7 Adımda Müşteri Deneyimi Yönetimi Nasıl Yönetilmelidir?

Müşteri deneyimi yönetimi alanındaki danışmanlık faaliyetlerinde en sık karşılaştığım eksikliklerden birisi “Müşteri deneyiminin şirketin bütün bölümlerinin ortak faaliyetlerinin sonucu oluştuğunun” gözden kaçmasıdır. Bu durum aslında bir başka düşünme hatamızın sonucudur. Bir çok konuda yaptığımız gibi bu alanda da sürecin bütününü gözardı ederek sadece süreci oluşturan belli adımları dikkate alıyoruz. Örneğin müşteri deneyimine odaklanmaya niyetlenen bir kuruluş süreci pazarlama birimiyle sınırlı tutarak çalışan deneyiminin bu işin kilit unsurlarından biri olduğunu gözden kaçırabiliyor. Ya da henüz kendi içinde markanın temel söyleminin (deneyimin ana temasının) belirsiz olduğu bir ortamda “ses getirecek” bir deneyim yaratmaya heveslenebiliyorlar.

Müşteri Deneyimi konusunda yeterli bilginin olmamasından kaynaklanan bu durumu o kadar sık yaşamaya başladım ki, en azından bu disiplinin temel adımlarını bu makale dizi ile paylaşmak istedim.

7adim customer

Müşteri Deneyimi Yönetiminin 7 Adımı:

  1. Mevcut Deneyimin Haritasını Çıkarın
  2. Çekirdek İdeolojinizi Belirleyin
  3. Müşterinizle/Rakiplerinizle/Kendinizle Yüzleşin
  4. Müşteri Deneyimini Yeniden Dizayn Edin
  5. Çalışan Deneyimini Gözden Geçirin
  6. Deneyim için Sahneyi ve Rolleri Tasarlayın
  7. Radarlarınızı Açın ve Akışı Yönetin

7 Adımdan ilki olan “Müşteri Deneyimi Haritasını Çıkarın” konusunu “Müşteri Deneyimi Haritası Hazırlarken Dikkat Etmeniz Gereken 7 İlke” adlı yazımda detaylıca anlatmıştım. Bu makalede 2.Adım olan “Çekirdek İdeolojinizi Belirleyin” konusuna biraz daha yakından bakacağız.

7adim core

2) Çekirdek İdeolojinizi Belirleyin

Varoluş Amacı

Varoluş amacını daha çok şirketlerin vizyon ve misyon bildirgelerinde görürüz. Bu bildirgelerin bir çok şirket için sorunu, şirket yönetim katındaki duvarları süslemelerinden öteye gidememesidir. Büyük olasılıkla ya bir IK ya da pazarlama yöneticisi ve dışarıdan bir ajansın katkısıyla bir toplantı odasında havalı şekilde yazılmıştır ya da başka bir şirketin vizyon bildirgesi taklit edilerek uyarlanmıştır.

Şirket çalışanlarından üç tanesini rastgele çevirip çalıştıkları şirketin varoluş amacı nedir? diye sorsanız yazılı vizyondan bihaber şekilde daha çok şirketin faaliyet konusunu bize söyleyeceklerdir. Bu kuşkusuz çalışanların değil şirketin tepe yöneticilerinin bir hatasıdır. Bir çok yöneticiye de aynı soruyu sorsak muhtemelen biraz daha süslü laflarla ama yine yazılı vizyon bildirgelerinden farklı şeyler ortaya koyacaklardır. Ürün ve Hizmetlere odaklamış şirketler dünyasında bu çok da şaşırtıcı bir durum olmasa gerek.

Şirketler için “varoluş amacını” anlamak bu şekilde havalı bir vizyon bildirgesi yazmaktan öte neden var olduklarını ve müşterilerin dünyasında müşteriler için ne anlam ifade ettiğini keşfetmeyi gerektirir. Şirketler müşterileri için varlardır, müşterisi olmayan bir şirketin varlığından da doğaldır ki söz edemeyiz. O halde şirketin varlık nedeni mutlaka müşterilerin hayatından yola çıkarak oluşturulmalıdır.

