Türkiye’de Her Dört Üniversite Mezunundan Biri İşsiz

Ajans Press, Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Örgütü (OECD) verilerini derleyerek Türkiye’nin eğitim karnesini inceledi. Ajans Press’in incelediği verilere göre, Türkiye’de yükseköğrenim almış her dört mezundan birisinin işsiz olduğu öğrenildi.

Eğitime Bakış (Education at a Glance) raporuna göre Türkiye’de yüzde 25 civarındaki işsiz üniversite mezununun yanı sıra, lise mezunları arasındaki işsizlik oranı yüzde 38, lise diploması olmayanlarda işsizlik oranı ise yüzde 49 oldu. OECD’ye üye ülkelerin işsizlik oranları incelendiğinde, yükseköğrenim görmüş bireylerde yüzde 16, lise mezunlarında yüzde 25 ve lise diploması olmayanlarda yüzde 43 şeklinde oldu.

İşletme ve hukuk mezunları iş bulamıyor
Üniversite mezunları arasında en kolay iş sahibi olunan branşlar mühendislik, tıp ve inşaat oldu. Bu bölümlerden mezun olanların iş bulma oranı ise yüzde 78. İşletme ve hukuk alanından yükseköğrenim görenler ise diğer bölümlere göre daha kısıtlı iş imkânına sahip oluyor. Türkiye’de mezun olduktan sonra iş imkânı en kısıtlı olan bölümler sanatsal ve beşeri bilimler, sosyal bilimler ve gazetecilik alanında eğitim alanlar oldu. Bu bölümlerden mezun olan bireylerdeki işsizlik oranının yüzde 35’in üzerinde olduğu belirtildi. PRNet’in gerçekleştirdiği medya araştırmasında yıl boyunca işsizlik konusuyla ilgili 36 bin 419 haber çıkışı olduğu tespit edildi. Genç işsizlerle ilgili 5 bin 893 haber çıkışı olurken, medyada yer alan başlıklarda, işsizliğin Türkiye’nin en büyük sorunlarından birisi olduğu belirtildi.

En Değerli Gelişmeleri Size İletmek İstiyoruz

Mail listemize abone olun!

Son bir adım kaldı. E-postanızı kontrol edin. (Gmail kullanıcısıysanız "promotoions" kısmına bakabilirsiniz.

Ops! Bir hata aldık, tekrar deneyebilir misiniz?

İstanbul Kültür Üniversitesi İletişim Sanatları Bölümü Mezunu.
Reklam Yazarlığı kariyerinden sonra, Pazarlamasyon’da içerik editörlüğü.

Bir Cevap Yazın

Beyaz Yakalıların Kaliteli Yaşam Algısı ve Beslenme Alışkanlıkları

Öncelikle “Beyaz yakalı” tanımını yaparak başlayalım; işçilerin fiziksel gücünü iş kabiliyetine dönüştürdüğü dönemde, yönetimde yer alan çalışanlar için kullanıldı beyaz yaka tabiri. Beyaz yakalı çalışan; idari ve bürokratik işleri yürütebilen, bunları yaparken beden gücünü görece az kullanan kişilerdir. 

Günümüzde beyaz yakalılar genelde düzensiz saatlerle çalışan düzenli olsa da çok çalışan ve plazalarla özdeşleştirilen kişilerdir. Hal böyle olunca bir memur kadar düzenli yaşayamıyorlar. Bakalım beyaz yakalı olmak beslenmeye ve sağlıklı yaşama nasıl etki ediyor.

Herbalife tarafından, Türkiye’de iş dünyasının nabzının attığı 5 şehirde yaptırılan ‘Metropollerde Yaşayan Beyaz Yakalıların Kaliteli Yaşam Algısı ve Beslenme Alışkanlıkları’ araştırmasının sonuçları açıklandı. Araştırma Herbalife tarafından İstanbul, İzmir, Ankara, Bursa ve Kocaeli şehirlerinde, 400 beyaz yakalı çalışan ile görüşülerek gerçekleştirildi.

