Siemens Genel Müdür Yardımcısı Ali Rıza Ersoy ile Endüstri 4.0 Üzerine… 0

Bildiğiniz gibi pazarlama profesyonellerinin son yıllarda üzerine en çok konuştukları şeylerden biri Endüstri 4.0. İsmi çok havalı olmasına ve üzerine çokça şey söylenmesine rağmen bu işe gerçekten kafa yoran çok az profesyonelimiz var. Siemens Türkiye İcra Kurulu Üyesi ve Genel Müdür Yardımcısı Ali Rıza Ersoy da o isimlerden biri.

26 Ekim’de Marketing Meetup sahnesinde izleyeceğimiz Ali Rıza Bey ile etkinlik öncesinde küçük bir Endüstri 4.0 sohbeti gerçekleştirdik. Ayrıntısını ise Marketing Meetup’a sakladık. Hepinizi bekleriz. :)

Halil İşgüzar: Merhaba Ali Rıza Bey, öncelikle vakit ayırdığınız için teşekkür ederiz. Röportajımıza sizi tanıyarak başlayabilir miyiz?

Ali Rıza Ersoy: 1957 yılında Koçarlı / Aydın’da doğdum. Tarsus Amerikan Koleji, İstanbul Teknik Üniversitesi Elektronik ve Haberleşme Fakültesi ile Viyana Teknik Üniversitesi Uygulamalı Elektronik bölümü mezunuyum. 5 yıl aynı bölümde eşzamanlı asistanlık yaptım. Siemens Türkiye’de, 30 yıldır; Sağlık, İnsan Kaynakları, IT Çözümleri ve Servisleri, Kurumsal Teknolojiler, Tedarik Zinciri Yönetimi, Şehirler ve Endüstri bölümleri Direktörlüğü ve “Siemens Business Solutions” şirketi Genel Müdürlüğü yaptım. Halen İcra Kurulu Üyesi, Genel Müdür Yardımcısı ve Dijital Fabrika Divizyonu Ülke Lideri olarak görevimi devam ettiriyorum. Etik ve İtibar Derneği kurucu başkanı, Tıbbi Görüntüleme, Personel Yönetimi, Türkiye Bilişim, Bilişim Sanayicileri, Yazılım Sanayicileri, International Coach Federation USA, ICF Türkiye, Rotary, Propeller, AlumniTurk, Mutfak Dostları, Füturistler, Buğday, Slow Food, Batı Urla Köyleri derneklerinde; Alman-Türk Ticaret ve Sanayi Odası’nda, Sağlık ve Eğitim Vakfı ile Bilim Merkezleri Vakfı’nda üyelik veya yönetim kurulu üyeliği yaptım veya yapıyorum.

 

H: 30 yıllık bir Siemens geçmişiniz var. Aynı şirkette bu kadar uzun bir kariyer yaşamı günümüz koşulları ve kuşakları için oldukça zor bir hedef aslında. Sizin bu 30 yıllık hikayeniz nasıl başladı?

A: Siemens İzmir’de, sağlık sektöründe göreve başladım. 30 yıl boyunca 11 ayrı pozisyonda çalıştım. Aynı şirkette, ama farklı birimler olduğu için birçok sektörü tanıma fırsatı buldum. Her pozisyonda ortalama 3 yıl kaldım. Bunu bu şekilde yaşamaktan da çok mutluyum, çünkü farklı iş ortamları, farklı kişiler ve farklı sektörler gördüm. Bu farklılılıklar bana çok değerli katkılarda bulundu.

 

H: Bir şirkette bu kadar uzun süre çalışmanın avantajları neler oldu sizin için?

A: Geçmişe dönüp bakınca 30 yıldır Siemens’te çalışmamın doğru bir karar olduğunu görüyorum. Tabii bir şirkette bu kadar uzun süre çalışmak kolay değil. Bu, ancak yaptığınız işin sizi mutlu etmesi, çalıştığınız kurumun size değer vermesi, başarınızı fark etmesi ve emeğinizin karşılığını alabilmenizle olabilir. Elektronik benim hep keyif aldığım bir sektördü. Siemens, bu alandaki öncü şirketlerden. Dolayısıyla sevdiğim işi keyifle yapıyorum. 30 yıl boyunca çok hasta olduğum yaklaşık 10 gün dışında işe hep zevkle gittim. Bunun yanında Siemens, çalışanlarına değer veren bir şirket. Bağlılık oranı çok yüksek. Siemens Türkiye çalışanlarının %18’ini şirkette 15 yılın üzerinde deneyime sahip olan kişiler oluşturuyor.

