Inveon, 2017 Türkiye E-Ticaret İstatistiklerini Paylaştı

E-ticaret hizmet sağlayıcısı Inveon, yüzde 30 büyüme ile 40 milyar TL’ye varmasını beklediği Türkiye e-ticaret ekosistemindeki dönüşümleri, sektöre ve şirkete dair rakamlar ile yorumladı. Inveon Partneri Moris Kastro, “Türkiye e-ticaret sektöründe son 6 ayda olumlu bir dönüşümün işaretlerini gördüğümüz için çok memnunuz.” dedi ve aşağıdaki açıklamayı yaptı:

“Markalar artık e-ticaret operasyonlarını kendi inisiyatiflerine alacak kadar e-ticareti öğrendi ve bu konuda Türkiye’de birikmiş e-ticaret know-how’ını kullanmaya çekinmiyor. Markalar, e-ticarete daha fazla yatırım yapıyor ve rekabet artıyor. Rekabetin artması tüketicinin lehine olduğu için, gün geçtikçe daha çok kişinin online alışveriş yaptığını görüyoruz.
Türkiye’de online alışveriş yapan internet kullanıcısı sayısı arttıkça, uzun süredir Türkiye’de varlık gösteren ve projelerini gerçekleştirdiğimiz Samsung gibi global firmalar da kendi e-ticaret kanalları aracılığı ile müşterilerine ulaşıyor. Türkiye’ye nispeten yeni adım atan müşterilerimizden Under Armour gibi firmalar ise e-ticaret kanallarını global merkezden yönetmek yerine, doğrudan Türkiye’den yönetmeyi tercih ediyor.
E-ticaret sektöründe önemli yerlere gelmiş 50’yi aşkın müşterimizin uzun dönemli verilerine baktığımızda, istisnasız herkesin büyüme yöneliminde olduğunu görüyoruz. Sistemlerimizde toplam 90 bin ürün verisi var ve 30 milyon kişi tarafından yaratılan 180 milyonluk sayfa gösterimi ile 40 milyon TL’lik online alışveriş hacmi yaratıyoruz. Buradaki kilit nokta, Türkiye’de yaratılan ve Türkiye’ye özgü olan e-ticaret know-how’ını kaliteli yazılım altyapısı ve akıllı yönetim hizmetleri ile iyi kullanabilmek. 1 TL’lik yatırımın 6 TL ciro geri dönüşü aldığı bu ekosistemde, kazanmak için doğru bir partner ile iyi bir iş birlikteliği şart.
Türkiye’de yaklaşık 48 milyon internet kullanıcısı var ve bu kullanıcıların yüzde 87’sini oluşturan 41,5 milyonu interneti istisnasız her gün kullanıyor. Bu kitlenin internet üzerinde e-posta okumak ve sosyal ağlara girmek haricinde en sık yaptığı eylem, online ürün bilgisi aramak. Türkiye’nin yalnızca 1 aylık e-ticaret kullanıcı etkinliklerine baktığımızda, internet kullanıcılarının yüzde 52’sinin satın almak üzere online ürün veya hizmet aradığını, bir online perakende mağazasını ziyaret ettiğini, yüzde 43’ünün de bu satın almayı yaptığını görüyoruz.”
“Bu oranlar bize, 29,92 milyon kişinin e-ticaret sitelerinden online alışveriş yaptığını, 30,8 milyar TL’lik Türkiye e-ticaret hacmi içerisinde kişi başı yıllık 1.029 TL harcama yapıldığını gösteriyor.
Dünya geneline baktığımızda 1,61 milyar kişinin online kanallar üzerinden alışveriş yaptığını görüyoruz. Bu rakamı dünya nüfusuna orantıladığımızda, e-ticaretin dünya çapında penetrasyonunun yüzde 22 oranına geldiğini söyleyebiliriz. 2016 yılında bu yüzde 22’lik nüfus dilimi 1,915 trilyon dolarlık ciro yarattı. Kişi başına 1.189 dolar olarak istatistiklere yansıyan bu ciro, 4.170 TL civarına denk geliyor.
2017’nin ilk yarısını geride bıraktıktan sonra, önümüzdeki dönemde e-ticaretin ve ayrılmaz parçası olan dijital pazarlamanın hangi trendler ile gelişeceğine dair bazı öngörülerimiz oluştu.
Arama motorları hala ürün bilgisi arama ve marka keşfetme konusunda lider olsalar da sosyal platformlar hızla arayı kapatıyor. Özellikle geç Y kuşağı ve Z kuşağı kullanıcıları, online alışveriş yapma amaçlı aradıkları bilgileri, sosyal ağlarda soruşturarak elde etme konusunda eğilimliler.”
“Böylece, e-ticaret ve m-ticaret haricinde bir de s-ticaret, yani sosyal ticaret de hayatımıza giriyor. Özellikle Instagram ve Pinterest’in yaptığı atılımlardan sonra, sosyal ağlar üzerinden doğrudan alışveriş yapılabilme konseptinin bazı tüketiciler nezdinde işe yaradığı görüldü. Bu yöntemler daha rafine bir şekilde yakın zamanda tüm sosyal ağlara yayılacak. S-ticaretin en küçük detayının bile ölçümlenebilir olması, büyük veri yaratılıp analiz edilmesi ve müşteri davranışlarının dijital olarak belirlenebilmesi, s-ticaretin en büyük avantajları arasında.”