Araştırmaya göre metropollerde yaşayan beyaz yakalıların %80’i öğün atlıyor, %32’si hem hafta içi hem de hafta sonu 7 saatten az uyuyor, %35’i sabah kahvaltılarında pastane ürünleri tercih ediyor, %31’i ise öğle yemeğinde fast food tüketiyor.

“Sağlıklı beslenmede desteğe ihtiyacımız var”

Herbalife Türkiye Genel Müdürü Kemal Ülgen “Dünya genelinde yetersiz beslenme ve kilo problemleri konusunda en sorunlu kesim metropol şehirlerde yaşayan beyaz yakalılar. Biz de bu sorunun çözümüne katkı sağlamak amacıyla, kapsamlı bir araştırma yaptık. Metropollerde yaşayan beyaz yakalıların kaliteli yaşam ve beslenme haritası çıkardık. Gördük ki, sağlıklı beslenme konusunda desteğe ihtiyacımız var” dedi.

“Sağlıklı beslenme bilinci artsa da hala yeterli değil”

Nielsen tarafından yürütülen ‘Metropollerde Yaşayan Beyaz Yakalıların Kaliteli Yaşam Algısı ve Beslenme Alışkanlıkları’ araştırmasının sonuçlarını yorumlayan Herbalife Beslenme Danışma Kurulu Üyesi Doç. Dr. İsmet Tamer ise araştırmanın, son dönemde sağlıklı beslenme konusunda toplumsal bilincin arttığını ancak halen ideal düzeyde olmadığını gösterdiğini söyledi. Tamer, araştırmaya göre eğitimli beyaz yakalı çalışanların da bu konuda önemli eksikliklerinin bulunduğunu belirtti ve “sağlıklı beslenme konusunda çalışanların hem desteğe, hem yönlendirmeye, hem de doğru seçenekler sunulmasına ihtiyacı var” dedi.

Tamer, çalışanlara şu önerilerde bulundu:

  • Güne iyi bir kahvaltı ile başlayın.
  • Sağlıklı ara öğünleri unutmayın.
  • Dengeli ve sağlıklı beslenme, sağlıklı ve aktif bir hayat tarzına sahip olmanıza destek olur.
  • Uzun çalışma saatleri kilo alma eğilimini artırıyor.
  • Sağlıklı beslenmeyi doğru kaynaklardan öğrenin, uzmanına danışın.
  • İş planlarının yanında sağlıklı beslenme planları da yapın.
  • Metabolizma hızının düşmemesi için düzenli öğün tüketin.
  • Sabah 7:00 civarı erken saatlerde yapılan en az 15 gr protein içeren bir kahvaltı yapın.
  • Kahvaltıdan en geç 3 saat sonra sağlıklı bir atıştırmalık yiyin.
  • Saat 12-13 arası protein ve karbonhidrat içeriği yeterli, hazmı kolay ve yanında yeterince renkli sebzeler bulunduran bir öğlen yemeği yiyin.
  • Eve gitmeden gün sonu yorgunluğumuzu kolay atlatmamıza yardımcı olacak sağlıklı atıştırmalık tüketin.
  • Yoğurt, antioksidan özelliği yüksek kırmızı meyveler, muz, üzüm, elma parçaları ya da ceviz ve badem gibi gıdaları ara öğünlerde tüketin.

