E-Ticaret Hacmi İlk Defa 1 Trilyon Dolara Ulaştı

E-Marketer’in dünya çapında yaptığı araştırma ve tahminlerine dayanarak yayınladığı rapora göre global e-ticaret hacmi bir önceki yıla göre %21.1 artarak bir trilyon dolar seviyesine ulaştı. Bu rakamın 2013 yılı içerisinde %18.3 artarak 1.298 trilyon dolar seviyelerine erişmesi bekleniyor.

150894

1 trilyon dolar hacime ulaşılmasında Asya’da meydana gelen değişikliklerin büyük katkısı var. 2012’yi %33 büyüme ile 332 milyar dolar seviyelerinde kapayan bu bölgenin 2013 yılında da yaklaşık%30 büyüme kaydederek 433 milyar dolar hacme ulaşması bekleniyor. Bu büyümenin arkasında Asya – Pasifik hattında yer alan ve e-ticaret hacmi bazında dünya üzerinde ki en hızlı büyümeyi kaydeden 3 büyük devlet var: Çin, Hindistan ve Endonezya.

151019

Araştırmaya göre 220 milyon rakamıyla dünyanın en büyük internet üzerinden alışveriş yapan kullanıcı sayısına ulaşan Çin’in bu rakama ulaşmasının ardında internet penetrasyonunun giderek artması, özellikle orta gelire sahip kitlenin internet üzerinden alışverişe giderek daha fazla güvenmesi ve hükümet kaynaklı tüketimi artırma politikalarının etkili olduğuna dikkat çekilmiş.

Her ne kadar Çin 220 milyon kullanıcı rakamına ulaşsa da e-ticaret hacmine baktığımızda ABD  hala liderliğini sürdürüyor. 2012 yılında e-ticaret harcamalarını %31.5 oranında artırarak 343 milyar dolar seviyelerine yükselten ABD’nin 2013 yılında ki performansının ise birkaç puan düşerek %29.6 seviyelerine yani 384 milyar dolara gelmesi bekleniyor. 

150023

Son olarak kişi  bazında e-ticaret kullanım hacmine bakalım. Listenin başında elbette Çin var. 2012 yılında 220 milyon insanın internet üzerinden alışveriş yaptığı ülkede, yukarıda da bahsettiğimz hükümet politikaları gibi nedenlerden dolayı bu rakamın 2016’ya kadar neredeyse iki kat artarak 423 milyon kişiye ulaşması bekleniyor. Çin’i ise ABD takip ediyor. 2012 yılında 150 milyon rakamına ulaşan ABD’nin bu rakamı 2016 yılına kadar 175 milyona çıkarması bekleniyor. ABD’yi ise sırasıyla Japonya, Almanya ve İngiltere takip ediyor.

En Değerli Gelişmeleri Size İletmek İstiyoruz

Mail listemize abone olun!

Son bir adım kaldı. E-postanızı kontrol edin. (Gmail kullanıcısıysanız "promotoions" kısmına bakabilirsiniz.

Ops! Bir hata aldık, tekrar deneyebilir misiniz?

Pazarlamasyon.com’un eş kurucusu. Koyu Barcelona, The Beatles, Apple ve Steve Jobs hayranı.

Bir Cevap Yazın

1982’den Başarılı Bir Kriz Yönetimi Örneği: Johnson & Johnson Tylenol Krizi

  • Johnson & Johnson 100 yıla yakın süredir iyi yönetilen, karlı bir tüketim maddeleri üreten örnek bir kuruluş olarak faaliyetini sürdürmekteydi. 
  • 30 Eylül 1982 yılında karşılaştığı bir kriz sonucu Johnson & Johnson ürettiği ağrı kesici ilaç ile zor durumda kalmıştır.
  • İlgili yazı: Bir İlaç Firması Neden İnsanların Canını Acıtmak İster?

Kriz tüm markalar için kaçınılmazdır. Sizlerle daha önce; H&M’de Çorap Krizi: H&M Çocuk Çoraplarındaki Allah Yazısı İçin Özür Diledi ve Son Reklamıyla İflasına Tuz Biber Eken Marka: Wenice Kids  gibi krizlerini paylaşmıştık. Bugün de sizlerle  Johnson & Johnson markasının bir ürünü olan ve başarıyla yönetilen “Tylenol” krizini paylaşacağız. 

Tylenol bir dönem Amerika Birleşik Devletleri çapında %37 pazar payı ile en çok kullanılan ağrı kesicisiydi. 1982 yılında Tylenol’ün Chicago’da üç kişiyi öldüren bu ağrı kesicinin bir cinayet silahı olarak kullanıldığı öğrenildi. Bu durumda Johnson & Johnson’un Tylenol üreten şubesi olan McNeil Consumer Product Company kendini büyük bir krizin ortasında buldu. 

