İş Yerinde Yeni Nesil ile İyi Anlaşanların Yaptığı 3 Şey

Geçtiğimiz haftalarda Y jenerasyonu (veya milenyumlular) hakkında yazmış, onlara başka bir jenerasyon tarafında verilen terminolojiler ile yaklaşmanın ve büyük genellemeler yapmanın faydadan çok zararı olduğundan bahsetmiştim.

Bence bu konu, özünde değişimin doğasından başka bir şey ile ilgili değil.

İnsanların değişme potansiyellerine inanıyorum. Ancak önemli değişimler sadece ve sadece o değişim için ihtiyaç gerçekten büyük olduğunda, yani değişim ölüm-kalım meselesi olduğunda (veya o şekilde algılandığında) gerçekleşiyor. Eğer değişim için benzeri bir mecburiyet yoksa, insanlar kendi büyürken kazandıkları değerlerine tutunuyorlar. Çoğu insan tarafından içinde bulundukları zamanın genel değer yargıları kendi değer yargılarıymış gibi benimseniyor.

İnsanların %95’inin normları çok fazlaca sorgulamadığı, değişimi benimsemediği varsayımı ile ilerlersek toplumsal olarak dominant normların, o dönemin yetişkinlerinin içine doğdukları, büyüdükleri ve yetiştikleri zamanın araçları ve değer yargıları tarafından şekillendirildiği sonucuna varabiliriz.

Yani değişim yaşayan ve aykırı olsa da kendi yolunu çizen %5 hariç, diğer %95 “kendi zamanının insanı”.

Bu dinamikler her jenerasyon için geçerli. Baby-Boomer jenerasyonunun gözünde X jenerasyonu değer yargıları kaymış, isyankar, hayatı anlamaktan aciz hippilerden oluşan bir güruhtu.

X jenerasyonu gençliği

Şu asi gençlere de bir bakın!

y jenerasyonunu anlamak kolay

Bugün de X jenerasyonu, kendilerinden farklı olan değer yargıları sebebi ile Y jenerasyonunu yargılıyorlar.

İşin Özü

Yargılamadan

Evet, sanırım işin özü ve doğru kelime burada. Başka bir insan ile ilgili “yargılayıcı olmak” ondan daha üstün olma düşüncesine dayanıyor. Hayatta yaşadığı süre, kazandığı tecrübe, gördüğü olaylar ve aldığı sorumluluklar ile en az iki kat fazla yaşanmışlığı olan bir neslin, kendisinin bir altındaki neslin dünyasına yargılayıcı bakmaması hiç ama hiç kolay değil. Bu küçümseme dürtüsel. Aynı duyguyu ben de kendimi 18 yaşına yeni girmiş berberimin ellerine teslim ederken ve hangi yılda doğduğunu hesaplarken hissediyorum. 2016 – 18. 1998. Neredeyse 2000’de doğmuş. Usturayı kaydırmasa bari :)

Ancak milenyumluları, y jenerasyonunu nasıl anlarız, onlarla nasıl anlaşırız, yıl 2020 olduğunda iş ortamında çoğunluk X’lerden Y’lere geçecek, bu değişimle nasıl başederiz diyorsanız bunun çaresi en başta yargılayıcı bakış açısından kurtulmakta.

Değer Esnekliği Göstererek

Satış tekniklerinin evrimleştiği dünyada, geldiğimiz en son nokta “müşteri deneyimi tasarlamak.” Artık teknik fayda veya psikolojik fayda tasarlamanın kendisi tek başına yetmiyor. Müşterinin bir ürünü veya hizmeti aldığında yaşayacağı deneyimi baştan sona en doğru tasaralayanalar en başarılı işlere imza atıyor. Müşteri deneyimini en doğru şekilde tasarlayabilmek ise kendinizi o müşterinin yerine koyabilmekle, dünyaya onun gözleriyle, onun ihtiyaçlarıyla, onun istekleriyle bakabilmekle mümkün.

Milenyumluları anlarken de aynısını yapmak, dünyaya onlar gibi bakabilmek gerekiyor. Bu ise onları yargılarken veya tek doğrunun kendi doğrularınız olduğunu düşünürken mümkün değil.

Yani ikinci ipucu, dünyaya onların gözlükleri ile bakabilecek değer esnekliğini göstermekte.