Türkiye’de sağlıklı beslenme ve wellness (iyi yaşam) pazarı giderek yükseliyor

Herbalife Nutrition olarak 20 yılda Türkiye’de önemli aşamalar kaydedildiğini belirten Kemal Ülgen, “Türkiye’deki bağımsız üye sayımız 75 bini aştı. Türk halkı ürünlerimizi çok sevdi. En çok tüketilen ürünümüz Formül 1 oldu. Türkiye’de Pazar her geçen gün daha büyüyor. Türkiye sporcu gıdaları pazarı 2016 yılında 165 milyon TL olarak gerçekleşmişken 2021 yılında bu pazarın 225 milyon TL olması bekleniyor. Kilo kontrol amaçlı ürünler pazarı 2016 yılında 244 milyon TL iken bu pazarın hızla büyüyerek 2021 yılında 360 milyon TL rakamına ulaşacağı tahmin ediliyor. Takviye edici gıda pazarı 2016 yılında 735 milyon TL ile, 2021 yılında 950 milyon TL olması bekleniyor. Dünya takviye edici gıda pazar büyüklüğü ise 90 milyar dolar, sporcu gıdası pazar büyüklüğü 11 milyar dolar, kilo kontrol amaçlı gıda pazarı ise 15 milyar dolar. Biz de bu pazarın en önemli oyuncularından biriyiz. Türkiye, bugün Herbalife’ın Avrupa’daki (EMEA Bölgesi) ilk 10 büyük pazarından birisi. Bu nedenle bölgedeki ülkeler tarafından da yakından takip ediliyoruz.” dedi.

Araştırma Sonuçları ve Öneriler:

