Öngörülemez ve Kaçınılamaz İK Davranışları


Efendim, şimdiye değin 10+ yıldan fazla sürede, 50+ projede ve buna mukabil bir çok şirkette çalıştım. Sürekli olarak da yurt içinde ve dışında yeni iş ilişkileri kurar, şirket sahiplerinin fikirlerine önem veririm. Sizlere bu konudaki bir kaç deneyimimi aktarmak istiyorum. Bu yazımda şirket IK’larının ve IK şirketlerinin davranışlarına değineceğim.

Başlamadan evvel

Ebru hanım, nasılsınız ? Dost meclislerinde daima “çok kitap okurum” vurgusu yapıyorsunuz ama Google’ın Nikolay Vasilyeviç Gogol tarafından icat(!) edildiğini söyleyebilecek kadar ilginçsiniz. Evet adam kendi soyadını vermiş, bizde olsa özbıngıllıoğulları olur. Ebru hanım, sayenizde Kişisel Gelişim rafları, bilgisayar raflarının on katı büyüdü. Sabahtan akşama döndüre döndüre aynı şeyleri anlatan “Kişisel Gelişim Kitapları” size istediğinizi verdi mi ? Nasıl, gelişti mi kişiseliniz ?

Selin sen hiç öyle bakma! Hele sen hiç konuşma kuzucuğum. Yahu Einstein mezardan çıksa gelse, kendini gerizekalı hisseder senin yanında… Bir insan, olağan bir konuşma içerisinde bu kadar çok “quantum” der mi ya?! Kuantum biliş, kuantum düşünüş, kuantum diyet… Yeter be kardeşim, henüz yaşarken, Werner Heisenberg bu kadar kuantum demedi ya! Hayır Ebru hanım, Breaking Bad değil konumuz, o adamdan bahsetmiyorum. Ya git! Ağzını yaya yaya “Say my name!” diyor bir de yaa…

Erwin Schrödinger böyle olacağını bilseydi, o kediciği hiç böyle bir şeye alet eder miydi ? Belki de etti. Belki de etmedi? Belki ikisi birden… Selin gözlerindeki o ışıktan anladım, sen delirticen beni… Çık dışarı n’olursun!

Gelelim esas konuya, pek çok açıklamam elbette var ancak bütüne odaklandığımda, tutarlı bir açıdan, şu davranışları anlayamıyorum.

Yüzyüze görüşelim

face to face

Yahu güzel insan, senin ile benim aramda 30 km fark var. Yahu 2 kilometre olsa ne olur, İstanbul trafiğinde o 2 saatlik yolculuk demek. Ben senin ayağına kadar geleceğim de ne olacak ? Bak ben şu savunmaları bizzat deneyimledim; “ofisimizi bi gör”, “yaa şimdi bizim ofis deniz manzaralı olduğu için”, “gel bir bak bakalım beğenecek misin”, “adaylarımızla yüzyüze görüşmeyi tercih ediyoruz”… Sen ofisi üzerime mi yapacaksın arkadaşım ? Beni yönetim kadrosuna mı dahil edeceksin ? “Zaten bu müdürü ömründe 2 kere göreceksin, bu fırsatı kaçırma” mı demek istiyorsun anlamıyorum, nedir yani ?! “Görüşmeyi skype üzerinden yapalım mı ?” diye soracak olursan cevaplar da hazır, “Şirket politikalarımızda böyle bir şey mevcut değil.” Yek yea! Yahu işe henüz alıp almayacağın bile belli değil, belki ben seni ya da sen beni beğenmeyeceksin, ne diye kalkıp geliyorum senin yanına ? Sen niye zaman kaybediyorsun ayrıca ? Bak Skype’tan ilk görüşmeni yap, ondan sonra “hala istiyorsan” çağır ayağına… Yahu ben Amsterdam’daki firma ile skype görüşmesi yapabiliyorum ama burada Kadıköy’deki adam, gelmem için ısrar ediyor. Ne şimdi bu ? Kadıköy’de çekmiyor mu ?

