Başarılı İnsanların Kurum Sadakatinin Arkasında Ne Var?

Google’ın “People Operations” yani İnsan Kaynakları’ndan sorumlu Genel Müdür Yardımcısı Laszlo Bock, geçtiğimiz sene bu aylarda bir kitap çıkardı.Kitabın adı Work Rules!

Adını iş kuralları koyduğu bu kitabın içerisinde Google’ın herkesin diline destan olan başarısına ilişkin değerli bulgular var. (Kitabın adında gizli bir mesaj var mı diye düşünmüyor değilim, Laszlo Bock, şirketin kurallarını koyan ve yöneten ekibin içerisinde belli ki İnsan Kaynaklarına önemli bir rol biçiyor.)

İK’nın artan veya azalan önemine ilişkin bir çok farklı görüşe rastlıyorum. Bir kısmı, artık şirketlerde İK gibi departmanlara olan ihtiyacın otomasyon sistemleri, dijital yan haklar ve personel bilgisi yönetim sistemleri ile azalacağını hatta yok olacağını söylüyor. Buna zıt bazı görüşler ise İK’nın öneminin daha da artacağını, doğru insan kaynağı seçmek ve yönetmenin daha kritik olduğunu anlatıyor.

Benim düşüncem ise şu: Bugünkü bildiğimiz hali ile İK’nın sonu geldi. Bazı operasyonel ve tekrar eden işlerin yönetecek sistemler artık dijital olarak mevcut.

Kariyer ve IK'da Değişim Rüzgarları

Değişim Rüzgarları Geliyor

Ancak bu sonu gelen İK’nın içerisinden, insanları doğru analiz etmek, motive etmek ve kurum sadakatını yaratmak gibi noktalarda yeni ve daha modern bir iş birimi doğacağına inanıyorum. Bir tür gerçek katma değerli, bilimsel ve İK analitiği perspektifini, doğru veri toplama ve yorumlamayı merkezi hale getirmiş bir İK 2.0.

İyi şirketler iyi çalışanlarla nasıl bir araya geliyorlar?

İlk önce çözümlememiz gereken konu şu: Google bu kadar başarılı ve ‘zengin’ bir şirket olduğu, çalışanlarını şımartacak derecede yan haklar sunduğu ve iyi maaş verdiği için mi en iyilerle çalışıyor; yoksa, doğru işe alımlar yaptığı, takım ruhunu ve işbirliğinin sürdürebildiği için mi 3 – 5 kişilik bir şirketten bugünkü dünya devi noktasına gelebilmiş durumda?

İtiraf etmek gerekli, şirketin bu denli başarılı olması, bu kadar hızlı büyüyor ve bünyesindeki insanlara yeni iş fırsatları yaratıyor olması önemli bir faktör. Özellikle becerikli ve beklentisi yüksek insanların bir kurumda barınabilmesi için kariyer anlamında ödüllendirildiklerini ve ilerlediklerini hissetmeleri şart. Kendi iş tecrübelerimden de deneyimlediğim üzere, eğer bir şirket iyi bir büyüme ivmesine sahipse, sürekli yeni pozisyonlar açılıyor, yeni iş alanları keşfediliyor, departman ve takımlar büyüyor, herkes de kendisini üretken hissedebiliyorsa zaten sorun yok. Bu senaryoda çok becerikli-yetenekli olmayan çalışanlar veya çok uyumlu olmayan takımlar da idare ediyorlar.

Tam tersi senaryoda;  yani yeteri kadar yeni ve terfi edecek pozisyonların açılmadığı, çalışanların kendilerini bürokraside sıkışmış hissettiği, şirketin büyüme eğrisinin düzleştiği ve işlerin en yalın tabiriyle sırdanlaştığı durumlarda ise ancak ve ancak iyi takım ruhuna sahip, çalışan bağlılığı yüksek şirketler zarar almadan kurtulabiliyorlar. Genelde ise bu tarz dönemler şirketler için sonun başlangıcı oluyor. Yanlış kararlar kaliteli insanların kurumdan kaçmasına sebep olurken, alınan kararların kalitesi şirket kendini yokedene kadar daha da düşüyor.