Yaşa Değil İşe Bakarak

Yaş kategorilerini unutun. İnsanları değerleri, inançları ve yaptıkları işler üzerinden değerlendirin.

Yepyeni bir dünya inşa ediliyor. Düz bir ovaya baktığınızda bunu farketmiyor olabilirsiniz ancak www.alexa.com‘a girdiğinizde bu gerçeklik çok daha açık olarak kendini belli edecektir.  Alexa dünyadaki websitelerini indeksleyen ve onları popularitesi ve etkisine göre sıralayan bir site. Hem Alexa’nın hem diğer kaynakların verilerine göre dünyada şu anda 1 Milyar’ın üzerinden websitesi var. Hatta siz bu cümleyi okurken 4 yeni websitesi daha açıldı. Bu inanılmaz hızda inşa edilen devasa bir emek, çaba, düşünce, yaratıcılık ve işbirliğinin ürünü olan bu dünyanın vatandaşları ve yerlileri onlar. Ve artık gittikçe bu dünya içerisinde daha çok zaman geçirmeye başlıyoruz. X jenerasyonu şirketler Y jenerasyonu şirketlerin iş modelleri tarafından darmaduman edilirken, ofis hayatı, iş-yaşam ilişkisi gibi kavramlar yeniden tanımlanıyor.

Ancak güzel bir haberim var. X’ler tarafından milenyumlular olarak adlandırılan bu jenerasyonun bir sonraki jenerasyonlar için benzer tanımlamalar yapma ihtiyacı duyacağından şüpheliyim.  Hem araştırmalarım, hem kişisel gözlemlerin bu jenerasyonun farklı yaş gruplarından insanlarla çalışmaya alışkın olduğunu, insanları yaşları değil, bilgi ve ürettikleri iş derinlikleri ile değerlendirme eğilimlerinin daha yüksek olduğunu gösteriyor. Çünkü bu jenerasyon, 5(!) yaşında Microsoft Xbox Live’ın güvenlik sistemini hack’lemeyi başaran  Kristoffer von Hassel’i de; 15 yaşında NASA’nın websitesini hack’leyen “c0mrdae” kod adlı kişiyi de gördü.

en genç "hacker"

(Kristoffer von Hassel (5) oyun oynamak için Xbox’u açamayınca babasının hesabını hackledi.)

Gelin yeni biriyle tanıştığımızda artık ilk olarak yaşına bakmayalım, nesil çatışmaları kendi kendine çözülecek.

En Değerli Gelişmeleri Size İletmek İstiyoruz

Mail listemize abone olun!

Son bir adım kaldı. E-postanızı kontrol edin. (Gmail kullanıcısıysanız "promotoions" kısmına bakabilirsiniz.

Ops! Bir hata aldık, tekrar deneyebilir misiniz?

Kendini bildi bileli meraklı birisidir. Hayatının merkezine iyi bir insan davranışı gözlemcisi olma hedefini almıştır. Türkçe ve İngilizce iki basılı kitabı vardır. Sosyoloji ve Psikoloji'ye bayılır. Kariyer ve iş yaşamı dinamiklerini çalışır. Tüm yazıları, çalışmaları ve bilgileri www.ozandagdeviren.com adresinde güncel olarak bulunabilir.

Bir Cevap Yazın

Filtreler Moda Markalarının Instagram’daki Popülerliğini Nasıl Etkiliyor?

Kimisi onsuz 10 dakika geçiremiyor, kimisi nefret kusmak için kullanıyor, kimisi zararlarından bahsediyor, kimisi yalnızca onun için eğleniyor, gülüyor, yiyor veya geziyor. Kimden bahsediyoruz? Elbette, hayatlarımızda bir nev’i şeker gibi bağımlılık etkisi yaratan Instagram’dan! 

İster online platformda ister fiziksel ortamda olsun her türlü moda perakendecisinin günümüz dünyasında ilgi görmesi için kendisini öncelikle Instagram üzerinde kanıtlaması gerekiyor. Önde gelen e-ticaret markalarının bildiği gibi; yüksek kalitede çekilmiş, iyi fotoğraflar her zaman etkileşimi artırıyor ve müşterilerin ilgisini çekiyor. Yüksek kaliteli ürün çekimlerine yatırım yapmak artık hemen her büyüklükteki e-ticaret işletmesi için mantra haline gelse de pek çok moda perakendecisi hâlâ geleneksel katalog çekimi görüntülerini kullanmaya devam ediyor.