Tylenol, Johnson & Johnson’un en karlı olan ürünüydü. Bu krizin ortaya çıktığı dönemlerde 1 milyar dolarlık ağrı kesici ilaç pazarının %35’ini elinde bulunduruyordu. Johnson & Johnson’un dünya çapındaki satışlarına yaklaşık %7 oranında bir katkıda bulunmuştu.

Bu kriz karşısında Johnson & Johnson haberlerde belirtilen cinayetlerle ortaklığı kurulan 93,000 şişe ekstra güçlü Tylenol’ün tümünü piyasadan toplattı. Bu süreç içerisinde doktorlara, hastanelere ve dağıtımcılara konu hakkında uyarıda bulundu. McNeil de ürüne olan dikkatleri azaltmak adına tüm Tylenol reklamlarını geçici bir süreyle durdurdu.

Beş gün sonra, California’da zehirlenmelerin ortaya çıkmasındaki etkenle piyasadaki tüm Tylenol kapsüllerin yaklaşık 31 milyonu toplatıldığı öne sürüldü. Şirket, hiçbir yanlış yapmadığını savunarak meydana gelen ölümlerle kendi ürünü arasındaki hiçbir bağlantıyı kabul etmemiştir. Şirket kapsül ilaçları tabletlerle değiştireceğini duyuran ilanlarla, mektuplarla ve medyaya yapılan açıklamalarla konuyu uygun bir zemine oturtmaya çalıştı.

Johnson & Johnson aynı zamanda Tylenol zehirlenmesine karşı tüketicilerin tepkilerini ölçmek adına ülke çapında bir kanaat araştırması yapmıştır. Araştırmaya katılan halkın %87’si Tylenol’ü üreten kuruluşun meydana gelen ölümlerden sorumlu olmadığını ifade etti. Tylenol’ün bu kadar yüksek bir yüzde ile masum bulunmasına rağmen %61’lik kesim yine de ileride Tylenol’ü almayacaklarını dile getirmişlerdir. Başkan Burke Johnson & Johnson ürünlerini zehirleyen sabotajcı veya sabotajcıların ortaya attığı bu durumu önlemek için Johnson & Johnson’un yeni üçlü korumalı, hileye ve sabotaja karşı önceki ilaç paketlerine göre daha korunmalı bir paketi piyasaya tanıtmaya karar verildiği an bu durumu tüm medya kuruluşlarıyla paylaşılmıştı.

Başkan Burke büyük ölçüde izlenilen “60 Dakika” isimli programa çıkmış ve başarılı bir şekilde kuruluşunu temsil etmişti. Yeni gelişmelerin de televizyonda duyurulmasıyla gazeteci Mike Wallace, Wall Street’in ilk olarak şirketin hesabını kapatmaya hazır olmasına rağmen ” Johnson & Johnson’ın herkesi şaşkına çeviren kampanyası, kuruluşun büyük meblağlarda para harcaması, medyaya açık olması ve gerçekleri söylemesi nedeniyle değişik tedbirler aldığını” söylemiştir. 11 Kasım 1982 tarihinde Tylenol yönetimi, yeni Tylenol paketlerini tanıtmak için ülke çapında yayınlanan bir video basın konferansı düzenlendi ve Tylenol’ün başkanı şunları dile getirdi  “Johnson & Johnson’da işimiz Tylenol’ün varlığını sürdürmektir. Biz bu suçu topluma karşı yapılmış bir saldırı olarak düşünürken yine de bu iğrenç suçun bedelini ödemeyi de içine alan sorumluluğumuzu yerine getirmeye hazırız. Fakat ben sizden Tylenol’ü başkalarının suçunu ve sorumluluğunu alan bir kuruluş olarak göstermenizi istemiyorum.”

Ve tüm bunlar sonucunda 1983 yılından itibaren Tylenol eski pazar payının %95’ini tekrar kazandı. Şirketteki moral düzeyi de yükseldi. Bu durum 10 şubat 1986 yılında yeni bir trajedinin ortaya çıkmasına kadar devam etti.
10 Şubat 1986 tarihinin akşam saatlerine doğru aynı ilaç tarafından zehirlenen birilerinin duyurulması Johnson & Johnson için tekrardan bir kabus başlattı. Başkan Burke, olaydan sonra gazetecilerle bir basın toplantısı gerçekleştirdi. Telefonla yapılan bir araştırmaya göre halkın bu olayda şirketi suçlamadığı ortaya çıktı. Bu da şirketin bir önceki krizde halkın üzerinde sağladığı güvenin bir göstergesidir. Şirket krizi o kadar iyi yönetmiş ki olayın tekrarına rağmen insanlar şirkete olan güvenlerini kaybetmemişlerdi. Fakat olaydan iki gün sonra zehirlenmiş Tylenol kapsüllerinin bulunması ortadaki krizi daha da arttırmış ve şirket tekrardan Tylenol üretimini durdurdu.