Yani iyi günde iyi takım olmak kolay. Başarılı olanlar, kötü günde de iyi takım olabilenler.

Ancak bu tek başına durumu açıklamak için yeterli değil. Başka örnekleri düşünün, doğru iş fikrine ve kurulum ideallerine sahip olmasına rağmen, bugün batmış binlerce start-up var. Neden?

Kurumsal ve Bireysel Eğitim'de İnsan Kaynakları

Aslında işi özünde şu ikisi var

  • Başarılı insanları çekmek
  • Başarılı insanları tutmak

Başarılı insanları çekmek için doğru işe alım sürecini, işveren markasını ve şirket değer önermesini netleştirmek gerekli.  Hiç kolay değil. Ancak problem tespiti ve stratejisi basit.

Başarılı insanları tutmak için ise çok daha özen isteyen bir yönetim stratejisi gerekiyor. Burada izlenmesi gereken strateji de kolay değil, ancak aynı zamanda karmaşık.  Karmaşık çünkü insanları şirkete bağlamanın özünde yatanları uygulamak için hem şirket stratejisini doğru belirlemek hem de bunu İK’nın işleyişi ile uyumlu halde icra etmek gerekiyor.

Laszlo Bock’a göre insanları kuruma bağlayan ve onları birarada tutan en kuvvetli faktörler şu şekilde:

Birlikte çalıştığınız insanların kalitesi.

Yaptığınız işin ne kadar anlamlı olduğunu düşündüğünüz.

Tabi ki bu maddeler, kişiler finansal olarak tatmin edildikten, güvence ihtiyaçları karşılandıktan sonra kalanlar.

Cevap verdiği psikolojik ihtiyaçlara baktığımızda bu insanları neden bu kurumlara sadakat gösterdiğini anlamak çok kolay.

Bu iki faktör sayesinde insanlar kendilerini bir gruba ait (kendi zeka ve değerleri ile örtüşen) ve faydalı/değerli hissediyorlar.

Yani Google’ın veya diğer üstün ilgi gören şirketlerin sadece başarılı olduğu için iyi insanları çektiği varsayımı havada kalıyor ve bugünkü durumu açıklamak için yeterli değil.

Bu şirketler ilk günlerinden itibaren ortak ve çalışanlarına bir anlam duygusu veriyorlar ve takımlarına doğru insanları katmak için ellerindeki bütün fırsatları kullanıyorlar. Ekibe dahil edebilecekleri en kaliteli insanları dahil ediyorlar. Bunun sayesinde ekibe katılan diğer nitelikli insanların kendilerini ait hissedebilecekleri ortamı sağlamış oluyorlar*.

 

*Dipnot: Umuyorum ki , buradaki duruma bakarak ortalama altı vasıflara sahip insanları takımlara ve şirketlere dahil etmenin ne kadar yıkıcı olduğu net olarak ortaya çıkmıştır. İdareten, geçici, veya tek seferliğine de olsa, o ekibin yetkinlikleri, eğitim ve kalifikasyon seviyesi ile eşleşmeyen kişileri takıma veya şirkete her dahil ettiğinizde, o güne kadar ekipte bulunan herkesin aitlik duygusuna zarar vermiş ve bağlılıklarını düşürmüş olma riskini alıyorsunuz.

En Değerli Gelişmeleri Size İletmek İstiyoruz

Mail listemize abone olun!

Son bir adım kaldı. E-postanızı kontrol edin. (Gmail kullanıcısıysanız "promotoions" kısmına bakabilirsiniz.

Ops! Bir hata aldık, tekrar deneyebilir misiniz?

Kendini bildi bileli meraklı birisidir. Hayatının merkezine iyi bir insan davranışı gözlemcisi olma hedefini almıştır. Türkçe ve İngilizce iki basılı kitabı vardır. Sosyoloji ve Psikoloji'ye bayılır. Kariyer ve iş yaşamı dinamiklerini çalışır. Tüm yazıları, çalışmaları ve bilgileri www.ozandagdeviren.com adresinde güncel olarak bulunabilir.