Ücret beklentiniz

ucret

Ne şimdi bu ? Yahu beni çağırıyorsun, gel diyorsun, tamam anladım. Şimdi sen benim isteyebileceğim ücreti verebilecek misin ? IK firmaları için soruyorum, verebilecek mi o ücreti, beni önereceğin şirket ? “Salary Range” sorulduğunda cevap hazır; “telefonda/görüşme öncesinde bu tarz bilgiler veremiyoruz”. Yahu şirketin adını da vermiyorsun ? Böbrek mafyası mısın ben nereden bileyim yahu ? Tamamen risk üzerinden işlem yapmaya çalışıyorlar. Yahu desene 2 ila 5 bin arasında, deneyime göre bir ücret söz konusu diye… Ucuza mı kapatmaya çalışıyorsun elemanı ? Bu sözüm IK firmalarına… IK Firmalarının genel çalışma prensibi; 10 ya da 12 aylık brüt ya da net ücretin yüzde 15 ya da 5’i arasındaki bir rakamın, çalışanın bir yıl çalışması ya da deneme süresini tamamlaması ile aracı kuruma ödenmesi şeklindedir. Sen şirketin tarafını tutuyorsun çünkü böyle bir disiplinden geldin, bir süre sonra sıkıldın ve kendi şirketini kurdun. Anlıyorum ama güzel kardeşim, kafan hiç mi çalışmıyor yahu ? “Ticari ağız” yapacaksın bana şimdi, “en ucuz teklifin kazanma olasılığı” diyeceksin, “o işler öyle olmuyor usta” diyeceksin… Ebruu!! Gel… Al Ebru’ya anlat. O sever böyle kendini kandırmayı…

Şirket hakkında bilgi veremiyoruz yalnız

yatirimci-iliskileri

CIA kesin talimat verdi. Bunu yapamayız. Hem belki bizden sonra çat diye gidip sen başvuru yapıcan ? O zaman biz para da isteyemeyiz ?! Yahu güzel kardeşim, senin şirketle anlaşman yok mu ? Sen bu elemanın CV’sini bu adamlara yollamayacak mısın ? Zaten o süreçten sonra yaklaşık 1 yıl o adam işe her girdiğinde sen para talep edebileceksin, yasal olarak sen tanıştırdın sayılacak zaten… Derdin ne..? Yuh! Sen bilmiyor muydun bunun böyle olduğunu?

Ukala, iş bilmez ve samimiyetsiz tavırlar

sıkılmak

Biz yıllardır IK işindeyiz! Yahu sen, şirketin, çalışanlarına görünen yüzüsün. İzin kağıdı istemesinler diye soğuk olmanı anlarım, senden korkmasınlar diye sevecen olmanı anlarım, sürekli güzel olmaya çalışmanı ya da doğal olmak için hiç makyaj yapmamanı da anlarım AMA şu ojelerini ya çıkar ya da düzelt ne olursun ya! Yarısı yenmiş, yarısı çıkmış… Sizi içerde kırbaçlıyorlar mı ? Korkutuyorsun beni bak! Bir de bu haline bakmadan “yalnız bu normal giyiminiz mi ? İşte de mi böyle giyiniyorsunuz yani ? sakal filan…” diyorsun ya, imkanım olsa ağzına kürekle vuracağım da, işte…

Bir de akıl verir bunlar “Berkant Bey, iş görüşmesine geliyorsunuz, takım elbise, temiz yüz olmadan şansınız pek yok, bizden size tavsiye olsun, bir dahaki sefere dikkat ediniz”. Bacım ben evden çıktığımda üzerimde takım elbisem vardı, sinek kaydı traş olmuştum ama bu dağ başına gelebilmek için 3 aylık yolu yürümem gerekti. O sırada soyuldum. Yoldan geçen kervanlar halime acıdı bu elbiseleri verdi. Sakal da soğuk gecelerde sıcak tutsun diye ama zaten yolda çıktı, kesecek bir şey de bulamadım. Buraya da zaten ısınmak ve son bir teşekkür için geldim. Yeni bir hayat kurdum. Ruh eşimi buldum sizin sayenizde… 2 çocuğum 3 tane de kaplumbağam var. Şurada az ilerdeki mağaralarda yaşıyoruz. Allah sizden razı olsun.

