2012’nin AB’ye İzdüşümü “Resesyon” Oldu

2012 yılı Avrupa’sına damgasını vuran en büyük ekonomik olay şüphesiz ki Avrupa Birliği’nin içinde bulunduğu ekonomik bunalımdı. Ardı ardına gelen kötü haberler Yunanistan’ın iflas bayrağını çekmesiyle start almış, İspanya, Portekiz ve İtalya’da yaşanan kötü gidişatla alevlenmişti. Bunun sonucu olarak da AB şuan içinde bulunduğu resesyon sürecine girmekten kurtulamadı.

Yunanistan’ın Euro bölgesinden çıkarılıp eski para birimine dönmesi iddialarından tutun da özellikle İspanya’da devam eden işsizlik ve kötü gidişata dur demek için yapılan halk ayaklanmalarına kadar dur durak bilmeyen çalkantılı bir süreçten geçmeye devam ediyor AB. 27 ülkeyi 25 katlı büyük bir bina olarak düşünürsek ve bu koca binayı taşıyan iki büyük direği Almanya ve Fransa olarak varsayarsak AB’nin genel profilini aşağı yukarı çizmiş oluruz. Günümüzde yaşanan ekonomik bunalımlar hız kesmediği için de en sağlam direklerden birisi olan Fransa bile bundan etkilenmiş durumda ve kötü gidişata engel olamayan Fransızlar ülke notunun düşmesini de başları aşağıda izlemek zorunda kaldı. Diğer sağlam direk Almanya ise tek başına koca bir birliği sırtlamak gibi bir sorumluluk alarak ağır bir yükün altına girse de krizden etkilenen en son ülke konumunda.

Sıcak gelişme olarak göze çarpan ve son birkaç haftadır Avrupa gündemini meşgul eden haber ise Yunanistan’ın IMF’ye olan borcunun 40 milyar dolarının kırpılması ve yeni yardım paketinin de yolda olmasıydı hatırlarsanız. Bunun yanı sıra AB’nin krizdeki ülkelere yardım amaçlı kurduğu “Avrupa İstikrar Mekanizması” fonunun kredi notunu AAA’dan AA1’e çeken Moody’s aralık ayı itibariyle AB’de sıfırcı hoca rolünü oynamaktan geri kalmadı. Hal böyle olunca Avrupa’da yaşanan krize yönelik birçok çözüm önerisi ortaya atıldı. Bunlardan en önemlisi de ”The Economist” te yayınlanan analiz sonucunda ortaya çıkan “işsizliğin azaltılması” önerisi oldu.  Analizde, kıta genelinde yapılan destek paketlerinin kötümser imajı bozması sonucu yapılması gerekenin işsizlik oranlarının düşürülmesi gerektiği belirtildi.

Yunanistan ve İspanya’nın sırasıyla %25 ve %26 gibi rekor seviyede işsizlik oranına sahip olması insanların AB’ye olan güveninin sarsılmasına sebep oldu, ki bu sadece bu ülkelerde değil Portekiz, İtalya, Macaristan, Belçika ve en önemlisi de AB’nin temel yapı taşlarından Fransa’da da hissedilmeye başladı.

Avrupa Merkez Bankası(ECB) Başkanı Mario Draghi yaptığı bir açıklamada Avrupa’daki resesyonun 2013’ün ikinci yarısına kadar devam edeceğini açıklamıştı. OECD tarafından yayınlanan bir diğer raporda ise özellikle İspanya’nın 2014 sonuna kadar krizden çıkamayacağı belirtilmişti. Peki bu durumdan Türkiye payını nasıl aldı?

Türkiye’nin ihracatında en önemli yere sahip olan AB ülkeleri kriz nedeniyle eskisi kadar talep gösteremeyince ihracatta düşüş yaşandı ve son zamanlarda da görüldüğü gibi Türkiye ihracat beklentilerini dünyanın başka pazarlarına çevirmiş durumda. (“AB’ye İhracat Kod Adı: Kötü Gidişat” adlı yazımda bu konudan ayrıntılı bir şekilde bahsetmiştim.) Bunun yanı sıra TL’nin Euro karşısında değer kazanması, Türkiye’nin Avrupa’daki krizden yara almadan kurtulması ve Fitch’in ülke notunu yükseltmesini de beraberinde getirmesi 2012’nin son çeyreğinde Türkiye’ye olan ekonomik güvenin artmasını sağlayarak olumsuz bakışları bir anda değiştirdi. Sonuç böyle olunca uzun vadeli yabancı yatırımlara kucak açan Türkiye resesyonla boğuşan AB’den bir adım önde 2013’e girmeye hazırlanıyor. 2013 AB için resesyondan kurtulma yılı olur mu tartışılır ama 2012’nin AB tarihindeki önemi hafızalarda uzun süre yer edeceği kesin.

Paylaş
Türkiye ve Dünya ekonomisinin nabzını tutan her konuya duyarlı bir ekonomist.

CEVAPLA