Allianz, Alman Devi Bayern Münih’e Ortak Oldu

Almanya’nın dev şirketlerinden biri olan Allianz, Bayen Münih ile sponsorluk anlaşmasını farklı bir boyuta taşıyor. Allianz firması, 2005 senesinden bu yana Bayern Münih stadının isim hakkını elinde bulunduruyor. Allianz Arena, UEFA’nın listesinde 5 yıldız taşıyan statlar arasında yerini alırken, stadı görkemli kılan bir diğer özellik ise dış cephesindeki renkli aydınlatmaları. 2005’den itibaren 23 milyon kişiye ev sahipliği yapması da stadın diğer bir özelliği. Tüm bu stadın özellikleriyle beraber Bayern Münh’in marka değerini göz önünde bulunduracak olursak, Allianz firmasının sekiz yılda vermiş olduğu 63 milyon Euro’yu anlaşılır kılıyor.

Allianz firması, Bavyera temsilcisi ile sponsorluk anlaşmalarının da ötesine giderek 110 milyon Euro karşılığında, kulübün hisselerinin %8.33’ünü satın aldı. Allianz firmasının bu hamlesi, pazarlamacılar tarafından önemli bir pazarlama stratejisi olarak değerlendirildi. Anlaşmaya göre; firma, bundan sonra Bayern Münih takımının ana sponsorlarından bir tanesi olmakla birlikte, taraftarlara yönelik birçok pazarlama faaliyetlerini kulübün sosyal medyası ve web sitesi üzerinden yürütmeyi hedefliyor. Allianz firması, bu pazarlama anlayışını dünyanın farklı kıtalarına taşımakta kararlı görünüyor. Firma Bayern Münih modelini şimdiden dört farklı stat kooperatifine taşımış durumda. Bunlar: Allianz Park Londra, Allianz Riviera Nice, Allianz Stadı Sidney ve Allianz Parque Sao Paulo. Dikkat çekilmesi gereken başka bir konu da, Bayern Münih Kulübü’nün profesyonel kişiler tarafından başarılı bir şekilde yönetildiği. Geçmişte her büyük takım gibi Bayern Münih Kulübü’nün de başarısız olduğu dönemler olmuştur, ama hiçbir zaman koymuş olduğu vizyon ve misyondan şaşmamıştır. Bayern Münih’in geçmişteki mali bilançosunu araştırdığımızda, hiçbir sezonu ciddi zararla kapatmadığını görürüz. Kulüp aksine kontrollü büyüme sağlayarak, misyonunu başarılı bir şekilde yürütmektedir. Türkiye’de maalesef bu bilanço çok farklı gözüküyor. Ülkemizde özellikle sürekli borçlanarak büyük paralarla futbol dünyasının içinde olan üç büyük takımımız Beşiktaş, Fenerbahçe ve Galatasaray bu kötü yönetimlerden nasiplerini almış kulüplerimizin başında gelmektedir. Sürekli “dünya markası” olmaktan söz eden yöneticilerimiz, kulüplerin gelenekselci anlayış içinde yönetilemeyeceğini halen tam olarak anlamış değiller.

Hatırlayacak olursak, Galatasaray yönetimi yeni stadın isim hakkını Türk Telekom’a verdiği zaman ne denli tepkiler ile karşılaştı. Kulübün içinden ve diğer iki büyük takımın yöneticileri tarafından eleştirilere maruz kaldı. Sembolleşmiş olan stad isimlerinin, para uğruna değiştilmemesinin gerekliliğini savunan gelenekselci düşünce kulüplerimizi hep baltalamıştır. Hedefi sadece yurt içinde değil, bir dünya markası olan kulüplerimiz, kurumsallaşma yolunda daha fazla gayret göstermelidir. Son yıllarda az olsa da üç büyüklerimizin yöneticileri bunun bilincine varmış görünüyorlar. Ne mutlu ki Galatasaray’dan sonra Beşiktaş da isim hakkını Vodafone’a satma kararını verdi. Son olarak tüm direnişlere rağmen Fenerbahçe de 1 Ocak’tan sonra stadın isim hakkını satışa çıkaracağını borsaya bildirdi.

En Değerli Gelişmeleri Size İletmek İstiyoruz

Mail listemize abone olun!

Son bir adım kaldı. E-postanızı kontrol edin. (Gmail kullanıcısıysanız "promotoions" kısmına bakabilirsiniz.

Ops! Bir hata aldık, tekrar deneyebilir misiniz?

Bir Cevap Yazın

Barack ve Michelle Obama Netflix’e İçerik Üretecek

  • Barack ve Michelle Obama çifti Netflix’e içerik üretmek için anlaştılar. 
  • Obamalar daha önce Netflix’e programların yapımı için Higher Ground Productions isimli şirketi kurmuştu.
  • Michelle Obama “Barack ve ben hikaye anlatıcılığın gücüne inanmışızdır, bu bize hep ilham verdi” dedi.
  • İlgili yazı; Netflix’in Abone Sayısı Nasıl 125 Milyona Ulaştı?