  • Kimler bizim müşterimiz ve onların hayatlarına nasıl bir etkide bulunuyoruz?
  • Onların hangi sıkıntılarına çare oluyoruz ve hangi özlemlerine kavuşmalarına yardımcı oluyoruz?
  • Bunu nasıl yapmayı tercih ediyoruz? Hangi değerler bize yol gösterecek ve bu yolda bize kılavuzluk edecek?

vb. derinlemesine bir sorgulamayı gerektirir. Bu sorgulama ne yapıyor olduğumuzdan çok yapıyor olduğumuzu “neden” yapıyor olduğumuz ve “nasıl” yapıyor olduğumuzun keşfidir.

James C. Collins ve Jerry I. Porras Harvard Business Reeview‘deki makalelerinde bunu bir şirketin çekirdek ideolojisi olarak şöyle tanımlarlar:

“Çekirdek ideoloji, bir örgütün kalıcı yapısını tanımlayan;ürün ya da piyasa ömrünü, teknolojik buluşları, yönetim eğilimlerini ve bireysel liderleri aşan, tutarlı bir kimliktir”.

Yazarlar çekirdek ideolojiyi zamanın değişkenliği içinde şirketin bütününe esin veren ve kılavuzluk eden, tüm şirketi bir arada tutan bir harç olarak, şirketin ebedi karakteri ortaya koyarlar. Çekirdek ideoloji “Temel değerler” ve “Temel amaç” olarak iki yapıdan oluşur.

7adim value

Temel Değerler

Temel değerler şirkete yön veren bir avuç rehber ilkelerdir. Zamanla rekabet ya da iş koşullarındaki değişimlere yenik düşüp değişmezler, tüm örgütün kalıcı ilkeleridir. Johnson&Johnson’un CEO’su Ralph S. Larsen’in bunu şöyle vurgular:

“öğretimizde bulunan temel değerler rekabet açısından avantaj sağlayabilir, ama bu değerlere sahip olmamızın nedeni bu değildir. Onlara sahibiz çünkü savunduğumuz şeyleri tanımlıyorlar ve belirli durumlarda rekabet açısından dezavantaj haline gelseler bile onları koruyacağız.”

Şirketlerin uygulama ve stratejileri günün koşullarına göre değişebilir hatta değişmelidir de ancak temel değerler şirket var oldukça tüm şirketin ruhunda değişmeden yaşatılıp bir rehber ve esin kaynağı olarak korunurlar.

Yazarlar temel değerlerin keşfi için şu üç sorgulamayı önerirler.

  • Artık çalışmanıza gerek kalmayacak bir maddi seviyeye gelseniz bile bu temel değerleri yaşatmayı sürdürür müydünüz?
  • Temel değerleriniz rekabet açısından size dezavantaj yaratsa bile hala onları korur muydunuz?
  • Ve son olarak farklı bir sektörde olsa dahi başka bir iş kolunda yeni bir şirket kuracak olsanız şu an ki değerlerinizden hangilerini yeni örgütte de yerleşik kılmak isterdiniz?

Bu ve benzeri sorgulamalar nelerin şirketiniz için temel değerler olduğunu keşfetmenizi kolaylaştıracaktır.

Yazılarını her zaman ilgiyle takip ettiğim Marka ve iletişim danışmanı Temel Aksoy Değerler konusunda yazdığı makalesinde değerlerin günümüz şirketleri için önemini şöyle aktarır:

“Şirketin değerleri,  sadece duvarlarda yazılı birer süs olmayıp, şirketin bütün kararlarına gerçekten yön vermeye başladığı takdirde, şirket çok büyük bir rekabet avantajı elde eder. Çünkü, bütün ürünler, bütün teknolojiler, bütün stratejiler, bütün iş modelleri, rakipler tarafından taklit edilebilirken, tek taklit edilemeyen, şirketin sahip olduğu değerlerdir.”

