Forbes, Türkiye’nin En Zengin 100 İsmini Açıkladı

Forbes Türkiye, sekizincisini hazırladığı “En Zengin 100 Türk 2013” listesini açıkladı. Listenin ilk sırasında 2012 yılında adından sıkça söz ettiren Ferit Şahenk yer alıyor. Geçen yıl 2 milyar 600 milyon dolarlık servetiyle dördüncü sırada yer alan Şahenk, bu sene 3 milyar 400 milyon dolarla birincilik tahtını Hüsnü Özyeğin’den devraldı.

Ferit_Sahenk


 1. Ferit Şahenk 

 

semahat-arsel

 

 

2. Semahat Arsel

 

Hüsnü-Özyeğin

 

 3. Hüsnü Özyeğin

 

 

 

Listede bu yıl ilk 100 sıralamasında rekor kırıldı. Toplamda 117,85 milyar dolara ulaşan 100 zengin iş adamının 44’ünün milyarder seviyesine ulaşması Türkiye’yi rekora taşıdı. Geçen sene bu sayı 35 iken, toplam servet 95 milyar dolar idi.

Listede dikkati çeken bir diğer gelişme ise geçen sene 2 milyar 900 milyon dolarlık servetiyle ikincilik koltuğuna oturan Çukurova Holding’in Patronu Mehmet Emin Karamehmet’in 500 milyon dolarlık gerilemeyle 11. sırada yer alması oldu.

En Zengin 100 Türk 2013 listesinde milyarderlik unvanını ilk kez kazanan üç isim yer alıyor : Abdi İbrahim İlaç Yönetim Kurulu Başkanı Nezih Barut, ABD’de yarattığı Chobani Yoghurt markasıyla tanınan Hamdi Ulukaya ve Kazancı Holding’den Cemil Kazancı.

Sıralamada yer alan ilk 10 kişiye ait bilgilere aşağıda vermiş olduğum tablodan ulaşabilirsiniz.

Adsız

 

En Değerli Gelişmeleri Size İletmek İstiyoruz

Mail listemize abone olun!

Son bir adım kaldı. E-postanızı kontrol edin. (Gmail kullanıcısıysanız "promotoions" kısmına bakabilirsiniz.

Ops! Bir hata aldık, tekrar deneyebilir misiniz?

Türkiye ve Dünya ekonomisinin nabzını tutan her konuya duyarlı bir ekonomist.

Bir Cevap Yazın

Yeşil Kundura Konkordato İstedi

TÜRKİYE’nin en eski ayakkabı markalarından Yeşil Kundura, konkordato başvurusunda bulundu. Şirket hakkında dün karar veren mahkeme, Yeşil Kundura’yı hacizlere karşı korumaya aldı. Üç ay geçici mühlet verilen Yeşil Kundura‘nın faaliyetlerinin denetimi için de iki kişilik konkordato komiser heyeti atandı.

HOTİÇ Ayakkabı’nın bu ayın başında yaptığı konkordato başvurusu sonrası ayakkabı sektörünün bir diğer önemli oyuncusu Yeşil Kundura Sanayi AŞ de, yaşadığı mali darboğazı aşamayınca mahkemeye başvurdu.

Haciz Yok

13 Eylül günü İstanbul 1. Asliye Ticaret Mahkemesine başvuran şirketin talebi dün karara bağlandı. Mahkeme, şirkete yönelik yeni haciz yapılmasını yasakladı. Şirkete üç ay geçici mühlet veren mahkeme, şirket faaliyetlerinin denetimi ve onayı için de iki kişilik konkordato komiseri atadı.

Satışlar Giderek Azaldı

Yeşil Kundura Yönetim Kurulu Başkanı Hüseyin Kızanlıklı, mahkemeye yaptıkları başvurunun gerekçesine ilişkin şunları söyledi: “Son dönemde, ülkemizde yaşanan; yüksek faizlerin uzun vadeli yatırımlara imkan vermemesi, TL’de yaşanan değer kaybı neticesinde satışların giderek azalması, ithal girdilerin kurdaki dalgalanmalardan etkilenmesi ve bunun gibi birçok olumsuz ekonomik gelişme nedeni ile, kısa vadeli ödemelerimizde yaşanan güçlükleri bertaraf etmek, ticari faaliyetlerimizi korumak, müşterilerimizin, tedarikçilerimizin, bayilerimizin ve diğer iş ortaklarımızın bu zorlu süreçten daha da olumsuz etkilenmesini önlemek amacı ile Av. Ertuğrul Kılınç aracılığı ile konkordato başvurusu yapma kararı almış bulunmaktayız.”