Bir Cevap Yazın

Oreo, Sizi Bisküvi Avına Çağırıyor

Mobil oyunlaşmaya gösterilen ilgi arttıkça, ihtiyaç duyulan teknik altyapının edinilmesi kolaylaştıkça ve ortaya çıkan masraflar düştükçe, markalar kendi artırılmış gerçeklik (AR) deneyimlerini geliştirmeye günümüzde daha eğilimli oluyor. Gerek özgün lezzeti gerekse de uyguladığı ilginç içerik pazarlaması taktikleriyle dünya çapında nam salmış bisküvi markası Oreo da bunun son örneği oldu. Marka bugünlerde, bisküvi avıyla kullanıcıları kendine bağlamayı hedefleyen Büyük Oreo Kurabiyesi Avı (The Great Oreo Cookie Quest) adlı mobil oyun uygulaması üzerine çalışıyor.

Söz konusu mobil oyunda marka, kullanıcıların dünyanın dört bir yanına gizlediği Oreo bisküvilerini bulmaları için bazı ipuçları veriyor. Nesne tanıma teknolojisini kullanan oyun zekası, doğru nesneleri tespit edebiliyor ve böylece saklanmış Oreo’ları buluyorsunuz. Günlük olarak verilen ipuçları, çeşitli sorularla kullanıcılara iletiliyor. Örneğin uygulama “Bileğinde ne var?” dediğinde, sizin bu soruyu o an bileğinize taktığınız kol saatini uygulamaya taratıp saklı Oreo’lardan birini bulmaya yormanız gerekiyor. Taratma sonucunda, akıllı telefonunuzun ekranında bir Oreo çıkarsa bu, gizli bisküvilerden birini avladığınız anlamına geliyor.

Maliyet azaldıkça ve teknik altyapıya erişim kolaylaştıkça, markalar kendi AR deneyimlerini oluşturmaya daha da sıcak bakar oldu.

Bulduğunuz her sanal Oreo, size verilen ipucunun zorluğuna göre puanlanıyor ve oluşturulan sıralamaya bakan kullanıcılar, av performanslarını Facebook ve Twitter’daki arkadaşlarıyla veya dünyanın geri kalanındaki kullanıcılarla kıyaslayabiliyor. Oyunu oynayanlar arasında gerçek Oreo bisküvilerini uygulamaya tanıtanlar ise Google’ın California’daki merkezinden tutun da Afrika’ya kadar uzanan farklı yerlere gezi kazanma şansını yakalıyor.

Gezilerden birinin Google binası olmasının nedeni ise oldukça basit ve doğal. Zira marka, bu proje için geçtiğimiz yılın Ağustos ayında Google ile iş birliği yapmış. Hâliyle bu durum oyunda verilen ödüllere de yansımış. Hatta öyle ki ödüllerin Google ile ilişkisi California’daki merkezle de sınırlı değil. Bulunan sanal Oreo’ların kullanıcılara getirdiği ödüller rastgele seçiliyor olsa da birçoğu Google ile ilgili durumda. Kazanılan Google Play puanları ve Pixel marka akıllı telefonlar, bu noktaya ilişkin açık birer örnek sunuyor. En çok da oyunun Avrupa ve Güney Amerika pazarlarında Android robotu imajı eşliğinde pazarlanması, bunu kanıtlıyor.

Oreo için hazırlanan oyunun mantığı, Pokemon Go’ya oldukça benziyor.

Oyun mantık olarak esasen Pokemon Go’ya benziyor. 2016’da ortaya çıkan bir artırılmış gerçeklik oyunu olan Pokemon Go, pek çok ülkede popüler olmuş ve insanlar kalabalıklar hâlinde, ellerinde akıllı telefonlarıyla sokaklarda pokemon arar olmuştu. Hatta çılgınlık hâline gelen bu durum, sayısız hayati riske davetiye çıkarmıştı. Anlaşılan o ki Oreo da bu potansiyeli görmüş ve bu yolda bir çalışmayla tüketicilerin karşısına çıkmak istemiş. Markanın Pokemon Go’ya özendiğini saklamadığını da söylemeliyiz. Çünkü oyunda yakalanan Oreo’ların saklandığı yere Cookiedex adını vermiş, yani tıpkı Pokemon’lara karşı tutulunca onların hakkında ayrıntılı bilgi veren Pokedex’ler gibi. Kaldı ki Oreo yetkilileri de oyunun Pokemon Go tecrübesinden ve insanların ona verdiği tepkiden çıktığını söylüyor.