Neyi, nereye alıyor bilmeyenler

job_interview

“Ama buraya baktığımda sizin işletme mezunu olduğunuzu görüyorum..?” Ne diyim şimdi ben sana ? Ne demeliyim ? Ne dememi bekliyorsun ya ! Bir keresinde görüşmelerimden birinde, ismi bende kalsın, işinde gerçekten çok iyi ve bilgili bir beyfendiyle, ahanda böyle bir IK’cı geldi. Biz o bilen ağabey ile konuşurken IK’cı “ama buraya baktığımda, 5 yıllık tecrübeniz olduğunu görüyorum, oysa bize 8 yıl demiştiniz” deyince; o teknik ağabeyin, o IK’cıya “Sen ne diyorsun, değişik!” der gibi bir bakışı vardı… Görmeniz lazım…

Cinayet soruşturması havaları

working-with-you-300x317

Yurt dışı görüşmesinde dahi başıma geldi bu. “Üniversite 4 yıllık, siz 6 yılda bitirmişsiniz, üstelik Computer Science değil. Neden böyle ?”. Hadi anlat… “Military Service”den başla, dönee dönee anlat. Adamın, Military Service dediğinde değişen oturuşuna bir bak. Sanki bir yerlerinde 6 kilo patlayıcı var. Bir bak ya… ScreenShot al hatta, birlikte bakıp güleriz sonra…

Para kazanmamız lazım’cılar

para_kazandiran_is_fikirleri

İlanda “Frontend Developer arıyoruz” diyor, ben “Backend Developer”ım diyorum, “ama isteseniz yazarsınız di mi?” diye soru geliyor. Yahu istemekse mesele, uygun çalışma ve motivasyonla, roket de yapabilirim. Hadi beni NASA’ya öner…

Biz sizi arayacağız’cılar

is

Aramayacaklar kardeşim. Bu yaşıma geldim, neredeyse hiç denk gelmedim. Yurt dışında herkes üşenmeden arıyor ya da mail atıyor “kriterlerimize uygun değilsiniz” diye ama yurt içinde, ı-ıh… Yahu eskiden sorardım; “kesin olarak geri bildirim yapıyor musunuz” diye… O dönemler daha gencim, hemen inanıyorum “evet, elbette… Biz kesinlikle dönüş yapıyoruz” diyenlere ama öğrendim. Sıkıntı şu ama; yahu olumsuz olunca aramıyorsun, sen aradığında “hangi firma” dememe şaşırıyorsun. Güzel kardeşim, tek başvuru yapıp bekleme dönemi eskide kaldı. O işte ekmek yok.

Şimdilik aklıma gelenler bunlar,
Saygılar, Hürmetler,
BA

En Değerli Gelişmeleri Size İletmek İstiyoruz

Mail listemize abone olun!

Son bir adım kaldı. E-postanızı kontrol edin. (Gmail kullanıcısıysanız "promotoions" kısmına bakabilirsiniz.

Ops! Bir hata aldık, tekrar deneyebilir misiniz?

Bir Cevap Yazın

Her 13 Dakikada Bir Telefonumuza Baktığımızı Biliyor Muydunuz?

Deloitte’un raporuna göre Türkiye’deki mobil kullanıcılar günde ortalama 78 kez, yani her 13 dakikada bir cep telefonu ekranına bakmaktan kendini alamıyor. 2015 yılında günde 70 kez olan bu sayının ciddi yükselişine ek olarak akıllı telefon erişimimiz de %92’ye yükselmiş durumda. Türkiye’deki kullanıcıların %66’sı telefonlarını gereğinden daha fazla kullandıklarını kabul ediyor ve bu kesimin %50’si mobil telefon kullanım sürelerini sınırlamaya çalıştığını ifade ediyor.

Deloitte tarafından 2011 yılından bu yana yapılan ‘Global Mobil Kullanıcı Araştırması’ yayınlandı. 6 kıtada gerçekleştirilen araştırmaya Türkiye’nin de aralarında bulunduğu 33 ülkeden 53 bin 150 kişi katılım gösterdi. Tüketicilere ve bu alanda hizmet veren şirketlere mobil cihaz kullanımının geldiği nokta hakkında önemli veriler sunan araştırma; Cihaz Sahipliği, Cihaz Kullanımı, Erişim Tercihleri ve Teknoloji Farkındalığı olarak 4 ana başlığı ele aldı.

Deloitte Türkiye Teknoloji, Medya ve Telekomünikasyon Endüstrisi Lideri Tolga Yaveroğlu, konuya ilişkin: “Gittikçe dijitalleşen günlük hayatımızı artan bir oranda mobil cihazlarımızla yönetiyoruz. Örneğin sabahları yüzünü bile yıkamadan telefonuna bakanların oranının %28’e yükselmiş olması, mobilite kavramının çok kısa bir zaman içinde bizleri ne kadar etkilediğini kanıtlar nitelikte… Global Mobil Kullanıcı Araştırması ile bu yıl bir kez daha mobil teknolojilerinin hayatımızdaki yerini ve etkilerini yakından inceleme fırsatı bulduk. Hem Türkiye hem de Avrupa verilerinin yer aldığı raporumuzda çeşitli karşılaştırmalara ve gelecek beklentilerine yer verdik” dedi.

