Radyo Altın Devrini Yaşıyor

Her 10 Kişiden 7’si Her Hafta Radyo Dinliyor. URYAD A.Ş. ve Nielsen iş birliği ile 30 ilden 7500 kişi üzerinden yapılan “Radyo Dinleyici Ölçümü Araştırmasının” Eylül ayı sonuçlarına göre Türkiye’de her 10 kişiden 7’si her hafta radyo dinliyor. Araştırma sonuçlarına göre en çok 25-34 yaşları arasında, AB grubundan radyo dinliyor. Genel dağılımda erkeklerin %73’ü haftalık olarak radyo dinlerken, kadınlarda bu oran %63 oldu.

URYAD A.Ş. ve Nielsen iş birliği ile 30 ilde en az 5.000 hane ve 7.500 birey üzerinden hazırlanan “Radyo Dinleyici Ölçümü Araştırması”’nın Eylül sonuçları açıklandı. Araştırmanın sonuçlarına göre radyo halen ülkemizde en çok takip edilen mecralardan biri olma özelliğini koruyor. Radyo mecrasının haftalık %67,9 erişime sahip olduğunun belirlendiği araştırmada yaklaşık olarak her 10 kişiden 7’sinin radyo dinlediği sonucuna ulaşıldı.

radyo-dinleme-oranı

 

Sosyo ekonomik gruplar açısından bakıldığında radyo dinleme oranının AB grubu kitlede %76,5 ile en yüksek olduğunun görüldüğü araştırmada, C1 grubunun %70,9, C2 grubunun %66,9 ve DE grubunun %66,9 oranında radyo erişimi olduğu tespit edildi. Radyo Dinleyici Ölçümü Araştırması ile elde edilen bu dağılım, radyoların AB ve C1 grubundaki kitleleri hedefleyen markalar için çok önemli bir yatırım aracı olduğunu da ortaya koymuş oldu.

Yaş Grupları Bazında Erişim

Yaslara-gore-radyo-dinleme

 

Cinsiyet Bazında

 

cinsiyete-gore-radyo-dinleme

Yaş grupları bazında bakıldığı zaman ise radyoların “25-34” yaş aralığındaki kişiler açısından %74,2’lik erişim ile çok etkin bir mecra olduğu görüldü.”35-44” yaş aralığında haftalık radyo erişimi % 71,8’lik bir oran yakalarken ”45 -54” yaş aralığında ise bu oranın %72,2’lere çıktığı saptanmaktadır. AB ve C1 grubundaki kitlelerde yüksek erişime sahip radyo mecrasının, aynı zamanda “25- 54” yaş aralığında sahip olduğu %70’in üzerindeki erişim ile reklamveren firmalar açısından oldukça değerli bir mecra olduğu ön plana çıktı.

Radyo Dinleyici Ölçümü Araştırması’nda dinleyicilerin cinsiyete göre dağılımı da incelendi. Araştırmanın sonuçlarına göre erkekler %73’ü haftalık olarak radyo dinlerken, kadınlarda bu oran %63’te kaldı.

Nielsen Media Genel Müdürü Erdem Tolon araştırma ile ilgili olarak “Radyo Dinleyici Ölçümü Araştırması, radyo mecrasının diğer ülkelerde olduğu gibi ülkemizde de erişim açısından çok önemli bir mecra olduğunu gözler önüne seriyor. Reklamveren firma ve ajanslar tarafından radyo mecrasının medya karması dahilinde mutlaka yüksek derecede değerlendirilmesi gereken bir mecra olduğu araştırmamız sonucunda ortaya çıkıyor” yorumunu yaptı.

Pazarlamasyon Pazarlama, Sosyal medya, Marka Yönetimi, Pazarlama İletişimi, Dijital Pazarlama ve İş Dünyası konularına odaklı bilgi kaynağı.

Bir Cevap Yazın

IKEA Geleceğin “Ortak Yaşam” Biçimlerini Araştırmaya Başladı

Şehirlerde tutunmaya çalışmanın oldukça zor ve maliyetli olmaya başlaması yeni çözüm arayışlarını da beraberinde getiriyor. IKEA’da gelecek yaşam laboratuvarı SPACE 10 ile gelecekte ortak yaşamı mümkün kılma çözümleri arıyor.

