IKEA Ürünleri Artık Amazon ve Alibaba Üzerinden de Satılacak

Dünyanın en büyük perakende mobilya şirketi olan İsveçli IKEA, ürünlerinin daha erişilebilir olması için elektronik ticaret devleri Amazon ve Alibaba üzerinden de satış yapacak.

IKEA, uzun zamandır süregelen üçüncü parti ortaklığına mesafeli yaklaşımına son vermeye hazırlanıyor. 9500 parça ürününü kendi web sitesinden satan İsveçli mobilya zinciri, daha fazla müşteriye ulaşmak için Amazon ve Alibaba üzerinden de satışa başlayacak.

1997 yılına web sitesini açan ve ilk olarak 2000 yılında sadece İskandinavya’da elektronik ticarete başlayan IKEA’nın bu piyasaya geç girdiği için pazarını yeterince e-ticaret pastasını yeterince büyütemediği ifade ediliyor. Inter IKEA CEO’su Torbjörn Lööf, kimliklerini üçüncü parti platformlarda nasıl koruyabileceklerini bulmak istediklerini ifade ederek iş birliğini doğruladı.

Amazon geçtiğimiz yıl 136 milyar dolar, Alibaba ise 24 milyar dolar toplam satış hacmine ulaşmıştı. Amazon geçtiğimiz aylarda organik gıda perakendecisi Whole Foods’u 13.7 milyar dolar karşılığında satın alarak internet perakendeciliğinde yeni bir sayfa daha açmıştı.

IKEA’nın 2016 yılı faaliyet raporuna göre, şirketin 34 milyar euro değerindeki toplam satışında elektronik ticaretin payı ise sadece 1.4 milyar euro.

E-ticaretteki payını arttırmak isteyen IKEA, geçtiğimiz ay Task Rabbit isminde mobilya montajcıları ve tüketicileri bir araya getiren mobil uygulamayı satın alacağını da açıklamıştı. Öte yandan, çoğunluğu şehir dışına yakın bölgelerde büyük mağaza konseptiyle çalışan IKEA, şehir içlerinde butik mağazalar da açmaya hazırlanıyor.

Yapılacak yenilikler arasında sadece mutfak ürünlerine yönelik bağımsız mağazalar ile sipariş ve teslimat noktalarının oluşturulması da bulunuyor.

Dünya genelinde 403 mağazası olan IKEA, internet açılımının yanı sıra gelecek ay Hindistan ve Letonya’da 22 mağaza daha açma hazırlığında. 49 ülkede mağazası bulunan dev şirket 5 yıl içerisinde Güney Amerika pazarına da girecek.

En Değerli Gelişmeleri Size İletmek İstiyoruz

Mail listemize abone olun!

Son bir adım kaldı. E-postanızı kontrol edin. (Gmail kullanıcısıysanız "promotoions" kısmına bakabilirsiniz.

Ops! Bir hata aldık, tekrar deneyebilir misiniz?

İstanbul Kültür Üniversitesi İletişim Sanatları Bölümü Mezunu. Reklam Yazarlığı kariyerinden sonra, Pazarlamasyon'da içerik editörlüğü.

Bir Cevap Yazın

Z Kuşağı İş Yaşamını Değiştirmeye Geliyor

Dünya çapında 80 ülkede her gün 75 milyon insana hizmet veren Sodexo, “2018 Workplace Report”un sonuçlarını yayınladı. 2017 yılından itibaren iş dünyasına adım atan Z kuşağı değişimi simgeliyor. Raporda, 2025 yılında üç çalışandan birinin yerini alacak olan Z kuşağının hem teknolojiyle uyumu hem de geleneklere bağlılığıyla iş yaşamında yeni bir dönem başlatacağının altı çiziliyor.

Türkiye’nin en prestijli şirketlerine ve kamu kuruluşlarına yaşam kalitesi hizmetleri sunan Sodexo Entegre Hizmet Yönetimi, dünya çapında 80 ülkede hizmet veren Sodexo’nun birçok araştırma ve görüşü derleyerek hazırladığı “2018 Workplace Trends Report”u açıkladı.

Raporda, iş yaşamına ilk adımlarını atan Z kuşağına yönelik önemli bilgiler olduğunu dile getiren Sodexo Entegre Hizmet Yönetimi CEO’su Ahmet Zeytinoğlu, “2017 yılından itibaren iş yaşamında yer almaya başlayan Z kuşağı, değişimle birlikte geliyor. Sosyal medyanın hâkim olduğu bir dünyaya gözlerini açan Z kuşağı üyeleri; teknoloji konusundaki beklentilerinden, iş-yaşam konusundaki tercihleriyle iş yerlerini yeni ve heyecan verici bir şekilde yeniden şekillendiriyor. Z kuşağının fotoğrafını çeken rapor, geleceğin çalışanlarını ve iş yerlerini inceliyor” dedi.

