Mobilya Sektörü 2013’te İstihdam Dinamosu Olacak

Türkiye’nin ihracat alanındaki taşıyıcı kolonları arasında yer alan mobilya sektörü, bugün 170 ülkeye yaklaşık 1,7 milyar Dolarlık ihracat gerçekleştiriyor. Perakende satış mağazaları ile sektörde toplam işletme sayısının 2012 sonu itibariyle 61 bin 728 olduğu tahmin ediliyor. Bu işletmelerdeki toplam istihdam ise 258 bin 213 civarında…

Yalnızca ihracat değil istihdam alanında da önemli bir pazar olan sektör, ağırlıklı olarak KOBİ’lerden oluşuyor. Bu nedenle istihdamın ana beşiğini oluşturan bu KOBİ’ler, kilit bir öneme sahip. 2013 yılında özellikle Türkiye’nin 700 farklı noktasında yapılacak yeniden yapılanma çalışmaları pazardaki KOBİ’lere yüksek kazanç sağlayacağı gibi istihdam anlamında da büyük fırsatlar doğuracak.

1342454582_MASKO_YKB_Hasan_Karci__4_Mobilya sektöründeki istihdamın 2013 yılında artmasını beklediklerini anlatan MASKO Yönetim Kurulu Başkanı Hasan Karcı, “Kentsel dönüşüm, sadece güvenlik değil başta inşaat ve mobilya olmak üzere pek çok sektör için yeni istihdam ve hareketlilik anlamına da geliyor. Birinci deprem bölgesinde yer alan İstanbul, İzmir, Bursa, Sakarya ve Kocaeli’nin ilçe belediyelerine Çevre ve Şehircilik Bakanlığı tarafından yetki devri yapıldı. Pek çok noktada kentsel dönüşüm projelerine başlandı. Bu durum inşaat sektörü ve dolayısıyla mobilya sektörü için de gelişim anlamına geliyor. 2013 yılı için mobilya sektörünün önü açık. MASKO yönetimi olarak 2013 yılında küçük ve orta orta ölçekli işletmelerin hem kazançlarını hem de çalışan sayılarını artıracaklarını tahmin ediyoruz” dedi.

Mobilya sektöründe üretim anlamında ciddi bir artış yaşanacağına bu durumun sektördeki istihdam oranlarını da pozitif olarak etkileyeceğine dikkat çeken Karcı, “İstihdam düzeyi sıralamasına göre sektörümüzü İstanbul’un ardından sırası ile Ankara, Kayseri, Bursa ve İzmir takip ediyor. İstanbul mobilya sektörü işletme başına, 3,2 kişi, Ankara mobilya sektörü 2,7 kişi, Kayseri mobilya sektörü 11,5 kişi istihdam ediyor. Bursa ve İzmir ise istihdam düzeyi olarak Ankara’dan sonra geliyor. Sektörümüzdeki bu istihdam endeksi 2012 yılından bu yana istikrarlı bir şekilde artıyor” dedi.

KOBİ’leri göz ardı etmemeliyiz…

2009 yılı verilerine göre imalat sanayinin, firma bazında yüzde 10,7’sini, istihdam olarak da yüzde 5,1’ini mobilya sektörünün oluşturduğuna dikkat çeken Karcı, “Mobilya Sektöründe; 249 ve üzeri eleman çalıştıran işletme sayısı 41, 99 ve üzeri eleman çalıştıran işletme sayısı 130, 50 ve üzeri eleman çalıştıran firma sayısı ise 274. Bu tabloya baktığımızda KOBİ’lerimizin önemi yadsınamaz” diyor.

MASKO Mobilya Kenti olarak sektördeki istihdam artışı için gayret gösterdiklerini anlatan Karcı, “Türk ekonomisinin lokomotif sektörlerden biri olan mobilya sektörünün başat oyuncusu MASKO Mobilya Kenti ekonomiye yılda ortalama 3 milyar TL katkı sağlıyor. MASKO sınırları içindeki 500’ü aşkın firmada toplam 4000 kişi çalışıyor. MASKO olarak, yalnızca ülkemizdeki değil yakın coğrafyalarımızdaki değişimleri de dikkatle gözlemliyoruz. Suriye, İran, Irak gibi komşu ülkelerle güçlü işbirlikleri yapan MASKO, Türki Cumhuriyetler, Afrika Ülkeleri ve Avrupa Birliği nezdinde de tanıtım faaliyetlerinde bulunuyor. Türk mobilya sektörünü Rusya gibi yeni pazarlarla tanıştıran MASKO, bu katkı payını her geçen gün artırmaya devam ediyor. Hem ülkemizdeki kentsel dönüşüm faaliyetleri hem de ihracat atakları ile sektörümüzdeki istihdamın 2013 yılında yüzde 10 artacağına inanıyoruz” dedi.

