“Mc Donald’s”ta Esen Soğuk Rüzgâr Sandy’den mi?

Dünyanın en büyük fast food zinciri Mc Donald’s üçüncü çeyrek sonuçlarına göre aylık satışlarının düşmesine engel olamadı.

Hamburger dendiği zaman şüphesiz ki akla ilk gelen marka niteliği taşıyan Amerikan devi “Mc Donald’s” 9 yıldır ilk kez aylık bazda satışlarının düştüğünü açıkladı. 2003 yılından beri dünya genelinde yaptığı satışlarda hiç düşüş yaşamayan şirket, ABD’deki satışlarında yüzde 2,2, küresel bazda ise 1,8’lik azalmayla tüm gözleri üzerine çekti. Peki yaşanan bu olayın sebebi ne olabilir?

Öncelikle fast food sektöründe olup da yıllardır bu ligi küresel çapta domine eden Mc Donald’s ‘ın artık küçümsenecek kadar kötü rakiplerinin olmadığını söylemekte yarar var. Bunlardan en önemlisi tabi ki de Burger King. Rekabetçi piyasa koşullarında çıkardığı menülerle ve yenilikleriyle “Mc Donald’s’ın alternatifi” olma yolundan hızla sıyrılan bir şirketten bahsediyoruz… Bunun yanı sıra artık sadece Burger King değil, Wendy’s ve Hardee’s gibi arkadan süratle gelen ve müşterinin gözünde marka profilini giderek genişleten şirketler yer alıyor. Yani görünüş itibariyle Mc Donald’s ‘ın uzun vadede fast food piyasasında ayağını kaydırabilecek markaların yavaş yavaş çoğalması, şimdilik şirkete 1,8 ‘lik bir kayıp yaşatmış olsa da ileride bu kaybın daha büyük oranlarla ortaya çıkması olası bir ihtimal.

İkinci ve daha belirgin bir sebep ise ABD’de geçtiğimiz hafta yaşanan Sandy kasırgası krizi. Tüketim çılgınlığının yaşandığı ülkenin özellikle doğu kıyılarında meydana gelen hasarları ve Mc Donald’s’ın dünya genelinde gerçekleştirmiş olduğu satışların üçte birinin ABD’de olduğunu düşünürsek şirketin aylık satışlarının düşme sebebini buraya da dayandırabiliriz.

Son zamanlarda şirketlerin özellikle satışta yaşadığı sıkıntılar sonucu dönem sonu kârlarında meydana gelen beklenmedik kayıplar ortaya bir takım spekülasyon haberlerin çıkmasına sebep oluyor. Bu yüzden yakın dönemde duymaya aşina olduğumuz “… şirketi tarih mi oluyor?” gibi haberler ortaya atılıyor. Mc Donald’s da buna maruz kalır mı bilinmez ama satış ve marka değeri bir yana, forex piyasasında en güvenilir verilerden birisi olarak kullanılan “Big Mac Parity” gibi bir veriyi dünya ekonomisine mal etmiş ve küreselde 34 bin mağaza kapasitesine ulaşmış bir şirketin uzun vadede dünya piyasasından silinmesini düşünmek bile pek inandırıcı değil…

En Değerli Gelişmeleri Size İletmek İstiyoruz

Mail listemize abone olun!

Son bir adım kaldı. E-postanızı kontrol edin. (Gmail kullanıcısıysanız "promotoions" kısmına bakabilirsiniz.

Ops! Bir hata aldık, tekrar deneyebilir misiniz?

Türkiye ve Dünya ekonomisinin nabzını tutan her konuya duyarlı bir ekonomist.

Bir Cevap Yazın

Perakendenin Geleceğinde Pop-Up Mağazalar mı var?