Şirket kullanılmamış Tylenol kapsüllerini yeni haplarla değiştirme kararı verdi. Bu kez kapsüllerinin piyasadan toplamının maliyeti Johnson & Johnson’a yaklaşık olarak 150 milyon dolara mal oldu. Yeniden böyle bir krizle karşılaşan şirket, bu krizden de başarıyla kurtulmayı başarabilmiştir. Krizden iki hafta sonra dönemin ABD Başkanı Reagan, Beyaz Saray’da vermiş olduğu bir toplantıda, Johnson & Johnson’dan Başkan Burke’yi övgüyle söz ederek  Johnson & Johnson’ın kurumsal sorumluluklarını devam ettirmekte en derin taktirlerini kazandığını ifade etmiştir.

Bu örnekte de görüldüğü gibi yaşanan krizlerde halka karşı açık olmak onları sürekli bilgilendirmek çok önemli. Doğru bir kamuoyu yoklaması yaparak ve onlara istediklerini vererek büyük/ küçük her krizi atlatabilirsiniz. Önemli olan kısa vadedeki harcamalardan kaçmadan uzun vadede markanıza ve ürününüze güvenin sarsılmaması. Bunu başarırsanız gerçek marka sadakatini sağlamış olursunuz.

En Değerli Gelişmeleri Size İletmek İstiyoruz

Mail listemize abone olun!

Son bir adım kaldı. E-postanızı kontrol edin. (Gmail kullanıcısıysanız "promotoions" kısmına bakabilirsiniz.

Ops! Bir hata aldık, tekrar deneyebilir misiniz?

Çin Robotik Güvercin Görünümüyle Vatandaşlarını Gözetliyor

  • Çin’de insanlar güvercin şeklinde robotlar ile hükümet tarafından gözetleniyor. 
  • Bu proje henüz Çin’in 5 bölgesinde uygulanıyor. Proje için kullanılan dron kuşlar “Spy Birds” yani “Casus Kuşlar” olarak adlandırılıyor.
  • İlgili yazı; Black Mirror’daki Robot Arılar Gerçek Oluyor

Çin’in vatandaşları üzerindeki garip uygulamalarına bir yenisi daha eklendi. Black Mirror dizisindeki “Sosyal Skor” uygulamasını Çin’in hayata geçirdiğini daha önce sizlerle paylaşmıştık. 

Bu kez de Çin Hükümeti’nin oldukça gerçekçi gözüken kuş şeklinde drone’lar aracılığıyla vatandaşları gözetlediği belirtildi. Bu proje henüz Çin’in 5 bölgesinde uygulanıyor. Proje için kullanılan drone kuşlar “Spy Birds” yani “Casus Kuşlar” olarak adlandırılıyor. Sabit kanatlı veya rotor kanatlı insansız hava araçlarının aksine casus kuşlar gerçek kuşların kanat çırpma hareketlerini taklit ediyor ve böylece gerçek olmadıklarını vatandaşların anlaması güçleşiyor.

Vatandaşları gözetlemek için kullanılan bu programa “Güvercin” adı veriliyor ve program Kuzeybatı Çin’in Shaanxi eyaletinin başkenti Xian’daki Northwestern Polytechnical University’de profesör olan Song Bifeng tarafından yönetiliyor. Bifeng’in daha önceki projeleri arasına Chengdu J-20 adındaki bir savaş uçağı da bulunuyordu.

Casus kuşlarda yaygın olarak kullanılan diğer drone’lardan farklı teknolojiler bulunuyor. Her bir drone üzerinde kamera ve sensörler dışında bir GPS anteni, uçuş kontrol birimi ve uydu ile doğrudan iletişime geçmek için gerekli donanımlar bulunuyor. Kod ismi “Dove” olan bu projede yer alan başka bir yatırımcı olan Yang Wenqing, projenin ilerleyen zamanlarda çok daha geniş bir alanda kullanılabileceğini belirtti. Özellikle ordu ve sivil savunma için önemli bir teknoloji geliştirdiklerini düşünüyorlar.

Siz ne düşünüyorsunuz? Hükümet’in bu uygulamasını baskıcı mı yoksa yerinde mi buldunuz?

En Değerli Gelişmeleri Size İletmek İstiyoruz

Mail listemize abone olun!

Son bir adım kaldı. E-postanızı kontrol edin. (Gmail kullanıcısıysanız "promotoions" kısmına bakabilirsiniz.

Ops! Bir hata aldık, tekrar deneyebilir misiniz?

Haftanın En Çok Okunan 10 İçeriği

GELİŞMELERİ
KAÇIRMAYIN!
Haftalık bültenimize
ücretsiz kaydolun!
BİZE KATIL
close-link
GELİŞMELERİ KAÇIRMAYIN
Haftalık bültenimize ücretsiz kaydolun, sizi gelişmelerden haberdar edelim.
BİZE KATIL
close-link