Küresel ölçekli medya ajansı Carat ile sanal ve artırılmış gerçeklik üzerine çalışan Gravity Jack gibi iki önemli kuruluşun desteğini alarak projeyi hayata geçiren The Martin Agency’nin çalışmaları tamamlaması 6 ay almış. Geçen ayın sonunda Birleşik Krallık’taki IOS ve Android tabanlı cihazların kullanımına açılan oyun, burada göstereceği performansa göre Güney Amerika, Avrupa, Rusya ve belki ABD’de kullanıcılara ulaşacak. Ajans, Oreo damgası taşıyan mobil oyunun tanıtımı amacıyla biri televizyon, üçü ise sosyal medya platformlarında yayınlanmak üzere toplam dört video hazırladı.

Büyük Oreo Kurabiyesi Avı marka için her ne kadar sosyal yanı da olan ilk artırılmış gerçeklik oyunu olsa da markanın, nesne tanıma teknolojisinden ilk kez yararlanmadığını da belirtmeliyiz. Zira Oreo, tam bir yıl önce yine Google ile birlikte çalışarak Oreo Bandırma Yarışı () isminde bir projeye imza atmıştı. Bu projede tüketiciler Oreo bisküvilerini uygulamaya taratmış ve süte bandırmadan önce Oreo’ları Google Earth yardımıyla sanal olarak stratosfere fırlatmıştı.

Konuya dair görüşlerini paylaşan Oreo Marka Pazarlama Direktörü Justin Parnell ise insanların diğer cihazlara göre mobil cihazlarda daha çok zaman geçirdiğini ve bu cihazları eğlence amacıyla giderek daha fazla kullandığını söyleyip projenin çıkış amacını açıkladı.

Oreo
Oreo, nesne tanıma teknolojisinden ilk kez Oreo Dunk Challenge adlı çalışmasında yararlanmıştı.

Sizi bilmem ama zaten Pokemon Go gibi bunun yapılmış bir örneği varken ve ilk olmanın avantajıyla bütün ilgiyi toplayıp pastanın çoğunu almışken, Oreo’nun böyle bir çalışmayla çıkagelmesini pek mantıklı bulmuyorum. Böyle olması, elbette bundan sonra artırılmış gerçeklik temelinde mobil oyun oluşturulamayacağı anlamına gelmiyor. Fakat madem marka ille de artırılmış gerçeklik odaklı bir proje yapacaktı, bu daha farklı bir şey olabilirdi ya da en azından Pokemon Go mantığına yeni ama göze çarpacak bir şeyler ekleyebilirdi.

Oreo, kültürel kodları kullanmaktaki ustalığı ve bunu yaratıcı içeriğe dönüştürmedeki becerisiyle biliniyor.

Sosyal ağlardaki özgün içerikleriyle, gerçek zamanlı pazarlamadaki başarılarıyla ve kültürel kodları müthiş bir şekilde kullanmasıyla gönlümüze giren markanın, böyle bir yola tenezzül etmesini açıkçası doğru bulmuyorum. Kaldı ki Pokemon Go rüzgârının da ilk dönemindeki gibi esmediği de bir gerçek. Markanın evdeki hesabının çarşıya ne kadar uyacağını ise şimdilik bilmiyoruz, bekleyip göreceğiz.

En Değerli Gelişmeleri Size İletmek İstiyoruz

Mail listemize abone olun!

Son bir adım kaldı. E-postanızı kontrol edin. (Gmail kullanıcısıysanız "promotoions" kısmına bakabilirsiniz.

Ops! Bir hata aldık, tekrar deneyebilir misiniz?

Viral Olan LinkedIn Paylaşımı, Microsoft’ta Staj İmkanı Sağladı

Eğer bir LinkedIn hesabınız varsa ve az çok LinkedIn’de vakit geçiriyorsanız, ülkemizde bu platformun pek de verimli kullanılmadığını farketmişsinizdir. Ancak verimli kullanıldığı takdirde, LinkedIn gerçekten de faydalı bir platform ve iş bulma konusunda da kullanıcılarına elverişli bir ortam sağlıyor. Geçtiğimiz aylarda ABD’deki bir üniversite öğrencisinin yaşadığı olay ise bunun en iyi örneklerinden biri.

