Sherpa Kurucusu Yakup Bayrak ile Kullanıcı Deneyimi ve Girişimcilik Üzerine…

Kullanıcı Deneyimi Tasarımı (User Experience Design) özellikle müşteri ilişkileri süreçlerinin dijitale taşınmasıyla çok daha önemli hale geldi. Ülkenin yarısının mağaza içinde mobilden fiyat karşılaştırmasını yaptığını, 3 yıl içinde de 200 milyar cihazın internete bağlı olacağını düşündüğümüzde kullanıcı deneyimini göz önünde bulundurmayan markaların dijitalde hep bir adım geride kalacağı aşikar.

Biz de konuyu bu alanda ülkemizin öncü girişimlerinden Sherpa’nın kurucusu Yakup Bayrak’a sorduk. Hem Sherpa’yı hem de Yakup Bey’in kişisel girişimcilik hikayesini dinledik. Bizim için oldukça keyifliydi, umarım siz de keyifle okursunuz :)

Halil İşgüzar: Öncelikle sizinle ve hikayenizle başlamak isterim. Kimdir Yakup Bayrak, hikayesi nedir?

sherpa1234Yakup Bayrak: Lycee Saint Joseph sonrasında Boğaziçi Üniversitesi’nde Yüksek Öğrenimini tamamladım. Türkiye’nin ilk internet girişimlerinden Akampus.com ile başladığım profesyonel kariyerimi, dijital dünyada geçirdiğim 14 yılı aşkın süre içinde Pure New Media ve Bilge Adam gibi şirketlerde üst düzey yöneticilik deneyimleri ile zenginleştirme fırsatı buldum. 2009 yılında ilk girişimim olan Keyfruit’u kurdum. 2010 yılının son çeyreğinde yayına giren Türkiye’nin ilk dijital varlık yönetim sistemi olan InfoFlight, kurucusu olduğum “çatı yapı” DAM Bilgi Teknolojileri A.Ş.’nin ilk oluşumudur. InfoFlight aynı zamanda, alpha-stage’deyken aldığım melek yatırımcı desteğiyle DAM’ın dış kaynakla fonlanan ilk projesi oldu.

2013 Mayıs ayında kurulan SHERPA, dijital ürün ve servisler için kullanıcı deneyimi (UX) tasarımı ve optimizasyonu sunmak amacıyla hayata geçirdiğim ikinci ve lider oluşum. Üçüncü oluşum, Türkiye’de alanında ilk ve tek olan DAM Growth Hackers, İnternet girişimcilerinin gelişim süreçlerinde sadece pazarlama taktikleriyle değil, zamanı değerli kılan metodolojilerle “şu an” ve “hayalin gerçekleştiği an” arasındaki süreyi minimize etmeyi amaçlıyor.

Dijital Stüdyo farklı mesleki dallardaki profesyonellere iş hayatlarında onlara ışık tutacak ileri düzey workshoplar düzenlemek amacıyla kurulmuş 4. DAM Bilgi Teknolojileri oluşumu. DAM’ın son girişimi Ciz.io ise bireysel ve kurumsal girişimcilerin iş fikirlerini pratik bir şekilde yaratabilmelerini ve paylaşabilmelerini dünyaca ünlü iş modeli kanvası ve lean kanvaslar aracılığıyla sağlayan ücretsiz bir web uygulaması.

DAM Startup Studio dışındaki boş zamanımı, Yavuz Çingitaş ve Furkan Kayabaşoğlu ile birlikte, yine ihtiyaçtan türeyen bir fikirden ortaya çıkmış olan “hamilelere özel hamilelik takibi uygulaması” Alle Hamile’nin büyümesi için harcıyorum. Evli ve 2 çocuk babasıyım. Kendimi kısaca tanımlamak için “Tam zamanlı aile babası, yarı zamanlı bir girişimci olarak hayatını ‘söylediğinin gerçekleştirilmesi imkansız’ ön yargısının ortadan kaldırılmasına adamış bir idealistim” diyebilirim.

sherpa1H: Son yıllarda hepimizin dilinden düşmeyen şeylerden biri de “kullanıcı deneyimi”. Bu kavram üzerine bir iş kurmaya teşvik edecek kadar sizi etkilemiş ve gayet de başarılı bir girişimin ortaya çıkmasına vesile olmuş. Sizin için ne anlama geliyor kullanıcı deneyimi?

