Yeni Nesil Kart Üniversiteliye Şart

Kredi kartı kullanımının giderek arttığı ülkemizde nakit alışverişi de bir o kadar azalmakta. Bankacılık sektörünün de hızla gelişmesiyle nakit ihtiyacının yerini kredi kartlarının alması, bundan sonraki yıllarda kredi kartı olmadan yaşamanın zor olduğunu gösterir nitelikte. Hal böyle olunca bankaların artık vazgeçilmez hedeflerinden birisi haline gelen kredi kartı satışını hemen her yerde görmek mümkün. Özellikle son yıllarda genç kullanıcıya gözünü diken bankalar, öğrenci sayısının üniversite sayısına paralel olarak artmasıyla daha fazla pazarlama tekniği geliştirip farklı avantajlar sunarak öğrenci kapma yarışına girmiş durumda.

Kampüslerde,özellikle bahar festivalleri zamanı satışı hızlandırmak isteyen bankalar standlarda  kredi kartı pazarlayarak daha fazla gence ulaşma çabasında. Genellikle de üniversite konserlerinde sponsor olarak  öne çıkmaya çalışan bazı bankalar bu sayede akılda kalıcılığını ve bilinirliliğini daha fazla arttırıyor. Akbank’ın “exi26” kredi kartı ve genç işi bankacılık hizmeti için yapmış olduğu işleri göz önüne alacak olursak; Akbank exi26 olarak 2005 ile 2007 yılları arasında Rock’n Coke etkinliğinde, 2008 yılında Metallica konserinde, 2010 yılında ise Sonisphere Festivali’nde ana sponsorluk yaptı. Bu festivallerde sosyal medya üzerinden yaptığı yarışmalarla gençlere ödüller dağıttı.

Gençlerin ihtiyaçlarına, sıkıntılarına ve isteklerine odaklanan bankalar kredi kartı ve banka hesaplarını onların istediği doğrultuda şekillendirerek daha fazla avantaj sunuyor. Kredi kartının yanı sıra vadesiz mevduat hesaplarında sunulan avantajlar tercih edilen  bankanın kredi kartının kullanımını arttıran önemli bir etken olarak ortaya çıkıyor.

Gençlerin hemen hemen tüm talepleri aslında tek bir ihtiyacın sonucu olarak ortaya çıkıyor: Özgürlük…Gençler rahat olmak, istedikleri anda hesaplarına ulaşmak, istedikleri bilgiye cep telefonlarından ulaşmak ve sahip oldukları kredi kartının esnek olmasını istiyor. Bu sayede bireysel bankacılıkta geliştirilen  her ürün, artık bu özelliklere sahip olmak durumunda ve böylelikle yeni trendlerin kullanıcıları rolünü de gençler üstlenmiş oluyor.

Kredi kartı kullanımının artık zorunlu hale gelmesinin yanı sıra bunun bir sorumluluk gerektirdiğini unutmamak gerekiyor, bu yüzden ödeme yapılabilecek miktarda harcama yapılması gerektiği hatırlatmakta fayda var.

En Değerli Gelişmeleri Size İletmek İstiyoruz

Mail listemize abone olun!

Son bir adım kaldı. E-postanızı kontrol edin. (Gmail kullanıcısıysanız "promotoions" kısmına bakabilirsiniz.

Ops! Bir hata aldık, tekrar deneyebilir misiniz?

Türkiye ve Dünya ekonomisinin nabzını tutan her konuya duyarlı bir ekonomist.

Bir Cevap Yazın

Türkiye, Arjantin ve Endonezya’nın Ekonomik Sıkıntılarının Ortak Noktası Nedir?