En Değerli Gelişmeleri Size İletmek İstiyoruz

Mail listemize abone olun!

Son bir adım kaldı. E-postanızı kontrol edin. (Gmail kullanıcısıysanız "promotoions" kısmına bakabilirsiniz.

Ops! Bir hata aldık, tekrar deneyebilir misiniz?

Pazarlamasyon İçerik Editörü

Bir Cevap Yazın

Efsane Olmuş Reklam ve Pazarlama Kampanyalarının Başarı Stratejileri

Nike – Just Do It

Bir zamanlar, Nike’nin ürünü neredeyse sadece maraton koşucularına yiyecek ve içecek olduğunu biliyor muydunuz? Ardından, bir fitness çılgınlığı ortaya çıktı ve Nike pazarlama departmanı üyeleri, ana rakibi Reebok’u geçmeleri için bu avantajdan yararlanacaklarını biliyorlardı. Böylece 1980’lerin sonunda Nike “Just Do It”i yarattı. Just Do It sloganının bir idam mahkümunun son sözünden esinlenilerek ortaya çıktığını daha önce sizlerle paylaşmıştık. 

1988’de Nike satışları 800 milyon dolardı; 1998’de satışlar 9,2 milyar doları aştı. “Sadece yap” sloganı basit ve kısaydı ancak insanların egzersiz yaptıklarında hissettikleri her şeyi kapsıyordu. Beş mil yürümek istemiyor musun? Sadece yap. Dört adım merdivenle çıkmak istemiyor musun? Sadece yap. Bu, hepimizin bağlantı kurabileceği ve herkesi harekete geçirebilecek bir slogandı. Hala da öyle. 

Volkswagen: Think Small

Valkswagen’in “Think Small” kampanyasını birçok pazarlamacı altın standart olarak değerlendirir. Doyle Dane & Bernbach’daki efsanevi bir reklam grubu tarafından 1960’da kurulan kampanya, bir soruyu yanıtlamak için yola çıktı: İnsanarın algılarını yalnızca bir ürüne karşı değil, aynı zamanda bir grup insana göre nasıl değiştirebiliriz?

Amerikalıların büyük araba sevme gibi bir özellikleri vardı ve 2. Dünya Savaşı’ndan sonraki 15 yıl içinde küçük Alman arabalarını almıyorlardı. Ancak bu Valkwagen reklamı bu algıyı “Küçük olduğumu mu düşünüyorsun? Evet öyleyim.” diyerek değiştirdi.

Bu kampanyanın çıkış noktası ise: “Şirketinizi, ürününüzü ya da hizmetinizi bir şeymiş gibi satmaya çalışmayın. Müşteriler dürüstlüğü sever ve takdir eder.”

Apple: Get a Mac

Mac ile PC arasındaki tartışmalar Apple için en başarılı kampanyalardan biri haline geldi ve ilk yılında % 42 pazar payı artışı yaşadı. Kampanya Mac’i takip edenlere ürün hakkında aşırı ayrıntıya girmeden  bilmeleri gereken her şeyi anlatıyor.

Bu kampanyanın başarısının sırrı ise “İnsanlar her zaman ürününüz şaşırtıcı olduğu için onu satın almaz. Bunun yerine, ürününüzün faydalarını birbiriyle ilişkili olarak açıklayın, böylece tüketiciler onu kullanırken görebilir.”

Clairol: Does She or Doesn’t She?

Bir saç boyası markası olan Clairol 1957’de bu soruyu ilk kez yanıtladığında, 15 kişiden sadece 1’i suni saç rengi kullanıyordu. Sadece 11 yıl sonra, TIME Dergisine göre, cevap 1/2 idi.

Clairol diğer markaların pazarlama taktiktiğinin tam tersini yaparak başarılı oldu. Normalde bir marka ürününden memnun kalan kişilerin markayı diğer insanlarla paylaşmalarını bekler ancak Clairol ürünün doğallığının göstergesi olan kadınların saç boyası kullanmamış gibi davranmalarını istiyordu. “Kendi saç renginiz gibi doğal” ileitişimiyle yola çıkarak ürününün satışlarını arttırdı.

Bu stratejinin başarılı olmasındaki nokta ise: ” Bazen insanlara ürününüzün başarısını sadece göstermeniz yeterlidir. Göstermek söylemekten daha etkili olur.”

California Milk Processor Board: Got Milk?

Kaliforniya Süt İşlemci Kurulu’nun “Got Milk” sayesinde Kampanya, California’daki süt satışları sadece bir yılda% 7 arttı. Ancak etki, eyalet sınırlarının ötesine geçti ve bugüne kadar milyonlarca “Got ….” sloganı türemesine neden oldu. 

