Türk Bankaları ‘En Değerli’ 500 Banka Arasında 0

Marka değerlendirme kuruluşu Brand Finance ve The Banker işbirliği ile düzenlenen ‘Dünyanın En Değerli Banka Markaları’ araştırması sonuçlandı. Sıralamaya bu yıl Türkiye’den 10 banka girdi.

Bu yılki sıralamada Amerikalı Wells Fargo 26 milyar dolarlık marka değeri ile dünyanın en değerli markası olurken, ikinci sırada 23.4 milyar dolarlık marka değeri ile bir diğer Amerikalı Chase yer aldı. Geçen sene dünyanın en değerli banka markası olan İngiliz HSBC, bu sene 5 milyar dolar eriyerek 22.9 milyar dolarlık marka değeri ile üçüncü sırada yer aldı.

Ekran Alıntısı2

Türkiye’nin Lideri Akbank

Akbank geçen yıla oranla 10 basamak birden yükselerek dünyanın en değerli 86. bankası oldu. Araştırmada, Akbank’ın marka değeri 2 milyar 121 milyon dolar olarak belirlendi. Böylece Akbank aynı zamanda Türkiye’nin en değerli banka markası konumuna yükseldi.

İş Bankası ise Türkiye’nin ikinci, dünyanın en değerli 89. bankası oldu. Geçen yıla göre 8 basamak birden yükselen İş Bankası’nın marka değeri 2 milyar 60 milyon dolar olarak belirlendi.

Listeye bu yıl iki yeni Türk bankası eklendi. Dünya’nın en değerli 390. bankası olarak listeye giriş yapan TEB’in marka değeri 220 milyon dolar olarak belirlenirken, listede kendine 476. sıradan yer bulan Bank Asya’nın marka değeri ise 150 milyon dolar olarak kaydedildi.

Listede yer alan diğer Türk bankaları; Garanti, Yapı Kredi, Halkbank, Vakıfbank, Finansbank ve Denizbank olurken, Türk bankalarının toplam marka değeri yaklaşık 10 milyar dolar seviyesine çıktı.

Ekran Alıntısı

Türkiye, BRIC Ülkelerinin Gerisinde Kaldı.

En değerli 500 banka listesine Çin’den 23 banka girerken, bu bankaların toplam değeri 96 milyar dolar olarak gerçekleşti. Rusya’nın 8 bankasının toplam değeri 20 milyar dolar, Brezilya’dan listeye giren 8 bankanın değeri ise 38 milyar dolar oldu. Listeye Hindistan’dan 20 banka girerken, Hindistan’ın toplam marka değeri 14.5 milyar dolar olarak gerçekleşti.

İngiliz Bankaları Hem Değer Hem De İtibar Kaybetti.

Brand Finance CEO’su David Haigh:

‘’Bu yılki sonuçlar küresel bankacılık krizinin, marka değer ve derecelerinin artışı ile neredeyse sonuna gelindiğini göstermektedir. Sadece İngiliz bankaları küresel iyileşmenin arkasında kalarak hem değer hem de itibar kaybetmiştir’’

değerlendirmesinde bulundu.

Hedefini Uluslararası Finans Sektöründe kayda değer bir başarı yakalama üzerine kuran genç bir Ekonomist.

Bir Cevap Yazın

Kriz Döneminde Ortaya Çıkan 5 Büyük Şirket 0

Kriz dönemlerinde kurulup, günümüze kadar var olan dev şirketlerin kısa ama etkili hikayeleri, riskler ve fırsatların nasıl kullanılması gerektiğini öğretiyor.

Büyük kriz dönemleri herkes için başarısızlık getirmiyor. Aksine krizi fırsat bilip, olumsuzluklarını lehine çeviren birçok kişi veya şirketin hikayelerine tanık oluyoruz.