Araştırma sonuçlarına göre tablet, bilgisayar, akıllı saat gibi diğer cihazlar ile kıyaslandığında, akıllı telefonların artık vazgeçilmez ürün statüsüne eriştiğini; tüm coğrafya, yaş ve gelir gruplarında benzer oranlarda kullanıldığını görülüyor. Türkiye’den araştırmaya katılan 1005 kişinin %92’si akıllı telefona erişimi olduklarını belirtirken, bu sayı geçtiğimiz araştırmada %86 olarak ortaya çıkmıştı. Akıllı telefonlardaki yadsınamaz yükselişini ise %81’i dizüstü bilgisayar, %63’ü de tablet takip ediyor. 2015 yılı verileri ile karşılaştırıldığında, penetrasyon artışı en fazla akıllı saatlerde yaşanıyor.

Bağımlılık derecesinde cihaz kullanımı: Telefonlarımızla uyuyoruz…

Araştırma, tüketicilerin bir cihazı kullanırken elde ettikleri fayda arttıkça, o cihazı kullanma sıklığı artıyor ve cihazın daha kısa bir sürede yenilenme ve o cihaz üzerine daha çok harcama yapılma olasılığı da aynı doğrultuda artış gösterdiğini ortaya koyuyor.

Kullanıcıların gün içerisinde akıllı telefonlarına bakma sayısında Türkiye, ortalama 78 defa ile Avrupa ortalamasının (48) 1.5 katını aşıyor. İki sene önce gerçekleştirdiğimiz çalışmanın sonuçlarına göre bu süre 2 dakika kadar azalarak, uyanık kalınan zaman zarfında yaklaşık her 13 dakikada bir telefon ekranına baktığımız anlamına geliyor ki bu durum telefonlarımıza gittikçe daha bağımlı bir hale geldiğimizin de bir göstergesi…

Akıllı telefon bağımlılığında Avrupa’nın önüne geçen Türkiye’de uyandıktan sonraki ilk 15 dakika içerisinde telefona bakma oranı %79 iken, aynı oran Avrupa için %62 seviyesinde gözlemleniyor. Benzer biçimde yatmadan önceki son 15 dakika içerisinde telefona bakma oranı Avrupa’da %53 iken aynı oran Türkiye için %72 seviyelerine ulaşıyor.

Türkiye’deki kullanıcıların %85’i ise uyku için ayrılan zaman içinde bir şekilde telefonlarını kullandıklarını belirtirken, kullanım nedenleri arasında %51 ile saate bakmak, %46’ ile sosyal medya bildirimlerini kontrol etmek ve %33 ile anlık mesaj/SMS uygulamalarının kullanılması ilk üçte yer alıyor.

Türkiye’de mobil kullanıcıların %66’sı telefonlarını gereğinden daha fazla kullandıklarını kabul ederken, yarısı mobil telefon kullanım sürelerini sınırlamaya çalıştığını ifade ediyor. Akıllı telefon kullanımını sınırlamaya çalışan kesimin ise ancak yarısı başarılı olduğunu söylüyor. Ancak başkası telefonu ile görüşme halindeyken cepte ya da çantada bırakmak (%39), veri erişimini (%35) ve ses bildirimlerini kapatmak (%34) gibi yöntemlerin öne çıktığı bu süreçte, deneyenlerin sadece yarısı, bu konuda başarılı olduğunu belirtiyor.

Yarıdan fazlamız kullandığımız telefonu 2018 içinde değiştirmeyi planlıyoruz

Araştırmada öne çıkan bir diğer dikkat çekici sonuç ise ülke olarak telefon değiştirme oranlarımız… Sahip olduğu telefonu son 18 ay içinde değiştirmiş olduğunu belirtenlerin oranı %64 olmakla birlikte, gelecek 12 ay içinde telefonunu değiştirmeyi düşünenlerin oranı ise %56… Avrupa’da ise bu oranlar sırasıyla %61 ve %36 olarak ortaya çıkıyor ve gelecek yıl içinde telefonunu değiştirmeyi düşünenlerin oranında Türkiye ve Avrupa arasında ciddi fark gözlemleniyor.

