaklaşık 95 haftalık ücrete denk geliyor ve bu rakam G-20 ortalamasının neredeyse iki katı civarında Bu durum, doğal olarak kayıt dışı faaliyetleri ortaya çıkarabilir ve nitelikli işgücüne erişimi sınırlandırarak Türkiye’nin, girişimcilik potansiyelini yeterince kullanamamasına neden olabilir. Kamu otoritesinin özellikle büyüme döngüsünün ön evrelerinde bulunan işletmeleri destekleyebilmek için bu konuya eğilmesinin faydalı olacağını düşünüyorum” dedi.

Eğitim sistemi girişimciliğin desteklenmesi yönünde düzenlenmeli

Türkiye’deki eğitim öğretim sisteminde yenilikçi ve nitelikli girişimci kesimin gelişmesini desteklemek amacıyla bir takım düzenlemeler yapıldığını belirten Metin Canoğulları,“ Türkiye’de hali hazırda sadece bir üniversitenin yüksek lisans programında girişimcilik dersi veriliyor. Eğer ülkemizde girişimci sayısını arttırmak istiyorsak girişimcilik dersinin üniversitelerin yanı sıra ilköğretimde dahi yaygın bir şekilde işleniyor olması gerekir. Türkiye’de okullaşma oranı G-20 ülke ortalamalarının üzerinde yer alıyor ve son 10 yılda yüksek öğretim mezunlarının işgücündeki payı istikrarlı bir şekilde artıyor” dedi.

Hata yapmaya tolerans vermemiz lazım

G-20 ülkelerinin girişimcilik konusunda finansmana erişim, mevzuat ve vergiler, eğitim ve öğretim, girişimcilik kültürü ve diğer kriterlerle ilişkili olan ve girişimciyi destekleyen koordineli destek gibi kriterlere göre değerlendirildiği raporda, Türkiye’nin diğer kriterlere oranla koordineli destek konusunda G-20 içerisinde iyi bir yerde olduğunu sözlerine ekleyen Canoğulları, ‘koordineli desteği’ girişimciliği desteklemekte en önemli unsurlardan biri olarak belirtti ve sözlerine şöyle devam etti;

“İlk deneyiminde başarısız olan girişimcilere sadece Türkiye’de değil, tüm G-20 ülkelerinde ikinci bir şans verilmiyor. Türkiye’den ankete katılan girişimcilerin %78’i, girişimciye ikinci bir şans verildiğinde başarısız olduğu ilk deneyiminden elde ettiği tecrübelerin ikinci denemesinde başarıya ulaşmasında son derece önemli olduğu yönünde görüş bildiyor.”

Girişimci hikayeleri ortaya çıkarılmalı

EY’nin 2004 yılından bu yana Türkiye’de düzenlediği “Entrepreneur Of The Year – Yılın Girişimcisi” programı Türkiye’deki girişimcilerin kendi girişimcilik hikayelerini kamuoyuyla paylaşarak genç girişimcilere ilham kaynağı olmaya ve Monte Carlo’da düzenlenen World Entrepreneur Of The Year – Dünya Yılın Girişimcisi finalinde Türkiye’yi temsil eden girişimcinin başarısını dünya çapında duyurmasına imkan sağlıyor.

Anketten çıkan tablo ise şöyle;

– Türkiye’deki 40 yaşından genç katılımcıların %75’i finansmana erişimin zor olduğunu belirtiyor.

– Türkiye’deki girişimcilerin %82’si girişimcilerin eğitilmesine, fon sağlamalarına ve imajlarının güçlendirilmesine yönelik devlet desteğinin artmasının yararlı olacağını düşünüyor.

– Ankete Türkiye’den katılan her 10 girişimcinin 9’u, girişimcileri desteklemek için girişimcilik eğitimine ihtiyaç olduğunu belirtiyor.

– Türkiye’den ankete katılan girişimcilerin %47’si başlangıç aşamasındaki (start-up) şirketlerin kamu desteklerine erişimlerinin son üç yıldır kolaylaştığını belirtiyor.

– Türkiye’de dolaysız vergiler göreceli olarak girişimcilerin lehine düzenlenmiştir; vergi oranı gerek hızlı büyüyen, gerekse gelişmiş G–20 ülke ortalamasından düşük.