Bugün kriz döneminde krizi fırsata çeviren ve günümüzde devleşen 5 şirketin kısa hikayesini sizlerle paylaşacağım. Benim yaptığım en net tespit, bu şirketlerin başında bulunanlar veya yönetimde büyük görev üstlenen kurucu isimler kesinlikle risk almaktan korkmuyor.

Her risk alanın başarılı olacağını var saymak veya her koşulda risk alınabileceğini düşünmek de büyük bir ahmaklık. Durum ve riski iyi analiz edip, orta yolu bulmak yapılabilecek en doğru hareket olsa da kriz döneminde ortaya çıkmak ve yıllar sonra dev şirketlere dönüşebilmek gerçekten büyük bir başarı.

Muhtemelen bu başarının en doğru formülü: risk, yaratıcılık, fırsat ve beceri.

Hewlett-Packard

Savaş krizi getirir, krizlerde her zaman iyi ya da kötü götürür ama bu herkes için geçerli değil!

Hewlett-Packard daha çok bilinen adıyla HP, bugün dünyanın en büyük bilgisayar donanım ve yazılım üretici şirketlerinden biri konumda yer alıyor. Şirketin adı kurucularının soyadlarının birleşiminden meydana geliyor. Stanford Üniversitesi’nden Bill Hewlett ve David Packard adında iki öğrenci tarafından 1939 yılında ABD’de bir evin garajında 538 dolar başlangıç sermayesiyle kurulan şirket küçük elektronik cihazların üretimini yapmaya başlıyor. İlk müşterilerinden biri de eğlence sektöründe dünyanın en büyük markalarından Disney oluyor.

Ne var ki, şirketin kuruluşundan birkaç yıl sonrası 40’lı yıllar savaş dönemine denk geliyor. II. Dünya Savaşı’nda Almanya zarar gören denizaltı filoları için askeri alanda radarlarla ilgili özel cihazlara ihtiyaç duyuyor. Bu anlamda kendini kısa sürede kanıtlayan Hewlett-Packard, savaşı ve savaşın olduğu kriz dönemini fırsata çeviriyor. Almanya’nın istediği cihazları başarıyla üreten HP, o yıllarda yaklaşık 45 kişilik bir kadroyla çalışmasına rağmen milyon dolarlık gelirler elde etmeyi başarıyor.

Ford Motor Company

Savaş sonrası yatırımcı bulmak mı? Kimileri için pek de zor görünmüyor.

İrlandalı bir mültecinin oğlu olarak ABD’de dünya gelen günümüzün büyük otomobil üreticileri konumunda bulunan Ford Motor Company’nin kurucusu Henry Ford, ABD’nin Büyük Buhran dönemi ve yeni biten İç Savaşı’nın hemen ardından otomobil üretebilmek için yatırımcı arayışına giriyor. Kriz dönemlerinde yatırımcı bulmak zorken; Henry Ford, 12 yatırımcıyı birden ikna ediyor. 1903 yılında 28 bin dolar başlangıç ​​sermayesi ile şirketi Ford Motor Company’i kuruyor ve şirket aynı yıl ilk otomobilini üretiyor.

I. Dünya Savaşı’nın ardından yaşanan Amerika’daki Büyük Buhran yıllarında Amerika’daki birçok şirket gibi zor bir dönem geçirse de ayakta kalmayı başarıyor. II. Dünya Savaşı’nı da fırsata çeviren şirket tank üretimleriyle savaşlar öncesi dönemdeki popülerliğini geri kazanmayı başarıyor.

Pepsi

Krizleri herkesin fırsata çeviremeyeceğinin en önemli kanıtı.

Pepsi’nin hikayesi Şirketin kurucusu Caleb Bradham öncesi ve şirketin ticari ünvanını sonradan devralan Roy Megargel sonrası olarak iki döneme ayrılıyor.