Akıllı telefon: Tüketici elektroniğinden hızlı tüketime…

Ödeme seçeneklerinin (aylık ücretlendirme vb.) yaygınlaşması ile erişilebilirliğin artması, telefonun bazı kullanıcılar tarafından statü sembolü olarak görülmesi gibi sebeplerden ötürü telefonun yaşından bağımsız olarak kullanıcılar telefonlarını değiştirmek istiyor. Böylece, telefonların artık tüketici elektroniği ürünlerinden çok hızlı tüketim ürünleri gibi alışveriş yapıldığı gözlemleniyor.

Türkiye’deki kullanıcıların yarısından fazlası, bozuk donanım, telefonun yavaşlaması, ekranın kırılması veya bataryanın zayıflaması durumlarında mevcut cihazlarını kesinlikle değiştireceğini belirtiyor. Hem Türkiye’de hem de Avrupa genelinde telefon değişimi konusunda donanım kaynaklı sorunlar ön plana çıkmakla birlikte, Türk kullanıcılar bu sorunlar karşısında telefonlarını değiştirmeye Avrupa’dan daha fazla meyilli…

Mağazadan olsun, yeni olsun, bizim olsun!

Ankete katılan kullanıcılardan %88’i mevcut telefonlarını yeni/kullanılmamış satın aldıklarını belirtirken satın alma kanalları Türkiye ve Avrupa’da farklılık gösteriyor. Türkiye’de kullanıcıların %58’i mevcut telefonlarını mağazadan alırken, sadece %16’sı online kanalları kullandığını belirtiyor. Avrupa’da ise mağazadan alma oranı %42 iken online satın alma oranı %30 olarak dikkat çekiyor. Bu farkın en büyük nedenlerinden biri mevcut düzenlemeler nedeniyle Türkiye’de kredi kartı ile taksitli cep telefonu satışı yapılamaması ve mobil abonelikler için kimlik doğrulama ve ıslak imza zorunluluğu bulunmasıdır. BTK, 28 Ekim 2017 tarihinde yayınladığı yönetmelikle, elektronik haberleşmede abonelik sözleşmelerinin artık dijital ortamda yapılmasını sağlayacak bir düzenleme yaptı. Bu düzenlemenin dijital deneyimin yaygınlaşmasına fayda sağlayacağı öngörülmekle birlikte, elektronik de olsa yerinde imza gerekliliği uygulaması devam ettiği sürece dijital kanallardan mobil abonelik işlemlerinin yaygınlaşması beklenmemektedir.

Anlık mesajlaşma, telefonla konuşmanın önüne geçti…

Cep telefonunda bulunan haberleşme uygulamaları kırılımında incelendiğinde Facebook ve sahibi olduğu uygulamaların (WhatsApp, Facebook Messenger, Instagram) e-posta ile birlikte en sık kullanılan uygulamalar olduğu ortaya çıkıyor. Bu uygulamaları saatte en az 1 kere kullandığını belirten kullanıcılar incelendiğinde ise WhatsApp %56 ile birincilik koltuğuna otururken, Facebook %37 ile ikinci, Instagram %34 ile üçüncü sırada yer alıyor.

Avrupalılara kıyasla mobil operatörlerimizden daha memnunuz

Anket kapsamında yapılan Net Promoter Skoru (NPS) ölçümlemesine göre, Türkiye’deki mobil kullanıcıların diğer Avrupa ülkelerine oranla mobil operatörlerinden daha yüksek oranda memnun olduğu ve tanıdıklarına tavsiye eder nitelikte gözüktüğü ortaya çıkmıştır. Ölçüm yapılan Avrupa ülkelerinde en yüksek NPS puanları Türkiye ve Rusya’da kaydedilirken, mobil operatörlerinden en mutsuz kullanıcıların İspanya ve İrlanda’da yer aldığı dikkat çekmektedir.