  • Perakendecilerin bir AVM’de veya bir caddede açtıkları geçici süreli mağazalar ‘pop up mağaza’ olarak adlandırılıyor.
  • Avrupa ve Amerika’da çok yaygın olan pop up shop (geçici mağaza) konsepti Türkiye’yi de sardı. Son yıllarda Boyner, Silk & Cashmere, Süvari, Avva gibi markalar AVM’lerde veya popüler caddelerde geçici mağazalar açmaya başladı.
  • AVM’de aniden açılan, kısa sürede ya büyüyen ya da yok olan markalar var. Markalar küçük bir mağazayı 3 aylık kiralıyor. Ürünlerine ilgiyi, ciroyu görmek istiyor. Bu üç ayın sonunda satışı başarısız görürse kapatıyor, başarılı olursa mağazayı ve zinciri büyütüyor.

Son birkaç yıldır Türkiye’de, özellikle de ülkenin en büyük ve en çok yatırım alan kenti İstanbul’da gerek bir zamanın en işlek caddesi olan İstiklal Caddesi gibi yerlerde gerekse alışveriş merkezlerinde kapatılan mağazaların ne denli arttığının siz de farkındasınız, değil mi? Farkında olmamak imkânsız gibi, zira her ay birkaç mağaza kepenk indirir oldu. Bu durumun sonucunda pop-up mağazalar tercih edilir oldu.

Alışveriş merkezlerinin giderek tüketim toplumu hayat tarzının ayrılmaz bir parçası olması, tüketicilerin buna rağbet göstermesi ve buna bağlı olarak işin kârlılığı, yatırımcıları bu alana çekti. Fakat durum öyle akıl almaz noktalara geldi ki piyasadaki verimliliği ve kârlılığı da etkiler oldu. Bugün neredeyse her semte bir alışveriş merkezi düşmesi, Avrupa ülkelerinde bile görülmeyen açgözlü bir balon ekonomi oluşturdu.

Döviz kuruna endeksli kira sözleşmeleriyle kiralanan alışveriş merkezi mağazaları, perakendeciye ciddi bir yük oluyor.

Son dönemde hemen hemen her gün yukarıya doğru hareketlenen döviz kurları nedeniyle artan mağaza kiraları, beklenen ciroların yakalanamaması, tüketicinin satın alma karar sürecinde geçmişe oranla biraz da “bekle gör” mantığıyla yaptığı ertelemeler, alışveriş merkezlerindeki kiracıları ve dolayısıyla alan sahiplerini olumsuz yönde etkiledi. Kiracılar kendilerince haklı. Döviz üzerinden yapılan kira sözleşmeleri nedeniyle, kurdaki her yükseliş perakendeciye ek yük getiriyor. Fakat gelin görün ki ciro dediğimiz şey, kur kadar istikrarlı yükselmiyor. Durum böyle olunca da patlayan kiralar sebebiyle kiracı bu yükü taşıyamaz oluyor.

Elbette tek sorun kiralar değil, işin bir de yatırımcı boyutu var. Perakendeciler kiraların olağanüstü artışından yakınırken yatırımcılar, kiracı mağazaların kapatma eğiliminin kendileri üzerinde bir baskıya dönüştüğünü söylüyor. Alışveriş merkezlerindeki dekorasyon çalışmalarından doğan masrafların da bir süredir alan sahiplerine yüklendiğine dikkat çeken yatırımcılar, alışveriş merkezlerine yapılan yatırımın önümüzdeki iki yıl içinde önemli oranda düşeceğini tahmin ediyor. Bunda en büyük pay ise AVM’lere yapılan yatırımın kendini amorti edip kâra geçme süresinin, mevcut piyasa şartları gereği yaklaşık 5 yıl uzaması olarak gösteriliyor. Bunun acı faturası ise bugün 348 alışveriş merkezindeki yaklaşık 4000 boş mağaza olarak karşımıza çıkıyor.

Yüksek kiraların yanı sıra, beklentileri karşılayamayan cirolar da alışveriş merkezlerindeki mağaza kapatma nedenlerinden biri.