– İşteki başarısızlık genelde negatif algılanıyor ve girişimcilik hızlı büyüyen G–20 ülkelerindeki diğer girişimcilere kıyasla daha geçersiz bir kariyer seçeneği olarak görülüyor. Araştırma sonuçlarına göre Türkiye’nin güçlü yönleri;

– Ekonomideki hızlı kredi büyümesi, girişimci şirketlere açılan banka kredilerinde keskin bir artışa yol açmıştır.

– Girişimcilerin ifadesine göre başlangıç aşamasındaki (start-up) şirketlere kamu desteği artmıştır.

– Kamu otoritesi bürokratik formalitelerin azaltılması yönünde olumlu adımlar atmış; örneğin, şirket kurma süresi altı güne düşürülmüştür (G-20 ülkelerindeki en düşük süreler arasında).

Araştırma sonuçlarına göre Türkiye’nin zayıf yönleri;

– Fikri mülkiyet haklarının gereğince korunmaması inovasyonun önünü kesiyor – Başlangıç aşamasındaki şirketlere kamu desteği artıyor olsa da, gerekli ön koşulları yerine getirmek kolay değil.

– Daha olgun pazarlara kıyasla, potansiyel yatırımcıların Türkiye’ye yönelik risk iştahı daha az.

– 2006 ve 2011 yılları arasında yıllık Ar-Ge harcamalarında çift haneli bir artış kaydedilmesine karşın, harcama tutarı G-20 ortalamasının epey gerisinde kalıyor.

İnternet yayıncılığı, içerik yönetimi üzerine çalışmalar yapar.

Bir Cevap Yazın

Teknoloji Üreten Bir Türkiye İçin Umut Yolculuğu 0

Habitat Derneği, adını fazla ön plana çıkarmasa da, uzun yıllardır sürdürülebilir kalkınma alanında çok önemli projeler üreten bir sivil toplum kuruluşu. Habitat Derneği Başkanı Sezai Hazır’la bir araya gelen Ozan Onat derneği, projeleri, gelecek vizyonları konuştu.

Habitat Derneği, adını fazla ön plana çıkarmasa da, uzun yıllardır sürdürülebilir kalkınma alanında çok önemli projeler üreten bir sivil toplum kuruluşu. Toplum olarak acil dijital dönüşüme ihtiyacımız olduğu bu dönemde o kadar önemli işler yapıyorlar ki. Öncelikli olarak yönetişim, bilişim, finansal okuryazarlık ve girişimcilik alanında çocuklara, gençlere ve kadınlara yönelikler projeler üretiyorlar. Tüm bu projeleri de dünyaca ünlü şirketlerle beraber yürütüyorlar.

Derneğin en başından beri yönetimini üstlenen, gençlerle birlikte çalışıp toplum için üretmekten ne kadar heyecan duyduğunu yüzündeki ifadeden çok net anlayabildiğiniz bir isim, Habitat Derneği Başkanı Sezai Hazır’la bir araya geldik ve derneği, projelerini, gelecek vizyonlarını konuştuk.

Habitat hem Türkiye hem de sizin için ne ifade ediyor?

Habitat benim için 1995’de başlayan bir hayal yolculuğu, ömrümün yarısını vermiş olduğum bir çocuk. Türkiye içinse üç kavram üzerinde bunu topluyorum; yeni bir örgütlenme modeli, yeni bir davranış ve yeni bir yaklaşım olarak söyleyebilirim. Yeni bir örgütlenme; hiyerarşik yapısı olmayan, idealler çerçevesinde bir araya gelen bir grubun inisiyatif aldığı bir hareket. Yeni bir davranış; kimseyi ötekileştirmeden, insanları olduğu gibi kabul eden ve hak temelli yaklaşan bir davranış. Yeni bir yaklaşım da; insanların bilgi birikimlerini ve deneyimlerini imkânı olmayanlarla paylaştığı bir yaklaşım olarak ifade ediyorum.

Çıktığınız bu yolculukta bugüne kadar ne gibi projeler gerçekleştirdi Habitat Derneği?