ABD’deki Miami Üniversitesi’nin öğrencisi olan Akosua Boadi-Agyemang, geçtiğimiz kasım ayında, LinkedIn’de 2018 yazı için finans ya da muhasebe alanında bir staj aradığını belirten bir durum bildirimi yaptı. Hatta bu paylaşımda LinkedIn’in CEO’su Jeff Weiner’ı da etiketledi. Akosua Boadi-Agyemang isimli öğrenci, yaptığı paylaşımda şu ifadeleri kullanmıştı:

“Başvuruda bulundum, e-posta gönderdim, insanlarla bağlantı kurdum, birden çok etkinliğe katıldım. Bu nedenle, şimdi bu harika platformu gerçek amaçlarından biri için kullanacağım – insanlarla bağlantı kurmak. Umarım, beni gibi birini arayan biriyle bağlantı kurarım. Bu harika platform için teşekkürler Jeff Weiner.

Herkese selam, ben bir üniversite üçüncü sınıf öğrencisiyim. 2018 yazı için muhasebe ya da finans alanlarında bir staj arıyorum. İşe alıyorsanız ya da işe alan birini tanıyorsanız, bekliyorum. İrtibat kuralım! Bütün çabalar için minnettarım! Çok teşekkür ederim!

Her zaman cesur olmam söylendi. Umarım, bir gün hedeflerime ulaşmama yardımcı olur.”

Akosua’nın bu paylaşımı, kısa süre içerisinde viral haline geldi. Ancak bu paylaşımdan sonra, Akosua’nın staj arayışının nasıl sonuçlandığı bilinmiyordu. Birkaç gün önce ise Akosua, LinkedIn’de konuyla ilgili yeni bir paylaşım yaptı ve önümüzdeki yaz Microsoft’ta staj yapacağını açıkladı.

Üstelik Akosua’nın bu paylaşımı, Microsoft CEO’su Satya Nadella’nın da dikkatini çekti. Microsoft CEO’su, Akosua’nın bu paylaşımının altına “Paylaşımınızın başkalarına verdiği cesaret, gayretiniz ve hikayenizi paylaştığınız için teşekkür ederim.” şeklinde bir yorum yaptı.

Sonuç olarak LinkedIn hesabınız için biraz vakit ayırıp burada bağlantılarınız arasına önemli isimleri eklemek uzun vadede fayda sağlayabilir gibi görünüyor. Belki Microsoft gibi büyük bir şirkette iş ya da staj imkanı bulamayabilirsiniz, ama LinkedIn’in iş dünyası tarafından görünürlüğünüzü artırdığı kesin. Tabii, LinkendIn hesabınız için emek harcarsanız…

En Değerli Gelişmeleri Size İletmek İstiyoruz

Mail listemize abone olun!

Son bir adım kaldı. E-postanızı kontrol edin. (Gmail kullanıcısıysanız "promotoions" kısmına bakabilirsiniz.

Ops! Bir hata aldık, tekrar deneyebilir misiniz?

GELİŞMELERİ
KAÇIRMAYIN!
Haftalık bültenimize
ücretsiz kaydolun!
BİZE KATIL
close-link
GELİŞMELERİ KAÇIRMAYIN
Haftalık bültenimize ücretsiz kaydolun, sizi gelişmelerden haberdar edelim.
BİZE KATIL
close-link








Önümüzdeki yıllara
damgasını vuracak
trendleri derledik.
Raporu İndir

*Ücretsizdir.
close-link

MARKETING MEETUP 2018



Türkiye'nin en değerli konferans içeriğini, Erken Kayıt indirimi ile takip edin!
Erken Kayıt Fırsatı
close-link












Türkiye'nin en değerli konferans içeriğini, Erken Kayıt indirimi ile takip edin!
BU ETKİNLİKTE OLMALIYIM
19 Nisan'da Uniq Istanbul'da Sophia'nın da katılımı ile Marketing Meetup'ta buluşuyoruz.
close-link