7adim key

Temel Amaç

Temel Amaç şirketiniz için varlık nedenidir. Kısa veya uzun vadeli hedeflerden ulaşılamaz olmalarıyla ayrılır. Şöyle diyor yazarlar: “Bir hedefe ulaşabilir ya da bir stratejiyi tamamlayabilirsiniz ama bir amacı yerine getiremezsiniz; amaç tıpkı ufuktaki kılavuz bir yıldız gibidir, sonsuza kadar izlenir ama asla ulaşılamaz.” Örneğin, Apple amacını ürün ve hizmetleri odaklı değil “müşterilerin hayatlarını zenginleştirmek” olarak belirlemiştir. Disney’in amacı çizgi filmler yapmak değil “insanları mutlu etmek” olarak belirlemiştir.

Bu şirketler amaçları doğrultusunda bugünkü ürün ve hizmetlerini kullanırken belki 20 yıl sonra aynı amaç doğrultusunda bambaşka ürün ve hizmetlerle faaliyetlerine devam edeceklerdir. Temel amaç kısa ve orta vadeli değişimler karşısında varlığını hep korurken aynı zamanda varlığı ile değişim ve dönüşümlere de yön vermektedir.

Temel amacın keşfi için “beş neden sorgulaması” olarak adlandırılan yöntem oldukça işe yarar. Şirketler genelde amaçlarını başlangıçta ürün ya da hizmetleri üzerinden tanımlama eğilimindedirler. Örneğin biz şu ürünleri üretiriz ve şu hizmetleri veririz şeklinde yaptıkları işi tarif ederler. Bu tariften başlayarak “bu müşterileriniz için neden önemlidir” diye soralım, verilen her cevabı tekrardan bu neden önemlidir sorgulamasına tabi tutarsak genelde 4-5 sorgulamadan sonra şirketin temel amacına oldukça yaklaştığınızı göreceksiniz.

7adimvision

Çekirdek İdeoloji

Temel değerler ve amacın kaynaşmasından oluşan çekirdek ideoloji şirketin temel karakterini ve ahlakını oluşturur. Çekirdek ideolojinin şirketin bütününce paylaşılması ve benimsenmesi gerekir. Şirketler sadece yönetim kurullarından oluşmazlar, yönetim kurulunca benimsenen ya da ortaya konan çekirdek ideolojinin hayat bulabilmesi şirketin bütününce kabul görmesi ve sahiplenilmesi gerekir.

Bunun en etkin yollarından birisi yukarıda aktarılan temel değer ve amaçların keşfiyle ilgili yapılacak çalışmaların sadece tepe yönetim seviyesinde kalmaması kurulacak bir çekirdek ekiple yapılmasıdır. Bu çekirdek ekibin mümkün olduğunca şirketin bütününü temsil etmesine her kademeden çalışanların sürece dahil olmasına dikkat edilmelidir. Bu çalışma bir varoluş amacı yaratma süreci ya da şirkete dışarıdan bir amaç aşılama süreci değil, zaten şirketin içinde saklı ve örtük olan varoluş amacının ortaya çıkartılmasıdır.

Şirketin varoluş amacının yaşatılması için öncelikle şirketin tüm faaliyetlerinde, tüm stratejilerinde, tüm önemli kararlarında bu amacın yaşatılıyor olması, çekirdek ideolojinin kılavuzluğunda hareket ediliyor olması gerekir. Çekirdek ideolojinin kılavuzluğu şirket çalışanlarınca bu amaç etrafında birleşmeyi sağlayacaktır. Bu amacın süslü bir söz dizimi olmadığını şirketin var oluş amacı olduğunu uygulamalarla tekrar tekrar gören çalışanlar amaç konusunda şirketin samimiyetine güven duyacaklardır.

Bu durum şirketler için de değişim ve dönüşüm anlarda yönlerini bulmalarını kolaylaştıracaktır. Önlerine gelen yeni durumda alacakları kararı “bu karar bizim varoluş amacımızla uyumlu mu? bu amaca hizmet ediyor mu” diye sorgulayarak yönlerini bulabileceklerdir. Yine örneğin maliyetlerini düşürmeye yarayan bir uygulama şirketin varoluş amacına ters düşüyorsa ya da şirketi bu amaçtan uzaklaştırıyorsa bu uygulamadan vazgeçecekler maliyetleri düşürmek için alternatif yollar, temel amaçlarıyla uyumlu yeni yollar, bulmaya odaklanacaklardır.