2030 yılına kadar Dünya nüfusunun 1.2 milyar olması bekleniyor. Artan dünya nüfusunun ise ortak yaşam seçeneğini daha da yaygın hale getirmesi düşünülüyor. 2030’larda ortak yaşam nasıl olacak fikrini tartışan SPACE 10 laboratuvarı “One Shared House 2030” ( Tek Paylaşımlı Ev 2030) araştırma projesine de ilham kaynağı oldu.

“ONE SHARED HOUSE 2030” projesi ile New York’ta IKEA gelecek yaşam laboratuvarı tarafından yapılan araştırmada, ortak bir yaşam formunu benimseyen insanların ortak yaşamın hangi özelliklerin kendileri için uygun olduğundan yola çıkarak, çok uzak olmayan bir gelecekte ideal bir ortak yaşam fikri nasıl kurulur araştırıyorlar.

Ortak yaşamın değişik türlerini araştıran laboratuvar ortak yaşamı benimseyen kişilerden anket yoluyla veri toplayarak toplum yapısının nasıl değişeceğine dair fikir ediniyorlar.

Ikea’nın gelecek yaşam laboratuarı SPACE 10 şu sıralar ortak yaşamın değişik türlerini araştırıyor ve anket yoluyla toplumdan bu konuya dair ne düşündüklerini öğrenerek değişik düşünceler topluyor. Dünya nüfusunun 2030’da 1.2 milyarlara ulaşılacağı tahmin ediliyor ve bundan dolayı Space 10, 2030’a gelindiğinde toplumsal yaşamın nasıl olacağını ve bunun toplum yapısını ne denli değiştireceği üzerine araştırmalar yapmaya başladı.

Gerçekten de yakın zamanda paylaşımlı evleri daha fazla görmeye başlayacak mıyız dersiniz ?

“Müşteri Odaklı” Şirket Olmak

“Müşteri odaklılık”, “müşteri merkezlilik” günümüzün en popüler iş dünyası kavramlarından birisi haline geldi. Neredeyse müşteri odaklılık sözcüklerinin geçmediği bir vizyon misyon metni ya da şirket röportajı kalmadı.

Oysa uygulamaya baktığımızda bu kavramın sadece sözde kaldığını sıklıkla görüyoruz. Satış ve pazarlama söylemlerindemüşteri odaklılık” kavramını sık sık kullanmalarına rağmen müşterilerin aldıkları hizmetlerin kurgusu da yaşattığı deneyim de daha çok “ürün/hizmet odaklı”.

Güventürk Görgülü hocamızın aktardığı “Bain&Co tarafından gerçekleştirilen bir araştırmaya göre firmaların yüzde 80’i müşteriye iyi bir deneyim yaşattığını düşünüyor. Oysa aynı araştırmaya göre müşterilerin yalnızca yüzde 8’i o ana kadar iyi bir deneyim yaşadığını düşünüyor”

Bu çelişkinin en temel nedeni “müşteri odaklılığın” şirketlerin satış öncesinden satış sonrasına kadar tüm iş süreçlerine derinlemesine yayılmamasından kaynaklanıyor. ‘Müşteri’ kavramının parlak bir pazarlama sözcüğü olmaktan çıkarılıp tüm şirketin DNA’sını oluşturması gerekiyor.

apple-storeArtık “müşteri odaklıymış gibi görünmek için” içeriği olmayan söylemlerle göz boyama ve müşteriye sözde şirin görünme devirleri çoktan geçti. Gücün şirketlerden müşterilere geçmesi oyunun da yeniden kurgulanmasını gerektiriyor. Şirketlerin bu değişime ayak direyebilmeleri veya değişimin etkilerinden kaçabilmeleri mümkün görünmüyor.