Pepsi, Eczacı Caleb Bradham tarafından ABD’de kuruluyor ve ilk içecek 1898 yılında piyasaya sürülüyor. Pazarı elinde tutan büyük rakibi Coca-Cola’nın başarısı karşısında ilk etapta başarılı olan kurucu Bradham, 1923 yılında yüksek şeker fiyatları ve I. Dünya Savaşı sonrasındaki olumsuzluklarla mücadele edemiyor ve şirket iflas ediyor.

İflas eden şirketin ticari ünvanını satın alan Roy Megargel, dönem olumsuzluklarından dolayı şirketin 8 yıllık bir dönemden sonra tekrar iflas etmesine engel olamıyor. Son iflasın ardından tekrar kurulan Pepsi, sil baştan içeceği tekrar formüle ediyor. Rakibi Coca-Cola’nın 6 onzluk şişelerde 5 cente sattığı içeceklerinin karşısına aynı fiyata 12 onzluk şişeleri çıkarıyor. Pepsi, ekonomik kriz döneminde yaptığı kampanyalarla aradaki fiyat farkına sürekli göndermeler yapıyor. Bu dönemde popülerliğini artıran şirket 36-38 yılları arasında karını katlamayı başarıyor. Sonuç olarak şirket günümüzde hala ayakta.

McDonald’s

Her zaman her şey yolunda gitmiyorsa, çözüm bulmalı.

McDonald’s, II. Dünya Savaşı’nın başladığı yılın hemen ertesinde 1940 yılında ABD’de Richard ve Maurice McDonald tarafından küçük bir kafe olarak resmen kuruluyor.

Otomobil servisi o dönemlerde çok parlak iş fikirleri arasında yer alıyor. Richard ve Maurice McDonald kardeşlerde otomobil servisinin yanı sıra kafelerine yerleştirdikleri küçük masalara da servis yapıyorlardı. Kısa sürede popüler olan işletmeleri yıllık 200 bin dolara yakın satış yapıyordu. Fakat bir terslik vardı ve maliyetler çok fazlaydı. Müşteriler artıkça çalıştırılan garson sayısı da artıyordu. Aynı şekilde servis yavaşlıyor ve otomobil servisinde bekleyen araçlar yolu kilitliyordu.

Maliyetin sürekli yükselmesi ikiliyi tekrar düşünmeye itti. İşe mutfaktan başlayan McDonald kardeşler, servis pencerelerini genişleterek self servis yapmaya başladılar. Böylece garsonların bir kısmına artık gerek kalmamıştı. Kısa zamanda karton bardak ve paketlerle servise geçen  McDonald’s, bulaşıkları yıkayacak personel maliyetlerinden de kurtulmuştu. Onlar için tek sorun rakip kafelerle rekabet etmek gibi görünüyordu. Bu sorunu da kısa sürede çözdüler, önce menü alternatiflerini 10’a indirdiler böylece müşterilerdeki kafa karışıklığı azaldı. Ardından menülerin fiyatını yarı yarıya indirerek, rekabet edebilir hale geldiler. Menü fiyatları yarı yarıya indiğinde aynı şekilde maliyetin azaltılabilmesi açısından porsiyonlarda küçültüldü.

Sonuç olarak, McDonald’s bugün dünyanın en büyük restoran zincirlerinden biri konumunda. İstatistiklere göre Amerikalıların %98’i her yıl en az bir kere bu restorana gidiyor.

Adidas

Hayaller yarım kalınca tamamlama arzusu ne krizi, ne de savaşı tanımıyor.

I. Dünya Savaşı’nın ardından Almanya’da durumlar oldukça kötüydü. Alman ekonomisi, sefalet, işsizlik ve krizlerle boğuşur durumdaydı. 1920 yılında kriz ortamında Dassler kardeşler geçimlerini sağlayabilmek için ayakkabı atölyesi kurdular.

Kardeşler, 1924 yılında 12 işçiye sahip “Dassler kardeşlerin ayakkabı fabrikası” adlı şirketi faaliyete geçirdiler. Bu dönemde 200,000 çift ayakkabı satmayı başaran Dassler kardeşler, II. Dünya Savaşı’nın başlamasıyla cepheye yollandı.