Nitelikli eleman sıkıntısı var…

Sektördeki en büyük sıkıntılardan birinin de nitelikli eleman açığı olduğuna dikkat çeken Karcı, “Bilindiği üzere 2009 yılında teknik eğitim fakültelerinin kapatılmasına karar verildi. Bu kurumların yerine açılan ahşap teknoloji mühendisi yetiştiren bölümler halen teknoloji fakülteleri adı altında kurulmaya devam ediyor. Orman ve orman endüstri mühendisliği bölümleri hızla çoğalıyor. Bu gelişmeler sektörümüz için umut verici ve yararlı uygulamalar. Ancak nitelikli eleman sıkıntısı sektörümüzü zorlayan bir problem. Umuyoruz ki yapılan çalışmalarla ilerleyen yıllarda bu sıkıntı da aşılacaktır” dedi.

En Değerli Gelişmeleri Size İletmek İstiyoruz

Mail listemize abone olun!

Son bir adım kaldı. E-postanızı kontrol edin. (Gmail kullanıcısıysanız "promotoions" kısmına bakabilirsiniz.

Ops! Bir hata aldık, tekrar deneyebilir misiniz?

Pazarlama alanında Türkiye'nin en çok okunan blogu : Pazarlamasyon'un kurucusu.

Bir Cevap Yazın

Gıda Ürünlerinde Sessiz Sedasız Gramaj Azaltılıyor

  • Döviz kurunun hızlı yükselişinin ardından, birçok ürüne zam geldi ve gelmeye de devam ediyor. Ancak bazı gıda üreticileri, zam yapmak yerine ürünlerinin gramajını azaltmayı tercih ediyorlar.
  • Twitter’da yapılan çeşitli paylaşımlara göre, ürünlerinin gramajını azaltan firmalardan biri Ülker.
  • Bir Twitter kullanıcısı, Ülker’in yeni fiyat listesini paylaştı. Bu listeye göre, bazı ürünlerin hem fiyatı arttırılmış hem de gramajı düşürülmüş.
  • İlgili Yazı: İthalata Dayalı Ekonomi ve Ürün Boykotu

ABD ile ülkemiz arasında yaşanan Rahip Brunson kriziyle başlayan süreç ve bu olayın akabinde Türk lirasının özellikle dolar ve euro karşısında hızla değer kaybetmesi, ülkemizi ekonomik açıdan sıkıntılı bir duruma soktu. Döviz kurundaki hızlı yükşelişin ardından, bu kadar dışa bağımlı bir ülkede ürünlerin fiyatlarına zam gelmesi kaçınılmaz bir durumdu, ki öyle de oldu. Hızlı tüketim ürünleri de dahil olmak üzere birçok ürüne zam geldi, henüz zam gelmeyenlere de önümüzdeki günlerde zam gelmesi kaçınılmaz gibi görünüyor. Ancak bu zamları yeterli görmeyen ya da ürünlerine zam yapmak istemeyen bazı gıda üreticileri, fazla dikkat çekmeyeğini düşündükleri farklı bir yol izlemeye karar vermişler.

Geçtiğimiz günlerde Twitter’da yapılan birkaç paylaşım, bazı gıda ürünlerinin gramajlarının yaklaşık olarak %10 oranında azaldığına dikkat çekti. Bu paylaşımlardan birine göre, ürünlerinin gramajlarını düşüren firmalardan biri Ülker. Paylaşımda yer verilen görsele göre, Ülker’in fındıklı çikolatasının gramajı 35 gramdan 32 grama düşürülmüş. Ülker Rulokat’ın gramajı ise 48 gramdan 42 grama düşürülmüş.

