Yılın İş İnsanları Belli Oldu

Ekonomist dergisi “Ekonomide Yılın İş İnsanları 2012” anketinin sonucunu açıkladı. İş hayatından 754 kişinin katıldığı ankette “Yılın İş İnsanı, Yılın Bürokratı, Yılın Profesyoneli, Yılın Kadın Girişimcisi, Yılın Erkek Girişimcisi, Yılın Sivil Toplum Önderi” koltuklarına oturmaya hak kazanan isimler şöyle sıralandı:

Yılın İş İnsanıFerit Şahenk (Doğuş Grubu Yönetim Kurulu Başkanı)

2012 yılı boyunca gerçekleştirmiş olduğu satın almalarla gündemden düşmeyen Ferit Şahenk, özellikle Doğuş Grubu’nu farklı sektörlerde bir numaraya taşıyacak atılımlar yaparak yılın iş insanı olmayı başardı. 22,7 yüzdeyle zirvede yer alan Şahenk’i, Ali Sabancı ( Esas Holding) 17.1 ve Hüsnü Özyeğin (Fiba Holding) 10,7’lik yüzdeleriyle ikinci ve üçüncü sıradan izledi.

Yılın Bürokratı: Erdem Başçı (T.C. Merkez Bankası Başkanı)

558861

The Banker tarafından Avrupa’da ve Dünya’da yılın Merkez Bankası Başkanı seçilen Başçı, Ekonomist’in anketinde %54,6’lık ezici bir üstünlükle yılın bürokratı olmayı fazlasıyla hak etti. Gerçekleştirmiş olduğu para politikalarıyla tüm Türki-ye’de ve Avrupa’da büyük saygınlık kazanan Başçı, enflasyon yüzde beşe düştüğü zaman tüm tebrikleri kabul edeceğini açıkladı.

Yılın Profesyoneli: Temel Kotil (THY Genel Müdürü)

1353076153_68_kotil-temel

THY bir dünya markası olma yolunda emin adımlarla ilerlerken bu başarının mimarı olan Kotil, yılın profesyoneli olarak THY’ye bir başarı daha getirdi. Yapmış olduğu pazarlama çalışmalarıyla ilklere imza atan Kotil, çalışan arkadaş-larına Hz. Ömer’in yönetim anlayışını benimsettiğini söyledi ve başarının anahtarını şu kelimelerle açıkladı :”Adalet, nezaket, cesaret, dürüstlük ve doğruluk”.

Yılın Kadın Girişimcisi: Demet Mutlu (Trendyol Kurucusu)

607974127460

Türkiye’nin e-ticaret alanında hızlı bir yol kat etmesini sağlayan en büyük markalardan birisi olan Trendyol.com’un kurucusu Mutlu, kadın girişimci-lerimizin istediklerinde neleri başarabildiğini yılın kadın girişimcisi seçilerek bir kez daha göstermiş oldu. Küçük bir odada 300 bin dolar sermaye ile kurulan Trendyol’un şimdiki değeri 150 milyon doları aşmış durumda.

Yılın Erkek Girişimcisi: Abdullah Kavukçu (Simit Sarayı Kurucusu)

headline_simit-sarayi-icra-kurulu1

Simit Sarayı’nı bir dünya markasına dönüştürmeyi he-defleyen Kavukçu, Kapalı-çarşı’da başlayan iş hayatını 10 yıl gibi kısa bir sürede 224 şubeye ulaşan bir başarıyla zirveye oturtmuş vaziyette. Yılın Girişimcisi olarak bu başarıyı taçlandıran Kavuk-çu, kendi alanında yoluna rakipsiz devam eden Simit Sarayı’nı “simitçi” diye küçümsenen eski zamanlarından bu zamanlara taşıdı.