Perakendecinin İmdadına Pop-up Mağazalar Yetişti

İstanbul’da çok büyük çaptaki ve merkezi konumlardaki alışveriş merkezleri dışındaki hiçbir AVM’nin mağaza açılma noktasında eskisi gibi rağbet görmediği bir gerçek. Öyle ki Mango ve Zara gibi pek çok yabancı giyim markasının bir süreliğine Türkiye’de mağaza açmama kararı alması ve dahası, mevcut mağazaları arasında beklentileri karşılayamayanları kapatmayı düşünmesi de bunu gösteriyor.

Türkiye’deki iki mağazası da alışveriş merkezi içinde bulunan Debenhams’ın mağazaları kapatıp Türkiye’den çıkması, yakın geçmişte Topshop’un ülkemizden ayrılması, C&A’in kiracısı olduğu mağazaları DeFacto’ya devrederek Türkiye’ye veda etmesi, aslında hep bu alışveriş merkezi şişkinliğinin, ön çalışma yapmadan mağaza açmanın ve alışveriş merkezi yatırımcılarının yükselen döviz kuruna rağmen kiracıların cirosuna göre planlama yapmamasının bir sonucu sanki.

Debenhams da Türkiye’den ayrılan son markalardan biri

Ayakta kalmaya çalışan perakendeci, tüketiciyle fiziksel ortamda da buluşmak istiyor. Fakat hem cirosunun ne düzeyde olacağına emin olamadığından hem de sürekli yükselen döviz kurundan ötürü dereyi görmeden paçaları sıvamak istemiyor. İki arada bir derede kalan kiracının imdadına ise pop-up mağaza çözümü yetişiyor. Perakendeciyi bir nebze olsun rahatlatan pop-up mağazacılığı, sınırlı bir yerde belli bir süreliğine açılan geçici mağaza yoluyla yapılan perakendecilik yöntemi olarak tanımlayabiliriz. Bu yöntemin kiracılar için en önemli tercih sebebi ise alışveriş merkezinde alan kiralayan markanın, 3-4 aylık bir süre boyunca ürünlerine gösterilen ilgiyi ve mağazanın açıldığı yerin ne kadar etkili olduğunu görüp rotasını ona göre belirlemesi olarak öne çıkıyor. Kiracılar, belirlediği süre sonunda beklenen ciroya ulaşamamışsa mağazayı kapatıyor, aksi durumda mağazayı büyütmeye karar veriyor.

Alışveriş merkezlerindeki bu durum, perakendeciler için uygulanabilir bir çözüm olurken yatırımcıların hoşuna giden bir çözüm değil. Zira alışveriş merkezindeki yatırımcı olabildiğince uzun süreli sözleşme yaparak önünü görmek ve kendini güvende hissetmek istiyor. Üç ay sonra kalıp kalmayacağı belli olmayan her kiracı, aslında alanın boş kalma olasılığının her an Demokles’in Kılıcı gibi başlarında sallanması anlamına geliyor.

Pop-up mağazaları tercih eden markalardan biri de Tepe Home oldu.

Diğer yandan bakacak olursak pop-up mağazalar, yeni girişimcilere de ürünlerini ön plana çıkarma açısından iyi bir fırsat sunuyor. Batı ülkelerinde Levi’s, GAP gibi birçok ünlü marka, bu yolla yeni müşteriler edinmeyi deniyor. Silk&Cashmere, Boyner, Avva giderek tercih edilen bu yolu seçen markalar olarak biliniyor. Özellikle Anneler Günü, yılbaşı ve benzeri belirli dönemlerde veya indirim zamanlarında sıkça kullanılan pop-up mağazalara Londra, Berlin, Paris gibi Avrupa’nın önemli kentlerinde de rastlanıyor. Bu durum, ABD’de öylesine çeşitlenmiş ki sabah açılıp akşam özel bir kutlamayla kapanan pop-up mağazalar bile görülüyor.