  • Her 5 beyaz yakalıdan 4’ü öğün atlıyor. Araştırmaya göre her 5 beyaz yakalıdan dördü öğün atlıyor. En fazla atlanılan öğün %29 ile ara öğünler. Sabah kahvaltısı, öğle yemeği % 27 ile ikinci sırada geliyor. Atlanılan öğünler içerisinde en az %16 ile akşam yemeği geliyor. Ancak hafta içi 8 saatten fazla çalışanlar akşam yemeğini daha az saat çalışanlara kıyasla daha fazla atlama eğiliminde… Erkeklerin %15’i öğün atlamadığını belirtirken, kadınlarda bu oran %25’e çıkıyor. Hafta sonu çalışanlar ve çalışmayanlar arasındaki öğün atlama oranı ise oldukça dikkat çekici. Hafta sonu çalışmayanların %30’u öğün atlamadığını belirtirken, standart olarak her hafta sonu çalışanların sadece %4’ü öğün atlamadığını belirtiyor.
  • Sabah kahvaltısı ve öğle yemekleri en çok iş temposu/vakitsizlik nedeniyle atlanıyor. Araştırmaya katılanların % 55’i sabah kahvaltısını, % 70’i ise öğle yemeğini atlamasının en büyük nedenini iş temposu/vakitsizlik olarak ifade ediyor. Kahvaltıyı “sabahları iştahsız olmaları nedeniyle” atlayanlar % 54 oranında iken; %26’lık bir kesim “iş yeri yakınlarında sağlıklı öğünler sunan restorant/cafe/lokanta bulunamaması” sebebiyle öğle yemeğini atladığını belirtiyor. Akşam yemeği ise %47 oranında “eve geç gelinmesinden ötürü geç vakitte yemek yemek istenmemesi” nedeniyle atlanıyor.
  • Sağlıklı beslenme ile ilgili temel bilgi kaynağı internet. Sağlıklı beslenme ile ilgili beyaz yakalıların yaklaşık yarısı (%47) internet sitelerinden bilgi alıyor. Televizyondaki haberler, kadın sağlık programları (% 46) da benzer seviyede takip edilirken; doktor, hemşire, eczacı v.b. (% 34) sağlık personellerinden bilgi alma düzeyi 3. sırada geliyor. Diyetisyenler (%26) ve kamu spotu reklamları (%25) bu konuda en az takip edilen kaynaklar…
  • Beyaz yakalıların % 31’i herhangi bir fiziksel aktivite ile ilgilenmiyor. Beyaz yakaların % 31’i herhangi bir fiziksel aktivite ile ilgilenmiyor. Sağlıklı beslendiğini belirtenlerde haftalık düzenli aktivite yapma eğilimi daha fazla iken, sağlıklı beslenmediğini belirtenler herhangi bir spor/fiziksel aktivite ile ilgilenmediklerini daha çok belirtiyorlar. Bu da sağlıklı beslenme ve spor alışkanlıklarının birbiri ile güçlü bir ilişkisi olduğu sonucunu doğuruyor. En fazla tercih edilen fiziksel aktivite ise % 46 oranla yürüyüş…
  • Hafta içi mesai yapıyor, hafta sonu da çalışıyoruz. Araştırmaya göre beyaz yakalıların hafta içi günlük ortalama çalışma süresi yaklaşık 9 saat. Çalışanların %59’u hafta sonu da çalıştığını belirtiyor. Hafta sonu ortalama günlük çalışma süresi 8,3 saat. Hafta içi fazla mesai harcayanların hafta sonu da çalışması dikkat çekiyor. Yani hafta içi mesai yapıyor, hafta sonu da çalışıyoruz.
  • Orta üst düzey yöneticilerde ve erkeklerde hafta sonu düzenli olarak çalışma oranı ise çok daha yüksek.
  • Uzun çalışma saatleri kilo alma eğilimini artırıyor. Aşırı kilolu olma ve obezitenin temelinde yatan faktörler çok yönlü olup özellikle cinsiyet ve yaşam tarzı ile ilişkili oldukları çeşitli bilimsel çalışmalarla ortaya koyulduğunu belirten Tamer, “Uzun saatler boyunca ara vermeksizin çalışan kişilerde, iş sonrası vücudun kendisini toplaması için fırsat bulamaması yanı sıra düzenli egzersiz yapmak için de zaman kalmaması ayrı ayrı sorun oluşturur. Günlük çalışma saatlerinin toplamda 8 saati geçmemesi ve mümkünse her 2 saatte bir kısa, dört saatte ise en az yarım saatlik bir dinlenme arası verilmesinin sadece verimliliği artırmakla kalmayıp, mevcut kilonun muhafaza edilmesine de katkıda bulunduğunu unutmamak gerekiyor” şeklinde konuştu.
  • Beyaz yakalıların hafta içi ve hafta sonu ortalama uyku süresi 7 saat. Hafta içi %32’si 7 saatten az, %51’i 7-8 saat arası, %17’si ise 8 saatten fazla uyuyor.
  • Sağlıklı beslenmeyi öncelikle ‘düzenli öğünle beslenmek’ olarak görüyorlar. İkinci sırada ‘kalorisi düşük ürün tüketimi’, üçüncü sırada ‘organik ürün tüketimi’ yer alıyor.
  • Yaklaşık üçte ikisi (%64) sağlıklı beslendiğini düşünüyor. Yaş ve eğitim seviyesi arttıkça sağlıklı beslendiğini düşünenlerin oranı artıyor.
  • Hafta içinde ortalama 3 öğün besin tüketiyorlar. Sabah kahvaltısını hiç tüketmeyenlerin oranı % 17, öğle yemeği tüketmeyenlerin oranı % 12, akşam yemeği yemeyenlerin oranı ise % 5.
  • Kahvaltıda en çok tüketilen ürünler, yumurta, peynir, zeytin gibi kahvaltılık ürünler. Sabah kahvaltılarında pastane ürünlerinin tüketim oranı % 35. Yaş arttıkça pastane ürünleri tüketimi giderek azalıyor.
  • Öğle yemeğinde en çok ev yemekleri tüketiliyor,fast food ise %31 ile ikinci sırada yer alıyor. Akşam yemeğinde ev yemekleri öğle yemeğine kıyasla daha fazla tüketiliyor.
  • Yaş arttıkça kahvaltılık ürünler nispeten daha fazla tüketiliyor, pastane ürünlerinin tüketimi giderek azalıyor. Bu bulgu da 45 ve üzeri yaşlardaki kişilerin kahvaltıdaki besinlerine daha fazla önem verdiğini ortaya koyuyor.
  • Çalışanların % 57’si günlük protein ihtiyacını bilmiyor.
  • Çalışanlar hafta içi ortalama 2,3 litre su tüketiyor.