Çekirdek ideoloji her türden belirsizlik durumunda önümüzü aydınlatan bir ışık olarak bize rehberlik edecektir.

Şirket çalışanlarının tamamının şirketin temel amacını benimsemediği ya da benimsemek de zorlandığı durumlar da olacaktır. Varoluş amacınızla özdeşleşemeyen çalışanlar zamanla şirketinizden ayrılacak ve amacınızı paylaşan yeni kişiler şirketinize katılacaktır. Özellikle şirket tepe ve orta kademe yöneticilerince tüm süreçlerde yaşatılan çekirdek ideolojinin değişmezliğinden ve kılavuzluğundan ödün verilmeden ortaya koyacakları tutarlılık bir süre sonra şirketin yaşayan kültürünün ruhunu bu çekirdek ideoloji oluşturacaktır. Personel değişimleri, ya da rekabetin sürüklediği ürün ve hizmetlere dönük faaliyetsel değişimler varoluş amacından bir sapma yaratmayacaktır.

Şirketin insan kaynakları politikalarından üretim süreçlerine pazarlama ve satış faaliyetlerine kadar tüm süreçler şirketin varoluş amacıyla uyumlu olmalıdır. Apple için hayatları zenginleştirmek sadece ürünler kapsamında geçerli değildir. Ürün geliştirme süreçlerinde olduğu kadar Apple store’da yaşayacağınız satın alma deneyimi de, ürünle ilgili yaşadığınız bir sorunun çözümünde de hep aynı ilke iş süreçlerine kılavuzluk etmektedir.

Bir çekirdek ideolojinin varlığını sürdürmesi yönetim kurulu katlarından çıkıp şirketin tümünde bütünsel olarak hayat bulmasıyla olanaklıdır. Bu bütünselliği çalışanlar olmaksızın yakalayabilmek imkansızdır.

Çekirdek ideoloji, bir sonraki adım olan ” Müşterinizle/Rakiplerinizle/Kendinizle Yüzleşin” adımdan sağlanacak zengin iç ve dış görülerle birleşerek müşteri deneyiminin yeniden dizaynında tüm sürecin ruhunu oluşturacak olan “deneyimin ana temasının” oluşturulmasında da kilit bir rol üstlenecektir.

En Değerli Gelişmeleri Size İletmek İstiyoruz

Mail listemize abone olun!

Son bir adım kaldı. E-postanızı kontrol edin. (Gmail kullanıcısıysanız "promotoions" kısmına bakabilirsiniz.

Ops! Bir hata aldık, tekrar deneyebilir misiniz?

İ.Ü. SBF İşletme Mezunu olan Ercan Kalit, Hizmet ve Bilişim sektörlerinde uzun yıllar Satış, Şube Müdürlüğü, Bölge Müdürlüğü ve Ülke Satış Müdürlüğü görevlerinde bulundu. Yaşamına, Yazar, Danışman ve Eğitmen olarak devam eden Ercan Kalit, Yedi Adım ve ADS Consulting Group bünyesinde Müşteri Deneyimi Yönetimi, Değişim Yönetimi, Satış Yönetimi, Performans ve Motivasyon Yönetimi alanlarında eğitim ve danışmanlık vermektedir. İnsana dair merakının peşinde uzun yıllardır Felsefe, Psikoloji ve Kadim Bilgelik öğretileri alanında disiplinler arası araştırmalar yapan Ercan Kalit, ICF Onaylı Professional Solution Focused Coach ve Executive & Team Coach , IAC onaylı NLP Practitioner sertifikaları sahibidir.