30 yıldır aynı şirkette olunca o şirketin iyi ve kötü tüm dönemlerini, nasıl yollardan geçip bu günlere ulaştığını biliyorsunuz. Bu, doğru kararlar almanızda size yardımı dokunacak çok önemli bir know-how sağlıyor. Kolay elde edilemeyecek bir know-how bu. İşte bunu doğru bir ekip ve doğru süreçlerle birleştirdiğinizde hem kendinizi hem şirketinizi ileriye taşımak mümkün olabiliyor. Ben kendimi bu konuda şanslı görüyorum.

 

H: Sizi bulmuşken hemen son yılların popüler konusu endüstri 4.0’ı sormak isterim. :) Siz nasıl bakıyorsunuz bu konuya? Siemens Endüstri 4.0’a nasıl hazırlanıyor?

A: Pazar gereksinimlerini hızlı, esnek ve verimli bir anlayış ile karşılamaya çalışan endüstrimiz, hızla gelişen teknoloji olanakları sayesinde yeni bir sanayi reformu olan Endüstri 4.0 dönemine giriyor.

Geleceğin vizyonu olan Endüstri 4.0, tüm yazılımlar ve donanımlarda ürün geliştirmeye, üretim ve servis süreçlerinin iletişimine, makinelerin ve ürünlerin gerçek zamanlı bilgi alışverişine, otonom kontrol ve optimizasyonuna açılan bir kapıyı aralıyor. Modüler yapılı akıllı fabrikalarda, fiziksel işlemleri siber-fiziksel sistemler ile izleyerek, nesnelerin birbirleriyle ve insanlarla iletişime geçmesini temel alıyor.

Endüstri 4.0, ekonomik büyüme, istihdam, sosyal istikrar, kalıcı değer, iş güvenliği ve daha fazla verimlilik, dolayısıyla yüksek yaşam standartları sağlamak için ürünün tasarımından servisine kadar tüm aşamalarda maksimum verimlilik ve üretkenlik potansiyeli taşıyor.  Biz Endüstri 4.0’ın ekonomide yüzde 5 ila 8 arasında bir büyüme yaratabileceğine inanıyoruz.

Endüstri 4.0 henüz başlangıç aşamasında olmasına rağmen sanal 3D geliştirmeye, dijital planlama ve izlemeye, neredeyse hatasız üretim süreçleriyle müşteri ihtiyaçlarının sistematik olarak belirlenmesine, yeni iş süreçlerinin oluşmasına ve hepsinin ötesinde üretim süreçlerinin daha verimli olmasına imkan sağlıyor. Endüstri 4.0 ile birlikte, hesaplamalarımıza göre, yeni ürünleri pazara sunma süresi %25 ile %50 arasında kısalırken, mühendislik giderleri %30’a kadar düşebilecek ve %70’e kadar enerji tasarrufu sağlanabilecek.

Siemens Türkiye olarak da Endüstri 4.0’ı “Yaşam için üretim, gelecek için teknoloji” çerçevesinde değerlendiriyoruz, kendi üretim süreçlerimizle birlikte dünyadaki tüm endüstriyel kuruluşların süreçlerini de iyileştirmeye odaklanıyoruz. Endüstri 2.0 ve 3.0’dan miras aldığımız ivmeyi Endüstri 4.0 yaklaşımıyla geliştiriyoruz. Geçtiğimiz yıllar içinde yazılım ürünlerine yönelik geliştirdiğimiz kapsamlı paketlerle, müşterilerimize şu anda Endüstri 4.0’ın başlıca gerekliliklerini karşılayan bütüncül otomasyon ve entegrasyon çözümleri sunuyoruz.

