BMW’den AB’ye İnat Rekor Kâr

Avrupa’nın ve Dünya’nın önde gelen otomobil markalarından BMW (Bayerische Motor Werk) 2012’de küresel bazda satış rekoru kırdı. Mini ve Rolls-Royce markalarını da bünyesinde barındıran BMW gurubu 2011 yılına kıyasla satışlarını %11 oranında artırarak 1.85 milyon Euro değerinde satış rakamına ulaştı.

Toplam kâr içerisinde BMW’nin kendi modellerinin satışı %12 artışla 1,54 milyonluk büyük bir dilime sahipken Mini markasının satışları %6 yükselerek 301,526’ya, Rolls-Royce’un satışları ise %1 artışla 3,538’e yükseldi.

bmw_mini_rollsroyce

2012 yılında dünya ekonomisinde durağan bir seyir hakimken BMW bu durumdan pek etkilenmemiş görünüyor. Aslında tüm markalarda olduğu gibi BMW de Avrupa‘da yaşanan ekonomik krizden nasibini almıştı ve bu yüzden  Kasım ayında AB pazarındaki satışlarında ciddi bir düşüş yaşamıştı. Peki ne oldu da durum bir anda tersine döndü ve Alman devi bu dezavantajı lehine çevirmeyi başardı? Aslında bunun altında yatan neden çok basit. Geçtiğimiz yıl yaşanan ekonomik kriz nedeniyle BMW ve daha birçok marka  rotayı başka pazarlara çevirdi. Bunların en önemlisi de şüphesiz ki Asya pazarıydı ve bu pazardaki en büyük tüketim hacmine sahip  olan Çin en cazip ülkeydi. Sonuçlara bakılacak olursa küresel satışta %32’lik bir yere sahip olan Asya pazarında Çin %40’lık artışla başı çekiyor. Diğer önemli pazarlar olan Rusya ve ABD sırasıyla %33 ve %14’lük oranla rekor kâra ulaşmada önemli rol oynadı. Avrupa’da ise satışlar %1 oranında gerçekleşmiş durumda.

2012 yılı itibariyle Avrupa ve EFTA( Avrupa Serbest Ticaret Bölgesi) ülkelerinde otomotiv pazarı %19 oranında daralmasına rağmen BMW gibi bir otomotiv devinin satışlarını artırıp rekor kırması yadsınamaz bir başarı. 2013’e daha umutlu giren BMW’nin satış ve pazarlama müdürü Jan Robertson, “Yeni bir yıla olumlu bir atılımla girdik. Bazı piyasalarda görülen olumsuz havaya rağmen, 2013’te yine satış rekoru kırmayı umuyoruz.” dedi. 2013’ün ikinci çeyreğinden sonra AB ekonomisinin daha iyi bir grafik çizeceğinin öngörüsünü de eklersek BMW’nin umudunun gerçekleşmesi uzak bir ihtimal gibi görünmüyor.

En Değerli Gelişmeleri Size İletmek İstiyoruz

Mail listemize abone olun!

Son bir adım kaldı. E-postanızı kontrol edin. (Gmail kullanıcısıysanız "promotoions" kısmına bakabilirsiniz.

Ops! Bir hata aldık, tekrar deneyebilir misiniz?

Türkiye ve Dünya ekonomisinin nabzını tutan her konuya duyarlı bir ekonomist.

Bir Cevap Yazın

Apple Kendi Kredi Kartını Çıkarıyor

Dün sizlere Apple TV’nin üyelik modeline geçerek abonelik satmaya hazırlandığından bahsetmiştik. Apple yine markasını genişletecek bir yeniliğe imza atmak üzere. Wall Street Journal’ın haberine göre Goldman Sachs ve Apple, Apple Bay markası taşıyacak yeni bir kredi kartı çıkaracaklar.

Apple ve Goldman Sachs, yeni bir ortak kredi kartı çıkarmak için hazırlıklara başladılar. Habere göre, planlanan kredi kartı Apple Pay markasını taşıyacak ve gelecek yıl müşterilere sunulacak.

Apple, Goldman Sachs ile yaptığı anlaşma sonrasında mütyerileri için ödül kartı konusunda Barclays PLC ile uzun süredir devam eden işbirliğini de sona erdirecek.

En Değerli Gelişmeleri Size İletmek İstiyoruz

Mail listemize abone olun!

Son bir adım kaldı. E-postanızı kontrol edin. (Gmail kullanıcısıysanız "promotoions" kısmına bakabilirsiniz.

Ops! Bir hata aldık, tekrar deneyebilir misiniz?

“Linç Kültürü” Paranoyası

Bazen yaratıcı ekibin motivasyonunu kırdığımı düşünmüyor değilim. Ortaya attıkları her bir yaratıcı fikrin arkasından sorular kaplıyor kafamı. Acaba hedef kitlemiz bizi bu kampanyada nereden eleştirebilir diye… Bir nevi yeni çağın virüsüne kapılıp mesleki bir paranoya sardığı gerçeğiyle karşı karşıya kalıyoruz.