Bir Cevap Yazın

Tudors Çalışanlarıyla Birlikte Kimsesiz Sokak Hayvanlarına Sahip Çıkıyor

Sokakta yaşayan hayvanlar için kış ayları çok zor olduğu gibi yaz ayları da zor geçebiliyor. Hava çok sıcak ve su tüketimi ihtiyacı insanlarda olduğu gibi hayvanlarda da artıyor. Tudors bunu düşünerek 26 cadde mağazasının önüne sokak hayvanları için su kabı bırakarak çalışanlarıyla birlikte sokak havanlarına yardım ediyor.

Tudors daha önceden de bazı sosyal sorumluluk projelerine imza atmıştı. Özellikle kadına şiddet konusunda hassas olan marka “Çalışan kadına fazladan izin” gibi uygulamalarla da gündeme gelmişti. Tudors sosyal sorumluluğa önem veriyor ve başka markalara da bu anlamda örnek omak istiyor.

Konuyla ilgili bilgi veren Tudors CEO’su Yaşar Ayayadın “Tudors bir halk markası. Biz halkın yüreğini temsil ediyoruz. Bir marka olmanın en büyük sorumluluğu örnek olmak, farkında olmak ve duyarlı olmaktır. Sokak hayvanları için başlattığımız bu çaba dilerim  pek çok markaya  örnek olur “ dedi.

En Değerli Gelişmeleri Size İletmek İstiyoruz

Mail listemize abone olun!

Son bir adım kaldı. E-postanızı kontrol edin. (Gmail kullanıcısıysanız "promotoions" kısmına bakabilirsiniz.

Ops! Bir hata aldık, tekrar deneyebilir misiniz?

Trafik Sıkışıklığının Ekonomiye Etkisi Nedir?

  • Büyük şehirlerdeki trafik sıkışıklığı, sadece zaman kaybına değil, aynı zamanda ekonomik bir kayba da neden oluyor.
  • 2013 yılında, ABD’deki trafik sıkışıklığının doğrudan ya da dolaylı olarak neden olduğu maddi kayıp 124 milyar dolardı.
  • Mısır’ın başkenti Kahire’nin 2010 yılındaki trafik problemi, yaklaşık olarak 50 milyar Mısır pound’u tutarında bir maliyete neden oldu. Bu rakam, Mısır’ın gayrisafi yurt içi hasılasının %4’üne eşit.
  • Matthias Sweet isimli araştırmacı, daha yüksek düzeydeki trafik tıkanıklıklarının başlangıçta daha hızlı ekonomik büyüme ile ilişkili olduğunu keşfetti. Yani trafik sıkışıklığı yaşamayan şehirler için biraz trafik sıkışıklığı, bu şehirlerin ekonomileri için yararlı olabilir.
  • Trafik tıkanıklığı, kişi başına yılda 35 ila 37 saatlik -ya da tek yön yolculuk başına yaklaşık olarak 4,5 dakika- bir gecikmeden daha kötü olduğu zaman, iş büyümesinin yavaşladığı görülüyor.
  • İlgili Yazı: Dünya Kupası’na Ev Sahipliği Yapmak, Ekonomik Açıdan Mantıklı mı?

İstanbul’da yaşayanların günlük hayatının bir parçasıdır trafik sıkışıklığı. Her ne kadar metro ve metrobüs hatları bu sorunu biraz olsun azaltsa da, bu ulaşım araçlarının sadece belirli güzergahlar arasında yer alması, birçoğumuzun İstanbul’daki trafik sıkışıklığına maruz kalmasına neden oluyor. Üstelik trafik sıkışıklığı, sadece bizim vakit kaybetmemize neden olmuyor. Aynı zamanda ekonomik anlamda da büyük bir kayba neden oluyor.