Konuyla ilgili olarak bir başka paylaşımda ise Tadım’ın 3 TL’ye satılan çekirdeğinin gramajının 120 gramdan 111 grama düşürüldüne dikkat çekiliyor.

Twitter’ı aktif olarak kullananların yakından tanıdıkları bir isim olan Simto Alev de bu konuyla ilgili olarak birkaç gün önce bir tweet atmıştı. Simto Alev attığı tweet’te, 180 gram’lık Pınar Labne’nin üzerindeki tiramisu tarifinde 200 gram Pınar Labne gerektiğini ifade ederek ürünün gramajının 200 gramdan 180 grama düşürüldüğüne dikkat çekmişti.

Bir başka Twitter kullanıcısı da Ülker markalı ürünlerdeki fiyat ve gramaj değişikliğini gösteren bir listeyi paylaştı. Bu listede belirtildiğine göre, bazı ürünlerin gramajları düşürülmekle kalmamış, aynı zamanda fiyatları da yükseltilmiş.

Artık herhalde bu çakallığın (!) bir sonraki adımı, ürünlerin paketlerindeki gramaj yazılarının çıplak gözle kolay bir şekilde görülemeyecek kadar küçük yazılması ya da ürünlerin paketlerine net ağırlık yerine brüt ağırlık yazılması gibi yöntemlere başvurmak olacak. Ancak sanırım markalar, bazen sosyal medya çağında olduğumuzu ve birkaç tüketici tarafından farkedilen bu tarz durumların sosyal medya sayesinde kısa süre içinde binlerce kişiye ulaştığını unutuyorlar.

Markalar zam yapmaları gerekiyorsa, bu tarz uyanıklıklara başvurmadan doğrudan zamlarımı yapmalılar. Aksi takdirde markanın tüketici gözündeki imajı fena halde zedeleniyor ve uzun vadede marka daha fazla zarar görüyor. Şimdi bu durumdan haberdar olan duyarlı bir tüketicinin, bir dahaki markete gidişinde bu olayı hatırlayıp Ülker yerine başka bir markayı tercih etmesi gayet olası bir durum. Yerli markalara her zamankinden daha fazla güvenmemizin gerektiği şu zorlu süreçte, markaların tüketicilerle aralarında güvene dayalı bir ilişki oluşturmaya çalışmaları gerekiyor. Zira güven, tüketici sadakatini, tüketici sadakati de güçlü bir markayı meydana getirmenin başlıca unsurlarından biridir.

En Değerli Gelişmeleri Size İletmek İstiyoruz

Mail listemize abone olun!

Son bir adım kaldı. E-postanızı kontrol edin. (Gmail kullanıcısıysanız "promotoions" kısmına bakabilirsiniz.

Ops! Bir hata aldık, tekrar deneyebilir misiniz?

İthalata Dayalı Ekonomi ve Ürün Boykotu

Yaklaşık 9 günlük bir tatil sürecini geride bıraktık. Tatil öncesi ABD ve Türkiye arasında siyasi gerilim, döviz kurlarındaki hızlı yükseliş gibi birtakım olumsuz olaylar artmaya başlamıştı.

Bu yazıda, görebildiğim kadarıyla, cari açığımızda oluşan büyük açığın temel nedenleri ve ABD ile oluşan gerginlikten sonra ürün boykot etmenin neden genel kabul görmediği konularını açıklamaya çalışacağım.

İthalata dayalı Türkiye ekonomisi, döviz kurlarındaki artıştan büyük ölçüde ve farklı ürün gruplarında etkilenmeyi sürdürüyor. Bazı ekonomi profesörleri stagflasyon(*) oluşacağını öngörürken, bazı pazarlama uzmanları ise artık ithalata dayalı ekonomi modelinin terk edilerek katma değerli üretim ve markalaşmanın öneminin görüldüğünü ve buna yönelik çalışmalar yapılması gerektiğini ifade ediyorlar.