Bu kampanya dikkat ederseniz süt içmeyen insanları hedeflemiyor. Yani zaten süt tüketen insanlara odaklanıyor. Burdan çıkarabileceğimiz pazarlama stratejisi ise; “her zaman yeni müşteriler edinmek zorunda değilsiniz. Var olan hedef kitlenize ürününüzü daha sık kullandırabilirsiniz.”

Procter & Gamble (P&G): Thank You, Mom

P & G, Olimpiyat sporcularının öykülerinin arkasındaki hikayeleri, bu dünya çapındaki sporcuları ömür boyu sürdürecek destekleyici annelerin hikayelerini, anlattı. Anneler bu zorlu ve uzun yol boyunca çok fazla çamaşır yıkama ve temizlik yapmak zorundaydı ve muhtemelen P & G ürünleri kullanıyordu.

Bu reklamın stratejisi çok basit ve reklamların çoğuyla aynı: “Duygusal pazarlama.” Ancak bunu oldukça başarılı bir biçimde öne çıkarmışlar ve bunu insanların hayatlarına dokunarak yapmışlar.  “Duygusal ve nostalji pazarlaması, insanları satın alma seçenekleri haline getirmek için güçlü taktiklerdir; bu nedenle, ürününüzün veya hikayenin ardında daha büyük, daha evrensel bir hikaye varsa, içeri girip ön plana çıkarın.”

En Değerli Gelişmeleri Size İletmek İstiyoruz

Mail listemize abone olun!

Son bir adım kaldı. E-postanızı kontrol edin. (Gmail kullanıcısıysanız "promotoions" kısmına bakabilirsiniz.

Ops! Bir hata aldık, tekrar deneyebilir misiniz?

Mc Donald’s’ın Happy Meal Menüleri Artık ‘Daha Sağlıklı’ Olacak!

Sanırım artık bir Mc Donald’s klasiği olan Happy Meals çocuk menüleri gözümüze biraz farklı görünmeye başlayacak. Çünkü Mc Donald’s yaptığı son açıklamada bu menülerin daha ‘dengeli’ hale getirilmesi için çalıştıklarını ifade etti.

1979’den bu yana özellikle son çıkan animasyon filmlerin kahramanlarının oyuncakları ile çocukları sevindiren klasik çehresini daha sağlıklı bir yöne dönmeye hazırlanıyor. Ünlü fast food markası yaptığı açıklamada 2022 yılına kadar 120 ülkede satılan Happy Meals menülerinin değişime giderek çizburgerlerin sadece isteğe bağlı şekilde verileceğini ve menüdeki patates kızartmasının porsiyonunun azaltılacağını duyurdu.

Yeni düzenlemeye göre Happy Meals menüleri 600 kaloriyi geçmeyecek. 600 kalorinin ise %10’undan daha azı doymuş yağ ve şeker olacakken, menülerde ki sodyum miktarı da azaltılacak. Ayrıca menülerden yapay renklendirici, aromaların da çıkarılması gündem dahilinde.

Şimdilerde 120 hedef piyasadan sadece 20 tanesi bu kriterleri karşılıyorken menülerden çıkarılan ve yeni eklenecek olan sağlıklı içeriklerle 2022’ye kadar daha sağlıklı menü hedefi gerçekleştirilecek. Bununla beraber, müşterilere de ürünlerin besleyici değerleri konusunda daha fazla şeffaf olunacak.

Aslında bu Happy Meal menülerini daha sağlıklı hale getirmenin ilk adımı değil. Daha önceden bu menülerden asitli içecekler çıkarılmış, yerine meyve suyu, süt ya da su içecek olarak verilmeye başlanmıştı.

Her ne kadar kabul etmek istemeseler de fast food markalarının çocukların yaşadığı obezite problemi ile ilgileri su götürmez bir gerçek. Mc Donald’s ‘da artık bunu göz ardı etmiyor olacak ki işe ‘daha sağlıklı’ bir çocuk menüsü oluşturarak yeniden başlamayı düşünüyor olabilir.

 

En Değerli Gelişmeleri Size İletmek İstiyoruz

Mail listemize abone olun!

Son bir adım kaldı. E-postanızı kontrol edin. (Gmail kullanıcısıysanız "promotoions" kısmına bakabilirsiniz.

Ops! Bir hata aldık, tekrar deneyebilir misiniz?

GELİŞMELERİ
KAÇIRMAYIN!
Haftalık bültenimize
ücretsiz kaydolun!
BİZE KATIL
close-link
GELİŞMELERİ KAÇIRMAYIN
Haftalık bültenimize ücretsiz kaydolun, sizi gelişmelerden haberdar edelim.
BİZE KATIL
close-link








Önümüzdeki yıllara
damgasını vuracak
trendleri derledik.
Raporu İndir

*Ücretsizdir.
close-link

MARKETING MEETUP 2018



Türkiye'nin en değerli konferans içeriğini, Erken Kayıt indirimi ile takip edin!
Erken Kayıt Fırsatı
close-link












Türkiye'nin en değerli konferans içeriğini, Erken Kayıt indirimi ile takip edin!
BU ETKİNLİKTE OLMALIYIM
19 Nisan'da Uniq Istanbul'da Sophia'nın da katılımı ile Marketing Meetup'ta buluşuyoruz.
close-link