Bağlantılı otomobil hizmetleri ve ulaşım analizi konusunda uzmanlığı bulunan INRIX isimli Amerikalı şirket ve “Ekonomi ve İş Araştırması Merkezi” isimli kuruluşun birlikte hazırladığı Ekim 2014 tarihli rapora göre; nüfus artışı, gayrisafi yurt içi hasılanın büyümesi, akaryakıt fiyatlarındaki düşüş ve araba sahipliğindeki artış nedeniyle ABD’deki trafik sıkışıklığının doğrudan ya da dolaylı olarak neden olduğu maddi kayıp, 2030 yılı itibarıyla 186 milyar dolara ulaşacak. 2013 yılında ise bu rakam 124 milyar dolardı. Yani ABD’deki trafik sıkışıklığı maliyetlerinde, 17 yılda tam olarak %50 oranında bir artış olması bekleniyor. Tabii ki, o zamanki şartların ilerleyen yıllarda da devam ettiği varsayılarak bu tahminde bulunulmuş.

Forbes’un bu raporla ilgili olarak paylaştığı yazıya göre, bu raporda yer alan, tıkanıklıkların neden olduğu gecikmeler hakkındaki veriler, INRIX indeksine dayanıyordu. Ekonomi ve İş Araştırması Merkezi de en yoğun trafik sıkışıklığı nedeniyle haneler üzerine yüklenen yükü belirlemek için bu verileri kullandı ve şu üç unsuru göz önünde bulundurdu: sıkışmış trafikte boşa harcanan zaman, harcanan yakıt ve trafik tıkanıklığının çevre üzerindeki etkisi. Aynı zamanda trafik sıkışıklığı olan şehirlerde, malların taşınması ya da toplantılara katılmanın daha pahalı ve zaman alıcı eylemler olması da göz önünde tutularak dolaylı maliyetler de hesaba katıldı.

Araştırma kapsamında, 2013 yılında, trafikte harcanan yakıt ve zamandan kaynaklı maliyetlerin yaklaşık olarak 78 milyar doları ve işletmelerin ABD’li tüketicilere yansıttığı dolaylı maliyetlerin toplamının ise yaklaşık olarak 45 milyar doları bulduğu sonucuna ulaşıldı. Üstelik trafik sıkışıklığının ekonomi üzerindeki olumsuz etkisini yansıtan tek araştırma da bu değil.

Kahire Trafiğinden Bir Görüntü

Dünya Bankası’nın yaptığı bir araştırmaya göre, Mısır’ın başkenti Kahire’nin 2010 yılındaki trafik problemi, yaklaşık olarak 50 milyar Mısır pound’u tutarında bir maliyete neden oldu. Bu rakam, Mısır’ın gayrisafi yurt içi hasılasının %4’üne eşit. Mısır başkenti kadar yoğun nüfuslu ve trafiği ile ünlü olan Endonezya’nın başkenti Jakarta söz konusu olduğunda ise, bu şehrin trafik maliyeti, ülkenin gayrisafi yurt içi hasılasının sadece %0,6’sına eşit.

Biraz Trafik Sıkışıklığı İyidir

Trafik sıkışıklığıyla ilgili olarak söylediğimiz tüm bu şeylere rağmen, bir şehirde hiç trafik olmaması pek de olumlu bir durum değil. Zira bir araştırmaya göre, belirli bir noktaya kadar trafik sıkışıklığıyla ekonomik büyüme arasında bir doğru orantı mevcut. ABD’li eski siyasetçi John Norquist, trafik sıkışıklığıyla ilgili olarak şu dikkat çekici ifadeleri kullanıyor:

Trafik sıkışıklığı, biraz kolestrol gibidir. Eğer hiç yoksa, ölürsün. Ve kolestrol gibi, bir iyi türü ve bir kötü türü vardır.

Virgin’in internet sitesinde trafik sıkışıklığının ekonomik etkisiyle ilgili olarak yayımlanan yazıya göre, Matthias Sweet isimli bir araştırmacı bu konuda yaptığı bir araştırma sonucunda, daha yüksek düzeydeki trafik tıkanıklıklarının başlangıçta daha hızlı ekonomik büyüme ile ilişkili olduğunu keşfetmiş. Ancak belirli bir eşiğin üzerindeki trafik sıkışıklığı, büyümenin önünde bir engel olmaya başlıyor. Trafik tıkanıklığı, kişi başına yılda 35 ila 37 saatlik -ya da tek yön yolculuk başına yaklaşık olarak 4,5 dakika- bir gecikmeden daha kötü olduğu zaman, iş büyümesinin yavaşladığı görülüyor.