  • Son dönemde Türkiye’nin yanı sıra, Güney Afrika’dan Endonezya’ya kadar dünya çapında gelişmekte olan pazarlar, para birimlerinin ciddi oranda değer kaybetmesi ve yabancı yatırımcıların ülkeden çıkması durumuyla karşılaştılar. ABD’nin ekonomik yönetiminin getirdiği küresel ekonomi üzerindeki belirsizlik bu duruma neden oluyor
  • ABD pazarlarının gücü artan faiz oranları ile birleştiğinde, paralarını yüksek büyüme gösteren pazarlara sokan yatırımcıları çekti. ABD’ye yapılan yatırım fonlarının bu akışı, ABD dolarının değerini artırdı ve bu da ABD’yi yatırımcılar için daha cazip bir yer haline getirdi.
  • Türkiye, Arjantin, Güney Afrika ve Endonezya’nın para birimlerinin değer kaybetmesine neden olan tetikleyiciler farklı olsa da, bütün bu ülkelerin ortak bir noktası var: devlet açıklarına ve ticaret için yabancı sermayeye olan orantısız bağımlılık.
  • İlgili Yazı: İthalata Dayalı Ekonomi ve Ürün Boykotu

Bildiğiniz gibi, ABD ile Türkiye arasında yaşanan Rahip Brunson kriziyle birlikte başlayan süreç, Türk lirasının yabancı para birimleri karşısında ciddi oranda değer kaybetmesine neden oldu. Zaten yaklaşık olarak iki yıl süren OHAL sürecinde ülkedeki ekonomik durum sıkıntıya girmişti. ABD ile yaşanan bu kriz sonrasında ise ekonomik açıdan işler daha da kötüye gitti. Ancak para birimi ciddi anlamda değer kaybeden ve ekonomik olarak sıkıntıya giren tek ülke Türkiye değil. Güney Afrika’dan Endonezya’ya kadar dünya çapında gelişmekte olan pazarlar da para birimlerinin ciddi oranda değer kaybetmesi ve yabancı yatırımcıların ülkeden çıkması durumuyla karşı karşıya kaldılar.

World Economic Forum’un bu konuyla ilgili olarak paylaştığı yazıya göre, bu yılın başında yaşadığı bir kriz sonrasında istikrara kavuşan Arjantin, son dönemde acil durum moduna geri döndü ve faiz oranlarını %60’a çıkardı. Arjantin’in para birim peso, 2018 yılında %45 oranında düşüş yaşadı. Peki, neden farklı kıtalarda bulunan ve farklı ekonomik durumlara sahip bu ülkeler benzer ekonomik belirtiler gösteriyorlar?

Pesonun değer kaybetmesinden sonra, Arjantinliler dolar satın almak için döviz bürolarına akın ettiler.

Kısaca söylemek gerekirse, ABD’nin ekonomik yönetiminin getirdiği küresel ekonomi üzerindeki belirsizlik bu duruma neden oluyor. İlk olarak ABD ekonomisi şu anda çok hızlı büyüyor. ABD Başkanı Donald Trump’ın çevresel ve bürokrasi düzenlemelerini kesmesinin yanı sıra, geçtiğimiz yıl kongre tarafından geçirilen vergi indirimleri, ABD hisse senedi piyasasının rekor seviyelere çıkmasını sağladı. Aynı zamanda ABD Federal Rezervleri, on yıl boyunca mümkün olduğu kadar düşük tuttuktan sonra faiz oranlarını yükseltmeye başlıyor.

ABD pazarlarının gücü artan faiz oranları ile birleştiğinde, paralarını yüksek büyüme gösteren pazarlara sokan yatırımcıları çekti. ABD’ye yapılan yatırım fonlarının bu akışı, ABD dolarının değerini artırdı ve bu da ABD’yi yatırımcılar için daha cazip bir yer haline getirdi. Bunların yanı sıra ABD’nin yabancı mallara gümrük vergisi koyması da bir ticaret savaşının fitilini ateşledi ve böyle bir ticaret savaşından daha küçük pazarların, ABD’den daha zararlı çıkması pek de şaşırtıcı bir sonuç sayılmaz. Bu da yatırımcıları paralarını koymak için ABD gibi daha güvenli yerler aramaya teşvik ediyor.