Y: Kullanıcı deneyimi benim için analog veya dijital, herhangi bir ürün ya da servisle etkileşime geçtiğimde o sistemle benim aramda yaşananların bir bütünü aslında. Sistem – insan etkileşiminin dayatılandan farklı tasarlanabileceğini gördüğüm ilk tarihi de dün gibi hatırlıyorum: Seth Goding’in Ideavirus’ünü okuduğum tarih, 8 Nisan 2002. O günden bugüne, bir şekilde parçası olma şansı bulduğum sistem tasarımları içerisinde, “güven”in dahi kullanıcı deneyimi üzerine odaklanılarak tasarlanabileceğini görebilmiş olduğumdan, kullanıcı deneyimiyle haşır neşir olduğum her dakika, onun bana sunduğu hayatı anlama ve tasarlama olanaklarına olan inancımı artırdı.

H: Sherpa’nın kısa ve uzun vadeli hedefleri nelerdir? Sonuçta dijital trendler de oldukça sık değişiyor. Buna göre nasıl aksiyon alıyor Sherpa?

Y: SHERPA, Mayıs 2013’de, ülkemiz için “çok zorlu geçen” bir dönemde kuruldu. Kuruluş döneminde hazırladığımız 3 yıllık büyüme planına, araya giren birkaç seçim, onlarca terör eylemi ve hatta darbe teşebbüsüne rağmen sıkı sıkıya bağlı kaldık ve Mayıs 2016’da SHERPA’yı Türkiye’nin en iyi UX Tasarım şirketlerinden bir tanesi haline getirebildik. Geçtiğimiz hafta açıkladığımız “Sonraki adımlar”a göre de 2017’de Avrupa’dan başlayarak, yurt dışına açılımın gerektirdiği adımları atmaya hazırlanıyoruz. SHERPA hali hazırda Finlandiya’da 2, İngiltere’de 1 tane aktif müşteriye sahip ve bu müşteriler onlar için sunduğumuz hizmetlerden gayet memnunlar. Amacımız, 2017’de Avrupa’da açacağımız proje yönetimi ve iş geliştirme odaklı ofislerle ilgili pazarlara daha fazla penetre olabilmek, Türkiye’den kullanıcı deneyimi konusunda çıkan en başarılı Tasarım Ofisi olarak anılabilmektir.

2015 yılında Optimizely ile başlayarak, peşi sıra Frosmo ve Segmentify ile devam ettirdiğimiz iş ortaklıklarına 2017 içerisinde yenilerini ekleyerek, hizmet karmamızı genişletecek ve Türkiye içi ve dışı pazarlarda iş ortaklarımızla kol kola daha hızlı hareket edebilmenin fırsatlarını kollayacağız.

sherpaH: Sherpa’nın UX konusunda yaptığı işlerin yanı sıra Sherpa Blog da oldukça ses getirdi ve ciddi bir takipçi sayısına ulaştı. Sherpa Blog için düşündüğünüz ayrıca bir proje var mı? Sizin de dediğiniz gibi “Sherpa blog nereye koşuyor?”