Yola ilk çıktığımızdaki hayalimiz; dünyanın diğer bir ucundaki bir gençle Türkiye’nin bir ucundaki bir genç arasında bir köprü kurmaktı. Gençlerin kapasitelerini geliştirmek ve uluslararası süreçleri takip etmekle başladık. Bu süreçte uluslararasından yerele, yerelden uluslararasına bir köprü kurmuş olduk.

1997’de gençlerin yerel düzeyde karar alma süreçlerine katılımı için kent konseyleri, gençlik meclisleri kurduk. 2006 yılında bu belediye kanununa girdi. Belediyelerin gençlerin karar alma sürecine katılması için gençlik meclisleri kurması yasal zorunluluk haline geldi.

Yine 2000’li yıllarda, gençlerin siyasete katılımlarında hukuki bir engel vardı. Gençler 18 yaşında oy kullanabiliyordu ama 30 yaşına kadar seçilme hakları yoktu. Ciddi bir kampanya yürüterek anayasada bu değişikliği sağlamış olduk ve gençler 25 yaşında seçilme hakkını elde etmiş oldular. Burada güzel olan şuydu; politik bir duruşumuz olmadığından dolayı bütün siyasi kesimlere ait gençler bu sürece dahil oldular. Ama diğer taraftan gördük ki yasal mevzuatlar oluşturmak ve mekanizmalar oluşturmak da yetmiyor. Gençlerin güçlendirilmesi ve teknolojiyi iyi kullanıyor olması lazım. Çünkü teknolojiyi kullanmadığı zaman bilgiye erişemiyor, bilgiye erişemediği zaman güçlenmesi zor.

2003 yılında ilk teknolojiyle buluşmamız Cisco ile başladı. Gençlerin güçlendirilmesi için ağ kurma eğitimleri, Cisco Network Academy çalışmalarına başladık. Diyarbakır’da, Hatay’da, İzmir’de, İstanbul’da akademiler oluşturduk.

Teknoloji toplumu olma yönünde ilerlememiz gereken bir dönemde çok önemli bir işlev görüyor Habitat Derneği. Toplamda kaç kişiye ulaşıyorsunuz ve insanların hayatına nasıl dokunuyorsunuz?

Türkiye toplumu online müfredatları kullanma veya onlara erişme konusunda biraz sıkıntılı bir toplum. Biz duygusal bir toplumuz, batılılar gibi online eğitimleri kullanma yaygınlığı olan bir toplum değiliz. Onun için online eğitimler yanında yüz yüze dokunmaları çok önemsedik.  Ama en önemlisi yerel kapasiteyi güçlendirmeyi esas aldık. İstanbul’a bağımlı olan bir hareketten ziyade Ağrı’dan da eğitmenlerimiz olsun, Tunceli’den de olsun, Edirne’de de olsun, Rize’de de olsun istedik. Onları eğitimlere tabii tuttuk, eğitmen yaptık, bu eğitmenler içerisinde daha kapasiteli olanları master eğitmen yaptık. Böylelikle bu eğitimlerin süreklilik arz etmesinin yolunu açmış olduk.

20 yıldır sürekli onlarla bu bağ devam ettirdikçe, koordinasyonlarla onları bir araya getirdikçe, başarı hikayelerini yurtdışına taşıdıkça o motivasyon da arttı. 20 yıl sonra onların birçoğu şuan kendi işini kurmuş ve bize hizmet satıyor durumdalar. Şuna inanıyoruz, Türkiye’nin kalkınması için ekonomik büyümenin yanında beşeri sermayenin, yani sosyal sermayenin güçlenmesi lazım. Türkiye’nin teknoloji alanında tüketen değil üreten bir toplum haline gelmediği müddetçe, dünyanın ilk 10 ekonomisi arasında yer alması, büyük bir ekonomi olması mümkün değil.

Milli Eğitim Bakanlığı’nın müfredatıyla sizin verdiğiniz eğitimler arasında bir paralellik var mı?

Milli Eğitim Bakanlığı ile yakın çalışıyoruz. Sonuçta sivil toplumun kamuya alternatif bir alan değil. Sivil toplumun misyonu aslında eksik gördüğü konularda pilot çalışmalar yaparak onu bir kamu politikası haline getirmeye çalışmak. O açıdan da Milli Eğitim Bakanlığı ile çalışmayı önemsiyoruz. Eğitim müfredatının geliştirilmesi konusunda son birkaç yıldan beri pozitif gelişmeler var. Pilot liseler geliştirildi, teknoloji liseleri oluşturulmaya başlandı. Çocuklara yönelik kodlama dersleri henüz müfredata tam olarak girmiş değil ama önemli gelişmeler mevcut.