Sosyal medyaya doğan jenerasyon: Z kuşağı

Z kuşağının teknoloji okuryazarlığına doğan ilk nesil olduğunun vurgulandığı raporda, “Gelecekte başarılı olmayı hedefleyen şirketlerin yolu, Z kuşağının temel özelliklerini anlamaktan geçiyor. Sosyal medyaya ve akıllı teknolojilere doğan Z kuşağı, Y kuşağına göre çok ekranlı bir yaşama daha kolay adapte oluyor. Bunun yanında Y kuşağına göre geleneklere de ayak uydurabilen Z kuşağı, eski kuşaklarla daha rahat çalışabiliyor” ifadesi kullanıldı.

İş yeri anlayışına farklı yaklaşım

Raporda Y kuşağı çalışanların, Z kuşağına yönelik görüşleri de yer alıyor. 10 Y kuşağı çalışanın 6’sı, Z kuşağının iş yerlerinde olumlu etki yaratacağı görüşünde… Bu grup ayrıca, Z kuşağının alacağı destekle daha başarılı olacağı fikrini savunuyor. “İş her yerde yapılabilir” görüşüne inanan Z kuşağı; çalışmayı, başarmanın yanında eğlence için bir amaç olarak tanımlıyor. ‘Özgür ruhlu’ Z kuşağının yüzde 56’sı kendi iş tanımını belirlemek isterken, araştırmaya katılanların üçte ikisinden fazlası kariyer yolunu kendisi çizmek istiyor. Bu tablo işyeri politikalarının gelecekte esnekleşmesi anlamına geliyor.

Stillman: Z kuşağı ‘kendin için kazan’ felsefesine inanıyor

Kendisini ‘Jenerasyon uzmanı’ olarak tanımlayan Z kuşağı gurusu David Stillman’a göre, Z kuşağı vizyonları, enerjileri ve yetenekleriyle ofiste olumlu bir hava yaratsa da ekip çalışmasında sorunlar yaşayabilir. Şirketler bu krizi liderlerinin yönetim becerisini geliştirme fırsatına dönüştürebilir. Stillman, “Z kuşağı dijital, hızlı ve yeni bir dünyada çalışmak istiyor. Rekabetçi olarak yetiştirilen Z kuşağı, ‘Kendin için kazan’ felsefesine inanıyor” dedi. Stillman’ın yaptığı araştırmalara göre Z kuşağı fiziksel ve dijital dünyadaki ayrımın ortadan kalktığını düşünse de yüzde 84’ü patronlarıyla şahsen görüşmeyi tercih ediyor.

En Değerli Gelişmeleri Size İletmek İstiyoruz

Mail listemize abone olun!

Son bir adım kaldı. E-postanızı kontrol edin. (Gmail kullanıcısıysanız "promotoions" kısmına bakabilirsiniz.

Ops! Bir hata aldık, tekrar deneyebilir misiniz?

Yerel Moda Markalarının Küresel Yükselişi

20. yüzyılda akla ilk gelen küresel çaplı olayları hatırlamak istediğimizde savaşları ve endüstri devrimini rahatlıkla sayabiliriz. ABD’de 1950’li yıllar itibarı ile oluşan kitle üretimi ve kitle tüketimi tüketicilerin parayı kazanma ve parayı harcama alışkanlıklarında köklü değişimler yarattı.

Tekstil ve giyim sektörleri de endüstri devriminden etkilendi. Birçok fabrika, farklı markalar için olabildiğince çeşitli, buna karşılık tüketicinin gelir düzeyine uygun giysiler üretmeye başladılar. Bu aşama ile birlikte giysilere ulaşabildiğimiz mağazaların çeşitliliği arttı. Butik mağazalar, zincir mağazalar ve nihayetinde internet mağazacılığına kadar genişleyen sanal mağazalar oluşturuldu.

Sanal mağazaların açılması ile tüketicinin ürüne ulaşması için kat etmesi gereken mesafe, harcaması gereken zaman ve para azaldı. Böyle olunca üretilen ürünler sadece bir bölgeye hitap etmekten çıktı. Ürünü inceleme olanakları, satın alma opsiyonları, ek vergiler ve kargo hizmetleri gibi etmenler önemli hale geldi.