Y: SHERPA Blog, SHERPA’nın kuruluşu ile birlikte ortaya atılmış bir “yaptıklarımız bizleri aşmalı” meydan okuması aslında… Çoğunluğu SHERPA ekibi, bazıları da Konuk Yazarlarımız tarafından kaleme alınmış, her hafta düzenli olarak yayınladığımız 3 blog yazısıyla SHERPA Blog bizler için çok büyük bir mental yatırım. Yatırım aslında mental olduğu kadar; finansal da… Bugün SHERPA ekibi, aylık toplam kaynağının %25’inine yakınını SHERPA Blog için harcıyor. Bu tutarlı yatırım ve ondan okuyucularımız ekseninde aldığımız geri dönüşüm, her ne kadar bizleri mesleki anlamda fazlasıyla tatmin etse de dönem dönem (özellikle de elimizdeki projelerin teslimat zamanlamaları üst üste binmeye başladığında) bizleri fazlasıyla zorluyor. Bugüne kadar “Kolay olsa, herkes yapabilirdi.” diyerek kendimizi motive etsek de bu durumun, yakın gelecek planlarımızda farklı açılımlarla motive edilmesi gerektiğinin bilincindeyiz.

Planlamamızı üç ana hedefi gerçekleyecek şekilde yapmaktayız:

  1. İçerik üretiminin sekteye uğramamasını mümkün kılacak kaynağın tahsisi
  2. Standart reklam dışındaki gelir modellerinin geliştirilmesi
  3. Yeni içerik tiplerinin / formatlarının geliştirilmesi

Yukarıdaki başlıklarda, hali hazırda üzerinde çalıştığımız bazı çözümler ve iş birlikleri mevcut. 2016’nın son çeyreğinde, okuyucularımızla güzel sürprizler paylaşabileceğimizi düşünüyorum.

H: Akampüs’ten Sherpa’ya kadar gelen süreçte pek çok girişime imza attınız. Tam olarak girişimci bir ruh söz konusu yani. Girişimciliği sizin bakış açınızdan dinleyebilir miyiz?

Y: Ben girişimciliği, kabul görmüş ve hatta görülmek zorunda kalınmış şartlara meydan okumaya benzetiyorum. TEDx Reset sahnesine davet edildiğimde yaptığım konuşmaya geri dönüp baktığımda ilk kez olabildiğince detaylara da girerek, teoriden pratiğe bir akışla “Yakup Bayrak’ın Girişimcilik’ten Ne Anladığını?” anlatmayı başardığımı görüyorum. Bence girişimcilik, dogmalara karşı çıkabilecek cesareti göstermek demek. Yere düşmekten, yaralanmaktan korkmadan, değiştirebilme özgüvenini aksiyona çevirebilmek. Düştükçe tekrar ayağa kalkabilmek, elinde tutacak yol arkadaşlarını bulabilmek, bir yere varmak, inandıklarını kabul ettirebilmekten çok tüm bu mücadeleden zevk alabilmek demek.

H: Tüm bu girişimcilik hikayesinin yanı sıra kurumsal tarafta da önemli deneyimleriniz oldu. Kurumsal hayattan sizi girişimciliğe iten sebepler neydi? Yine sizin pencerenizden ikisi için bir karşılaştırma alabilir miyiz?

sherpa12Y: Aslında en basit ve klişeleşmiş haliyle “Kötü ev sahibi, beni (kiracıyı) ev sahibi yaptı.” der geçerdim ancak geri dönüp, yaşanmışlıkları tekrar gözden geçirdiğimde, her bir eski patronumun, bugünlere ulaşmamda farklı bir katkısı olduğunu görebiliyorum. Dolayısıyla “kötü deneyim” deyip geçmekten ziyade, “yaşanılanların bende tetikledikleri” içerisinde bulunduğum o dönemki kurumsal sistemin dışında bir arayışa gitmemin daha mantıklı olduğunu gösterdi diyebilirim. Yoksa amacım, hiçbir zaman “sahiplik” olmadı. Çalıştığım tüm kurumsal yapılarda, işe ilk giren, son çıkan ve hatta çoğu zaman şirketin sahiplerinden çok işi sahiplenen bir çalışan oldum. Kurucusu olduğum hiçbir yapının da benim sahipliğimde olduğunu iddia etmedim. Sahiplik aşkı, farkında bile olmadan insanı metanın kölesi yapar.