Yabancı Sermayeye Bağımlılık

Bu arada gelişmekte olan farklı pazarların her birinde, ekonomik öyküler farklı şekillerde ama aynı sonuçlarla sonlanıyorlar: yatırımcıların güven kaybı, ülke dışına sermaye çıkışı ve para birimlerinin değerindeki düşüş. Türkiye, Arjantin, Güney Afrika ve Endonezya’nın para birimlerinin değer kaybetmesine neden olan tetikleyiciler farklıydı. Ancak bütün bu ülkelerin ekonomilerinin ortak bir noktası var: devlet açıklarına ve ticaret için yabancı sermayeye olan orantısız bağımlılık.

Arjantin’de son 50 yılın en büyük kuraklığı, hem mısır ve soya fasulyesi üretimini hem de önemli ihracat ürünlerini vurduktan sonra, ülke bu yılın başında ekonomik olarak sıkıntıya girdi. Son birkaç yılda yürürlüğe giren liberalleştirici politikaların sonucu olan ekonomik güçsüzlük üzerine bir şeyler inşa etmeye çalışmak, ülkeyi bir krize sürüklemek için yeterliydi. Bunun üzerine IMF’den destek istendi ve haziran ayında 50 milyar dolarlık bir kredi sözü verildi.

Diğer tarafta Endonezya’nın büyük bir cari hesap açığı var. Ülkenin cari açığı temmuz ayında 2 milyar dolara çıktı ve bu, son beş yılın en yüksek rakamı. Bu durum, Endonezya’nın en yüksek dış borca sahip Asya ülkesi olmasına neden oldu. Bu faktörler ülkeyi savunmasız hale getirdi ve ülkenin para birimi, on yıldan fazla bir süre önce yaşanan finansal krizden bu yana en düşük seviyeye ulaştı. Sonuç olarak ülkenin merkez bankası faiz oranlarını yükseltmek zorunda kaldı.

Türkiye’nin durumuna dönecek olursak, ABD ile yaşanan Rahip Brunson krizi, ABD’nin Türk mallarına gümrük vergisi koymasına ve Türkiye’nin bazı liderlerine yaptırım uygulamasına neden oldu. Bu da yatırımcıları, Türkiye stratejilerini yeniden düşünmeye sevk etti.

En Değerli Gelişmeleri Size İletmek İstiyoruz

Mail listemize abone olun!

Son bir adım kaldı. E-postanızı kontrol edin. (Gmail kullanıcısıysanız "promotoions" kısmına bakabilirsiniz.

Ops! Bir hata aldık, tekrar deneyebilir misiniz?

Gıda Ürünlerinde Sessiz Sedasız Gramaj Azaltılıyor

  • Döviz kurunun hızlı yükselişinin ardından, birçok ürüne zam geldi ve gelmeye de devam ediyor. Ancak bazı gıda üreticileri, zam yapmak yerine ürünlerinin gramajını azaltmayı tercih ediyorlar.
  • Twitter’da yapılan çeşitli paylaşımlara göre, ürünlerinin gramajını azaltan firmalardan biri Ülker.
  • Bir Twitter kullanıcısı, Ülker’in yeni fiyat listesini paylaştı. Bu listeye göre, bazı ürünlerin hem fiyatı arttırılmış hem de gramajı düşürülmüş.
  • İlgili Yazı: İthalata Dayalı Ekonomi ve Ürün Boykotu

ABD ile ülkemiz arasında yaşanan Rahip Brunson kriziyle başlayan süreç ve bu olayın akabinde Türk lirasının özellikle dolar ve euro karşısında hızla değer kaybetmesi, ülkemizi ekonomik açıdan sıkıntılı bir duruma soktu. Döviz kurundaki hızlı yükşelişin ardından, bu kadar dışa bağımlı bir ülkede ürünlerin fiyatlarına zam gelmesi kaçınılmaz bir durumdu, ki öyle de oldu. Hızlı tüketim ürünleri de dahil olmak üzere birçok ürüne zam geldi, henüz zam gelmeyenlere de önümüzdeki günlerde zam gelmesi kaçınılmaz gibi görünüyor. Ancak bu zamları yeterli görmeyen ya da ürünlerine zam yapmak istemeyen bazı gıda üreticileri, fazla dikkat çekmeyeğini düşündükleri farklı bir yol izlemeye karar vermişler.