Bu aşamada ben de pazarlama uzmanlarına katılıyorum. Birçok ürünü fason(**) olarak üreten ülkemiz, ürünleri fason olarak ihraç ettikten sonra aynı ürünleri markalanmış ve etiketlenmiş olarak ithal ediyor. Benzer şekilde bazı tarım ürünlerini hammadde olarak ihraç ederken, tarım ürünlerinden üretilen markalı ürünleri ithal ederek, markalaşmayı becermiş işletmelere para kazandırıyoruz ve döviz kaybediyoruz. Yine aynı işletmeler ürettikleri ürünleri dünya pazarlarına sunarak Türkiye’nin hammadde olarak ihraç ettiği meblağnın kat be kat fazlasını kazanıyor. Nutella ve fındık ilişkisini burada örnek olarak verebiliriz.

Peki bunu engellemek ve cari açığı kapatmak için neler yapılabilir? Ekonomi alanında yapısal reformların yapılması hedeflenirken, endüstri devrimini ıskalayan ülkemizin endüstri 4.0‘ı yakalaması ve üretken ülkeler arasına katılması gerekiyor. Türkiye’de üretim yapıldığını ve bazı ürün gruplarında oldukça iyi olduğumuzu söyleyebiliriz fakat bu ürünleri kendimiz marka haline getirerek, onları ihraç edilebilir ve tüketici tarafından tercih edilebilir noktalara getirmemiz gerekiyor.

Türk menşeli ürünlerin markalaşması ve ülkemize yönelik pozitif algıyı artırmada kullanılan “Turquality” uygulamasının yanında ülkemizle özdeşleşen, markası ve kalitesi ile tercih edilecek ürünlerin oluşturulması aşamasına geçmemiz gerektiğine inanıyorum. Bu çalışmalar kısa vadede hemen çözüm üretemese de orta ve uzun vadede cari açığımızın kapanmasına ve “üreten” ülke konumuna gelmemizi sağlayabilecektir.

Alman otomobili, İsviçre saati, Fransız modası gibi ülkemizle özdeşleşebilecek ürün ve hizmetlerin yaratılması önemli bir strateji olabilir.

Gelelim boykot konusuna. Genelde iki ülke arasında siyasi gerilim oluştuğunda ortaya çıkan “ürün boykotu” kampanyalarına sıklıkla rastlıyoruz. Nitekim ABD ile oluşan gerginlikten sonra Apple üretimi iPhone cep telefonları hedef haline geldi. Bazıları mevcut telefonlarını parçalamayı tercih ederken, bazıları telefonunu satıp yerli üretim bandından çıkan telefon markalarına yöneldi. Fakat boykot, geniş bir katılım görmedi.

Peki boykotlar neden genel destek görmüyor? Destek görmemesinin birçok sebebi olabilir. Şahsi olarak benim dikkat ettiğim önemli noktalardan biri, siyasi gerilim ile marka veya ürün boykotu arasında bir bağlam görülmemesi. O ürünü veya markayı tercih etmemek, iki ülke arasındaki problemin çözümüne ne kadar etki edebilir? Boykot, problemin çözümüne doğrudan etki eder mi? Sanırım tüketicilerimiz bunları düşündüğünde “hayır” cevabını veriyor olacak ki bazı ülkeler için yapılan boykot çağrılarına ilgi göstermiyor. Ürün boykotu 1990’lı yıllarda genel kabul görebiliyordu fakat 2020’ye yaklaştığımız çağımızda farklı toplumsal dinamiklere ve bireysel anlayışlara sahibiz. İthalata dayalı bir ekonomiye sahipken ürün boykot etmenin sürdürülebilir olmasını bekleyemeyiz.

Bu yazıda içinde bulunduğumuz ekonomik koşulları ve pazarlama ve markalaşma alanında yapılabilecekleri kendi yorumum çerçevesinde tartışmaya çalıştım. Bir sonraki yazıda görüşmek üzere.

(*)Stagflasyon: Resesyon ile enflasyonun aynı anda görüldüğü durumdur. Bu durumda ekonomideki işsizlik oranı artarken fiyatlar da hızla yükselir.

(**)Fason Üretim: Bir firmanın başka bir üretici firmaya kendi talepleri doğrultusunda ürün ürettirmesi demektir.

En Değerli Gelişmeleri Size İletmek İstiyoruz

Mail listemize abone olun!

Son bir adım kaldı. E-postanızı kontrol edin. (Gmail kullanıcısıysanız "promotoions" kısmına bakabilirsiniz.

Ops! Bir hata aldık, tekrar deneyebilir misiniz?