Siemens olarak Endüstri 4.0 yaklaşımı çerçevesinde Dijital Fabrika kavramını geliştirdik. Bir fabrika kurulmadan önce tüm bileşenlerinin bilgisayar ortamında uygun yazılımlarla tasarlanarak fabrikanın çalıştırılması ve sonuçlarının değerlendirilmesi olarak tanımlayabileceğimiz Dijital Fabrika sayesinde, fabrikanın kendisi ortada yokken fabrikanın nasıl çalıştığı öğreniliyor ve en iyi çalışma sisteminin kurulması için gerekli önlemler alınıyor.

Siemens’in Dijital Fabrikası’nda kullanılan ileri teknolojiler sayesinde, örneğin simülasyon teknolojisiyle en karmaşık üretim süreçleri bile sanal ortamda canlandırılarak, müşteri isteklerine göre hızla uyarlanabilecek tesisler tasarlanıyor. Siemens, Dijital Kurumsal Platform adını verdiği, PLM (Product Lifecycle Management) ve TIA (Totally Integrated Automation) gibi çok çeşitli bileşenleriyle Endüstri 4.0 girişimine katkı sunuyor. Product Lifecycle Management (PLM) yazılımı, yeni ürünleri tamamen sanal bir temelde geliştirmeyi ve optimize etmeyi mümkün kılıyor. NASA’nın Jet Tahrik Laboratuvarı tarafından tercih edilen PLM yazılımının, Mars’a gönderilen Curiosity aracının tasarımında imzası bulunuyor. Ünlü İtalyan otomobil markası Maserati de Ghibli fabrikasında Siemens PLM yazılımını kullanıyor. Siemens’in geliştirdiği TIA konsepti ise tüm otomasyon bileşenlerinin birlikte verimli olarak çalışmasını sağlıyor ve mühendislik maliyetlerini yüzde 30’a varan oranlarda düşürebiliyor.

Sunduğumuz çözümler dışında Endüstri 4.0 kavramının anlaşılması ve yaygınlaşması için de Türkiye’de rehber olmayı amaçlıyoruz. Bu doğrultuda şu ana kadar düzenlenen 40’dan fazla etkinlikte ve 10’dan fazla üniversitede 8.000 kişiye konu hakkında detaylı bilgi verdik, Türkiye’deki ilk Endüstri 4.0 kitapçığı ile de daha geniş kitlelere ulaştık. Ayrıca Türkiye’deki ilk Endüstri 4.0 platformunun (www.endüstri40.com) da ana sponsorluğunu üstleniyoruz.

Tüm bu çalışmalarımızla ülkemiz endüstrisinin, pazara çıkış süresinde kısalma, daha fazla esneklik ve daha verimli üretim sağlanmasına katkıda bulunmayı hedefliyoruz.

 

H: Türkiye sizce Endüstri 4.0’ın neresinde? 2 ve 3’ü kaçırdığımız gibi 4.0’ı da kaçırmamak için sizce neler yapmalı?

A: Türkiye’de Endüstri 4.0 konsepti otomotiv sektöründe kullanılmaya başlansa da ülkemizin şu anda Almanya’yı 3-5 sene geriden takip ettiğini söyleyebiliriz. Türk sanayisi 1. Sanayi Devrimini ve 2. Sanayi Devrimini çok uzun süre yakalayamadı. Şu anda 2. Sanayi Devrimiyle 3. Sanayi Devrimi arasında yer alıyoruz. Sanayicilerimiz Endüstri 4.0 kavramını anlar, bu konuyu gündemine alır ve kendi şirket stratejilerini geliştirirse rekabet avantajı sağlayarak öne geçme şansı yakalayabilirler. Yakalamamız da lazım. Çünkü rakamlar bunun önemini çok açık bir şekilde ortaya koyuyor.

Endüstri 4.0 kavramını ortaya atan Almanya, yaptığı yatırımlarla %3’lük bir büyüme öngörüyor. Rakamsal olarak bunun karşılığı 30 milyar euro. Tüm Avrupa’ya baktığımızda ise 5 yıl içinde ülke ekonomisine 110 milyar euro girecek. Türkiye’de ise Endüstri 4.0 yatırımı sayesinde %5-8’lik bir büyüme mümkün. Türkiye’nin GSYİH’sinin yüzde 25’i endüstriyel üretimden geliyor. 2015 yılındaki %4 artışın %1’inin endüstriyel üretimden geldiğini düşünürsek ve bu %1’i, 2 ya da 3 yapmayı başarabilirsek, ekonominin tamamı aynı kalsa bile endüstrinin payı ile Türkiye %6 büyümüş olacak.

