Gıda ve İlaç Sektörünün Yeni Oyuncağı: Nutraceuticals

yazaresrabaykalNe ola ki bu Nutraceuticals: Tıbbi etkiye sahip gıda özlerinin, insan sağlığı için farklı formlarda sunulmasıdır.

Ne işe yararlar: Geleneksel Nutraceuticals, hayatımıza kapsüller, tozlar, sıvılar halinde, daha medikal şekilde girenler. Geleneksel olmayan Nutraceuticals, son yıllarda, fonksiyonel gıdalar olarak hayatımızda yer alanlar: Mısır gevrekleri, içecekler, yoğurtlar vb. Aslında vücudumuzun, aşırı stres ve yorgunluk altında etkilendiği, yaşın da ilerlemesi ile sonuçlarını hissettiğimiz eklem, kemik, bağışıklık sistemi hastalıkları gibi pek çok konuda bitkisel çözümler sunmaktadırlar.

Bana Ne Bana Ne Yaşlanmayacağım!

Doğal beslenemiyoruz, doğal gıdalara erişimimiz ( ki onlarında doğallığı da tartışılır) ekonomik anlamda istikrarlı alımı zorlayacak nitelikte, iş hayatı, her geçen gün daha da zorlaşıyor, çalışma saatlerinin sonu yok, spor yapabilene aferin, çoluk çombalak derken… Geldin mi 30’larının sonuna…

257-eyvah-yaslaniyorum-730x0Doğum günü kutlamak zül geldiği gün, yaşının farkına varmışsın demektir. İşte bu anlarda, bir takviye alayım, iki sağlıklı besleneyim, daha da emekliliğe çok var, sosyal hayattan da kopmayayım, ay bana enerji lazım, kahve sohbetlerinde siyatik mi konuşmaya başladık, EYVAH!!!

Hah, işte bu anlar senin çok büyük ihtimalle ya eczanede görüp aldığın ya da arkadaşının tavsiyesi ile bulup aldığın vitamin, mineral, probiotiklerin hayatına girdiği dönem arkadaşım. Ve emin ol yalnız değilsin.

Nutraceutıcals pazarı hızla büyüyor, hele hele yaş ortalaması hızla artan Avrupa’da çılgın bir büyüme yaşanıyor.

4

Türkiye’nin Hala Gidecek Yolu Var!

Yerli ve yabancı pek çok firma bu alana yatırım yapmaya başladı. İlaç iletişimi kısıtlamalarından nispeten daha bağımsız, alternatif iletişim kanalları olan, sürekli kullanım nedeniyle satış istikrarı da sağlayan bir alan.

  • İlaç sektörünün %12’si
  • 350-400 milyon dolar büyüklük

Tüketiciler için yeni bir alan gibi dursa da aslında biz Türkler, bitkilerden gelen şifaya çok aşinayız. Bu da iletişimcilerin kimi zaman elini kuvvetlendirirken kimi zaman da sömürüye ve akıl karışmasına teşne…

Televizyonda “ Gel vatandaş bu seni süperman yapar!” diyenleri mi ararsın, merdiven altıçıları mı ararsın. Ekonomik durumu ve araştırmacılığı daha fazla olanlar eczane ve doktordan elbette vazgeçmezler ama sosyal medya, Bloggerlar, arkadaşımın arkadaşı almış pek faidesini görmüşçüler derken… Hatalı kullanımlar nedeniyle, sektörün zaman zaman adının kirlendiği de doğrudur.