Kısa bir süre önce Türkiye’den ayrılan Topshop markasının ABD’de bulunan pop-up mağazalarından biri

Boyner Fresh” kreasyonuyla Türkiye’de pop-up mağazaların en açık örneklerinden birini gerçekleştiren Boyner bu stratejiyi yaz aylarında Rixos, Babylon Çeşme, Babylon Kilyos ve Bodrum Midtown vb. deniz turizminin popüler yerlerinde sürdürüyor. Marka yetkilileri, belli bir konsepte odaklandıkları bu mağazalarda hayli iyi rakamlara ulaştıklarını belirtiyor. Konum açısından benzer bir yolu izleyen Penti ise Alaçatı, Marmaris, Fethiye, Bodrum, Kuşadası gibi yerlerde pop-up mağazalar açıyor. Yılda on adet pop-up mağaza açmayı hedefleyen Adil Işık, dönemsel kampanyaları için bu mağazalara güvenen Silk&Cashmere ve büyük indirimler yapıp elindeki stoku tüketmek amacıyla pop-up mağazalar açan Süvari’ye, yakın zamanda yeni markaların katılacağını görmek şaşırtmayacak.


PERAKENDECİLER NEDEN POP UP MAĞAZA AÇIYOR?

1-Yeni bir mağaza açacak perakendeciler doğru lokasyonu test etmek için pop up mağaza açıyor.

2-Stok fazlası olan perakendeciler indirim dönemlerinde açtıkları mağazalarla stok eritme imkanı buluyor.

3-Perakendeci farklı yerlerdeki ‘niş’ hedef kitlelere ürününü tanıtmak istediğinde pop up mağazalar iyi bir seçim oluyor.

4-Yeni ürününü tanıtmak ve test etmek isteyen bir marka bunu pop up mağaza aracılığıyla yapabiliyor.

5-Anneler Günü gibi özel günlerde ürünlerini daha rahat sergilemek ve dikkat çekmek isteyen perakendeciler pop up mağaza açıyor.

6-Web mağazasının yanı sıra fiziksel bir mağazayla müşteriye dokunmak isteyen online perakendeciler pop up mağazalarla ilk adımı atabiliyor.


Bakalım pop-up mağazacılık, ülkemizde geçici bir heves olarak mı kalacak, yoksa sürdürülebilir bir stratejiye mi dönüşecek? Alışveriş merkezi yatırımcılarını daha fazla belirsizliğe sürükleyen bir zorunluluk mu olacak, yoksa varlığını “piyasa şartları gereği çarkların dönmesi adına kaçınılmaz bir çözüm” olarak mı devam ettirecek? Bütün bu soruların cevabını zamanla bulacağız. Fakat mesele şu ki Levent’te; Metrocity, Özdilek Park ve Kanyon gibi büyük çaplı üç alışveriş merkezi bitişik duruyorsa ve hatta üçünde de örneğin birer D&R mağazası varsa, öyleyse hem yatırımcıların hem de perakendecilerin şapkayı öne alıp düşünmesinin zamanı gelmiş demektir.

En Değerli Gelişmeleri Size İletmek İstiyoruz

Mail listemize abone olun!

Son bir adım kaldı. E-postanızı kontrol edin. (Gmail kullanıcısıysanız "promotoions" kısmına bakabilirsiniz.

Ops! Bir hata aldık, tekrar deneyebilir misiniz?