Yılın Sivil Toplum Önderi: Ümit Boyner (TÜSİAD Eski Başkanı)

umitboyner

Üçüncü kez bu ödüle layık görülen Boyner, sosyal sorumluluk projelerine verdiği destekle ön plana çıkan bir iş kadını. Başarıyı kararsızlıkla değil, net hedefler koyarak yakaladığı-nı vurgulayan Boyner, yakaladığı %24,8 oranla bu alandaki 3 yıllık başarısını pekiştirdi.

Sonuçlanan anket gösteriyor ki hedefe giden yolda emin adımlarla ilerleyen en iyi iş insanları, yaşam zincirlerine kararlılığın, cesaretin ve deneyimin halkalarını en sağlam noktalara yerleştirenlerden oluşuyor. Bu insanların her geçen gün daha da güçlenmesi, gelişen Türkiye’yi ekonomi dünyasında bir basamak daha yükseltecek bazı kriterlere sahip olduğumuzu gösteriyor.

En Değerli Gelişmeleri Size İletmek İstiyoruz

Mail listemize abone olun!

Son bir adım kaldı. E-postanızı kontrol edin. (Gmail kullanıcısıysanız "promotoions" kısmına bakabilirsiniz.

Ops! Bir hata aldık, tekrar deneyebilir misiniz?

Türkiye ve Dünya ekonomisinin nabzını tutan her konuya duyarlı bir ekonomist.

Bir Cevap Yazın

Kayan Yıldızlar Trendi Nedir, Seda Sayan Niçin Yerlerde?

Son dönemde sebebine akıl sır erdiremediğimiz bir trend aldı başını gidiyor. Pek çok ünlüyü ve sosyal medya fenomenini yerlerde sebepsizce yatarken görüyoruz. Genelde sosyal medya fenomenleri veya ünlüler sahip olukları lükslerin içinde aniden yere yığılıp fotoğraf çektiriyor ve bunu Instagram’da paylaşıyorlar.

Falling Stars ‘Kayan Yıldızlar’ akımı şeklinde ifade edilen akımda ünlü isimler “Kayarak Düşme” şeklinde konsepleştiriyor. Ortaya çıkan akımı Dj Smash başlattı. Özellikle zenginler de hemen ona eşlik ederek akımın yayılmasını sağladı. Kendisine ait özel jetten inip kendini yere atan DJ SMash, o esnada çektirdiği resmi Instagram’da paylaştı. Paylaşımı yaparken de aralarında sosyal medya fenomeni Lena Perminova ve model Natasha Polly’nin de bulunduğu ünlü arkadaşlarını etiketledi. Bu meydan okumaya cevap veren arkadaşları ile olay büyüdü ve ‘yıldızlar’ kendilerini yerlere atıp fotoğraflarını paylaşmaya başladılar.

Moda haftası için İngiltere’ye giden Seda Sayan da bu akıma kapılmaktan kendini alamadı. Seda Sayan’ı bu şekilde yerde görenler ise oldukça şaşırdılar ve herkes sosyal medyada Seda Sayan’ın düşme fotoğrafını paylaşmaya başladı.

Seda Sayan diğer ünlülerin aksine kendisini bir uçağın önünde değil de Simit Sarayı’nın önünde yere atması ve bunu yaparken elinde Simit Sarayı poşetleri olmasıyla da düşündürmüyor değil. Sonuçta Türkiye’den bu akıma katılan ilk ünlünün ülkece konuşulacağı ve paylaşılacağı tahmin edilebilir bir şeydi.

En Değerli Gelişmeleri Size İletmek İstiyoruz

Mail listemize abone olun!

Son bir adım kaldı. E-postanızı kontrol edin. (Gmail kullanıcısıysanız "promotoions" kısmına bakabilirsiniz.

Ops! Bir hata aldık, tekrar deneyebilir misiniz?

ABD Ürünlerini Boykot Etmek, Çözüm Değil!