Bölgesel veya bir nevi yerel olarak fenomen haline gelen markalar, değişen bu koşullarla birlikte küresel bir “pop culture” sembolü haline gelme olanağını buldular. Bu markalar öncelikle trendleri belirlediler. Ardından bu trendleri küresel ölçeğe taşımaya başladılar. Bu hafta, Supreme ve Champion markaları ile bu durumu anlatmaya çalışacağım:

1994 yılında James Jebbia tarafından kurulan Supreme, New York’ta mütevazi bir kaykay ve giyim mağazasıydı. 18-25 yaşındaki tüketicilere hitap etmeye çalışan marka, tüketicilerine “cool” ürünler sunmayı vaat ediyordu. Supreme’in diğer markalardan sıyrılmasındaki önemli nedenlerden biri cinsiyetsiz ürünlere ve hayat tarzına önem vermesiydi. Aynı zamanda insanların farklı kültürlerden, farklı mesajlardan etkilenebileceklerini göz önüne alan marka, sadece belirli bir hayat tarzını benimsemedi ve özellikle müzik ve sanat başta olmak üzere kültür çeşitliliğine önem verdi.

Tüketicilere sunulan bu özellikler karşılığını buldu ve Supreme, Londra, Paris, Tokyo gibi şehirlerde mağazalar açtı. 2006 yılına kadar kendi dergisini yayımlayan marka daha sonra sosyal medyaya yöneldi. Instagram’ı oldukça etkili kullanan marka, tüketici zihnindeki konumunu başarılı bir şekilde yerleştirdi.  Markanın “high fashion” olmasını ve değerlenmesini sağlayan unsurlardan biri “family-oriented” yani tüketicilerin kendini bir aileye mensup hissetmesi olarak görülüyor. Buna karşılık markanın sahibi, markanın aşırı derecede teşhir edilmesinden korktuğunu belirtiyor. Supreme’in marka genişlemesinde önemli rol oynayan etmenlerin başında diğer markalarla yapılan “collaboration” yani ortak üretim geliyor. Louis Vuitton, Coleman motosikletleri ile yapılan ortak üretimleri örnek olarak görebiliriz.

Bu çalışmalarla birlikte Supreme, düzenli olarak ürün koleksiyonu çıkaran ve ürün lansmanları adeta bir etkinlik haline gelen bir markaya dönüştü. Bununla birlikte Supreme ürünlerinin perakende satış fiyatları oldukça yükseldi. Markanın en çok tercih edilen ürünleri hoodie ve t-shirt’ler olsa da artık birçok farklı üründe kırmızı-beyaz supreme logosunu görebiliyoruz. Diğer markaların yanı sıra ünlü artistlerle çalışmalarını sürdüren Supreme, hedeflediği noktaya gelmiş gibi duruyor.

Benzer bir hikayeyi yaratan markalardan biri de Champion. 1919’da ABD’de kurulan marka, spor giyim alanında geniş bir demografik grup tarafından talep gördü. Champion, kuruluşundan itibaren basketbol ve Amerikan futbolu gibi branşlara önem verdi. Bu branşlar için ürünler üretti, sponsorluk çalışmaları gerçekleştirdi.

Bu aşamaya kadar herşey “sıradan” bir Amerikan şirketi yükselişi gibi duruyor. Ana akım spor branşlarında yapılan çalışmaların ardından markanın “streetwear” alanına yönelmesi ve 1990’lardan itibaren markanın hiphop, punkrock ve hardcore müzik dinleyenler için adeta bir üniformaya dönüşmesi ise markanın yaşadığı genişlemede önemli bir dönüm noktası oldu.

Champion, köklü ve eski bir marka olmanın avantajını, günümüzde küresel bir “pop culture” sembolü haline gelerek kullandı ve tüketiciler için önemli bir sembol marka olmayı sürdürüyor.

Ülkemizde bu noktaya ulaşabilecek markalar var mı? Kesinlikle var. Marka yönetimi ve ürün tasarımlarıyla ön plana çıkmış birtakım markalarımız var. Benim şahsen takip ettiğim markalardan biri olan ve orta vadede küresel ölçekte başarı kazanacağına inandığım markalardan biri Les Benjamins. Bünyamin Aydın tarafından kurulan ve onun kreatif direktörlüğünde çalışmalarını sürdüren marka, ülkemizin bulunduğu coğrafyanın kültürel çeşitliliğini, dünya kültürünün dinamikliği, canlılığı ve renk zenginliği ile bütünleştirerek özgün ürünler tasarlıyor. Bu ürünler, doğru işletmecilik uygulamaları ile küresel ölçekte tüketicinin beğenisine sunuluyor.

 

Özellikle tekstil ürünlerinin üretiminde önemli noktada olan ülkemizin, kendi markalarını meydana getirerek bu markaları katma değeri yüksek ürünlerle geliştirmesi oldukça önemli. Marka hikayeleri, öğrenmek ve ilham almak konusunda bizlere yardımcı olabilecektir. Bir sonraki yazıda görüşmek üzere.

En Değerli Gelişmeleri Size İletmek İstiyoruz

Mail listemize abone olun!

Son bir adım kaldı. E-postanızı kontrol edin. (Gmail kullanıcısıysanız "promotoions" kısmına bakabilirsiniz.

Ops! Bir hata aldık, tekrar deneyebilir misiniz?