İki ortamı karşılaştırma yapmam gerektiğinde ise benim özelimde, biri diğerinin yaratıcısıdır. Dolayısıyla karşılaştırılmaları sakıncalı olacaktır sonucu esası teşkil ediyor. Eğer kurumsal hayatın şartları beni zorlamasa, kurulu sistemlerdeki dogmalara savaş açmayacak ve belki de hiçbir zaman kendi girişimlerimi başlatmayacaktım. Kendi girişimlerimi başlatmasam kurumsal hayatta devam edemeyeceğimi de hiçbir zaman anlayamayacaktım. :)

En Değerli Gelişmeleri Size İletmek İstiyoruz

Mail listemize abone olun!

Son bir adım kaldı. E-postanızı kontrol edin. (Gmail kullanıcısıysanız "promotoions" kısmına bakabilirsiniz.

Ops! Bir hata aldık, tekrar deneyebilir misiniz?

Pazarlamasyon.com Editörü

Bir Cevap Yazın

6 Dikkat Çekici Viral Reklam

  • Video içerik, son dönemde pazarlamacılar için hem kullanılması zorunlu hem de güçlü bir pazarlama aracı haline geldi. Ancak bir videoyu viral hale getirmek, onu üretmekten çok daha büyük bir önem taşıyor.
  • Bu yazımızda sizlerle son yıllarda yapılmış ve en dikkat çeken viral video örneklerini paylaşıyoruz.
  • İlgili Yazı: Türkiye’nin En Çok Konuşulan 8 Yaratıcı Viral Reklamı

Video içerik, pazarlamacılar için her geçen gün çok daha önemli bir pazarlama aracı haline geliyor. Özellikle mobil cihazların yaygınlaşmasıyla birlikte artan video tüketimi, gün geçtikçe markaların video içeriğe daha fazla ilgi göstermelerine neden oluyor. Ancak video söz konusu olduğunda, onu üretmekten çok, viral bir hale getirmek daha büyük önem taşıyor. Inbound pazarlama ve satış platformu HubSpot da son yıllarda yapılmış en viral video pazarlaması örneklerinden 6 tanesini derledi. Şimdi onlara bir göz atalım.

Dallas Hayvanat Bahçesi ve Bob Hagh – Break Dans Yapan Goril

Her şey Dallas Hayvanat Bahçesi Primat Gözetmeni Ashley Orr’ın, bir çocuk havuzu içinde dans eden ve etrafa su sıçratan Zola isimli gorilin -yukarıda yer alan- videosunu çekmesiyle başladı. Daha sonra ise ABD’de yayımlanan Teksas merkezli Star-Telegram gazetesinin video yapımcısı olan Bob Hagh, gorilin koreografisinin meşhur “Flashdance” filminde “Maniac” isimli şarkıda dans edilen sahneyle dikkat çekici bir şekilde benzerlik gösterdiğini fark etti ve sanki bu video başlı başına eğlenceli değilmiş gibi, Zola’nın videosunu üzerine Maniac şarkısını ekleyerek yeniden paylaştı.

Dans eden goril videosunun Bob Hagh tarafından paylaşılan müzikli hali, sadece bir hafta içerisinde CNN, Maxim ve ABC birçok yayın kuruluşu tarafından yeniden paylaşıldı.

Dollar Shave Club – “Bıçaklarımız, Lanet Derecede(!) Harika”

Bu video, yaklaşık olarak altı yıl öncesine ait ve 25 milyondan fazla izlenmeyle YouTube kanalında 50’den fazla video bulunan Dollar Shave Club‘ın en popüler videosu konumunda. Abonelik sistemiyle erkekler için kişisel bakım ürünleri satan Dollar Shave Club, bu videoda, tıraş bıçaklarının ne kadar iyi olduğunu esprili bir dille anlatıyor.