Eski ABD Başkanı Barack Obama ve eşi Michelle Obama, dijital film ve dizi platformu Netflix ile anlaşmaya imza attı. BBC’nin haberine göre; Obama çifti önümüzdeki birkaç yıl Netflix için dizi, belgesel gibi birçok formatta program hazırlayacaklar.

Michelle Obama konu ile ilgili “Barack ve ben hikaye anlatıcılığın gücüne inanmışızdır, bu bize hep ilham verdi” dedi. Obama, hazırlayacakları programlarda ‘yetenekli, ilham verici ve yaratıcı’ seslere yer vereceklerini de ekledi.

Çiftin yapacağı program formatlarının bazıları belgesel, bazıları, konuklu TV programı formatında bazıları da senaryosu önceden yazılmış dizi formatları olacak. Obamalar daha önce Netflix’e programların yapımı için Higher Ground Productions isimli şirketi kurmuştu.

Netflix’in İçerik Şefi Ted Sarandos bu konuda ayrıntı vermedi ancak, “O müthiş hikaye anlatma yeteneklerini sergilemek için Netflix’i seçtikleri için çok gururluyuz” dedi.

Ted Sarandos gibi belli bir kitle Obama’ların faydalı ve ilham verici güzel içerikler üreteceğini düşünürken başka bir kitle de içeriklerin siyasi olacağından endişelendiklerini dile getiriyor. Gün geçtikçe dünya çapında abonelik sayısı artan Netflix’in bu hamlesinin ardından neler olacağını göreceğiz.

Siz bu konu hakkında ne düşünüyorsunuz? Sizce çiftin üreteceği içeriklerde siyasi mesajlar olacak mı?

En Değerli Gelişmeleri Size İletmek İstiyoruz

Mail listemize abone olun!

Son bir adım kaldı. E-postanızı kontrol edin. (Gmail kullanıcısıysanız "promotoions" kısmına bakabilirsiniz.

Ops! Bir hata aldık, tekrar deneyebilir misiniz?

Hikaye Anlatarak Pazarlamak Neden Önemli?

Hayal etmek, mükemmel bir şey. Yuval Noah Harari’nin “Sapiens: A Brief History of Humankind” adlı kitabında anlattığı gibi; insanı bugünlere getiren şey, hayal kurma yeteneği. Hayal gücümüz sayesinde tarih boyunca medeniyetler inşa ettik, topluluklar oluşturduk ve yiyecek zincirinin en tepesine ulaştık. İmkansız olanı öngörme yeteneğimiz, bizi binlerce yıldır hayvanlardan ayıran en önemli özelliğimiz oldu.

O dönemlerde mağara evlerde anlatılan bu hikayeler, insanlar arasındaki iletişimin primitif örnekleri olarak hayal gücüyle süslendiler ve günümüze kadar uzanan destanlara dönüştüler. Ancak hiçbirimiz, lise dönemlerimizde edebiyat öğretmenlerimizin İlyada ve Odysseia gibi antik literatür destanlarını okutarak insanın ilkel iletişim süreçlerini ve hikayeye olan ihtiyacını anlamamızı istediğini elbette ki düşünmemiştik.

Dijital insanlar olarak, sorunlarımızı çözmesi için en güvendiğimiz kaynağın Google olduğu yalnız bir jenerasyonuz. Arama motoruna kelimeleri yazıyoruz ve o da bizi görmek istediğimiz kişilerin bağlı olduğu ağlara ve internet sitelerine yönlendiriyor. Peki sizce, tüm bu çabamızın nedeni ne? Aslında cevap çok basit: Çeşitli sanal ortamlarda insanlara hikayelerimizi daha iyi anlatabilmek. Çünkü, modern dünyada hepimiz birer hikayeyiz ve her hikaye gibi, bizimkilerin de menşei hayal gücü.

Büyük veya küçük fark etmeksizin, hemen her markanın pazarlama iletişim çalışmalarına önem verdiği günümüz dünyasında tüketicilerin maruz kaldığı mesajlar arasından sıyrılmak oldukça zorlaştı.Tüm bu şartlarda işe girerken insan kaynakları uzmanının, sunum yaparken üniversitedeki hocanın veya herhangi bir mal veya hizmet satarken tüketicinin ilgisini çekmek istiyorsanız ona verdiğiniz bilgiyi kişiselleştirmeniz gerekiyor. Kısacası, verdiğiniz bilgi ile alıcı arasında duygusal bağ oluşturmalısınız. Bu noktada hikaye anlatımı, hem mevcut hem de potansiyel tüketicilerin aklında markaların canlanmasını sağlamanın en güçlü yollarından biri. Eğer markalar, ürün ve hizmetlere insanların dikkatini çekecek bir hikaye verebilirlerse işte o zaman hedef kitleyle birlikte yolculuğa çıkabiliyorlar.

Hikaye Anlatımı Neden İşe Yarıyor?