Ayakkabı sektöründe 1948 yılından bu yana sektörde bir çok ilke imza attıklarını aktaran Kızanlıklı, Konkordato süreci ile mevcut borçlarımızın vadelerini uzatarak işimize odaklanmayı, bu sayede ileriye dönük çalışmalarımızı müşteri, tedarikçi ve bayilerimizin nezdinde -bugüne dek yaratmış olduğumuz güven çerçevesinde- sürdürebilmeyi hedefliyoruz” dedi. Kızanlıklı, sahip oldukları varlıkların da borçları ödemeye yeter seviyede olduğunu kaydetti.

Kaynak: Hürriyet.com

En Değerli Gelişmeleri Size İletmek İstiyoruz

Mail listemize abone olun!

Son bir adım kaldı. E-postanızı kontrol edin. (Gmail kullanıcısıysanız "promotoions" kısmına bakabilirsiniz.

Ops! Bir hata aldık, tekrar deneyebilir misiniz?

ABD Ürünlerini Boykot Etmek, Çözüm Değil!

  • ABD ile yaşamış olduğumuz kriz sonrasında siyasiler tarafından Amerikan ürünlerini boykot çağrısı yapıldı. Peki, ABD ürünlerini boykot etmek problemlerimizi çözecek mi?
  • Ülkemizde hizmet veren ABD kökenli markalar, on binlerce kişiyi istihdam ediyorlar. Sadece McDonald’s, 6 bin civarında insanı istihdam ediyor. Bu nedenle ciddi anlamda bir boykot, yine bize olumsuz olarak yansıyabilir.
  • Dışarıdan müdahalelerle kolay bir şekilde etkilenmeyen güçlü bir ekonomiye sahip olmak için özellikle teknoloji alanında “üreten Türkiye” vizyonunun bir an önce hayata geçirilmesi gerekiyor.
  • İlgili Yazı: Türkiye, Geçen Yıl Ne Kadar İhracat Yaptı?

Son günlerde döviz kurunda yaşanan hızlı artıştan ülkemizin içinde bulunduğu zor durum hepinizin malumu. Döviz kurundaki bu ani artışın ana sebebi ise ABD ile yaşamış olduğumuz Rahip Brunson krizi. Durum böyle olunca da, özellikle siyasiler tarafından ABD ürünlerini ve markalarını boykot çağrısı yapıldı. Hatta ABD’den gelen bazı ürünlere ek gümrük vergisi getirildi. Bu noktada sorulması gereken soru şu: ABD ürünlerine yönelik bir boykot, mantıklı bir hamle mi?

Bu soruyu doğru bir şekilde cevaplayabilmek için öncelikle ülkemizde satışa sunulan ABD kökenli ürünlerin ve faaliyet gösteren şirketlerin oranına bakmak lazım. Örneğin yolda yürürken neredeyse her birkaç kişiden birinin elinde görebileceğiniz iPhone, bu Amerikan ürünlerinin başında geliyor. Ülkemizdeki en popüler spor giyim markalarından biri olan Nike, en çok tüketilen içecek markalarının başında gelen Coca-Cola, senelerdir ülkemizde faaliyet gösteren teknoloji şirketi Microsoft… Bunlar, ülkemizdeki en çok dikkat çeken Amerikan markalarından birkaçı ve bu örnekleri rahatlıkla çoğaltabiliriz.

Yiyecek ve içecek sektöründeki Amerikan markalarına baktığımızda işe durum daha vahim. Ülkemizde en çok mağazası bulunan kahve zinciri olan Starbucks‘ın yanı sıra, ülkemizde faaliyet gösteren fast food restoran zincirlerinin büyük çoğunluğu ABD markası. Burger King, McDonald’s, KFC, Popeyes, Arby’s, Sbarro, Domino’s Pizza, Pizza Hut ve daha fazlası… Uzun lafın kısası, her alanda bu kadar çok Amerikan markası bulunurken zaten tam anlamıyla bir boykotun gerçekleşmesi pek mümkün değil.