IBM – Bir Çocuk ve Onun Atomu: Dünyanın En Küçük Filmi

Bu video, IBM’in veri depolama hizmetlerinin B2B sektöründe tanıtımı için hazırlanmış bir pazarlama videosu. Video, yaklaşık olarak 7,5 milyon izlenmeyle IBM’in YouTube kanalındaki en fazla izlenen video olma özelliği taşıyor. Videonun açıklamasında belirtilene göre, IBM araştırmacıları, bu küçük filmi yapmak için binlerce karbon monoksit molekülünü taşımak için bir taramalı tünel mikroskobu kullandılar. Bu film o kadar küçüktü ki, sadece 100 milyon kez büyütüldüğünde görülebiliyordu. Bu ufak film, bugün hala “dünyanın en küçük stop-motion filmi” olarak bir Guiness Dünya Rekoru’nu elinde bulunduruyor.

TrueMoveH – Bağış

Tayland’da bulunan bir mobil iletişim sağlayıcısı olan TrueMoveH, bu göz yaşartıcı videoyu 2013 yılında yayımlamıştı. Bu dokunaklı video, bugüne kadar 24 milyondan fazla görüntüleme elde etti ve aynı zamanda markanın en popüler YouTube videosu olmaya da devam ediyor.

“Tripp ve Tyler” ve Zoom – Gerçek Hayatta Bir Konferans Görüşmesi

Bu video, adeta “Bir konferans görüşmesi gerçek hayata uygulanabilseydi, nasıl görünürdü?” sorusunun cevabı niteliğinde. Kurumsal video iletişim alanında faaliyet gösteren Zoom şirketinin sponsorluğunda hazırlanan videoda, bir video konferans görüşmesinde yaşanabilecek tüm o sinir bozucu durumlar, farklı ve mizahi bir bakış açısıyla ele alınıyor.

Poo~Pourri – Gidebileceğini Yeri Hayal Edin

Özgün bir banyo spreyi üreticisi olan Poo~Pourri, pek çok viral videosuyla tanınmaktadır. Ancak yukarıda paylaşmış olduğumuz video, elde ettiği 13 milyondan fazla izlenmeyle markanın bu zamana kadar en çok izlenen videosu. Bir müzikal tarzındaki bu reklam videosu, markanın tüketicilere iletmek istediği mesajı eğlenceli bir şekilde aktarıyor.

En Değerli Gelişmeleri Size İletmek İstiyoruz

Mail listemize abone olun!

Son bir adım kaldı. E-postanızı kontrol edin. (Gmail kullanıcısıysanız "promotoions" kısmına bakabilirsiniz.

Ops! Bir hata aldık, tekrar deneyebilir misiniz?

Filtreler Moda Markalarının Instagram’daki Popülerliğini Nasıl Etkiliyor?

Kimisi onsuz 10 dakika geçiremiyor, kimisi nefret kusmak için kullanıyor, kimisi zararlarından bahsediyor, kimisi yalnızca onun için eğleniyor, gülüyor, yiyor veya geziyor. Kimden bahsediyoruz? Elbette, hayatlarımızda bir nev’i şeker gibi bağımlılık etkisi yaratan Instagram’dan! 

İster online platformda ister fiziksel ortamda olsun her türlü moda perakendecisinin günümüz dünyasında ilgi görmesi için kendisini öncelikle Instagram üzerinde kanıtlaması gerekiyor. Önde gelen e-ticaret markalarının bildiği gibi; yüksek kalitede çekilmiş, iyi fotoğraflar her zaman etkileşimi artırıyor ve müşterilerin ilgisini çekiyor. Yüksek kaliteli ürün çekimlerine yatırım yapmak artık hemen her büyüklükteki e-ticaret işletmesi için mantra haline gelse de pek çok moda perakendecisi hâlâ geleneksel katalog çekimi görüntülerini kullanmaya devam ediyor.