2 1 3

Tüketici motivasyonları nispeten aşikâr:

  • Koruyucu tedavi yöntemlerine ilgi artışı
  • Sağlık harcamalarında artış
  • Yaşlanma oranında artış
  • Bilinçli ebeveynlerin sayısında artış
  • Ulaşılabilir fiyatlandırmalar
  • Tavsiye/referans kanallarının etkisi
  • Fitofarma yatırımlarındaki artış ve iletişimler

Peki ya bariyerler;

  • Üretim standartlarında problemler
  • Tüketicinin bilgi eksikliği
  • İletişim yasakları
  • Aktarların doğal ürün tedarik noktası olarak algılanmasıResim1

Satış ve iletişim kanalları:

  • Eczane: Şu an için en güçlü satış kanalıdır.
  • Online satış
  • Multilevel marketing:
  • Sosyal medya referans kanalları
  • TV : Sağlık ve kadın programları
  • Dijital medya
  • Sektörel yayın ve haberler
  • Marka ortaklıkları

Pek çok sektörde olduğu gibi, muhteviyatı anlaşılamayan, teknik kalan ürünlerde olduğu gibi bu alanda da tüketicilerin bilgi eksikliği en büyük dert. Hele de şifanın kralı aktar amcaların, doğallık ve sağlıklı yaşam trendi içerisinde yeniden prim yapması ile beraber, seçim kriterlerinde kaymalar olabiliyor. Bu durumda, en fazla iletişim/yayın, yapan marka pazar payını arttırıyor.

Unutmamak lazım, etkileyen ve etkilenenin farklı motivasyonlarının olduğu pazarlarda, iletişim ve pazarlama maliyetleri ne yazık ki daha yüksek ve çoklu kanal kullanımının elzem olduğu durumlar yaratmaktadır.

Tıpkı bu alanda da olduğu gibi, hedef kitleniz sağlıklı yaşam trendi sevdalısı bir son kullanıcıyken, onu etkileyen grubun tamamen” duygusal” nedenlerle beklentilerinin farklı olduğu eczane, doktor gibi satış kanalları olması…

Gire Research araştırmasına göre dünyadaki tüketicilerin sadece %35’i kategori konusunda bilgi sahibidir.

6

Kullananın bile aslında net bir fikrinin olmadığı bir alandır, “koruyucu” olarak tanımlıyor, adını en çok duyduğu markayı seçiyor.

7Kullanmayanlar içinse zaten dipsiz kuyu…

8

Algısal Bariyer Nasıl Kırılır?

Rasyonelleri benzer olan pazarda, alışılmışın dışında/ beklentilerin üzerinde öneri/ çözüm/iddia sunan marka  gerçek anlamda güçlüdür. Tüketicinin duymaya en fazla ihtiyacı olan vaadi sunmak en önemli çözüm noktasıdır.

Tüketiciler artık şunun farkındadır, yoğun reklam ve iletişim yapan markalar güçlüdür. Rasyonel ve fonksiyonel faydaları aşağı yukarı aynıdır. Sizin görünürlüğünüz, sizin fonksiyonel ve rasyonel güven duvarını aşmanızı sağlar. Oysa önerilmeniz ve tüketici için en önemli vaatle mesaj vermeniz, sadakat sağlar.

Ürünlerinizi, yaşam döngüsü içerisinde gruplandırmak ve sunduğumuz rasyonel ve duygusal faydaları iletişime taşımak size, hayatını uzun ve sağlıklı yaşamak isteyen, her bir yaşam mihenk taşı döneminde, ona uygun bir fonksiyonel fayda sunduğunuzu duymak isteyen tüketici için ideal bir iletişim çözümü olabilir.

Hipokrat zaten yy.lar önce mesajın kralını vermiş: “Bırakın gıda şifanız olsun!”

Şimdi bizim işimiz, bunu gelişen teknoloji ve asla ölmeyeceğini duymak isteyen tüketici içgörüsü ile birleştirerek iletişime taşımaktır.

Sağlıklı günler dilerim.

 

 

En Değerli Gelişmeleri Size İletmek İstiyoruz

Mail listemize abone olun!

Son bir adım kaldı. E-postanızı kontrol edin. (Gmail kullanıcısıysanız "promotoions" kısmına bakabilirsiniz.

Ops! Bir hata aldık, tekrar deneyebilir misiniz?

