8 Mart’a Özel Filmler Serisi: Asla Vazgeçmeyen Kadınların Hikayesi

Aslında kadınlara her alanda hak ettikleri özgürlüklere hiçbir koşula bağlı olmaksızın sahip olması gerektiğini biliyoruzdur. Bizler yine de bunun altını bir kez daha çizmek istiyoruz. 8 Mart Dünya Kadınlar Günü’nde güçlü duruşları ve asla vazgeçmeyen yapıları ile tüm kadınları bir kez daha selamlamak ve onların bu yapısından ilham alan birkaç filmi bir araya toplamak istedik.

She’s Beautiful When She’s Angry- Öfkelendiğinde Bir Başka Güzel (2014)

Yönetmenliğini Mary Dore’un yaptığı tarihi bir belgesel niteliğinde ki She’s Beautiful When She’s Angry 1960’lardaki kadın hareketine derinlemesine odaklanarak mücadelenin sembolü olmuş kadınlara odaklanarak günümüz kadınlarına da ilham veriyor.

A League of Their Own- Kızlar Sahada (1992)

İkinci Dünya Savaşı esnasında, cephede olan erkeklerin yerini günlük yaşamda dolduran kadınların ilham verici hikayesini anlatan bu filmde, kadınlardan kurulan bir beyzbol takımı kurulmak istenir. Dünya’nın dört bir yanından bu takıma kadın oyunca bulunması için gidenlerden birisi Dottie Hinson’ı bulur ve tarihin en iyi spor filmlerinden birisi çekilir.

Filmde usta aktör Tom Hanks ile beraber Madonna’da yer alıyor.

Wild- Yaban ( 2014)

Ünlü kadın şair Emily Dickinson’dan “eğer önündeki engel cesaretinse, cesaretini aş “ satırlarını motto edinmiş, gerçek hikayeden esinlenmiş bir film var karşımızda. Hayatında her şeyin kötü gitmesiyle dibe vuran bir kadının kendisini 94 gün süren Pacific Crest yolunu yürüyerek bulmasını anlatır. Aç kalışları, ayakların mahvoluşu, yalnızlığı, yaralanışını ve buna rağmen vazgeçmeyişi ile hepimize örnek olası bir film.

Suffragette- Diren! (2016)

İngiliz yönetmen Sarah Gavron’ın tarihin ilk feminist hareketini başlatan kadınlara odaklandığı filminde kendimizi kadınların ağır çalışma koşullarını düzeltme, seçme ve seçilme hakkına sahip olma mücadelesini ekibin bir üyesi olan Maud’un gözünden soluk soluğa izlerken buluyoruz.

Queen of Katwe- Katwe Kraliçesi ( 2017)

Uganda’nın renkli atmosferinde geçen bu film, Uganda’lı bir kızın satranç ile hayatının nasıl değiştiğini anlatıyor. Üstelik gerçek bir hikayeyi… Hintli bir kadın yönetmen Mira Nair tarafından yönetilen filmde, Uganda’nın Katwe bölgesinde gecekonduda yaşayan bir kızın ona pişman olacağını söyleyenlere inat, satranç öğrenerek bir şampiyona dönüşmesinin hikayesine gözyaşları ile şahit oluyoruz.

Joy (2015)

David O. Russel’ın yönetmen koltuğunda, Jeniffer Lawrance’ın ise başrolünde olduğu bu film, “Miracle Mop” un mucidi ve Ingenious Designs’ın kurucusu Joy Mangano’nun ilham verici hayat hikayesine odaklanıyor.

Önüne çekilen setlere rağmen, kendi işinin patronu olan Joy, umutsuzluğa kapılan herkese örnek olacak nitelikte…

Handmaid’s Tale (1990)

Şu aralar gündemimizi dizi versiyonu ile dolduran Handmaid’s Tale,  Margaret Atwood’un aynı isimle 1990’da sinemaya uyarlanmış romanından uyarlama. Erkek egemen totaliter bir dönemde geçen distopik bir evrende, bir kadının çarpıcı hikayesine odaklanıyor.