Fast Food Savaşları: Burger King vs McDonald’s

  • Fast food sektöründeki en sıkı rekabetlerden biri McDonald’s ve Burger King arasında.
  • Tüm dünya çapındaki McDonald’s restoranlarının sayısı, Burger King restoranlarının sayısının yaklaşık olarak 2 katı.
  • McDonald’s, müşterilerinin %88’ini elinde tutmayı başarırken Burger King tarafında bu oradan %73.
  • İlgili Yazı: Burger King, Whopper İsteyen Müşterilerini McDonald’s’a Yönlendirdi

Global fast food sektörü söz konusu olduğunda, son dönemde en sıkı rekabetin Burger King ve McDonald’s arasında olduğunu söyleyebiliriz. Burger King 1953 yılında, McDonald’s ise 1940 yılında kurulmuş olan bir firma. Yani bu iki firma arasındaki rekabet, 65 yıldır devam ediyor. Peki, bu rekabette kimin önde olduğunu hiç merak etmiş miydiniz? Şimdi rakamlarla bu iki büyük fast food markasının arasındaki rekabete daha yakından göz atalım.

Nasdaq tarafından geçtiğimiz yıl paylaşılan verilere göre, tüm dünya çapındaki McDonald’s restoranlarının sayısı, Burger King restoranlarının sayısının yaklaşık olarak 2 katı. Bu verilere göre, geçtiğimiz yıl McDonald’s’ın toplamda 32.230 şubesi bulunurken Burger King şubelerinin toplam sayısı ise 16.167. 2020 yılında da McDonald’s restoranlarının toplam sayısının yaklaşık olarak Burger King restoranlarının toplam sayısının iki katı olması bekleniyor.

Restoran başına elde edilen lisans hakkı gelirine baktığımızda ise burada da McDonald’s’ın bariz bir üstünlüğü olduğunu görüyoruz. Geçtiğimiz yıl McDonald’s restoran başına 101.980 dolar lisans hakkı geliri elde ederken Burger King ise 69.050 dolar lisans hakkı geliri sağladı. İki şirketin yıllık lisans hakkı gelirlerine baktığımızda, McDonald’s’ın yıllık gelir artışının Burger King’e göre daha yüksek olduğu görülüyor ve bu durumun 2020 yılına kadar böyle devam etmesi bekleniyor. Bununla birlikte Burger King’in yıllık lisans hakkı geliri artışı, 2016 yılından beri %0,5’e sabitlenmiş durumda ve bu istikrarın 2020 yılına kadar bu şekilde devam edeceği tahmin ediliyor.

1010data‘nın yaptığı araştırmaya göre, müşteri sadakati açısından da McDonald’s daha başarılı. Ünlü fast food restoran zinciri, yıllık olarak müşterilerinin %88‘ini elinde tutmayı başarıyor. Burger King söz konusu olduğunda ise bu rakam %73. Bunun yanı sıra bir McDonald’s müşterisi, bir ayda ortalama olarak 26 dolar harcama yaparken bir Burger King müşterisi ise aylık ortalama olarak 17 dolar harcama yapıyor.

İki fast food markası ile ilgili olarak bir başka önemli veri ise marka değerleri. Statista‘nın paylaştığı 2017 verilerine göre iki şirketin marka değerleri arasında ciddi bir fark mevcut ve bu noktada da McDonald’s markasının Burger King’e karşı ciddi bir üstünlüğü bulunuyor. Statista’nın paylaştığı “2017’de Dünya Çapındaki En Değerli 10 Fast Food Markasının Marka Değeri” listesinde, McDonald’s 97,7 milyar dolar marka değeriyle ilk sırada yer alırken Burger King ise 5,1 milyar dolar marka değeriyle 10. sırada yer alıyor.

Statistic: Brand value of the 10 most valuable fast food brands worldwide in 2017 (in million U.S. dollars) | Statista

McDonald’s ve Burger King’in Birbirlerine Sataştıkları Reklamlar

Burger King ve McDonald’s, yaptıkları reklamlarda da aralarında rekabeti ön plana çıkartmayı ihmal etmiyorlar. Ancak rakamlar söz konusu olduğu McDonald’s’ın gerisinde kalan Burger King’in, yaptığı agresif reklam kampanyalarıyla bu alanda üstünlüğü elinde tuttuğunu rahatlıkla söyleyebiliriz.