Çok uzun yıllardır e-ticaret fotoğrafçılığı, yalnızca ürün etrafından dönüyordu. Beyaz zemin üzerinde klişe poz veren modeller, artık ilgi çekmekten çok müşteriler tarafından oldukça “eski moda” olarak görülüyor. Bu geleneksel teknikler; uygun, ayrıntılı ve tutarlı fotoğrafların oluşturulmasını kolaylaştırmak için hala önemli olmakla birlikte, online perakendeciler için, yaşam tarzını yansıtan ve hayatın içinden ayrıntılar barındıran kataloglar çok daha fazla önem taşıyor.

Peki sizce satıcılar, gerçekten hayat tarzını yansıtan özgün fotoğrafları nasıl elde edebiliyorlar? Gerçekten, sosyal medyada ilgi uyandıracak fotoğraflar yaratmanın bir formülü bulunuyor mu? Renk, kontrast, filtre ve diğer ayarlar gibi günümüzün en popüler konuları haline gelmiş bileşenlerin önemi var mı? Öyle ki, bazı fenomenler kendi Instagram akışlarını oluşturdukları ve  Vsco Cam veya Lightroom gibi uygulamalarda yarattıkları filtreleri satıyorlar. Onlarca dolara satılan bu hizmetin markalar için de yararı bulunuyor mu? Tüm bu merak uyandıran sorulara cevap olması için Corra, moda perakendecilerinin, ürün çekimlerini planlarken veya online ticaret için yaşamın içinden fotoğraflar seçerken kullanılabilecek, net, veri temelli ve kılavuz niteliğinde bir çalışma gerçekleştirdi.

Bu görüntü odaklı çalışmayı yürütmek için de dünyada en çok fotoğraf paylaşılan sosyal platform olan Instagram’dan yararlanılmıştır. Bu doğrultuda; Instagram’da en çok takip edilen 200 moda markasının yayınladığı 200 binden fazla görüntü incelenmiştir. Ardından görüntüler, anahtar görüntü özelliklerini analiz etmek ve tanımlamak için oluşturulmuş bir araç olan Google’ın Cloud Vision API  aracı ile analiz edilmiştir. Daha sonra, bunlar belirli moda alanlarına göre gruplandırılmış ve Instagram’daki performans istatistikleri kullanılarak en fazla katılım sağlanarak yinelenen özellikler belirlenmiştir.

Peki ya sonuç? Yapılan araştırma sonucunda; bugün sosyal medyada belki de en çok önem verilen metriklerden biri olan kitle sayısının bağlılıkla ilişkili olmadığı sonucuna ulaşılmıştır. Bulguyu biraz daha açmak gerekirse; daha çok takipçisi olsa da ilgi çekici görselleri olmayan markalar bağlılık elde edemiyor. Aşağıdaki tabloda da gördüğünüz gibi; sokak modası gibi daha az kitlesi olan grup, diğerlerinden çok daha fazla bağlılık elde ediyor. Başka bir deyişle sosyal medyada lider olarak görülmeyen markalar dahi, başarılı görsel temalar ile müşteri bağlılıklarını ve katılımlarını artırabiliyorlar. Peki bu ilgi çeken renk, stil ve ayarlar neler?

Sayısız araştırma ve infografik, spesifik tüketici tepkileriyle renkler arasındaki ilişkiyi açıklamaya yönelik çalışmalar gerçekleştirdi. Bu çabalara rağmen araştırmalar; kişisel deneyimlerin, cinsiyet, yaş ve kültürün bu tepkilerde önemli rol oynadığını bulguladı. Renkler, evrensel satın alma davranışlarına dönüştürülemese de bir markanın “kişiliğini” iletmede önemli bir rol oynuyorlar.