Müşterilerin bir şirketle yaşadığı deneyimler diğer şirketlerden beklentilerini de şekillendiriyor. Bir şirketin 24 saatte gerçekleştirdiği ücretsiz teslimat sizin teslimatlarınızı 3 günde yapmaya devam etmenizi zorlaştırıyor. Deneyim ekonomisinin öncü şirketleri hizmet standartlarını her gün biraz daha yükseltirken, hizmetleri zenginleştirirken sadece kendi sektörlerindeki değil tüm sektörlerdeki müşteri beklentilerini yeniden şekillendiriyor. Bu akışın tersine yüzmeye çalışmak ya da akıntıya direnmeye çalışmak giderek şirketlerin varlıklarını tehdit etmeye başlıyor.

Eskinin yıkılmaz sanılan devlerinin deneyim ekonomisinin akıntısı altında nasıl zayıfladıklarını ve yerlerini yeni dünyanın genç çevik ve müşteri merkezli işletmelerine bıraktıklarını sıklıkla görmeye başladık.

Sektörünüz her ne olursa olsun artık herkes aynı zamanda hizmet sektöründe. Bu yeni dünyanın merkezinde artık tüketiciler değil “insan” var. Yeni dünyayı anlamak için öncelikle “insan“ı anlamak yola oradan başlamak gerekiyor. Şirketler uzun yıllardır merkezlerinde kendi ürün/hizmetlerini koyarak iş süreçlerini şekillendirdiler. Organizasyon yapıları, iş süreçleri, personel politikaları, pazarlama faaliyetleri, satış süreçleri hep bu odağa göre yaratıldı.

Bu yaklaşım “içerden dışarıya” yaklaşımı olarak adlandırılır. Şirketlerin güçlü olduğu dönemlerde işleri “şirketlerin koşullarıyla” yapmak müşterilerce zorunlu olarak kabul edilen bir yaklaşımdı. Şirketler ihtiyaçlar yaratarak ürünlerini/hizmetlerini satmak istiyor, müşterileri kendi koşullarına uydurmaya çalışıyordu.  Bir çok şirket günümüzde dahi hala yolu “elinde olanla” başlıyor ve bu merkezden hareketle adım adım tüm iş süreçlerini kurgulayarak elindekini en fazla şekilde nasıl satabileceğini düşünüyor.

starbucks

Müşteri merkezli işletme olmak bakış açısının tersine çevrilmesini gerektiriyor.“Dışarıdan içeriye” bakmak. İşe müşteriler gibi düşünerek başlamak. Müşterilerimiz gerçekten ne istiyor? Bunu müşterimiz için en farklı ve etkileyici şekilde nasıl yapabiliriz? İşinizle ilgili tüm adımları “bu adımdaki faaliyetimiz iş süreçlerimiz verimlilik ve karlılık için nasıl olmalı” sorusuyla değil de “bu adımda müşterimiz nasıl bir hizmet almayı arzular, bu adımı müşterilerimiz için nasıl olumlu ve unutulmaz bir deneyime dönüştürebiliriz” sorusuyla yeniden kurgulamanızı gerektiriyor. Önce müşteri deneyimine olumlu yönde katkı sağlayacak şekilde kurguladıktan sonra bunu en verimli ve karlı şekilde nasıl yapacağımızı bulmalıyız.

Bu anlayış müşterinin ihtiyaç ve beklentilerini anlamanın ötesine geçerek müşterilerimizin dünyasını daha geniş bir perspektiften keşfetmeyi gerektirir. Hedeflediğimiz müşterilerimizin dünyaya nasıl baktıklarını, özlemlerini hayallerini ve değerlerini keşfetmemiz, ürün ve hizmetlerimizin bu hayalin gerçekleşmesini nasıl kolaylaştıracağını anlamamız gerekiyor.

Nasıl satacağımızdan çok müşterilerin neyi neden ve nasıl satın alacaklarına odaklanmamız gerekiyor. Şirketler olarak ne yaptığımızdan çok yaptıklarımızın müşterilerin dünyasında ne anlam ifade ettiğini, onlarda nasıl bir duygulanım yarattığını anlamamız gerekiyor.