Düzenli öğün tüketmenin önemli olduğunu belirten Herbalife Beslenme Danışma Kurulu Üyesi Doç. Dr. İsmet Tamer “Uzun saatler boyunca aç ve susuz kalan organizma, enerjisini en verimli şekilde kullanabilmek için metabolizma hızını yavaşlatır ve eğer bu noktada ne yediğimize, ne zaman ve ne kadar yediğimize dikkat etmezsek, kısa bir süre sonra kendimizi en az birkaç kilo fazladan ağırlaşmış bulmamız işten bile değildir! Fazla kilolardan kurtulup ideal kiloya ulaşmak, gerekse mevcut kiloyu koruyabilmek için amaç metabolizmayı daha hızlı ve verimli çalışmaya yönlendirmektir. Bunun temel kuralı asla öğün atlamamak, sık aralıklarla azar azar beslenmek, her öğünde kalorisi kontrollü ve besin değeri yüksek besinler tüketmek ve mutlaka düzenli egzersiz alışkanlığı edinmektir” dedi.

 

En Değerli Gelişmeleri Size İletmek İstiyoruz

Mail listemize abone olun!

Son bir adım kaldı. E-postanızı kontrol edin. (Gmail kullanıcısıysanız "promotoions" kısmına bakabilirsiniz.

Ops! Bir hata aldık, tekrar deneyebilir misiniz?

Eğitimde Gelecek Vizyonumuz Ne?

Dijital dünyada muazzam gelişmelerin yaşandığı, yüksek teknolojinin pek çok sektörde radikal dönüşümlere sebep olduğu bir dönemdeyiz. Otomotiv endüstrisinden sağlığa, finans sektöründen eğlence dünyasına dijital dönüşümden etkilenmeyen ve bu dönüşümlerin yarattığı yıkıcı etkilere maruz kalmayan sektör yok gibi. Yıkıcı etki derken, mevcut düzeni yıkarak mecburi dönüşümlere sebep olan, dönüşüm sürecinde sıkıntılar yaratsa da iş ve günlük yaşamımızla beraber global ekonomiyi de olumlu yönde etkilemesi beklenen teknolojik gelişmeleri kastediyoruz.

Global çapta dijital dönüşüme en az maruz kalan sektörlerden biri “eğitim” sektörü olarak göze çarpıyor. Citigroup’un geçtiğimiz Temmuz ayında yayınladığı “Education: Back to Basics” adlı rapora göre dünyada eğitim sektörünün ekonomik değeri 5 trilyon doları buluyor. Bu rakam yazılım sektörünün 8 katına, medya ve eğlence dünyasının 3 katına denk geliyor. Bununla beraber eğitim sektöründeki dijitalleşme oranı sadece %2. 

Yani eğitim sektörü dijitalleşmeye yeni yeni başlıyor ve yapılacak çok iş var. Bu durum pek çok girişimci için fırsatlarla dolu bir alan anlamına gelse de benim vurgulamak istediğim konu bu değil. Ben eğitim sektörünün dijitalleşmesinin daha fazla fırsat eşitliği, daha iyi bir eğitim ve daha demokratik bir gelecek olduğuna inanıyorum.

Teknoloji fırsatlar sunuyor

En basit örnek online eğitimler. Bugün nitelikli eğitim meselesini tartışırken, bir yandan da teknolojinin bize sağladığı imkanları göz ardı ediyor olabiliriz. Bugün Khan Academy, Udemy, Udacity vb. platformlar aracılığıyla okulda aldığınız eğitimleri pekiştirmek, hayal dahi edemediğiniz alanlarda eğitim almak, kimi ücretsiz, kimi makul ücretli kurslarla kendimizi geleceğe hazırlamak mümkün.

Online eğitimler ve yapay zeka sayesinde artık kişiye özel eğitim de gerçeğe dönüşüyor. Yani her öğrencinin zayıf olduğu alanları, becerileri belirleyip, onu ileri taşıyacak bir sistem kurmak kolaylaşıyor.

Çok yakın gelecekte teknolojisinin ucuzlamasıyla daha da yaygınlaşacak sanal gerçeklik platformları ve Hololens benzeri karma gerçeklik teknolojileriyle sanal sınıflara dahil olmaya, dünyanın dört bir yanındaki kaliteli öğretmenlere sanal ortamda ulaşmaya başlayacağız. 5G teknolojisinin hayatımıza girmesiyle data transferi daha da hızlanacak, Londra’da yaşayan birisinin aldığı eğitime İstanbul’daki, hatta Kars’taki öğrenciler de ulaşabilecek.