  • ABD ile yaşamış olduğumuz kriz sonrasında siyasiler tarafından Amerikan ürünlerini boykot çağrısı yapıldı. Peki, ABD ürünlerini boykot etmek problemlerimizi çözecek mi?
  • Ülkemizde hizmet veren ABD kökenli markalar, on binlerce kişiyi istihdam ediyorlar. Sadece McDonald’s, 6 bin civarında insanı istihdam ediyor. Bu nedenle ciddi anlamda bir boykot, yine bize olumsuz olarak yansıyabilir.
  • Dışarıdan müdahalelerle kolay bir şekilde etkilenmeyen güçlü bir ekonomiye sahip olmak için özellikle teknoloji alanında “üreten Türkiye” vizyonunun bir an önce hayata geçirilmesi gerekiyor.
  • İlgili Yazı: Türkiye, Geçen Yıl Ne Kadar İhracat Yaptı?

Son günlerde döviz kurunda yaşanan hızlı artıştan ülkemizin içinde bulunduğu zor durum hepinizin malumu. Döviz kurundaki bu ani artışın ana sebebi ise ABD ile yaşamış olduğumuz Rahip Brunson krizi. Durum böyle olunca da, özellikle siyasiler tarafından ABD ürünlerini ve markalarını boykot çağrısı yapıldı. Hatta ABD’den gelen bazı ürünlere ek gümrük vergisi getirildi. Bu noktada sorulması gereken soru şu: ABD ürünlerine yönelik bir boykot, mantıklı bir hamle mi?

Bu soruyu doğru bir şekilde cevaplayabilmek için öncelikle ülkemizde satışa sunulan ABD kökenli ürünlerin ve faaliyet gösteren şirketlerin oranına bakmak lazım. Örneğin yolda yürürken neredeyse her birkaç kişiden birinin elinde görebileceğiniz iPhone, bu Amerikan ürünlerinin başında geliyor. Ülkemizdeki en popüler spor giyim markalarından biri olan Nike, en çok tüketilen içecek markalarının başında gelen Coca-Cola, senelerdir ülkemizde faaliyet gösteren teknoloji şirketi Microsoft… Bunlar, ülkemizdeki en çok dikkat çeken Amerikan markalarından birkaçı ve bu örnekleri rahatlıkla çoğaltabiliriz.

Yiyecek ve içecek sektöründeki Amerikan markalarına baktığımızda işe durum daha vahim. Ülkemizde en çok mağazası bulunan kahve zinciri olan Starbucks‘ın yanı sıra, ülkemizde faaliyet gösteren fast food restoran zincirlerinin büyük çoğunluğu ABD markası. Burger King, McDonald’s, KFC, Popeyes, Arby’s, Sbarro, Domino’s Pizza, Pizza Hut ve daha fazlası… Uzun lafın kısası, her alanda bu kadar çok Amerikan markası bulunurken zaten tam anlamıyla bir boykotun gerçekleşmesi pek mümkün değil.

Bir de bu olayın başka bir boyutu var. Ülkemizde faaliyet gösteren bütün bu Amerikan şirketleri, ciddi anlamda bir istihdam sağlıyorlar. Ve bu şirketlerin istihdam ettikleri insanların sayısı on binleri buluyor. Bu konuda bir örnek vermek gerekirse, istatistik platformu Statista’nın paylaştığı Mayıs 2018 istatistiklerine göre, Starbucks’ın ülkemizde 428 şubesi bulunuyor. Türkiye’de Burger King’in 636, McDonald’s’ın 260, Popeyes’ın 200, Sbarro’nun 80 ve Arby’s’in ise 72 restoranı bulunuyor. Ve sadece McDonald’s, 6 bin civarında kişi istihdam ediyor. Diğer şirketlerde çalışan kişi sayısını da hesaba kattığımızda, on binlerce insanın ABD kökenli markalar sayesinde geçimini sağladığını söyleyebiliriz.