Esra Baykal; İtalyan Filolojisi, Marmara Üniversitesi MBA mezunu, moderatör ve marka stratejistidir. Leo Burnett, Pars McCANN Erickson gibi uluslararası reklam ajanslarının yanı sıra yerel pek çok reklam ajansı, digital ajans ve kurumsal firmada marka stratejisti ve danışman olarak görev almıştır. 2012 yılından beri sahibi olduğu iletişim ve pazarlama danışmanlığı firması olan GAME KUDRA’da, ölümsüz ve zamana kafa tutan markalar yaratmak için çalışmaktadır. Game Kudra, sadece Türkiye'de değil, Arnavutluk, Azerbaycan ve Rusya'da da tüketici iç görülerine ve pazar bilgilerine hakimdir.

Bir Cevap Yazın

Takıntıyla Seveceğiniz Yeni Koşu Ayakkabınız: Nike Zoom Vaporfly 4%

Nike’ın koşu özelindeki son reklamında New York Maratonu’nu geçen yıl kazanan Shalane Flanagan yer alıyor. Koşudan hemen önce ayakkabılarını kaybettiği kâbusunu gören Flanagan soluğu bir “ayakkabı terapistinde” alıyor. Nike Zoom Vaporfly 4% için çekilen son reklam filmi, ünlü uzun mesafe koşucusu Flanagan’ın yaşadığı gerçek bir hikayeye dayanıyor.

Ayakkabılarına fazlaca bağlı bir koşucuyu canlandıran Flanagan, maraton öncesi ayakkabılarını kaybettiğini anlatmak için ziyaret ettiği ayakkabı terapistine de kırmızı Vaporfly’ları ile gelmeyi ihmal etmiyor elbette. Terapisti canlandıran Lena Waithe’in “Kabustan sonra uyandın, koştun ve kazandın?” sorusuna ayağındaki Vaporfly’lara bakarak “beraber kazandık” vurgusu yapıyor.

Flanagan’ın hızlı yaşamayı sevdiği için ayakkabıları ile beraber yemek yediğini, uyuduğunu, film izlediğini dinleyen terapisti ziyaret eden ve ayakkabılarına olağanın dışında bağlı olan başka sporculara da şahit oluyoruz.

Ayakkabılarına sarılarak gelen Golden State Warriors oyuncusu Draymond Green, ayakkabılarını hava kabarcıklı naylona sararak giyen San Francisco 49ers’ın köşe savunmacısı Richard Sherman ve elektrikli diş fırçası ile ayakkabılarını temizleyen usta kaykaycı Paul Rodrigez’i de bekleme salonunda terapi seanslarını beklerken görüyoruz.

Dünyanın en hızlı koşucularının en iyi performanslarını çıkarabilmeleri için tasarlanan ve en hafif köpük teknolojisi Nike ZoomX foam kullanılan bu koşu ayakkabıları, Nike’ın bir önceki en hızlı koşu ayakkabısı ile karşılaştırıldığında %4 daha iyi. Bu nedenle isminde Nike Zoom Vaporfly 4% ismini alıyor.

Kendi alanlarında en iyi sporcuları, kendi alanları için en iyisi olduklarını düşündüğü Nike ayakkabılarını fazlaca sahiplendiğini gördüğümüz bu reklamı beğendiğiniz mi?

En Değerli Gelişmeleri Size İletmek İstiyoruz

Mail listemize abone olun!

Son bir adım kaldı. E-postanızı kontrol edin. (Gmail kullanıcısıysanız "promotoions" kısmına bakabilirsiniz.

Ops! Bir hata aldık, tekrar deneyebilir misiniz?

Personel Neden Gider ?

Yeni açılan bir kuruluşta çalışmak, MBA yapmak gibidir.

Bir kuruluşun açılış öncesinde, açılışında ve açılış sonrasında içinde bulunabilmek gerçekten oldukça öğretici. Büyümesini görmek, bu büyümenin içinde bulunmak güzel yanı. Ancak, tüm insan kaynağını kaybetmeye ve işin başında kilit eleman, bu adam çok iş yapacak, en önemli personelimiz olarak tanımlanan çalışanların sadece bir dişliden ibaret görülmeye başlanmasına tanık olmak ise acı verici.