Türkiye, bunun farkında. Bu noktada en önemli oyuncu da kamu. Şu anda Endüstri 4.0 için önemli adımlar atılıyor. Bilim Sanayi Bakanlığı başta olmak üzere diğer ilgili bakanlıklarca Endüstri 4.0’ın önünde engel teşkil eden tüm maddelerin ayıklanması için çalışmalar yapılıyor, hibe ve teşvikler için uğraşılıyor. Kamudaki çalışmalarımız mevzuat ve kanunların değişmesi ile sonuçlanarak başarıya ulaşırsa, Endüstri 4.0 devriminde Almanya’dan sadece 3 sene geride kalmış olacağız. Adımların hızla atılması, Türkiye’nin Endüstri 4.0’ı yakalayabilmesi için büyük önem taşıyor.

H: Sizi 26 Ekim’de Marketing Meetup sahnesinde izleyeceğiz. Burada hangi konulara değineceksiniz?

A: Marketing Meetup’ta geleceğin vizyonu olan Endüstri 4.0’ı tüm boyutlarıyla ele alacağım. Endüstri 4.0’ın başlangıcında olan firmalar olarak ihtiyacımız olan en önemli konu, sağlam bir vizyon ve yol haritası. Bu vizyonu ve yol haritasını oluştururken firmaların hem kendi dinamiklerini ve iyileştirme noktalarını iyi belirlemeleri hem de sektörel dinamikleri iyi analiz etmeleri önemli. Nesnelerin İnterneti, sanallaştırma, büyük veri ve analitiği, yatay-dikey entegrasyon, sanal gerçeklik, siber güvenlik, öğrenen robotlar gibi konuları içeren Endüstri 4.0 vizyonunu ve beraberinde gelecek fırsatları da iyi anlamak gerekiyor. Belirsiz bir yolda kaybolmak yerine, adımları doğru belirleyip doğru zamanda atmak, firmaları rekabette bir adım öne taşıyacaktır. Konuşmamda Endüstri 4.0’a adaptasyon için düşünülmesi gereken, firmaların yol haritasını oluştururken göz önünde bulundurması gereken tüm konulara değineceğim.

H: Değerli yanıtlarınız için teşekkür ederiz. Marketing Meetup Change’deki konuşmanızı merakla bekliyor olacağız. 


Bu arada Marketing Meetup öncesi Siemens’ın Endüstri 4.0 hakkındaki çözümlerini merak ediyorsanız buradan ulaşabilirsiniz.


 

Pazarlamasyon.com Yönetici Ortağı - Pazarlama da örgütlenmektir!

Bir Cevap Yazın

Teknoloji Üreten Bir Türkiye İçin Umut Yolculuğu 0

Habitat Derneği, adını fazla ön plana çıkarmasa da, uzun yıllardır sürdürülebilir kalkınma alanında çok önemli projeler üreten bir sivil toplum kuruluşu. Habitat Derneği Başkanı Sezai Hazır’la bir araya gelen Ozan Onat derneği, projeleri, gelecek vizyonları konuştu.

Habitat Derneği, adını fazla ön plana çıkarmasa da, uzun yıllardır sürdürülebilir kalkınma alanında çok önemli projeler üreten bir sivil toplum kuruluşu. Toplum olarak acil dijital dönüşüme ihtiyacımız olduğu bu dönemde o kadar önemli işler yapıyorlar ki. Öncelikli olarak yönetişim, bilişim, finansal okuryazarlık ve girişimcilik alanında çocuklara, gençlere ve kadınlara yönelikler projeler üretiyorlar. Tüm bu projeleri de dünyaca ünlü şirketlerle beraber yürütüyorlar.

Derneğin en başından beri yönetimini üstlenen, gençlerle birlikte çalışıp toplum için üretmekten ne kadar heyecan duyduğunu yüzündeki ifadeden çok net anlayabildiğiniz bir isim, Habitat Derneği Başkanı Sezai Hazır’la bir araya geldik ve derneği, projelerini, gelecek vizyonlarını konuştuk.

Habitat hem Türkiye hem de sizin için ne ifade ediyor?