Mona Lisa Smile (2003)

Julia Roberts’ın başrolünde olduğu film 1960ların Amerika’sının küçük bir kesiti gibidir. Saygınlık parayla, kadınlar için başarı ise ne kadar iyi bir evlililik yaptığı ile ölçülmektedir. Okula gelen idealist sanat tarihi hocası Kathrine ise öğrencilerine farklı bir yolun daha olabileceğini gösterir, kendilerini gerçekleştirebilecekleri bir yolun…

Bizim bu anlamlı gün için önerilerimiz bu yöndeydi, peki sizin aklınıza gelen filmler neler?

En Değerli Gelişmeleri Size İletmek İstiyoruz

Mail listemize abone olun!

Son bir adım kaldı. E-postanızı kontrol edin. (Gmail kullanıcısıysanız "promotoions" kısmına bakabilirsiniz.

Ops! Bir hata aldık, tekrar deneyebilir misiniz?

Pazarlamasyon Pazarlama, Sosyal medya, Marka Yönetimi, Pazarlama İletişimi, Dijital Pazarlama ve İş Dünyası konularına odaklı bilgi kaynağı.

Bir Cevap Yazın

Kayan Yıldızlar Trendi Nedir, Seda Sayan Niçin Yerlerde?

Son dönemde sebebine akıl sır erdiremediğimiz bir trend aldı başını gidiyor. Pek çok ünlüyü ve sosyal medya fenomenini yerlerde sebepsizce yatarken görüyoruz. Genelde sosyal medya fenomenleri veya ünlüler sahip olukları lükslerin içinde aniden yere yığılıp fotoğraf çektiriyor ve bunu Instagram’da paylaşıyorlar.

Falling Stars ‘Kayan Yıldızlar’ akımı şeklinde ifade edilen akımda ünlü isimler “Kayarak Düşme” şeklinde konsepleştiriyor. Ortaya çıkan akımı Dj Smash başlattı. Özellikle zenginler de hemen ona eşlik ederek akımın yayılmasını sağladı. Kendisine ait özel jetten inip kendini yere atan DJ SMash, o esnada çektirdiği resmi Instagram’da paylaştı. Paylaşımı yaparken de aralarında sosyal medya fenomeni Lena Perminova ve model Natasha Polly’nin de bulunduğu ünlü arkadaşlarını etiketledi. Bu meydan okumaya cevap veren arkadaşları ile olay büyüdü ve ‘yıldızlar’ kendilerini yerlere atıp fotoğraflarını paylaşmaya başladılar.

Moda haftası için İngiltere’ye giden Seda Sayan da bu akıma kapılmaktan kendini alamadı. Seda Sayan’ı bu şekilde yerde görenler ise oldukça şaşırdılar ve herkes sosyal medyada Seda Sayan’ın düşme fotoğrafını paylaşmaya başladı.

Seda Sayan diğer ünlülerin aksine kendisini bir uçağın önünde değil de Simit Sarayı’nın önünde yere atması ve bunu yaparken elinde Simit Sarayı poşetleri olmasıyla da düşündürmüyor değil. Sonuçta Türkiye’den bu akıma katılan ilk ünlünün ülkece konuşulacağı ve paylaşılacağı tahmin edilebilir bir şeydi.

En Değerli Gelişmeleri Size İletmek İstiyoruz

Mail listemize abone olun!

Son bir adım kaldı. E-postanızı kontrol edin. (Gmail kullanıcısıysanız "promotoions" kısmına bakabilirsiniz.

Ops! Bir hata aldık, tekrar deneyebilir misiniz?

Bir Yaz Daha Yaşandı Bitti Saygısızca

Bütün bir yıl beklenen ve özlenen koskoca bir yazın daha sonuna geldik. Ülkemizin 3 bir tarafı denizlerle çevrili olmasaydı nereye gidecekti bu insanlar dedirten kalabalık, trafiği bol 2 büyük bayram tatilini de 2018 yazına sığdırdık, çok şükür acısıyla tatlısıyla ikisini de atlattık. Peki şimdi ne olacak? Herkes tıpış tıpış işine dönecek ve bir sonraki yazı bekleyeceğiz elbette…

Tatil iyi güzel de sanki tatil yapmadık da çok önemli bir misafiri ağırladık ülkece. Tatile gitmenin huzuru şöyle dursun ekstra bir huzursuzluk sardı dört bir tarafımızı. Tatilin amacı olan gezme, görme, dinlenme fonksiyonlarından hiçbirini yerine getiremedik. Tüm kıyı şeridi 34, 06, 16, plakalı araçlarla doldu, haberler feribot kuyruklarını, trafik kazalarını bas bas bağırdı. Bir telaş koşturmaca ile tatile gittik aynı şekilde de geri döndük. Bütün bir yaz bayram tatilini bekledik beklerken başka yerlere kaçamak gittik geldik ve sonuç olarak bayram tatili de yaz da bitti gitti.