Dernek olarak çok ufak bir ekipsiniz, ayrıca gönüllülerle birlikte çalışıyorsunuz. Önemli markalarla işbirliğiniz var. Başka destekçileriniz var mı? Devletten bir destek alıyor musunuz?

Habitat prensip olarak bağış toplayan bir kuruluş değil. Biz aslında bir profesyonel organizasyon olarak bu işleri yürütüyoruz. 50 kişilik bir ekibimiz var. Çalışanların hemen hemen hepsi daha önce eğitim almış, gönüllü olmuş, master olmuş sonra profesyonel hayata geçmiş ekip. Bu yeni bir kariyer fırsatı. Gençlerin çalışma alanı artık sadece kamu ya da kurumsal şirketler değil. Eğer kendinize güveniyorsanız ve iddialıysanız, yeni gelişmekte olan böyle bir girişimin parçası olabilirsiniz.

Kamuyla bir finansal destek sürecinin içine girmedik. Biz özel sektörün desteğiyle çalışıyoruz. Samsung, Vodafone, Microsoft, Intel, Cisco, Visa gibi kuruluşlarla çalışıyoruz. Ayrıca Birleşmiş Milletlerle çalışıyoruz çünkü Habitat’ın kurucularından biri BM Kalkınma Programı. Devletten istediğimiz yasal mevzuatlar konusundaki değişikliklerin bizim gibi sivil toplum örgütlerinin çalışmalarının önünü açması. Onun dışında finansal bir katkı almaktan ziyade aslında uluslararası kaynakların ülkemize gelmesi için bir köprü oluşturmuş oluyoruz. Neticede bu kaynaklar Türkiye’ye gelmezse başka ülkeye gitmiş olacak.

Biraz bürokrasiyi çözmek lazım…

Evet hukuki mevzuatları çözmek lazım. Mesela Türkiye’nin önündeki en büyük engellerden biri non-profit şirketlerin Türkiye’de kurulmasının yasal mevzuatlarının olmaması. Bundan dolayı uluslararası birçok ihaleye Türkiye giremiyor. Bu kaynakların büyük bir çoğunluğu Afrika ve Asya ülkelerine gidiyor.

Oldukça geniş bir kitleye ulaşıyorsunuz, global önemli markalarla iş birliği yapıyorsunuz ama diğer sivil toplum kuruluşlarını düşündüğümüzde adınız o kadar ön planda değil. Herkes sizi tanımıyor. Bu stratejik bir karar mı?

Özel bir strateji diyebiliriz buna ama biraz da beceriksizliğimizi ekleyebiliriz. Samimi olmak lazım. İlk çıktığımız günden bugüne yaptığımız işlerle tanınalım istedik. Anadolu bizi çok iyi tanıyor. Kamu bizi çok iyi tanıyor. Ortaklarımız bizi çok iyi tanıyor.

Habitat bizim için bir araç, amaç değil. Amacımız Habitat’ı yaşatmak değil. Amacımız gençlerin kapasitesini geliştirmek ve bu ülkenin ekonomik katma değerine katkıda bulunmak. Türkiye’de bazen amaçlar araç haline getirildiği zaman asıl yapman gereken işlere odaklanmakta konsantrasyon kaybı yaşıyorsun. Şimdi yapmış olduğumuz işlerin görünürlüğünü arttırmak için kendi içimizde bir ekip kurduk. Sizin gibi çok değerli dostlarımızın inanarak bize destek vermesini istiyoruz. Sadece gerektiğinde bir haber yapmak değil de, hakikaten yaptığımız çalışmalara inanan dostlarımızla bu yolda ilerlememiz önemli.

Dünyanın en ünlü teknoloji ve finans şirketleriyle projeler yürütüyorsunuz. Bu markalarla bir araya gelmek, böyle projeler yürütmek nasıl bir süreç?