Habitat benim için 1995’de başlayan bir hayal yolculuğu, ömrümün yarısını vermiş olduğum bir çocuk. Türkiye içinse üç kavram üzerinde bunu topluyorum; yeni bir örgütlenme modeli, yeni bir davranış ve yeni bir yaklaşım olarak söyleyebilirim. Yeni bir örgütlenme; hiyerarşik yapısı olmayan, idealler çerçevesinde bir araya gelen bir grubun inisiyatif aldığı bir hareket. Yeni bir davranış; kimseyi ötekileştirmeden, insanları olduğu gibi kabul eden ve hak temelli yaklaşan bir davranış. Yeni bir yaklaşım da; insanların bilgi birikimlerini ve deneyimlerini imkânı olmayanlarla paylaştığı bir yaklaşım olarak ifade ediyorum.

Çıktığınız bu yolculukta bugüne kadar ne gibi projeler gerçekleştirdi Habitat Derneği?

Yola ilk çıktığımızdaki hayalimiz; dünyanın diğer bir ucundaki bir gençle Türkiye’nin bir ucundaki bir genç arasında bir köprü kurmaktı. Gençlerin kapasitelerini geliştirmek ve uluslararası süreçleri takip etmekle başladık. Bu süreçte uluslararasından yerele, yerelden uluslararasına bir köprü kurmuş olduk.

1997’de gençlerin yerel düzeyde karar alma süreçlerine katılımı için kent konseyleri, gençlik meclisleri kurduk. 2006 yılında bu belediye kanununa girdi. Belediyelerin gençlerin karar alma sürecine katılması için gençlik meclisleri kurması yasal zorunluluk haline geldi.

Yine 2000’li yıllarda, gençlerin siyasete katılımlarında hukuki bir engel vardı. Gençler 18 yaşında oy kullanabiliyordu ama 30 yaşına kadar seçilme hakları yoktu. Ciddi bir kampanya yürüterek anayasada bu değişikliği sağlamış olduk ve gençler 25 yaşında seçilme hakkını elde etmiş oldular. Burada güzel olan şuydu; politik bir duruşumuz olmadığından dolayı bütün siyasi kesimlere ait gençler bu sürece dahil oldular. Ama diğer taraftan gördük ki yasal mevzuatlar oluşturmak ve mekanizmalar oluşturmak da yetmiyor. Gençlerin güçlendirilmesi ve teknolojiyi iyi kullanıyor olması lazım. Çünkü teknolojiyi kullanmadığı zaman bilgiye erişemiyor, bilgiye erişemediği zaman güçlenmesi zor.

2003 yılında ilk teknolojiyle buluşmamız Cisco ile başladı. Gençlerin güçlendirilmesi için ağ kurma eğitimleri, Cisco Network Academy çalışmalarına başladık. Diyarbakır’da, Hatay’da, İzmir’de, İstanbul’da akademiler oluşturduk.

Teknoloji toplumu olma yönünde ilerlememiz gereken bir dönemde çok önemli bir işlev görüyor Habitat Derneği. Toplamda kaç kişiye ulaşıyorsunuz ve insanların hayatına nasıl dokunuyorsunuz?

Türkiye toplumu online müfredatları kullanma veya onlara erişme konusunda biraz sıkıntılı bir toplum. Biz duygusal bir toplumuz, batılılar gibi online eğitimleri kullanma yaygınlığı olan bir toplum değiliz. Onun için online eğitimler yanında yüz yüze dokunmaları çok önemsedik.  Ama en önemlisi yerel kapasiteyi güçlendirmeyi esas aldık. İstanbul’a bağımlı olan bir hareketten ziyade Ağrı’dan da eğitmenlerimiz olsun, Tunceli’den de olsun, Edirne’de de olsun, Rize’de de olsun istedik. Onları eğitimlere tabii tuttuk, eğitmen yaptık, bu eğitmenler içerisinde daha kapasiteli olanları master eğitmen yaptık. Böylelikle bu eğitimlerin süreklilik arz etmesinin yolunu açmış olduk.