Raporda öne çıkan diğer sonuçlar ise kısaca şöyle;

  • Katılımcıların eski telefonlarını nasıl değerlendirdiği incelendiğinde Türkiye’nin %25’lik el değiştirme oranıyla, Avrupa’nın (%12) önünde olduğu görülüyor. Eski cep telefonunu yedek olarak saklama oranında ise %20 ile Türkiye, Avrupa’nın gerisinde yer alıyor. El değiştirmeyen telefonlar dikkate alındığında Türkiye’de %35 oranla bir aile ferdine/arkadaşına verme ön plana çıkarken, Avrupa’da katılımcılar %40 oranla eski telefonlarını yedek olarak sakladıklarını ifade ediyor.
  • Türkiye’de kullanıcıların telefonunda ortalama (telefon ile birlikte yüklü gelenler haricinde) 17 uygulama bulunmakta iken bu ortalama Avrupa’da 24…
  • Her üç kişiden ikisi, günde en az bir kez WhatsApp ve Facebook Messenger gibi anlık mesajlaşma ağlarında paylaşılan videoları izliyor.
  • İçerik üretimi açısından değerlendirdiğimizde, kullanıcıların akıllı telefonları ile günlük olarak en sık fotoğraf çektiği (%54), anlık mesajlaşma uygulamalarında fotoğraf (%52) ve video (%45) paylaştığı görülüyor.
  • Finansal işlemler içerisinde, banka bakiyesi kontrol etme; online alışveriş kategorisinde ise ürün/hizmet araştırması en popüler aktiviteler olarak yer alıyor.
  • 2015 yılında kullanıcıların sadece %32’sı alışveriş sitelerine göz atmak için diğer cihazlar (laptop, desktop, tablet, vb) yerine akıllı telefonlarını kullanırken, bu oran bu sene %46 olarak yükselişe geçiyor.
  • Kullanıcıların yaşı arttıkça tercih ettiği kotanın arttığı gözlemleniyor. 18-24 yaş grubunda 3-5 GB aralığını tercih etme oranı %35 olarak karşımıza çıkıyor. Bu oran 25-34 yaş grubu için %31 ve 35-44 yaş grubu için ise %28 olarak gerçekleştiği görülüyor. 45-50 yaş grubunda ise en çok 5-10 GB’lık kota tercih ediliyor.
  • Türkiye’deki kullanıcıların akıllı telefonların en çok yol tarifi özelliğinin farkında olduğu ve en çok da bu özelliği kullandıkları gözlemlenirken, ikinci sırada yazı tahmini ve üçüncü sırada sesle arama yer alıyor.
  • Türkiye’de akıllı telefonların özellikleri hakkında kadınların erkeklere göre daha yüksek farkındalığının olduğu ve bu özellikleri daha çok kullandığı görülüyor.
  • Türkiye’deki katılımcılar, %69 oranında kişisel bilgilerinin şirketler tarafından kullanıldığını, %63 oranında ise kişisel bilgilerinin 3. taraflarla paylaşıldığını düşünüyor… Ancak yine de her üç kullanıcıdan biri kullanım şartları ve koşullarını okumadan kabul ediyor.

En Değerli Gelişmeleri Size İletmek İstiyoruz

Mail listemize abone olun!

Son bir adım kaldı. E-postanızı kontrol edin. (Gmail kullanıcısıysanız "promotoions" kısmına bakabilirsiniz.

Ops! Bir hata aldık, tekrar deneyebilir misiniz?

Her Pazarlamacının İzlemesi Gereken 8 Mükemmel Film

Hızlı bir tempoda stresle dolu yaşanan hayatlar, fikir ayrılıkları, inişler ve çıkışlar pazarlamacılar için neredeyse birer hayat tarzı olmuş durumda. Böyle bir dünyada biz pazarlamacılar için belki de en büyük motivasyon kaynağı ise sinema filmleri. Tabii boş zamanlarımızda “acaba bugün hangi filmi izlesem?” repliğini de sürekli aklınıza getiriyorsanız yaklaşın, bu yazım tam size göre!

Her – Aşk | Imdb Puanı: 8.0

Telefonunun işletim sistemine aşık olan asosyal bir yazarı konu alan filmin başrolünde de işletim sisteminin kendisi oynuyor :) Hatta işin daha da garibi işletim sistemi ile başlayan ilişkilerinde ayrılan taraf işletim sisteminin kendisi oluyor. Gerçekten düşündürücü ve derinliği olan bir film.

Thank You For Smoking | Imdb Puanı: 7.6

Büyük tütün firmaları için lobicilik yapan Nick Naylor, hayatını sigara üretmeye ve içmeye teşvik ederek kazanıyor hikayemizde. Bir yandan ürünü tutundurmanın peşinde olan Naylor, diğer yandan da 12 yaşındaki çocuğuna örnek bir baba modeli çizmek durumunda.