Sektörel hastalıklar vardır, kariyerim sağlık hizmeti sunan kuruluşlarda ilerlediği için en iyi bildiğim sektör de burası. Temel sorun ise, nitelikli iş gücüne ulaşmak ve çalışanın devamlılığını sağlamak, insan kaynakları diliyle “turnover’ları düşük tutmak”

Kurumsal firmalarda işe alım süreçleri tam bir karmaşadır, defalarca görüşme yaparsınız, tecrübelerinizi anlatırsınız, yabancı diliniz test edilir, bazı kurumlar mantık testleri dahi yaparlar. Bunlar doğru kişiyi işe almak için yapılması gereken işlerdir. Ancak işin bir de personel tarafından bakmaya çalışalım, hayatınız boyunca asla bitmeyen, tekrarlayan işler vardır, bunlardan biri de “kendini kanıtlamaktır” yani eşimize, ailemize, sevgilimize, yöneticilerimize hatta astlarımıza kendimizi tekrar tekrar kanıtlamak zorundayız ve personel defalarca kendini anlatmak durumunda kalacak, tüm yetkinliklerini sergilemeye gayret edecektir, bunun sonucunda ise mutlu sona ulaşma niyetindedir. Peki, iş başı yaptıktan sonra neler oluyor ? Sanırım, burada bir sınır getirmeliyim özellikle ucundan kıyısından yaratıcı bir iş yapmaları beklenen, bütünleşik pazarlama olarak adlandırdığımız başlığın altında yer alan departmanların  -satış, kurumsal iletişim, crm, hakla ilişkiler vs.- çalışanları, oyun alanlarının ne kadar da dar olduğu, gerçeğiyle yüzleşmek zorunda kalırlar. Üstler ve diğer departmanların ilgililerinden şöyle cevaplar duymak oldukça muhtemeldir;

  • Bu yılki bütçede buna yer yok, maalesef.
  • O konuyu kaliteyle konuşmak lazım.
  • Burası, o tür çalışmalara pek uygun değil.
  • Biz çok konuştuk bunları ama üst yönetim sıcak bakmıyor.
  • Regülasyonlar elverişsiz.

Bu cümleler uzar gider. Özellikle belirttiğimiz uzmanlık alanlarında bu gibi durumlarla sıklıkla karşılaşılır, bu da personelin neden terk ettiği sorusunun cevaplarından biridir. İşin daha kötü yanı ise, müşterilerin de bu durumlardan haberdar olmasıdır. Şu soruyla bilmiyorum kaç kere karşılaştım “Mustafa bey o kurumda devam mı ?” Bazen inanarak bazen inanmayarak şöyle cevaplar veririm;

  • Biz hep buradayız hah hah ha
  • Tabii, biz topraktan girdik izzet bey :)

Tabii, personelin kurumu terk etmesinin onlarca nedeni olabilir;

Personel Nasıl Sadık Kalır?

Bu yazıya başladım, çünkü yeni mezun olarak işe aldığımız, bir yıl boyunca yetiştirdiğimiz bir arkadaşımızı, tam bir yılın sonunda rakiplerimizden birine teslim etmek durumunda kalmıştık. Meselenin sadece para olduğunu düşünmüyorum, mesele personelin değer görmediğini ve resmin bir parçası olarak hissetmediğinden kaynaklanmaktadır. Mesele bireysel değil, bu arkadaşın yerine farklı bir yeni mezun aldık, ancak bu durum beni oldukça sinirlendirdi. Ne yani, eğitip eğitip ayrılmalarını mı seyredeceğiz.

İlk çalıştığım kurumu evim gibi düşünürdüm, hala da çok farklı görmüyorum. Eğer çalışkan, istekli, kendini kanıtlama arzusu olan bir eleman yakalarsanız, işletme olarak kendinizi şanslı addetmelisiniz. Ancak tüm bu özellikler tecrübe eksikliğiyle birleştiğinde, ortaya beklenmedik sonuçlar çıkabilir. Personel, kendi alanının dışında veya üstünün yetki alanına girerek, iş yapma gayretine girebilir ve bu genelde pek hoş karşılanmaz. Bir işi başarmaktan daha mühimi o işi doğru yoldan tamamlamış olmaktır.