20 yıldır sürekli onlarla bu bağ devam ettirdikçe, koordinasyonlarla onları bir araya getirdikçe, başarı hikayelerini yurtdışına taşıdıkça o motivasyon da arttı. 20 yıl sonra onların birçoğu şuan kendi işini kurmuş ve bize hizmet satıyor durumdalar. Şuna inanıyoruz, Türkiye’nin kalkınması için ekonomik büyümenin yanında beşeri sermayenin, yani sosyal sermayenin güçlenmesi lazım. Türkiye’nin teknoloji alanında tüketen değil üreten bir toplum haline gelmediği müddetçe, dünyanın ilk 10 ekonomisi arasında yer alması, büyük bir ekonomi olması mümkün değil.

Milli Eğitim Bakanlığı’nın müfredatıyla sizin verdiğiniz eğitimler arasında bir paralellik var mı?

Milli Eğitim Bakanlığı ile yakın çalışıyoruz. Sonuçta sivil toplumun kamuya alternatif bir alan değil. Sivil toplumun misyonu aslında eksik gördüğü konularda pilot çalışmalar yaparak onu bir kamu politikası haline getirmeye çalışmak. O açıdan da Milli Eğitim Bakanlığı ile çalışmayı önemsiyoruz. Eğitim müfredatının geliştirilmesi konusunda son birkaç yıldan beri pozitif gelişmeler var. Pilot liseler geliştirildi, teknoloji liseleri oluşturulmaya başlandı. Çocuklara yönelik kodlama dersleri henüz müfredata tam olarak girmiş değil ama önemli gelişmeler mevcut.

Dernek olarak çok ufak bir ekipsiniz, ayrıca gönüllülerle birlikte çalışıyorsunuz. Önemli markalarla işbirliğiniz var. Başka destekçileriniz var mı? Devletten bir destek alıyor musunuz?

Habitat prensip olarak bağış toplayan bir kuruluş değil. Biz aslında bir profesyonel organizasyon olarak bu işleri yürütüyoruz. 50 kişilik bir ekibimiz var. Çalışanların hemen hemen hepsi daha önce eğitim almış, gönüllü olmuş, master olmuş sonra profesyonel hayata geçmiş ekip. Bu yeni bir kariyer fırsatı. Gençlerin çalışma alanı artık sadece kamu ya da kurumsal şirketler değil. Eğer kendinize güveniyorsanız ve iddialıysanız, yeni gelişmekte olan böyle bir girişimin parçası olabilirsiniz.

Kamuyla bir finansal destek sürecinin içine girmedik. Biz özel sektörün desteğiyle çalışıyoruz. Samsung, Vodafone, Microsoft, Intel, Cisco, Visa gibi kuruluşlarla çalışıyoruz. Ayrıca Birleşmiş Milletlerle çalışıyoruz çünkü Habitat’ın kurucularından biri BM Kalkınma Programı. Devletten istediğimiz yasal mevzuatlar konusundaki değişikliklerin bizim gibi sivil toplum örgütlerinin çalışmalarının önünü açması. Onun dışında finansal bir katkı almaktan ziyade aslında uluslararası kaynakların ülkemize gelmesi için bir köprü oluşturmuş oluyoruz. Neticede bu kaynaklar Türkiye’ye gelmezse başka ülkeye gitmiş olacak.

Biraz bürokrasiyi çözmek lazım…

Evet hukuki mevzuatları çözmek lazım. Mesela Türkiye’nin önündeki en büyük engellerden biri non-profit şirketlerin Türkiye’de kurulmasının yasal mevzuatlarının olmaması. Bundan dolayı uluslararası birçok ihaleye Türkiye giremiyor. Bu kaynakların büyük bir çoğunluğu Afrika ve Asya ülkelerine gidiyor.

Oldukça geniş bir kitleye ulaşıyorsunuz, global önemli markalarla iş birliği yapıyorsunuz ama diğer sivil toplum kuruluşlarını düşündüğümüzde adınız o kadar ön planda değil. Herkes sizi tanımıyor. Bu stratejik bir karar mı?

Özel bir strateji diyebiliriz buna ama biraz da beceriksizliğimizi ekleyebiliriz. Samimi olmak lazım. İlk çıktığımız günden bugüne yaptığımız işlerle tanınalım istedik. Anadolu bizi çok iyi tanıyor. Kamu bizi çok iyi tanıyor. Ortaklarımız bizi çok iyi tanıyor.