Bir de bu olayın başka bir boyutu var. Ülkemizde faaliyet gösteren bütün bu Amerikan şirketleri, ciddi anlamda bir istihdam sağlıyorlar. Ve bu şirketlerin istihdam ettikleri insanların sayısı on binleri buluyor. Bu konuda bir örnek vermek gerekirse, istatistik platformu Statista’nın paylaştığı Mayıs 2018 istatistiklerine göre, Starbucks’ın ülkemizde 428 şubesi bulunuyor. Türkiye’de Burger King’in 636, McDonald’s’ın 260, Popeyes’ın 200, Sbarro’nun 80 ve Arby’s’in ise 72 restoranı bulunuyor. Ve sadece McDonald’s, 6 bin civarında kişi istihdam ediyor. Diğer şirketlerde çalışan kişi sayısını da hesaba kattığımızda, on binlerce insanın ABD kökenli markalar sayesinde geçimini sağladığını söyleyebiliriz.

Durum böyleyken bu şirketlere yönelik olarak kapsamlı ve uzun süreli bir boykot gerçekleştirdiğimizi düşünelim. Böyle bir şey durum sonucunda, bu şirketler en iyi ihtimalle yeterince iş yapmamalarından ötürü bazı mağazalarını kapatmak durumunda kalacaklardır. Bu da binlerce kişinin işsiz kalmasına ve ülkemizdeki işsizlik oranının artmasına neden olacaktır. Sonuç olarak ülke ekonomimiz olumsuz etkilenecek ve bu durumdan yine ülkemiz zararlı çıkacaktır.

Peki, Çözüm Ne?

Çözüm, özellikle siyasiler tarafından sürekli olarak dile getirilen “üreten Türkiye” vizyonunun bir an önce hayata geçirilmesidir. Bizim ülke olarak özellikle teknoloji üretmemiz ve ardından da güçlü teknoloji markaları meydana getirmek için gereken adımları atmamız gerekiyor. Çünkü günümüzde teknoloji alanında gelişmiş olan ülkeler, aynı zamanda dünyanın en güçlü ekonomilerine sahip ülkelerdir.

Dünyanın süper gücü ABD’nin sahip olduğu teknoloji markalarının sayısı saymakla bitmiyor ve ülke, -her ne kadar son zamanlarda bu algı yavaş yavaş değişmeye başlasa da- teknolojinin beşiği konumunda bulunuyor. Çin, dünya ekonomisinin merkezinin Batı’dan Doğu’ya kaymasına neden olabilecek ülkelerin başında geliyor. Zira Çin, son yıllarda teknoloji alanında ciddi atılımlar yaptı ve çok sayıda teknoloji markası çıkardı. PwC tarafından geçtiğimiz sene yayımlanan rapora göre, 2030 yılında, Çin ve ABD ile birlikte dünyanın en güçlü üç ekonomisi arasında olması beklenen Hindistan da kendisini teknoloji alanında hızla geliştiriyor, ki ülke zaten uzun bir süredir dünyanın birçok ülkesine outsource olarak yazılım desteği sağlıyordu.

Teknoloji üretimini hayati kılan bir diğer unsur ise bir ülkeye en çok döviz girişini sağlayan ve bir ülkeden en çok döviz çıkışına neden olan başlıca alan olmasıdır. Çeşitli teknolojiler ürettiğimiz ve bu teknolojileri dünyaya pazarlayabildiğimiz takdirde, zaten ülkeye yüksek miktarda döviz girişi olacağı için döviz kurunun son zamanlarda olduğu gibi aşırı derecede yükselmesi de pek mümkün olmayacaktır. Yani günümüzde bir nevi güçlü teknolojik altyapı, güçlü ekonomi anlamına geliyor. İlerleyen yıllarda teknolojinin ekonomiye etkisinin çok daha fazla olacağına hiç şüphe yok.

Sonuç olarak biz, teknoloji başta olmak üzere kendi güçlü markalarımıza sahip olursak, zaten insanlar belirli avantajlarından ötürü yerli markaları tercih edeceği için herhangi bir boykota gerek kalmayacaktır. Tabii, hızlı tüketim ürünleri gibi birçok alanda ülkemizde satılan Amerikan mallarının sayısı bir hayli fazla. Ancak bu alanlarda iyi kötü kendi markalarımıza sahip olduğumuzdan ve bu alanların katma değerleri teknoloji kadar fazla olmadığından ötürü, o kadar da kritik bir önem arz etmiyorlar. Bu nedenle devletin bir an önce farklı alanlara yatırım yapan yatırımcıları teknoloji alanına yönlendirmesi ve teknoloji üretimini teşvik etmek için gerekli adımları atması gerekiyor.

En Değerli Gelişmeleri Size İletmek İstiyoruz

Mail listemize abone olun!

Son bir adım kaldı. E-postanızı kontrol edin. (Gmail kullanıcısıysanız "promotoions" kısmına bakabilirsiniz.

Ops! Bir hata aldık, tekrar deneyebilir misiniz?