19. yüzyılın sonlarında Adam Smith ve David Ricardo gibi teorisyenlerin geliştirdiği “homo economicus” terimine dayanarak John Stuart Mill’in ortaya attığı “ekonomik insan” kavramı dolayısıyla insan, ekonomik sistemde faydacı ve menfaati doğrultusunda hareket eden bir varlık olarak ele alındı. Ancak, davranışsal ekonomi modeli geliştirilerek insanın yalnızca kendi çıkarları doğrultusunda hareket eden bir varlık olarak ele alınmasının dar bir görüş olduğu ortaya atıldı. Nitekim homo economicus modeline göre, herhangi bir vakıfa veya derneğe yardım yapan ya da ekonomik çıkarı olmaksızın toplum için fayda sağlayan işlerde çalışan insanları açıklamak mümkün değildi. Çünkü bizler, salt mantıkla düşünen varlıklar değiliz. Hikayeler, bu noktada mantık dışı beynimize hitap ederler. Tüm bu mantık dışı eylemler, “duygu” adı altında hayatımızda yer alır ve söz konusu duygular olunca insan için her şeyin boyutu değişir.

Bunun yanı sıra, işin bilimsel kısmına odaklanmak gerekirse; düz bir enformasyonu okurken beynimizin yalnızca dil ile ilgili bölgeleri çalışıyor. Ancak bir hikaye okuduğumuzda yalnızca dil bölgeleri değil, aynı zamanda o hikayeyi yaşıyor olma durumunda aktif hale gelecek kısımları da çalışmaya başlıyor. Fast Company’nin yaptığı bir araştırmaya göre; ortalama bir insan günde 100.000 dijital kelime tüketiyor ve bu insanların %92’si, marka reklamlarını hikaye şeklinde görmek istiyor. Çünkü beyin, resimleri kelimelerden 60 kat daha iyi algılıyor. Hal böyle olunca pazarlamacıların hikayelerle tüketicilerin kalbini kazanmaya çalışmaları kaçınılmaz hale geliyor.

2018’de Markaları Hikaye Anlatımıyla İlgili Bekleyen Trendler Nelerdir?

  • CSO (Chief Storytelling Officer) Yükselecek

Evet, yanlış okumadınız. Pazarlama yöneticilerine taptaze bir unvan daha eklendi. United Airlines, kısa zaman önce marka hikayesi oluşturması ve tüm işletmeye entegre etmesi için bir CSO atadı. Görünen o ki, bu unvana sahip yöneticiler, pazarlama masasında daha çok yer bulacak.

  • Daha Fazla Marka, Müşterilerini, Hikayelerini Anlatmaya Teşvik Edecek

Markaların hikaye anlatımı güçlü olsa da kendi deneyimleri hakkında hikayeler anlatan müşteriler her zaman daha etkilidir. Bu hikayeler, gerçek dünyadaki deneyimleri yansıttığı için orijinallik ve inandırıcılıklarıyla kazanırlar. Airbnb ve GoPro gibi markalar, müşteri odaklı hikaye anlatımını oldukça iyi yöneterek ön plana çıkıyorlar.

  • Videolar Daha da Önem Kazanacak

Son yıllarda görsel hikaye anlatımı, kelimelerin değerini düşürdü dersek sanırım yanlış olmaz. İnsanlar fotoğraf, grafik veya videolar üzerinden kısa sürede ve kolayca bilgi toplamak istiyorlar. Yemek tariflerinin bile 60 saniye ile sınırlandığı dünyada uzun videoları izlemek için kimsenin vakti yok.

  • Sanal Gerçeklik Hikaye Anlatımı Ortaya Çıkmaya Başlayacak

Markalar, içerik sunmak için yeni yollar aradıklarından, sanal gerçekliği keşfetmeye ve kucaklamaya başladılar. Intel’in CMO’su Steve Fund, şirketin şimdiden fiziksel ve sanal ortamları bir araya getirdiği, drone’lar ve derinlik algılayıcı kameralar gibi teknolojileri kullanarak yeni içerik biçimleri oluşturduğu “Birleştirilmiş Gerçeklik” adlı bir sanal gerçeklik modelinin peşinde olduğunu açıkladı.

Hepimiz Hansel ve Gretel, Kibritçi Kız, Cinderella ve Pamuk Prenses ve Yedi Cüceler gibi sayısız masalları dinleyerek ve okuyarak büyüdük. Görünen o ki, dinleme ve okuma kaynaklarımız evrilse de hikayelere olan düşkünlüğümüz çocukluğumuzdaki kadar taze. Öyleyse, en ilginç hikayeyi anlatan kazansın!

En Değerli Gelişmeleri Size İletmek İstiyoruz

Mail listemize abone olun!

Son bir adım kaldı. E-postanızı kontrol edin. (Gmail kullanıcısıysanız "promotoions" kısmına bakabilirsiniz.

Ops! Bir hata aldık, tekrar deneyebilir misiniz?

GELİŞMELERİ
KAÇIRMAYIN!
Haftalık bültenimize
ücretsiz kaydolun!
BİZE KATIL
close-link
GELİŞMELERİ KAÇIRMAYIN
Haftalık bültenimize ücretsiz kaydolun, sizi gelişmelerden haberdar edelim.
BİZE KATIL
close-link