Habitat bizim için bir araç, amaç değil. Amacımız Habitat’ı yaşatmak değil. Amacımız gençlerin kapasitesini geliştirmek ve bu ülkenin ekonomik katma değerine katkıda bulunmak. Türkiye’de bazen amaçlar araç haline getirildiği zaman asıl yapman gereken işlere odaklanmakta konsantrasyon kaybı yaşıyorsun. Şimdi yapmış olduğumuz işlerin görünürlüğünü arttırmak için kendi içimizde bir ekip kurduk. Sizin gibi çok değerli dostlarımızın inanarak bize destek vermesini istiyoruz. Sadece gerektiğinde bir haber yapmak değil de, hakikaten yaptığımız çalışmalara inanan dostlarımızla bu yolda ilerlememiz önemli.

Dünyanın en ünlü teknoloji ve finans şirketleriyle projeler yürütüyorsunuz. Bu markalarla bir araya gelmek, böyle projeler yürütmek nasıl bir süreç?

Doğru fikirleri doğru markalarla bir araya getiriyoruz, sponsorluk değil, ortaklık ilişkisine giriyoruz. Çünkü farklı disiplinler arası çalışma hem bize çok şey katıyor hem de onları dönüştürüyor. Bir şirketle iş yaparken o şirketin yapılan işi içselleştirmesini çok önemsiyoruz. Doğru şirketlerle doğru işi yaptığınızda uzun süreli bir yolculuğa çıkıyorsunuz.

Projeleri siz mi oluşturuyorsunuz?

Evet ama bu uluslararası kaynakların Türkiye’ye getirilmesi için o şirketlerde çalışan Türklerin de çok ciddi bir çalışması var. Sonuçta hepimiz bu ülkenin vatandaşlarıyız. Hepimiz Türkiye’de yaşıyoruz. Bu ülkenin kaynaklarını büyüterek belirli yerlere geldik. Bu ülkeye karşı bir vatandaş olarak yapmamız gereken hizmetler olduğunu düşünüyoruz.

Projelerin tüm aşamalarını ortak bir şekilde geliştiriyoruz, uygulama alanında da beraber çalışıyoruz. Hakkari’deki, Rize’deki bir gencin uluslararası bir şirketin CEOsuyla bir araya gelmesi günlük hayatta çok mümkün değil. Ama proje kapsamında onlarla bir araya geliyorlar, vizyon kazanıyorlar. Habitat sadece finansal ve teknolojik eğitimler vermiyor. Aynı zamanda gençler arasında barış köprüsü kurmuş oluyoruz. Düşünün ki Hakkari’deki, Diyarbakır’daki, Rize’deki, Edirne’deki gençler arasında aynı program kapsamında ortak amaçlar birlikteliği oluşturuyorsunuz.

Türkiye’nin nefes alma alanlarına ihtiyaç var. Herkese eşit mesafede yaklaştığınız, ötekiyi kafanızdan sildiğiniz, insanların inançlarıyla, kıyafetleriyle, görüşleriyle uğraşmayı bir tarafa bırakıp ortak idealleri ön plana çıkardığınız zaman ortaklıklarımızın ayrılıklarımızdan daha çok olduğunu görüyoruz. Bu herkesi umutlandırıyor.

Türkiye’de bulunan Suriyeli mülteci çocuklara da kodlama dersi veriyorsunuz. Biraz bu projeyle ilgili detay verebilir misiniz? Amaç nedir ve nasıl bir fayda sağlayacak bu eğitimler?

Hiç bir insan durup dururken, en yoksul düzeyde bile olsa, evini ve ülkesini terk etmek zorunda kalmaz. Bunlar dram. Savaşlardan dolayı en çok mağdur olanlar kadınlar ve çocuklar. Türkiye’de resmi olarak yaklaşık 3.800.000 insan şu an geçici sığınmacı durumunda. Bu insanlar bizim ülkemizde yaşıyor, uzun süre de burada kalacaklar. Yıkılan bir Suriye’den bahsediyoruz. Biz de bir sivil toplum kuruluşu olarak imkânlarımızı paylaşmak zorunluluğunu hissediyoruz. Çünkü bizim için onun mülteci olmasının, göçmen olmasının çok da farkı yok. Sonuçta bu ülkede yaşıyor ve şu an bu ülkenin sınırları içerisindeyse bir şeyler yapmamız gerektiğini düşünüyoruz.

