2011 yılına gidelim. Güney Afrikalı Naspers grubu, Markafoni için 270 milyon dolar ödemişti. Aradan geçen 6 koca yılın ardından, haziran ayının başında ani bir kararla Markafoni, internet sitesi üzerinden yaptığı resmi duyuruyla 30 Haziran itibarıyla faaliyetlerine son vereceğini duyurmuştu. Gerçi son dönemde şirketin küçülmeye gideceğine dair söylentiler vardı; ancak bu kapanma kararı, pek beklenen bir karar değildi. Ben de Markafoni’nin neden kapanmış olacağına dair yorumumu kaleme almıştım. (SEO yüzünden değil elbette!)

Markafoni’nin kurucusu Sina Afra’nın bir röportajında, “2008’den bu yana kurulan sitelerin yüzde 50’si kapandı. Kötü oldukları için değil, finansman bulamadıkları için kapandılar. İlk dört yıl kâr mar yok; unutun bunu!” dediğini hatırlıyorum. Ancak 1 milyar TL’nin üzerinde bir fiyatlama ile Naspers’a satılan Markafoni’nin %5’i bile etmeyen bir fiyatla İngiltere’deki Select Group’un sahibi Cafer Mahiroğlu’na satılması beni çok üzdü, yaraladı, hayal kırıklığına uğrattı.

Düzenlenen basın toplantısında konuşan Mahiroğlu, 1,5 yıldan bu yana Markafoni’yi takip ettiklerini ve sonunda 5 gün süren bir görüşme trafiğinin ardından satın aldıklarını söyledi. Mahiroğlu’nun açıklamasını aşağıda aynen paylaşıyorum:

Markafoni, Türkiye’de bir hikayenin üzerine oturmuş, Türkiye’de e-ticaretin ilk çıktığı yıllarda kendini konumlandırmış, doğru pozisyon almış, insanlara doğru mesaj vermiş ve ulaşmış bir marka. En önemli kısım, markayı insanların kafasına kazıyabilmek. Önümüzdeki birkaç yılda dünya, e-ticaretin kaybolan şirketlerinin çöplüğüne dönecek. Birçok şirket açılıyor, aradan geçen belli sürede sektörden diskalifiye oluyor. Oysa bazı isimler kafaya kazınıyor, Markafoni de bunlardan biri.
Markanın bilinirliğinin, akıllara kazınmış olmasının bir değeri yok, bunlar parayla satın alınabilen şeyler değil. Diğer yandan dünyanın her yerinde bu yatırımı yapabilirdik, dünyanın 5 ülkesinde işletmelerimiz var ama bizim Türkiye’ye karşı sorumluluğumuz var, Türkiye’nin geleceğine güveniyoruz. Burada kendi ülkemde de var olmak istiyordum. Bu benim için çok önemli bir imkan oldu ve değerlendirdim.

Asıl sorun yazımın bundan sonrası için başlıyor. Mahiroğlu’nun verdiği bilgilere göre Türkiye’de e-ticaret, toplam perakende içerisinde %3,5‘luk bir pay alıyor. Bu %3,5’luk pay dünya genelinde %8,5. Kısa bir süre içerisinde de %15‘lere çıkacak. Böylesine hacimli ve ivme potansiyeli olan alanın yıllar boyu en çok konuşulan, en popüler, en seksi şirketi nasıl oldu da 15 milyon dolar gibi komik bir rakama alıcı buldu? 

Ben bunun altında “batan geminin malları” psikolojisinin yüksek olduğunu düşünüyorum. Bu süreçte sadece Mahiroğlu değil, birçok farklı kurumla da görüşüldüğü aşikar. Bunu hepimiz biliyorduk. Ancak böylesine komik bir rakam, e-ticaret dünyasını çok ama çok şaşırttı.

Markafoni kepenklerini indirmeden önce, şirketin satılmasına yönelik hamlelerin gerçekleştiği duyumlarını almıştım. Ancak ne kadarlık bir tutar istenildiğine dair bilgilere ulaşamamıştım.

Şimdi düşünüyorum da Markafoni artık batık bir gemi olması dolayısıyla böylesine komik bir rakam ile satıldığına göre; şirket kapanmadan önce şirketin satılmasına dair yapılan görüşmelerde konuşulan muhtemel rakamlar kabul edilseydi Naspers tarafı daha çok kar elde edemez miydi? Bence ederdi. Böylelikle de Türkiye e-ticaret sektörünün mihenk taşı olan bir şirketin ve dolayısıyla e-ticaret sektörünün bu denli ucuz bir yapıda olduğunu düşünmezdik. Ve her zaman sorduğumuz şu soruyu tekrarlamazdık: “Türkiye’de e-ticaret bir balon mu?”

2 YORUMLAR

  1. Tabiki de değil Sina Bey’in 1 Haziran 2017 de Sözcü gazetesinde anlattığı ve kendisinin yıllar evvel Markafoni den ayrıldığını düşünürsek Yurt dışındaki bir firmanın diğer yurt dışındaki bir firmaya ucuza ve vergisini daha az ödeyebileceği altın bir tepside sunduğunu görmek bence çok da zor değil imaj olarak çok genel bir isim yurt içinde olduğu kadar yurt dışındada revaçta tutulabilecek bir domain kesinlikle bu işin perde arkasında ağırsikletli bir vizyoner var ve ilerde başka bir ülkede bu domain çok büyük bir marka olacak.

  2. 100lerce yeni avm’nin açıldığı bir ülkede bu denli büyüme gösterebilen E-ticaret’e balon mu diye sormak dahi bilgisizlik göstergesidir. Sektör öncüleri olarak tüm bu konuyu büyük çerçeveden değerlendirmek, anlamak ve doğru yorumlamak icap eder.

    Balon olan Türkiye ekonomisinin kendisidir. Sepet ortalamaları ve CR’lerin yerlerde olduğu, Window Shopping’in hiç olmadığı kadae yüksek oranda yapıldığı bir dönemdeyiz.

    Dijital dönüşümü tamamlamayam tüm firmalar hedeflerinin altında ezilmeye devam edecektir.

    Saygılar.

Bir Cevap Yazın