Savunduğunuz şey dünyanın en savunulamaz şeyi dahi olsa, eğer ağzınız iyi laf yapıyorsa karşınızdakilerin ezberini bozup, onları düşünmeye zorlayabilirsiniz.

MoneyBall | Imdb Puanı: 7.6

Pazarlamacının en büyük engeli nedir? Benim aklıma ilk olarak “Bütçe” kelimesi geliyor. Ah bize o bütçe verilse ne kampanyalar yapacağız, nasıl da uçuracağız markayı! Şaka bir yana, bütçe herkesin problemi ve aslolan sınırlı bütçe ile büyük işleri başarmakta.

İşin ilginci, bu film gerçek hayattan esinlenilmiş bir Beyzbol filmi. Brad Pitt‘in oynadığı Billy Beane lig düşmek üzere olan bir takımın koçu oluyor. Takımın sıkıntısı şu: Takım en iyi adamları yetiştiriyor, tam adamlar işe yarar hale gelmişken büyük takımlar parayı bastırıp bu oyuncuları alıyor. Eski yönetimin aklına gelen çözüm klasik: Paranın yettiğince en iyi adamı almak, gerisini de bir şekilde halletmek. Billy Beane ise beyzbola istatistik ve veri analizini getirerek ufak çapta bir devrim yapmaya çalışıyor: En iyi puanlı oyuncuyu yüksek fiyata almak yerine, sadece kendi alanında en iyi olan vasat oyunculardan bir takım kurmak.

Olayı beyzboldan arındırıp kendi işinize kanalize ettiğinizde şaşırtan sonuçlara varabilirsiniz. Sizi bir süre düşündürecek sonuçlar…

Silicon Valley | Imdb Puanı: 8.4

The Big Bang Theory’yi çok mu seviyorsunuz? Sheldon sizin için gerçek bir geek mi? Bir de Ünlü Silikon Vadisi’ni konu alan bu diziyi deneyin. 80’li yılları konu alan dizi Jobs, Wozniak gibi isimlere de çokça gönderme yapıyor.

The Social Network | Imdb Puanı: 7.8

Günümüzün en iyi bilinen dijital markalarının başında gelen Facebook’un doğum hikayesi olarak lanse edilen The Social Network, aslında etik bir problemi irdeliyor: Ürün üretenin midir yoksa ürün fikrini ilk bulanın mı? Yeni ürün geliştirmek isteyenlere de bir çeşit yol haritası çıkarılıyor. Mark Zuckerberg, Facebook’u yaratmadan önce de Facebook’un hedef kitlesinde yer alıyor. Basit düşünüyor. Bilirsiniz; tüketim malzemeleri 3’e ayrılır: İhtiyaç duyulanlar, İstenenler ve Arzulananlar.

Facebook ilk çıktığında aslen bir “İstenen”. Girişin kısıtlı olması, başta sadece Harvard’a sonra da sadece Amerika’daki bazı önemli okullara ait mail adresiyle kayıt olunabilmesi içeridekilerin “seçkin” gençler olduğu algısını yaratıyor ve Facebook bir anda bir “Arzu” nesnesine dönüşüyor. Sonrasını ise zaten hepimiz biliyoruz.

Jobs | Imdb Puanı:5.9

JOBS‘da, Ashton Kutcher‘ı Apple’ın efsanevi yaratıcısı Steve Jobs olarak izliyoruz. Ben film eleştirmeni değilim, ama yine de şunu söylemem gerek: Bu filmi izlerken zevk alacak kişilerin geneli İş ve Pazarlama Dünyası mensupları olacaktır. Bu konulara ilgi duymayan biri için fazla yavaş bir film.

JOBS ile The Social Network arasında çok fazla benzerlik var aslında. Aynı soruyu sorduruyor: Ürün yaratanın mıdır? Fikir aklına gelenin midir? Yeni bir soru ekleniyor: Ürün, bu ürünü pazarlayanın olabilir mi?