Bu durum tabii ki sadece Kurban Bayramı ile alakalı değil. Yani Kurban Bayramı son birkaç senedir yaz dönemine denk geldiğinden son birkaç yazımız bu şekilde geçiyor olabilir ama yaz dönemi ve yaz tatili genel olarak çalışanlar için ekstra bir telaş haline geliyor. Özellikle büyük şehirlerde yaşayanların hayatlarında sürekli bir hız ve koşturmaca var ve bu insanların dinlenebilmek için tek şansları genelikle yazın yapacakları deniz tatilleri oluyor. Fakat bu yaz özelinde konuşacak olursak, memleketimizden tatil manzaralı hiç de iç açıcı değildi. Sosyal medyada sürekli kirletilen plajları, kışın inin cinin top attığı yerlerde arabayı park etmek öyle dursun arabayı hareket ettirecek alan kalmadığını ve denizlerde bırakın yüzmeyi adım atacak yer olmamasına rağmen denize akın eden insanları gördük. Bu durum sadece nüfus artışı ile açıklanamaz bence. Bu manzara bütün bir kışı çalışmaktan bıkarak geçirmiş ve adeta hırçın dalgalar gibi kıyıya vuran insanların manzarasıydı.

Büyük şehirlerin karmaşasını, gürültüsünü ve hızını şirin küçük tatil kasabalarına, huzurlu kıyı şehirlerine taşıyoruz kendimiz huzur bulacağımıza onları da huzursuz ediyor ve aynı kaosa tıpış tıpış geri dönüyoruz. Birbirimize saygı duymuyoruz örneğin. Sanki tek yorulan bizmişiz bu tatili sadece biz hak etmişiz gibi bencilce tatil yapıyoruz. Hem başka insanlara hem de doğaya ve hayvanlara zarar veriyoruz. Tatil anılarımızdan en güzellerini sosyal medyamızda paylaşıyor ve eski yaşamımıza geri dönüyoruz. Hiçbir şey değişmiyor, dinleneceğimize daha çok yoruluyor, eğleneceğimize daha çok sıkılıyor ama bir yandan da görevimizi tamamış ve bir sonraki etaba hazır hissediyoruz.

Günlük hayattaki stresimizi atmak gerçekten bir çöp kamyonunun çöpleri büyük bir çöplüğe götürüp boşaltması gibi olmamalı ancak biz tam olarak bunu yapıyoruz. Sinirimizi, stresimizi somut bir hale büründürüp, çıkarıp kenara koyuyoruz ve oraya bırakıp gidiyoruz. Başka birisi beğenip alıyor ve bu döngü böylece sürüp gidiyor.

Bunları söylemenin ya da konuşmanın ne faydası var tatil de mi yapmayalım, herkes aynı anda tatil yapıyor diye biz mi suçluyuz? Veya hepsi kabul ama bunun çözümü nedir, bundan sonra bayramlarda tatile mi gitmeyelim? Tabii ki hayır. Ben sadece kendimizi kaosa ne kadar kaptırdığımızı ve alıştırdığımızı bunun da yaptığımız işten bağımsız hayatımızın her alanına nasıl taşındığını göstermek istedim. Huzurun ne olduğunu unuttuk ve gelecek nesillere maddi-manevi bir enkaz bırakıyoruz. Bunu değiştirmek yine bizim elimizde. Önce kabullenmek sonra da çözümünü birlikte aramak gerek… Konuyu tatil yapmaktan veya yaz tatilinden daha geniş kapsamlı düşünmek lazım çünkü eğer sahilimizdeki çöpleri başka ülkelerden gelen turistler rahatsız olup topluyorsa gerçekten değiştirmemiz ve düzeltmemiz gereken şeyler var demektir.

En Değerli Gelişmeleri Size İletmek İstiyoruz

Mail listemize abone olun!

Son bir adım kaldı. E-postanızı kontrol edin. (Gmail kullanıcısıysanız "promotoions" kısmına bakabilirsiniz.

Ops! Bir hata aldık, tekrar deneyebilir misiniz?