Savaşın ardından her şeye sıfırdan başlayan kardeşler yeniden işe koyuldu.

1948 yılında iki kardeş arasında çıkan fikir ayrılığı bugün dünyanın en büyük iki spor markası Adidas ve Puma’nın ortaya çıkmasını sağladı. Kardeşlerden Adolf Dassler Adidas’la, Rudi Dassler ise Puma ile yollarına devam etme kararı aldılar. Bazı kaynaklara göre iki kardeş bu ayrılıktan sonra bir daha hiç konuşmamış. Belki de iki büyük marka arasındaki dev rekabetin altında yatan gerçek neden budur.

Kaynak: ekonomist.co

Wal-Mart Türkiye’ye Girmiyor: Şirket Pazarı İncelemek İçin Açtığı Ofisini Kapattı 0

2013 yılında Dubai’deki satın alma ofisini Türkiye’ye taşıyan Wal-Mart, buradan da ayrılma kararı aldı.  Geçen hafta çalışanlara yapılan tebligata göre Wal-Mart, Türkiye’deki bölgesel satın alma ofisini kapattı.

Uzun yıllardır Türkiye perakende pazarına girip girmeyeceği tartışılan Wal-Mart 2013 yılında Türkiye’yi daha yakından izlemek ve bölgesel satın almanın merkezi haline getirmek için bir karar alarak yeni bir ekiple yola koyuldu.

Bu ekibin asıl amacı perakende sektörünü yakından izlemek, gerekli raporlamaları yapmak ve Orta Doğu bölgesinin satın almasını regüle etmekti. Bu süreçte Ürdün, Mısır ve Türkiye’den yapılan ciro 5 milyon dolar seviyesine kadar yükseldi. Ancak şirket son dönemlerde e-ticarette yaşanan gelişmelerin ardından bazı ülkelerde operasyonlarını küçültme kararı almıştı. Bu karar doğrultusunda İstanbul’daki ofisi de kapattığı öğrenildi.

Wal-Mart, buradaki ofisten yaptığı satın almalar ile dünyanın birçok ülkesindeki marketlere ürün tedarik ediyordu. 10 kişilik ekibin yer aldığı ofis, Wal-Mart’ın Türkiye’ye gelebileceğinin de sinyalini vermişti. Ancak aradan geçen zamanda Wal-Mart, Türkiye’de şube açmazken bölgesel alım ofisini de kapattı. Perakende devinin süpermarket kolu Asda’ya bağlı konfeksiyon markası George’un ise Türkiye’deki faaliyetlerine devam edeceği öğrenildi.

Kaynak: Hürriyet

GELİŞMELERİ
KAÇIRMAYIN!
Haftalık bültenimize
ücretsiz kaydolun!
BİZE KATIL
close-link
Marketing Meetup Intelligence

Zekânın iş dünyasına neler getireceğini konuşuyoruz
Hemen Kaydolun
close-link
Marketing Meetup
 

ERKEN
KAYIT FIRSATI


Zekânın iş dünyasına neler getireceğini konuşuyoruz
Orada Olmalıyım

Sektörü buluşturan etkinlikte siz de yerinizi ayırtın!
close-link
GELİŞMELERİ KAÇIRMAYIN
Haftalık bültenimize ücretsiz kaydolun, sizi gelişmelerden haberdar edelim.
BİZE KATIL
close-link
Marketing Meetup Intelligence

Zekânın iş dünyasına neler getireceğini konuşuyoruz
Erken Kayıt Fırsatı
close-link
İçerikle Pazarlama Workshop

Yemekcom Ürün Müdürü Batuhan Apaydın ile, içeriğin kral olduğu yeni dünyayı keşfetmeye hazır mısınız?
Hemen Kaydol
close-link