Durum böyleyken bu şirketlere yönelik olarak kapsamlı ve uzun süreli bir boykot gerçekleştirdiğimizi düşünelim. Böyle bir şey durum sonucunda, bu şirketler en iyi ihtimalle yeterince iş yapmamalarından ötürü bazı mağazalarını kapatmak durumunda kalacaklardır. Bu da binlerce kişinin işsiz kalmasına ve ülkemizdeki işsizlik oranının artmasına neden olacaktır. Sonuç olarak ülke ekonomimiz olumsuz etkilenecek ve bu durumdan yine ülkemiz zararlı çıkacaktır.

Peki, Çözüm Ne?

Çözüm, özellikle siyasiler tarafından sürekli olarak dile getirilen “üreten Türkiye” vizyonunun bir an önce hayata geçirilmesidir. Bizim ülke olarak özellikle teknoloji üretmemiz ve ardından da güçlü teknoloji markaları meydana getirmek için gereken adımları atmamız gerekiyor. Çünkü günümüzde teknoloji alanında gelişmiş olan ülkeler, aynı zamanda dünyanın en güçlü ekonomilerine sahip ülkelerdir.

Dünyanın süper gücü ABD’nin sahip olduğu teknoloji markalarının sayısı saymakla bitmiyor ve ülke, -her ne kadar son zamanlarda bu algı yavaş yavaş değişmeye başlasa da- teknolojinin beşiği konumunda bulunuyor. Çin, dünya ekonomisinin merkezinin Batı’dan Doğu’ya kaymasına neden olabilecek ülkelerin başında geliyor. Zira Çin, son yıllarda teknoloji alanında ciddi atılımlar yaptı ve çok sayıda teknoloji markası çıkardı. PwC tarafından geçtiğimiz sene yayımlanan rapora göre, 2030 yılında, Çin ve ABD ile birlikte dünyanın en güçlü üç ekonomisi arasında olması beklenen Hindistan da kendisini teknoloji alanında hızla geliştiriyor, ki ülke zaten uzun bir süredir dünyanın birçok ülkesine outsource olarak yazılım desteği sağlıyordu.

Teknoloji üretimini hayati kılan bir diğer unsur ise bir ülkeye en çok döviz girişini sağlayan ve bir ülkeden en çok döviz çıkışına neden olan başlıca alan olmasıdır. Çeşitli teknolojiler ürettiğimiz ve bu teknolojileri dünyaya pazarlayabildiğimiz takdirde, zaten ülkeye yüksek miktarda döviz girişi olacağı için döviz kurunun son zamanlarda olduğu gibi aşırı derecede yükselmesi de pek mümkün olmayacaktır. Yani günümüzde bir nevi güçlü teknolojik altyapı, güçlü ekonomi anlamına geliyor. İlerleyen yıllarda teknolojinin ekonomiye etkisinin çok daha fazla olacağına hiç şüphe yok.

Sonuç olarak biz, teknoloji başta olmak üzere kendi güçlü markalarımıza sahip olursak, zaten insanlar belirli avantajlarından ötürü yerli markaları tercih edeceği için herhangi bir boykota gerek kalmayacaktır. Tabii, hızlı tüketim ürünleri gibi birçok alanda ülkemizde satılan Amerikan mallarının sayısı bir hayli fazla. Ancak bu alanlarda iyi kötü kendi markalarımıza sahip olduğumuzdan ve bu alanların katma değerleri teknoloji kadar fazla olmadığından ötürü, o kadar da kritik bir önem arz etmiyorlar. Bu nedenle devletin bir an önce farklı alanlara yatırım yapan yatırımcıları teknoloji alanına yönlendirmesi ve teknoloji üretimini teşvik etmek için gerekli adımları atması gerekiyor.

En Değerli Gelişmeleri Size İletmek İstiyoruz

Mail listemize abone olun!

Son bir adım kaldı. E-postanızı kontrol edin. (Gmail kullanıcısıysanız "promotoions" kısmına bakabilirsiniz.

Ops! Bir hata aldık, tekrar deneyebilir misiniz?