İki markanın birbirine sataştıkları reklam kampanyalarının en dikkat çekenlerinden biri ise 2016 yılında TBWA Paris ajansı tarafından McDonald’s için hazırlandı. Fransa’da yapılan reklamda, yol kenarına McDonald’s ve Burger King için iki reklam tabelası yerleştirildi. McDonald’s için yerleştirilen reklam tabelasında en yakın McDonald’s şubesinin 5 km ötede olduğu belirtilirken Burger King’in aşırı uzun reklam tabelasında en yakın Burger King şubesinin 258 km mesafede olduğu belirtiliyordu.

Burger King ise şahane bir karşı atakla bu reklamın uzun versiyonunu yayımladı. Burger King reklamında araçla seyahat eden iki kişi, McDonald’s tarafından yerleştirilen iki reklam tabelasıyla karşılaşıyorlar. Sonrasında ise McDonald’s’a uğrayıp sadece birer kahve aldıktan sonra Burger King’te Whopper yemek için 253 km daha yol katediyorlar. Ayrıca reklamında sonunda yer verilen “Her Yerde Olduğun İçin Teşekkür Ederiz McDonald’s” ifadesi de dikkat çekiyor.

McDonalds’ın geçtiğimiz yıllarda Almanya’da yayımlanan bir reklam filminde ise McDonald’s’tan aldığı yiyecekler sürekli olarak başka çocuklar tarafından elinden alınan bir çocuk yer alıyor. Bu olayın birçok kez başına gelmesinin ardından bu ufaklık, en sonunda satın aldığı McDonald’s yiyeceğinin önüne Burger King paketi yerleştiriyor ve bu sayede yemeğine kimse dokunmuyor.

Burger King’in McDonald’s’a sataştığı bir başka reklam kampanyası ise geçtiğimiz yılın sonunda yayımlanan noel temalı reklam filmiydi. Bu reklam kampanyası kapsamında, Burger King rakibine noel hediyesi olarak dev bir ızgara götürdü. Grabarz & Partner Werbeagentur GmbH ortaklığıyla hazırlanan “The Gift of Fire” (Ateşin Hediyesi) isimli reklam kampanyası için büyük bir ızgara hediye paketine sarıldı ve bir McDonald’s şubesinin önüne götürüldü. Daha sonrasında ise Burger King ekibi hep bir ağızdan meşhur yılbaşı şarkısı Jingle Bells’in Burger King’e uyarlanmış bir versiyonunu söylemeye başladılar. Çevredeki insanların ve McDonald’s çalışanlarının bu olaya verdiği tepki ise görülmeye değerdi.

Bu rekabette, belki de en yaratıcı ve başarılı reklam kampanyası olarak Burger King’in geçtiğimiz sene “It” isimli popüler korku filminde McDonald’s’a maskotu üzerinden sataştığı reklamı gösterebiliriz. It filminin 27 Eylül’de Almanya’da gerçekleştirilen ön gösteriminde, filmin bitiş jeneriğinden hemen önce sinema perdesinde “ALINACAK DERS: ASLA BİR PALYAÇOYA GÜVENME” şeklinde bir yazı belirdi ve bunun hemen ardından da Burger King logosu gözüktü. Stres ve korku dolu bir filmin ardından böyle esprili bir mesaj gören salon ise kahkahaya boğuldu.

En Değerli Gelişmeleri Size İletmek İstiyoruz

Mail listemize abone olun!

Son bir adım kaldı. E-postanızı kontrol edin. (Gmail kullanıcısıysanız "promotoions" kısmına bakabilirsiniz.

Ops! Bir hata aldık, tekrar deneyebilir misiniz?

GELİŞMELERİ
KAÇIRMAYIN!
Haftalık bültenimize
ücretsiz kaydolun!
BİZE KATIL
close-link
GELİŞMELERİ KAÇIRMAYIN
Haftalık bültenimize ücretsiz kaydolun, sizi gelişmelerden haberdar edelim.
BİZE KATIL
close-link