Doğru fikirleri doğru markalarla bir araya getiriyoruz, sponsorluk değil, ortaklık ilişkisine giriyoruz. Çünkü farklı disiplinler arası çalışma hem bize çok şey katıyor hem de onları dönüştürüyor. Bir şirketle iş yaparken o şirketin yapılan işi içselleştirmesini çok önemsiyoruz. Doğru şirketlerle doğru işi yaptığınızda uzun süreli bir yolculuğa çıkıyorsunuz.

Projeleri siz mi oluşturuyorsunuz?

Evet ama bu uluslararası kaynakların Türkiye’ye getirilmesi için o şirketlerde çalışan Türklerin de çok ciddi bir çalışması var. Sonuçta hepimiz bu ülkenin vatandaşlarıyız. Hepimiz Türkiye’de yaşıyoruz. Bu ülkenin kaynaklarını büyüterek belirli yerlere geldik. Bu ülkeye karşı bir vatandaş olarak yapmamız gereken hizmetler olduğunu düşünüyoruz.

Projelerin tüm aşamalarını ortak bir şekilde geliştiriyoruz, uygulama alanında da beraber çalışıyoruz. Hakkari’deki, Rize’deki bir gencin uluslararası bir şirketin CEOsuyla bir araya gelmesi günlük hayatta çok mümkün değil. Ama proje kapsamında onlarla bir araya geliyorlar, vizyon kazanıyorlar. Habitat sadece finansal ve teknolojik eğitimler vermiyor. Aynı zamanda gençler arasında barış köprüsü kurmuş oluyoruz. Düşünün ki Hakkari’deki, Diyarbakır’daki, Rize’deki, Edirne’deki gençler arasında aynı program kapsamında ortak amaçlar birlikteliği oluşturuyorsunuz.

Türkiye’nin nefes alma alanlarına ihtiyaç var. Herkese eşit mesafede yaklaştığınız, ötekiyi kafanızdan sildiğiniz, insanların inançlarıyla, kıyafetleriyle, görüşleriyle uğraşmayı bir tarafa bırakıp ortak idealleri ön plana çıkardığınız zaman ortaklıklarımızın ayrılıklarımızdan daha çok olduğunu görüyoruz. Bu herkesi umutlandırıyor.

Türkiye’de bulunan Suriyeli mülteci çocuklara da kodlama dersi veriyorsunuz. Biraz bu projeyle ilgili detay verebilir misiniz? Amaç nedir ve nasıl bir fayda sağlayacak bu eğitimler?

Hiç bir insan durup dururken, en yoksul düzeyde bile olsa, evini ve ülkesini terk etmek zorunda kalmaz. Bunlar dram. Savaşlardan dolayı en çok mağdur olanlar kadınlar ve çocuklar. Türkiye’de resmi olarak yaklaşık 3.800.000 insan şu an geçici sığınmacı durumunda. Bu insanlar bizim ülkemizde yaşıyor, uzun süre de burada kalacaklar. Yıkılan bir Suriye’den bahsediyoruz. Biz de bir sivil toplum kuruluşu olarak imkânlarımızı paylaşmak zorunluluğunu hissediyoruz. Çünkü bizim için onun mülteci olmasının, göçmen olmasının çok da farkı yok. Sonuçta bu ülkede yaşıyor ve şu an bu ülkenin sınırları içerisindeyse bir şeyler yapmamız gerektiğini düşünüyoruz.

O çerçevede Vodafone ile beraber Suriyeli mülteci çocuklara yönelik kodlama eğitimi başlattık. Bizim zaten 5 ilde başladığımız kodlama eğitimlerimiz Vodafone ile devam ediyordu. Microsoft ve Finansbank ile yine kodlama konusunda eğitimler veriyorduk. Bunu Suriyeli çocuklara yönelik olarak da başlattık. Eğitmenler de Suriyeli gençlerden oluşuyor. Önce o Suriyeli gençleri müfredatı Arapçaya çevirerek uzmanlar aracılığıyla eğittik. Sonra o eğitilen Suriyeli gençler Suriyeli çocuklara eğitim vermeye başladılar. Başarılı bir şekilde devam ediyor.

Teşekkür ederim bu güzel sohbet için. Türkiye’nin yeni bir geleceğe hazır olması gerektiği bir dönemde çok önemli bir görev üstlendiğinizi düşünüyorum.