Steve Jobs aslen bir bilgisayar mühendisi değil. Diplomalı bir pazarlamacı da değil ama belli ki doğuştan pazarlamacı ve vizyon sahibi bir kişi. (Kişisel hayatında ise o kadar başarılı bir insan olmadığını görebiliyoruz. Bu da konumuzdan uzak apayrı bir etik tartışmanın başlığı olabilir.) Bu filmde hissedeceğiniz vurgular: Basitlik (Kullanım kolaylığı), Farklılaşma ve ürünü önce kendin sev sonra başkaları da sever. Steve Jobs’ın başarılarından da hatalarından da çıkarılacak çok ders var.

The Pursuit Of Happyness | Imdb puanı 8,0

Gerçek hayattan bir hikayenin konu alındığı The Pursuit of Happyness, Christopher Gardner (Will Smith) karısı tarafından terk edilmiş, iflas etmiş ve bunların yanında bakmak zorunda olduğu bir oğlu olan bir kişidir. Geçim sıkıntısı çeken ve hayatta kalma mücadelesi veren bir baba oğulun sevgi dolu, duygusal ve inançlı hikayesini anlatıyor.

İş hayatınızda yaşadığınız zor bir dönemde size sabırlı olmanız ve karşınıza çıkan herşeyin bir sebebi olduğuna inanmanız gerektiğini anlatan bir film olduğu için pazarlama alanıyla ilgilenen kişileri doğru motive edecektir.

Wall Street  – 1987 | Imdb puanı 7,4

1980’lerin iş dünyasının perde arkasının anlatıldığı sürükleyici filmde, hırslı ve genç bir borsacı (Charlie Sheen) Wall Street efsanesi Gordon Gekko tarafından baştan çıkarılıyor ve yasa dışı ancak son derece kazançlı bir dünyaya adım atıyor. Bu filmde canlandırdığı Gordon Gekko karakteriyle Michael Douglas Oscar ödülüne layık görülmüştür. Film oldukça anlamlı ve derin diyaloglardan oluşurken, ana hatlarıyla kapitalizmi “kazananlar” tarafından ele alıyor.

Bonus: Senaryosu Yapay Zeka Tarafından Oluşturulan İlk Film: The Sunspring

Yapay zeka hakkında yazılmış gerilim dolu senaryolara sahip bir çok film izledik bugüne kadar. Aşağıda izleyeceğiniz 9 dakikalık kısa film de bunlardan biri. Geleceğe dair distopik bir öngörü ve gerilimin de bol bol yaşandığı bu kısa filmin senaryosu yapay zekaya ait.

Her zaman film konusunda görmeye alışkın olduğumuz yapay zeka bu sefer senarist koltuğunda. Sunspring ismini alan bu kısa filmin senaryo sürecinde Jetson ismi verilen bir yapay zeka algoritması kullanılırken yönetmen koltuğunda Oscar Sharp ve başrolde Thomas Middleditch var.

Sonralarda ismini Jetson’dan vazgeçerek Benjamin olarak değiştiren program bilim kurgudan esinlemesinin yanısıra birçok metin ve 30.000’i aşkın pop şarkısından beslenmiş. Sonrasında seri bir şekilde senaryoyu yazmış, rolleri aktörlere tayin etmiş hatta eseri için müzikal bir ara bile hazırlamış.

Hepimiz senaryosu yapay zeka tarafından oluşturulan bir filmin ne kadar ilginçlik barındırabileceğini düşünüyoruz eminim. Şöyle ki film isimleri H , H2 ve C olan üç kişi arasında uzay ya da ona benzer bir evrende geçiyor. Aralarında bir aşk ilişkisinin var olduğu ya da olmadığı da muallak. Gelecekte büyük oranda işsizlik yaşanacağı için gençlerin kanlarını satarak geçinmek zorunda kalınacağına dair bir öngörüsü bulunuyor Benjamin’in…

 

En Değerli Gelişmeleri Size İletmek İstiyoruz

Mail listemize abone olun!

Son bir adım kaldı. E-postanızı kontrol edin. (Gmail kullanıcısıysanız "promotoions" kısmına bakabilirsiniz.

Ops! Bir hata aldık, tekrar deneyebilir misiniz?

GELİŞMELERİ
KAÇIRMAYIN!
Haftalık bültenimize
ücretsiz kaydolun!
BİZE KATIL
close-link
GELİŞMELERİ KAÇIRMAYIN
Haftalık bültenimize ücretsiz kaydolun, sizi gelişmelerden haberdar edelim.
BİZE KATIL
close-link








Önümüzdeki yıllara
damgasını vuracak
trendleri derledik.
Raporu İndir

*Ücretsizdir.
close-link