Bu doğrultuda; siyah içeren fotoğraflar, ayakkabı ve mayo markaları tarafından kullanıldığında daha güçlü bir bağlılık alıyor. Siyah renk ayrıca, spor giyimde de oldukça ilgi çekiyor. Siyah güven ve ilham verici bulunması dolayısı ile bu başarı bir sürpriz değil. Bununla birlikte siyah, sokak modası ve yüksek moda fotoğraflarına dahil edildiğinde karşıt bir etki yaratıyor. Genel olarak bakıldığında ise pembe, mor ve beyaz renklerin dikeylerden bağımsız olarak en ilgi çekici renkler olduğu görülüyor.

Beyaz genellikle, sosyal medyadaki başarılı akışların önemli bir bileşeni olarak biliniyor. Beyaz, yalnızca içeriğin önceliklendirilmesine yalnızca yardımcı olmakla kalmıyor, aynı zamanda kullanıcılara yol gösteriyor ve deneyimleri boyunca odaklanmalarına yardımcı olacak içerik okunabilirliğini ve taranabilirliğini artırıyor.

Stüdyolarda çekim yapmak daha pratik olmakla birlikte, dışarıda gerçekleştirilen çekimlerin çok daha ilgi çekici olduğu da kanıtlanıyor. Dış ortamdaki ayarlar, analiz edilen neredeyse tüm gruplarda katılımı artırıyor. Dış mekan ayarına sahip çekimler yaklaşık 39.000 beğeni alırken  stüdyo ortamına sahip çekimlerin 16.000 beğeni ortalamasına takıldığı bulgulanmıştır.

Elbette ki çekimlerin yapıldığı ortam, kitlelerin ilgisini çekmede etkili olan tek değişken olarak görülmüyor. Örneğin; erkek modellerin yer aldığı görseller, ayakkabı, spor giyim ve aksesuar alanlarında daha çok ilgi görürken diğer kategorilerde kadınların yer aldığı görsellerin daha çok ilgi çektiği bulgulanmıştır. Bu yüzden markaların öncelikle hedef kitlelerini çok iyi tanımaları ve sürekli analizlerle tepkilerini ölçerek uygun stratejileri belirlemeleri gerekiyor.

Bu doğrultuda aslında markaların, milyonların takip ettiği fenomenlerin akışlarından ders çıkarmaları gerekiyor. Kitleleri peşinden sürükleyen fenomenlerin Instagram akışları incelendiğinde ilk olarak; paylaştıkları fotoğrafların temasındaki tutarlılık dikkat çekiyor. Markaların da fenomenler gibi ürünlerine uygun görsel temaları belirleyerek kitleleri cezbedecek tutarlı ve yaşamın içinden fotoğrafları paylaşmaları gerekiyor.

Sonuç olarak; andaki gerçekliğin geçerli olduğu günümüz dünyasında, tek bir modele bağlı ve realite barındırmayan çekimler, artık kimsenin ilgisini çekmiyor. Nitekim; hiçbirimiz günlük hayatımızda beyaz arka planın önündeki modelin baktığı kadar şuh bakarak sokakta yürümüyoruz veya kahvemizi içmiyoruz. Yani, ne kadar gerçek o kadar ilgi çekici!

En Değerli Gelişmeleri Size İletmek İstiyoruz

Mail listemize abone olun!

Son bir adım kaldı. E-postanızı kontrol edin. (Gmail kullanıcısıysanız "promotoions" kısmına bakabilirsiniz.

Ops! Bir hata aldık, tekrar deneyebilir misiniz?

GELİŞMELERİ
KAÇIRMAYIN!
Haftalık bültenimize
ücretsiz kaydolun!
BİZE KATIL
close-link
GELİŞMELERİ KAÇIRMAYIN
Haftalık bültenimize ücretsiz kaydolun, sizi gelişmelerden haberdar edelim.
BİZE KATIL
close-link