Şu da bir gerçektir ki, bir kurum sadece profesyonel ilişkilerle yönetilmez. Tüm yapılarda olduğu gibi, bireysel ilişkiler yapılacak tüm işleri etkileyecektir.

Sorduğumuz sorunun yanıtı vermeye gayret edelim. Personel nasıl sadık kalır? Önce doğru elemanları işe almakla başlamak gerektiği kesin. Ardından ise, onları oyunun bir parçası yapmak ve işlerinin karşılığını vermektedir. Samumed kurucusu Osman Kibar, Türk-Amerikan İş Konseyinde ki konuşmasında, iki kültüründe etkisinde büyüdüğünü ve Türk kültüründe “Brotherhood” “Kötü Gün Dostu” olarak tanımladığı kavramın kendisini en çok etkileyen özellik olduğunu belirtmiştir. Eğer şirketinize doğru personeli alıp, onları yapının bir parçası yapabilirseniz, kültürel yapımızdan dolayı sadece maddi avantajlardan dolayı sizi terk edip gitmeyeceklerdir.

Yöneticiler genelde bu durumun farkındadırlar ve size bu kurumun bir parçası olduğunuzu yılbaşı balosunda yada, bayram kutlamalarında tekrar tekrar söylerler. Ancak Fransız yazar Marcel Proust’un dediği gibi; Önemli olan söylenenler değil, davranışlardır.

How Google Works harika bir işletme ve insan kaynakları kitabı. Bir iki alıntı yaparak kapatalım;

  • General Patton şöyle demiş; “Herkes aynı şekilde düşünüyorsa, düşünmeyen biri var demektir.”
  • Adaya geçmişini sorduğunuzda, özgeçmişinde yazan okulunu, çalıştığı diğer yerleri ve deneyimlerini değil, tüm bunlardan neler öğrendiğini sorun.
  • Neden işe almayla sadece İK ilgilensin. Muhtemelen herkes harika birini tanıyordur, o harika kişiyi işe almak da herkesin görevi olmaz mı ? Bu bir döngü halini alır ve öyle devam eder.
  • Larry Page, bir yöneticinin geliştirmesi gerek en önemli özelliğin, işe alım olduğunu yazmış.

Personel nasıl sadık kalır, sorusunu sorarken, ayrıca şunu da düşünmemiz gerekmektedir; Peki kurum personeline sadık kalacak mı ? Starbucks Başkanı Howard Schultz şöyle demiş; Babamın hiçbir zaman çalışma şansı bulamadığı bir şirket kurmaya çalışıyorum. Babamın hiçbir patronuna sadakati yoktu, çünkü işverenleri işçilerine sadakat göstermemişti.

En Değerli Gelişmeleri Size İletmek İstiyoruz

Mail listemize abone olun!

Son bir adım kaldı. E-postanızı kontrol edin. (Gmail kullanıcısıysanız "promotoions" kısmına bakabilirsiniz.

Ops! Bir hata aldık, tekrar deneyebilir misiniz?

GELİŞMELERİ
KAÇIRMAYIN!
Haftalık bültenimize
ücretsiz kaydolun!
BİZE KATIL
close-link
GELİŞMELERİ KAÇIRMAYIN
Haftalık bültenimize ücretsiz kaydolun, sizi gelişmelerden haberdar edelim.
BİZE KATIL
close-link








Önümüzdeki yıllara
damgasını vuracak
trendleri derledik.
Raporu İndir

*Ücretsizdir.
close-link

MARKETING MEETUP 2018


19 Nisan'da Uniq İstanbul'da gerçekleşecek olan Marketing Meetup "Experience"a hemen kaydol.
Erken Kayıt Fırsatı
close-link












19 Nisan'da Uniq İstanbul'da gerçekleşecek olan Marketing Meetup "Experience"a hemen kaydol.
KAYDOL
19 Nisan, Uniq Istanbul
close-link