Geçtiğimiz günlerde Twitter’da yapılan birkaç paylaşım, bazı gıda ürünlerinin gramajlarının yaklaşık olarak %10 oranında azaldığına dikkat çekti. Bu paylaşımlardan birine göre, ürünlerinin gramajlarını düşüren firmalardan biri Ülker. Paylaşımda yer verilen görsele göre, Ülker’in fındıklı çikolatasının gramajı 35 gramdan 32 grama düşürülmüş. Ülker Rulokat’ın gramajı ise 48 gramdan 42 grama düşürülmüş.

Konuyla ilgili olarak bir başka paylaşımda ise Tadım’ın 3 TL’ye satılan çekirdeğinin gramajının 120 gramdan 111 grama düşürüldüne dikkat çekiliyor.

Twitter’ı aktif olarak kullananların yakından tanıdıkları bir isim olan Simto Alev de bu konuyla ilgili olarak birkaç gün önce bir tweet atmıştı. Simto Alev attığı tweet’te, 180 gram’lık Pınar Labne’nin üzerindeki tiramisu tarifinde 200 gram Pınar Labne gerektiğini ifade ederek ürünün gramajının 200 gramdan 180 grama düşürüldüğüne dikkat çekmişti.

Bir başka Twitter kullanıcısı da Ülker markalı ürünlerdeki fiyat ve gramaj değişikliğini gösteren bir listeyi paylaştı. Bu listede belirtildiğine göre, bazı ürünlerin gramajları düşürülmekle kalmamış, aynı zamanda fiyatları da yükseltilmiş.

Artık herhalde bu çakallığın (!) bir sonraki adımı, ürünlerin paketlerindeki gramaj yazılarının çıplak gözle kolay bir şekilde görülemeyecek kadar küçük yazılması ya da ürünlerin paketlerine net ağırlık yerine brüt ağırlık yazılması gibi yöntemlere başvurmak olacak. Ancak sanırım markalar, bazen sosyal medya çağında olduğumuzu ve birkaç tüketici tarafından farkedilen bu tarz durumların sosyal medya sayesinde kısa süre içinde binlerce kişiye ulaştığını unutuyorlar.

Markalar zam yapmaları gerekiyorsa, bu tarz uyanıklıklara başvurmadan doğrudan zamlarımı yapmalılar. Aksi takdirde markanın tüketici gözündeki imajı fena halde zedeleniyor ve uzun vadede marka daha fazla zarar görüyor. Şimdi bu durumdan haberdar olan duyarlı bir tüketicinin, bir dahaki markete gidişinde bu olayı hatırlayıp Ülker yerine başka bir markayı tercih etmesi gayet olası bir durum. Yerli markalara her zamankinden daha fazla güvenmemizin gerektiği şu zorlu süreçte, markaların tüketicilerle aralarında güvene dayalı bir ilişki oluşturmaya çalışmaları gerekiyor. Zira güven, tüketici sadakatini, tüketici sadakati de güçlü bir markayı meydana getirmenin başlıca unsurlarından biridir.

En Değerli Gelişmeleri Size İletmek İstiyoruz

Mail listemize abone olun!

Son bir adım kaldı. E-postanızı kontrol edin. (Gmail kullanıcısıysanız "promotoions" kısmına bakabilirsiniz.

Ops! Bir hata aldık, tekrar deneyebilir misiniz?