Bir kampanyayı başlatırken müşterimizin üzerinde heyecan yaratacak bir çalışma için yaratıcılığı ortaya çıkarmaya çalışıyoruz. Zaten bu, doğamızda olan bir durum değil mi?  Hayatımızın rutininin dışında bir şeyle karşılaşmazsak heyecan duyar mıyız ki? İşte markalarda da durum böyle. Müşterimizin iç görüsünü görüp onu markanın rutin işleyişinin dışına çıkaracak, heyecan yaratacak kampanyalar üretmek için tüm çabamız. Heyecan yaratıp önce fark edilir olmak, heyecan yaratıp akılda kalıcı olmak, heyecanını sürekli tutup marka sadakati sağlamak…  Ama marka yöneticileri için bazen farklılaşmak konusunda fazla empati kurma gerekliliği karşımıza çıkıveriyor. Çünkü sosyal medyanın ortaya çıkardığı ve adına “linç kültürü” denilen tüketici davranış modelinin önüne geçebilmek, “hiç risk almayalım kafamız rahat olsun” düşüncesini beraberinde getiriyor.

Ünite İletişim Yönetim Kurulu Başkanı Işıl Arıdağ’ın sözleriyle: “Bu dönem araştırmaya dayalı bir dönem. Toplumun hassasiyetlerine hakim, doğru, sağlıklı iletişim yönteminin elzem olduğu bir dönem. Dönemin dinamiğini dikkate almayan markalar da her an krize gebe.”

Krizi öngörmek en büyük meziyet olsa da onunla başa çıkabilmek ve süreci hasarsız atlatabilmenin de bir ustalık gerektirdiğini düşünüyorum. Kriz yönetimi konusunda markanın kriz oluşana kadar tüketici gözünde çizdiği imaj, itibar ve oluşturduğu güven aslında bir krizden sağlıklı çıkabilmenin tek yolu. Dijital çağda herhangi bir krizin önüne geçebilmek için kontrolsüz şekilde çığ gibi büyüyen linçlemeyi durdurabilecek ve tüketiciyi ikna edebilecek güçlü kalkanlarınız olması gerekli.

Krize yanıt sürecinde, kurumun bu iletişimi yönetme konusunda ne kadar deneyimli olduğu, süreci yönetme konusunda büyük önem taşımaktadır.

Kriz iletişimini yönetmek için bir çok aşamadan söz edilse de belli başlı atlanmaması gerekli aşamaları şu şekilde kaleme almak mümkün:

  • Kontrol altına alma: Başka mecralara, başka platformlara ya da kurumlara sıçramadan ve bir sonraki hamleyi planlamadan önce süreci kontrol altına almak gerekmektedir.
  • Süreç yönetimini gerçekleştirecek stratejinin belirlenmesi, senaryonun oluşturulması.
  • Senaryoda görevleri olan ve olmayan tüm ekibin süreçle ilgili bilgilendirilmesi: Kriz yönetim sürecinin iyi bir iletişim gerektirdiği unutulmadan ekipte bulunan her bir bireyin süreçle ilgili bilgilendirilmesi ve açık iletişimin kurulması beklenmektedir.
  • İletişimi yönetirken fedakarlık miktarının belirlenmesi hassasiyeti: Bunların yanında, müşterilerin mağduriyeti ya da memnuniyetsizliğinden  doğacak soruna önlem olarak yapılacaklar  ve söylenecekler konusunda fedakarlık düzeyinin iyi analiz edilmesi gerekmektedir. Kurumun zarar boyutu, oluşabilecek zarar riski ve kurum itibarı konularının atlanmaması gerekmektedir.
  • Açık iletişim ve şeffaflık: Tüketiciniz eğer size  güveniyorsa bu süreci atlatmanız yine onun güvenini kazanmakla mümkün olabilir. Unutulmamalıdır ki, tüketiciniz her ne kadar linç kültürüne kapılma konusuna açık olsa da gerçek ve doğru bilgiyi ayırt edebilecek kadar zeki. Yeter ki siz ona şeffaf davranabilecek güçte olun.
  • Ve pek tabii, her kriz sonrası itibar ve finansal kaynaklar açısından zararın boyutunun tespiti ve değerlendirme.

Yukarıda belirttiğim süreçlerin sonunda INBREC Yönetim Kurulu Üyesi Salim Kadıbeşegil’in ifadesiyle: “Mesele, toplum karşısında kimin inandırıcı olacağıdır.”

İyi bir kriz iletişimi yönetimi ise; öngörü, içgörü, linç kültürü paranoyasına sahip ama yaratıcılığı öldürmeyen, konu-gündem ve kriz yönetimi eğitimini almış kurumsal iletişim uzmanlarını ekiplerde barındırmak ve bunun bir gereklilik olduğunu bilen marka sahiplerinin olmasıyla mümkün.

(Kriz iletişimi yönetimi konusunda, MediaCat’in Mayıs 2017 sayısının “Neler Oluyor Bize?” başlıklı bölümünden çeşitli görüşleri takip edebilirsiniz.)

En Değerli Gelişmeleri Size İletmek İstiyoruz

Mail listemize abone olun!

Son bir adım kaldı. E-postanızı kontrol edin. (Gmail kullanıcısıysanız "promotoions" kısmına bakabilirsiniz.

Ops! Bir hata aldık, tekrar deneyebilir misiniz?

GELİŞMELERİ
KAÇIRMAYIN!
Haftalık bültenimize
ücretsiz kaydolun!
BİZE KATIL
close-link
GELİŞMELERİ KAÇIRMAYIN
Haftalık bültenimize ücretsiz kaydolun, sizi gelişmelerden haberdar edelim.
BİZE KATIL
close-link