Son olarak şunu söylemek isterim. Teknoloji hızlı gelişiyor ama hızlı gelişen teknolojiyi kullanabilecek mesleki eğitim yeterli değil.

Bu sadece Türkiye için değil, dünya için de aynı…

Gelişmiş ülkeler o paralelliği yakalayabiliyorlar ama bizim gibi ülkeler teknolojiyi sadece tüketen ülkeler olduğu için çok daha geri. Mesela şirketler çok ciddi ARGE yatırımları yaptılar. Önümüzdeki 5 yıl içerisinde evde kullandığımız teknolojik aygıtların hepsinin birbiriyle bağlantısı olacak. Ona uygun yeni ürünler üretecekler, ama bu ürünleri kullanabilecek veya arızasına müdahale edebilecek yeterlikte bile iş gücümüz yok. Biz Türk Telekom ve Microsoft’la beraber, Bilim ve Teknoloji Bakanlığı’nın himayesinde, özellikle “nesnelerin interneti” konusunda meslek liselerine yönelik bir pilot çalışma başlattık, önümüzdeki dönem böyle bir projemiz olacak.

Çok teşekkürler ederim.

Ben teşekkür ediyorum.

Bu yazı ilk olarak cnnturk.com’da yayımlanmıştır.

Wal-Mart Türkiye’ye Girmiyor: Şirket Pazarı İncelemek İçin Açtığı Ofisini Kapattı 0

2013 yılında Dubai’deki satın alma ofisini Türkiye’ye taşıyan Wal-Mart, buradan da ayrılma kararı aldı.  Geçen hafta çalışanlara yapılan tebligata göre Wal-Mart, Türkiye’deki bölgesel satın alma ofisini kapattı.

Uzun yıllardır Türkiye perakende pazarına girip girmeyeceği tartışılan Wal-Mart 2013 yılında Türkiye’yi daha yakından izlemek ve bölgesel satın almanın merkezi haline getirmek için bir karar alarak yeni bir ekiple yola koyuldu.

Bu ekibin asıl amacı perakende sektörünü yakından izlemek, gerekli raporlamaları yapmak ve Orta Doğu bölgesinin satın almasını regüle etmekti. Bu süreçte Ürdün, Mısır ve Türkiye’den yapılan ciro 5 milyon dolar seviyesine kadar yükseldi. Ancak şirket son dönemlerde e-ticarette yaşanan gelişmelerin ardından bazı ülkelerde operasyonlarını küçültme kararı almıştı. Bu karar doğrultusunda İstanbul’daki ofisi de kapattığı öğrenildi.

Wal-Mart, buradaki ofisten yaptığı satın almalar ile dünyanın birçok ülkesindeki marketlere ürün tedarik ediyordu. 10 kişilik ekibin yer aldığı ofis, Wal-Mart’ın Türkiye’ye gelebileceğinin de sinyalini vermişti. Ancak aradan geçen zamanda Wal-Mart, Türkiye’de şube açmazken bölgesel alım ofisini de kapattı. Perakende devinin süpermarket kolu Asda’ya bağlı konfeksiyon markası George’un ise Türkiye’deki faaliyetlerine devam edeceği öğrenildi.

Kaynak: Hürriyet

GELİŞMELERİ
KAÇIRMAYIN!
Haftalık bültenimize
ücretsiz kaydolun!
BİZE KATIL
close-link
Marketing Meetup
 

ERKEN
KAYIT FIRSATI


Zekânın iş dünyasına neler getireceğini konuşuyoruz
Orada Olmalıyım

Sektörü buluşturan etkinlikte siz de yerinizi ayırtın!
close-link
GELİŞMELERİ KAÇIRMAYIN
Haftalık bültenimize ücretsiz kaydolun, sizi gelişmelerden haberdar edelim.
BİZE KATIL
close-link
Marketing Meetup Intelligence

Zekânın iş dünyasına neler getireceğini konuşuyoruz
Erken Kayıt Fırsatı
close-link
İçerikle Pazarlama Workshop

Yemekcom Ürün Müdürü Batuhan Apaydın ile, içeriğin kral olduğu yeni dünyayı keşfetmeye hazır mısınız?
Hemen Kaydol
close-link
DIGITAL EXCELLENCE PROGRAM 

Dijital Mükemmelliği Yakalayın!

KAYDOL
close-link