Çok uzun yıllardır e-ticaret fotoğrafçılığı, yalnızca ürün etrafından dönüyordu. Beyaz zemin üzerinde klişe poz veren modeller, artık ilgi çekmekten çok müşteriler tarafından oldukça “eski moda” olarak görülüyor. Bu geleneksel teknikler; uygun, ayrıntılı ve tutarlı fotoğrafların oluşturulmasını kolaylaştırmak için hala önemli olmakla birlikte, online perakendeciler için, yaşam tarzını yansıtan ve hayatın içinden ayrıntılar barındıran kataloglar çok daha fazla önem taşıyor.

Peki sizce satıcılar, gerçekten hayat tarzını yansıtan özgün fotoğrafları nasıl elde edebiliyorlar? Gerçekten, sosyal medyada ilgi uyandıracak fotoğraflar yaratmanın bir formülü bulunuyor mu? Renk, kontrast, filtre ve diğer ayarlar gibi günümüzün en popüler konuları haline gelmiş bileşenlerin önemi var mı? Öyle ki, bazı fenomenler kendi Instagram akışlarını oluşturdukları ve  Vsco Cam veya Lightroom gibi uygulamalarda yarattıkları filtreleri satıyorlar. Onlarca dolara satılan bu hizmetin markalar için de yararı bulunuyor mu? Tüm bu merak uyandıran sorulara cevap olması için Corra, moda perakendecilerinin, ürün çekimlerini planlarken veya online ticaret için yaşamın içinden fotoğraflar seçerken kullanılabilecek, net, veri temelli ve kılavuz niteliğinde bir çalışma gerçekleştirdi.

Bu görüntü odaklı çalışmayı yürütmek için de dünyada en çok fotoğraf paylaşılan sosyal platform olan Instagram’dan yararlanılmıştır. Bu doğrultuda; Instagram’da en çok takip edilen 200 moda markasının yayınladığı 200 binden fazla görüntü incelenmiştir. Ardından görüntüler, anahtar görüntü özelliklerini analiz etmek ve tanımlamak için oluşturulmuş bir araç olan Google’ın Cloud Vision API  aracı ile analiz edilmiştir. Daha sonra, bunlar belirli moda alanlarına göre gruplandırılmış ve Instagram’daki performans istatistikleri kullanılarak en fazla katılım sağlanarak yinelenen özellikler belirlenmiştir.

Peki ya sonuç? Yapılan araştırma sonucunda; bugün sosyal medyada belki de en çok önem verilen metriklerden biri olan kitle sayısının bağlılıkla ilişkili olmadığı sonucuna ulaşılmıştır. Bulguyu biraz daha açmak gerekirse; daha çok takipçisi olsa da ilgi çekici görselleri olmayan markalar bağlılık elde edemiyor. Aşağıdaki tabloda da gördüğünüz gibi; sokak modası gibi daha az kitlesi olan grup, diğerlerinden çok daha fazla bağlılık elde ediyor. Başka bir deyişle sosyal medyada lider olarak görülmeyen markalar dahi, başarılı görsel temalar ile müşteri bağlılıklarını ve katılımlarını artırabiliyorlar. Peki bu ilgi çeken renk, stil ve ayarlar neler?

Sayısız araştırma ve infografik, spesifik tüketici tepkileriyle renkler arasındaki ilişkiyi açıklamaya yönelik çalışmalar gerçekleştirdi. Bu çabalara rağmen araştırmalar; kişisel deneyimlerin, cinsiyet, yaş ve kültürün bu tepkilerde önemli rol oynadığını bulguladı. Renkler, evrensel satın alma davranışlarına dönüştürülemese de bir markanın “kişiliğini” iletmede önemli bir rol oynuyorlar.

Bu doğrultuda; siyah içeren fotoğraflar, ayakkabı ve mayo markaları tarafından kullanıldığında daha güçlü bir bağlılık alıyor. Siyah renk ayrıca, spor giyimde de oldukça ilgi çekiyor. Siyah güven ve ilham verici bulunması dolayısı ile bu başarı bir sürpriz değil. Bununla birlikte siyah, sokak modası ve yüksek moda fotoğraflarına dahil edildiğinde karşıt bir etki yaratıyor. Genel olarak bakıldığında ise pembe, mor ve beyaz renklerin dikeylerden bağımsız olarak en ilgi çekici renkler olduğu görülüyor.