Yani başka bir deyişle, Matthias Sweet’in araştırmasına göre, trafik sıkışıklığı yaşamayan şehirler için biraz trafik sıkışıklığı, bu şehirlerin ekonomileri için yararlı olabilir. Çünkü bazen trafik sıkışıklığını azaltmanın maliyeti, trafik sıkışıklığının neden olduğu maliyetten daha yüksektir. Ancak belirli bir eşiğin üzerindeki trafik sıkışıklığı, şehir sakinlerinin yaşam kalitesini düşüreceği için ekonomiye olumsuz olarak etki eder.

Trafik Sıkışıklığı Nasıl Önlenebilir?

Trafik sıkışıklığı yarattığı zaman kaybı nedeniyle iş verimliliğinin düşmesine neden olurken bir yandan da trafik sıkışıklığının sebep olduğu doğrudan ve dolaylı maliyetler, işletmelerin giderlerinin artmasına sebep oluyor. Sonuç olarak tüm bunlar da sunulan ürün ya da hizmetin fiyatının artmasına ve dolayısıyla biz tüketicilerin cebinden daha fazla para çıkmasına neden oluyor. Ancak tabii ki, trafik sıkışıklığının neden olduğu bu ekonomik kaybı önlemek için birtakım önlemler almak mümkün.

Toplu Ulaşım Ağları

Trafik sıkışıklığının neden olduğu maddi kaybın önüne geçmek için başvurulabilecek önlemlerden ilki, tabii ki toplu taşıma ağını genişletmektir. Bu noktada da metro ve metrobüs gibi bağımsız güzergahlara sahip ulaşım ağları ön plana çıkıyor. Ancak toplu ulaşım ağlarının kapsamını genişletmek, hem söylendiği kadar kolay değil hem de bu sorunu tek başına çözmek için yeterli değil.

Uber ve Lyft Gibi Ulaşım Hizmetleri

Bazı insanlar ne olursa olsun, özel araçla seyahat etmenin konforunu hiçbir şeye değişmezler. İşte Uber ve Lyft gibi özel araçlarla ulaşım hizmeti sunan platformlar burada devreye giriyorlar. Bu tarz ulaşım hizmetleri, yoğun nüfusa sahip şehir merkezlerindeki araç sayılarının azalmasına yardımcı olabilirler.

Sürücüsüz Otomobiller

Tesla ve diğer birçok otomobil üreticisi firmanın üzerinde çalıştığı sürücüsüz otomobiller de trafiksiz bir geleceğin mimarları arasında yer alabilirler. Şu anda büyük otomobil üreticileri, tamamen otonom olarak çalışabilen, yani başka bir deyişle insan bir sürücünün denetimine ihtiyaç duymadan sorunsuz bir şekilde seyahat edebilen otomobilleri gerçeğe dönüştürmek için çalışıyorlar.

Tam anlamıyla sürücüsüz olarak trafiğe çıkabilen araçlar ne zaman gerçeğe dönüşür ve ne zaman yaygınlaşır bilinmez, ancak bu araçlar bünyelerinde barındırdıkları sensörler sayesinde, trafikteki diğer araçlarla sürekli olarak iletişim halinde olacaklar ve bu da daha istikrarlı ve akıcı bir trafik akışının olmasını sağlayacak.

En Değerli Gelişmeleri Size İletmek İstiyoruz

Mail listemize abone olun!

Son bir adım kaldı. E-postanızı kontrol edin. (Gmail kullanıcısıysanız "promotoions" kısmına bakabilirsiniz.

Ops! Bir hata aldık, tekrar deneyebilir misiniz?

GELİŞMELERİ
KAÇIRMAYIN!
Haftalık bültenimize
ücretsiz kaydolun!
BİZE KATIL
close-link
GELİŞMELERİ KAÇIRMAYIN
Haftalık bültenimize ücretsiz kaydolun, sizi gelişmelerden haberdar edelim.
BİZE KATIL
close-link