Bu “dışarıdan içeri” yaklaşımı müşteriye boyun eğmek ve kendimizi müşteri yönlendirmesinin akışına bırakmamız demek değildir. Müşterilerin bireysel farklılıkları ve beklentilerin çeşitliliği ve hızlı değişim trendi de düşünülünce bu türden bir iş modelinin sürdürülebilirliği tartışılabilir. Burada kast edilen odağımıza müşteriyi yerleştirmek yola oradan başlamak, müşterilerle işbirliğine açık olmak ve bu anlayışla karlılığı ve sürdürülebilirliği dengelemektir.

happy-customer

İş ne ad verilirse verilsin akıldan kalbe de taşınsa özünde ticari bir alışveriştir. İşletmeler kar elde etmek ve büyümek isterler. Müşteriler elde ettikleri değerin karşılığını ödemeye hazırdırlar. Müşteri merkezli bir yaklaşım bize müşterilerimizin arzuladığı ve beklediği değerleri sunmanın yolunu açacaktır. Bu anlayışın merkezinde kar yaratmak değil “müşteri değeri yaratmak” yatıyor. Bu değerin bir yan fonksiyonu olarak kar elde edilmektedir.

Müşteri merkezli işletme olmak ürün/hizmet değerinden müşteri değerine doğru bir dönüşümü gerektirir. Günümüzün popüler kavramlarından olan inovasyona yön veren ürün farklılaşması ya da ürünlerin teknolojik olarak gelişimi değil müşterilerimizin arzuladığı hatta hayal dahi edemediği ama kucaklamaya hazır olduğu yeni değerleri yaratmaktır.

Müşterilerle alışveriş ilişkisini aşan duygu temelli bir ilişki kurmayı ve giderek bağ kurmayı bir kez başarınca şirketler müşterilerin dünyasını zenginleştirecek yeni değerleri onlar istemeden keşfedip sunarak müşterilerin beklentilerini ve hayallerini yönlendirme gücüne de kavuşacaklardır.

Bu karşılıklı ilişkiyi ve etkileşimi gerektiren bir el ele verme sürecidir. En temelde ise “müşteri odaklı” olmaktan önce “insan odaklı” bir şirket olmayı gerektirir.

“İnsan odaklı” şirket olmak “müşteri odaklı” olmayı da içerir ancak bunu da kapsayarak aşan ve şirketin çalışanlarını da içine alan daha geniş bir yaklaşımdır. “İnsan odaklı” olmak, müşteriler, çalışanlar, ilişkide olunan bayi ve tedarikçiler, giderek henüz müşterimiz olmayan potansiyel müşterilerimizi de kapsayacak şekilde “insan”ı varoluş amacının merkezine koymaktır.

Bu yazı Ercan Kalit tarafından yazılmıştır.

GELİŞMELERİ
KAÇIRMAYIN!
Haftalık bültenimize
ücretsiz kaydolun!
BİZE KATIL
close-link
Marketing Meetup
 

ERKEN
KAYIT FIRSATI


Zekânın iş dünyasına neler getireceğini konuşuyoruz
Orada Olmalıyım

Sektörü buluşturan etkinlikte siz de yerinizi ayırtın!
close-link
GELİŞMELERİ KAÇIRMAYIN
Haftalık bültenimize ücretsiz kaydolun, sizi gelişmelerden haberdar edelim.
BİZE KATIL
close-link
Marketing Meetup Intelligence

Zekânın iş dünyasına neler getireceğini konuşuyoruz
Black Friday Fırsatı
close-link








Önümüzdeki yıllara
damgasını vuracak
trendleri derledik.
Raporu İndir

*Ücretsizdir.
close-link

Zekânın iş dünyasına neler getireceğini konuşuyoruz
Erken Kayıt Fırsatı
close-link

BLACK FRIDAY

Marketing Meetup'ta Bugün Tüm Biletler 42,90 €
BU ETKİNLİKTE OLMALIYIM
Kalan Kontenjan: 22
close-link
€42,90 Bugün Marketing Meetup'ta Tüm Biletler İndirimli
Black Friday