Beyaz genellikle, sosyal medyadaki başarılı akışların önemli bir bileşeni olarak biliniyor. Beyaz, yalnızca içeriğin önceliklendirilmesine yalnızca yardımcı olmakla kalmıyor, aynı zamanda kullanıcılara yol gösteriyor ve deneyimleri boyunca odaklanmalarına yardımcı olacak içerik okunabilirliğini ve taranabilirliğini artırıyor.

Stüdyolarda çekim yapmak daha pratik olmakla birlikte, dışarıda gerçekleştirilen çekimlerin çok daha ilgi çekici olduğu da kanıtlanıyor. Dış ortamdaki ayarlar, analiz edilen neredeyse tüm gruplarda katılımı artırıyor. Dış mekan ayarına sahip çekimler yaklaşık 39.000 beğeni alırken  stüdyo ortamına sahip çekimlerin 16.000 beğeni ortalamasına takıldığı bulgulanmıştır.

Elbette ki çekimlerin yapıldığı ortam, kitlelerin ilgisini çekmede etkili olan tek değişken olarak görülmüyor. Örneğin; erkek modellerin yer aldığı görseller, ayakkabı, spor giyim ve aksesuar alanlarında daha çok ilgi görürken diğer kategorilerde kadınların yer aldığı görsellerin daha çok ilgi çektiği bulgulanmıştır. Bu yüzden markaların öncelikle hedef kitlelerini çok iyi tanımaları ve sürekli analizlerle tepkilerini ölçerek uygun stratejileri belirlemeleri gerekiyor.

Bu doğrultuda aslında markaların, milyonların takip ettiği fenomenlerin akışlarından ders çıkarmaları gerekiyor. Kitleleri peşinden sürükleyen fenomenlerin Instagram akışları incelendiğinde ilk olarak; paylaştıkları fotoğrafların temasındaki tutarlılık dikkat çekiyor. Markaların da fenomenler gibi ürünlerine uygun görsel temaları belirleyerek kitleleri cezbedecek tutarlı ve yaşamın içinden fotoğrafları paylaşmaları gerekiyor.

Sonuç olarak; andaki gerçekliğin geçerli olduğu günümüz dünyasında, tek bir modele bağlı ve realite barındırmayan çekimler, artık kimsenin ilgisini çekmiyor. Nitekim; hiçbirimiz günlük hayatımızda beyaz arka planın önündeki modelin baktığı kadar şuh bakarak sokakta yürümüyoruz veya kahvemizi içmiyoruz. Yani, ne kadar gerçek o kadar ilgi çekici!

En Değerli Gelişmeleri Size İletmek İstiyoruz

Mail listemize abone olun!

Son bir adım kaldı. E-postanızı kontrol edin. (Gmail kullanıcısıysanız "promotoions" kısmına bakabilirsiniz.

Ops! Bir hata aldık, tekrar deneyebilir misiniz?

12 Milyar Farklı İçerikte Şampuan Sunan 110 Milyon Dolarlık Girişim

Kozmetik dünyası, tüketicileri her geçen gün yeni ürünlerle tanıştırıyor. Markaların hepsi de en iyi ürünün kendilerininki olduğunu iddia ediyor ve müşterilerinin bugüne kadar yaşadıkları kişisel bakım sorunlarını kökünden çözdüğü konusunda kendisine güveniyor. Fakat adı üstünde, “kişisel” bir bakım söz konusuysa ve her insanın farklı ihtiyaçları olduğunu da kabul etmemiz gerektiğine göre, bireye özel bir çözüm bulunması gerekmiyor mu? Function of Beauty adlı girişim, işte bu noktayı yakalayarak yepyeni bir vaatle tüketicilerin karşısına çıkıyor ve “Kendi şampuanını kendin seç!” diyor.

Geçen yılın ekim ayında kurulan New York merkezli girişim, tüketicilerin saç özelliklerini ve sahip olmak istedikleri saç tipini göz önüne alarak onlara özel formüllü şampuanlar hazırlıyor. Örneğin pürüzsüz ve parlak bir saç istiyorsanız ayrı, önceliğiniz hacimli ve düz bir saç ise ayrı bir formülü size öneriyor.