Bugün  sınıflarda; tebeşirlerin, geleneksel kitap ve defterlerin yerini tabletler, akıllı tahtalar alıyor. Yakın dönemde öğrenciler tablet bile taşımak zorunda kalmayacak, çünkü akıllı sıralar hayatımıza girecek. Öğrenciler bulut sistemlerini de kullanarak istediği kitaba, makaleye, dokümana kolayca ulaşabilecek, kendi dijital ekranında yazıp çizdiklerini öğretmenleriyle ve diğer öğrencilerle paylaşabilecek.

Üç boyutlu yazıcılarla maker kültürü yaygınlaşıyor. Öğrenciler tasarlıyor, üretiyor, bozuyor, bir daha yapıyor. Çok yakında sanal ve artırılmış gerçeklik teknolojileri öğrencilere simülasyonlar yaratma, proje bazlı çalışma, bol bol deneyimleme, bol bol hata yapma şansını verecek.

Öyle ya da böyle eğitimde dijital dönüşüm yaşanıyor, dönüşümün ivmesi de giderek artıyor. Belki şu an bazı teknolojiler pahalı, ulaşmak zor ama tıpkı akıllı telefonlar gibi yakında tüm bu teknolojiler herkese ulaşacak.

Teknolojik gelişme tek başına yeterli değil

Ancak burada sorgulanması gereken mesele toplum olarak, hele hele de genç nesil olarak,  ne kadar okumaya, araştırmaya, üretmeye meraklı olduğumuz. Eğitim sürecini sınavları geçmek ve diploma almak üzerine odaklayan bir gençliği, merak eden, sorgulayan, yenilik peşinde koşan, üreten ve yaşam boyu öğrenmeye tutkulu bir gençlik noktasına nasıl taşıyabiliriz?

Biliyoruz ki artık mesele belki hiçbir zaman ihtiyacımız olmayacak bilgileri ezberlemek değil. Elimizin altında saniyeler içinde ulaşabileceğimiz her tür bilgi mevcut. Mesele bu bilgileri kavrama, analiz edebilme, kullanma yeteneğine sahip olmak. Teknolojiyle dost bir nesil yetiştirmeliyiz ama tüm bu teknolojilere rağmen asıl potansiyelin insanda olduğunu da unutmamalıyız. Çocuklara, gençlere deneyimlemeyi, sorunlarla karşılaştıklarında çözüm üretmeyi, karar verebilmeyi, seçim yapabilmeyi, merak etmeyi, üretmeyi, tasarlamayı öğretmeliyiz.

Tutkusu olan, fark yaratan, özgürce düşünebilen, sorgulayan çocuklara, gençlere ihtiyacımız var. Başımıza icat çıkaracak bir nesile ihtiyacımız var ve sanırım burada asıl iş yeni nesil öğretmenlere düşünüyor. Bu vesileyle tüm öğretmenlerimizin geçmiş öğretmenler gününü kutlamak isterim.

Bu yazı ilk olarak cnnturk.com’da yayınlanmıştır.

https://www.cnnturk.com/yazarlar/guncel/ozan-onat/egitimde-gelecek-vizyonumuz-ne

En Değerli Gelişmeleri Size İletmek İstiyoruz

Mail listemize abone olun!

Son bir adım kaldı. E-postanızı kontrol edin. (Gmail kullanıcısıysanız "promotoions" kısmına bakabilirsiniz.

Ops! Bir hata aldık, tekrar deneyebilir misiniz?

GELİŞMELERİ
KAÇIRMAYIN!
Haftalık bültenimize
ücretsiz kaydolun!
BİZE KATIL
close-link
GELİŞMELERİ KAÇIRMAYIN
Haftalık bültenimize ücretsiz kaydolun, sizi gelişmelerden haberdar edelim.
BİZE KATIL
close-link








Önümüzdeki yıllara
damgasını vuracak
trendleri derledik.
Raporu İndir

*Ücretsizdir.
close-link