Girişim hızlandırma platformu Y Combinator’dan çıkarak, bir yıldan da az bir sürede büyük ilerleme kaydeden girişimin son olarak 12 milyon dolarlık bir gelire ulaştığı biliniyor. Hatta şirkete yakın bir kaynak, Function of Beauty’nin piyasa değerinin 110 milyon doları bulduğunu öne sürüyor.

Function of Beauty şampuanları, tüketiciye özel pazarlamanın başarılı bir örneği olarak karşımıza çıkıyor.

Şirketin CEO’su Zahir Dossa, Function of Beauty’i kurma fikrinin, Massachusetts Teknoloji Enstitüsü’nde (MIT), e-ticaret ve değer zincirinin iyileştirilmesi konularında yaptığı tez çalışması sırasında oluştuğunu söylüyor. Kişisel bakım endüstrisinin çok fazla gündemde olan bir alan olmasına rağmen, değer zincirinin son yüz yıldır neredeyse hiç değişmediğini fark etmesiyle sürecin başladığını belirten Dossa, bu noktadan hareket edip saç bakımına odaklanan ve tüketiciye doğrudan ulaşan bir girişim başlatmaya karar vermiş. Sayısız farklı saç tipinin olduğu günümüz dünyasında tüketicilerin de farklı istekleri olduğunu bilen Dossa, kişiye özel şampuanların bu boşluğu dolduracağını düşünmüş.

Saç bakımı konusunda farklı isteklere cevap veren tam 12 milyar farklı içerikte şampuan sunan şirket aynı zamanda, 5 çeşit renk ve 4 tür koku özelliği de sunuyor. Tüketicilerin kendine özel şampuan sipariş etmeleri süreci ise oldukça basit. Function of Beauty’nin internet sitesini ziyaret eden tüketiciler, burada küçük çaplı bir testle karşılaşıyor. Testte yer alan sorulara cevap vererek saç tipleri, saç yapıları ve saç derisi nemi bilgilerini veren ziyaretçiler ardından hacimli saç, uzunluk vb. noktalardaki isteklerini belirtiyor. Son adımda ise şampuanın rengini ve kokusunu seçiyorlar. İnternet sitesi, bu yanıtları bir algoritma üzerinden değerlendirerek tüketiciye özel formüllü şampuanı belirliyor.

Müşteriler, ihtiyaçlarına özel şampuanı kolayca satın alıyor.

Function of Beauty, satış vaadi konusundaki başarısını müşteri memnuniyeti alanına da taşıyor. Sipariş veren müşteriler, şampuanı deneme olanağına da sahipler. Yani şampuanı deneyip memnun kalmadıklarında ürünü iade edip kendine daha uygun yeni bir formülü ücretsiz olarak alabiliyorlar. Şirketin ayrıca, bir abonelik sistemi de bulunuyor ve yeni ürünler çıktıkça abonelerine, sipariş vermeleri beklenmeden şampuanları gönderiliyor.

Dossa, satın aldıkları şampuanların nasıl yapıldığını görmek isteyen sâdık müşterileri için özel alanlar ayırarak çevrimiçi ortamdaki hızlı büyümeyi, fiziksel ortamda da küçük çaplı bile olsa sürdüreceklerini söylüyor.

Function of Beauty, belki de bireye en çok inmesi gereken ama bugüne dek bu noktada beklenen performansı gösterememiş bir alanda, yani kişisel bakım konusunda dikkat çekici ve günümüz tüketicisini yakalayan bir strateji çizmiş. Bu doğrultuda hazırladığı şampuanlarla da kişiye özel pazarlamada önemli bir başarı yakalamış. Bakalım şirket, gelecek dönemlerde hangi yeni ürünlerle karşımıza çıkacak. Peki sizce, hangi sektörler kişiye özel ürünler çıkarmada yüksek potansiyel taşıyor?

En Değerli Gelişmeleri Size İletmek İstiyoruz

Mail listemize abone olun!

Son bir adım kaldı. E-postanızı kontrol edin. (Gmail kullanıcısıysanız "promotoions" kısmına bakabilirsiniz.

Ops! Bir hata aldık, tekrar deneyebilir misiniz?

GELİŞMELERİ
KAÇIRMAYIN!
Haftalık bültenimize
ücretsiz kaydolun!
BİZE KATIL
close-link
GELİŞMELERİ KAÇIRMAYIN
Haftalık bültenimize ücretsiz kaydolun, sizi gelişmelerden haberdar edelim.
BİZE KATIL
close-link