O çerçevede Vodafone ile beraber Suriyeli mülteci çocuklara yönelik kodlama eğitimi başlattık. Bizim zaten 5 ilde başladığımız kodlama eğitimlerimiz Vodafone ile devam ediyordu. Microsoft ve Finansbank ile yine kodlama konusunda eğitimler veriyorduk. Bunu Suriyeli çocuklara yönelik olarak da başlattık. Eğitmenler de Suriyeli gençlerden oluşuyor. Önce o Suriyeli gençleri müfredatı Arapçaya çevirerek uzmanlar aracılığıyla eğittik. Sonra o eğitilen Suriyeli gençler Suriyeli çocuklara eğitim vermeye başladılar. Başarılı bir şekilde devam ediyor.

Teşekkür ederim bu güzel sohbet için. Türkiye’nin yeni bir geleceğe hazır olması gerektiği bir dönemde çok önemli bir görev üstlendiğinizi düşünüyorum.

Son olarak şunu söylemek isterim. Teknoloji hızlı gelişiyor ama hızlı gelişen teknolojiyi kullanabilecek mesleki eğitim yeterli değil.

Bu sadece Türkiye için değil, dünya için de aynı…

Gelişmiş ülkeler o paralelliği yakalayabiliyorlar ama bizim gibi ülkeler teknolojiyi sadece tüketen ülkeler olduğu için çok daha geri. Mesela şirketler çok ciddi ARGE yatırımları yaptılar. Önümüzdeki 5 yıl içerisinde evde kullandığımız teknolojik aygıtların hepsinin birbiriyle bağlantısı olacak. Ona uygun yeni ürünler üretecekler, ama bu ürünleri kullanabilecek veya arızasına müdahale edebilecek yeterlikte bile iş gücümüz yok. Biz Türk Telekom ve Microsoft’la beraber, Bilim ve Teknoloji Bakanlığı’nın himayesinde, özellikle “nesnelerin interneti” konusunda meslek liselerine yönelik bir pilot çalışma başlattık, önümüzdeki dönem böyle bir projemiz olacak.

Çok teşekkürler ederim.

Ben teşekkür ediyorum.

Bu yazı ilk olarak cnnturk.com’da yayımlanmıştır.

Güçlü Bir Gelecek İçin İnovasyon Şart 0

Geçtiğimiz günlerde bir iş toplantısı sebebiyle İstanbul Levent’te yer alan Starters Hub’ı ziyaret ettim. MV Holding ve Gedik Yatırım’ın ana yatırımcı olduğu Starters Hub 2015 yılında kapılarını açan bir girişimcilik platformu.

Platform erken aşama teknoloji girişimlerine finansal yatırım sağlamanın yanı sıra mentorluk, eğitimler, yerel ve global iş bağlantıları, stratejik ortaklıklar gibi çıktıkları yolda onları ileri taşıyacak destekler sağlıyor.
Platform 1000 metrekarelik çalışma alanında destek olduğu genç girişimcilere hem kaliteli çalışma ortamı, hem de geniş bir iletişim ağı ve sosyalleşme imkanı tanıyor.

Mekandan ayrılıp biraz yalnız kaldığımda, ülke olarak bu tarz mekanlara ve girişimcilere neden daha fazla kucak açamadığımızı düşündüm.

İNOVASYON DOSTU ŞEHİRLER

Geçtiğimiz yıl “Business Insider” ve “2thinknow” araştırma şirketinin ortaklaşa hazırladıkları bir liste var. “Dünyanın en inovatif şehirleri” listesi şehirlerin teknoloji kullanımına yatkınlıkları ve insanlara sağladığı yeni iş olanaklarına göre oluşturuluyor. Liste hazırlanırken o şehirdeki girişimci şirket, alınan patent, yatırımcı firma sayıları gibi veriler dikkate alınıyor. Listede ilk 25 arasında maalesef Türkiye’den herhangi bir şehir yer almıyor.

San Francisco’nun birinci, New York’un ikinci, Londra’nın üçüncü olduğu listede ilk 25’e girmek dünya şehri diye nitelendirdiğimiz İstanbul için çok mu zor? Güney Kore’den Seul, Tayvan’dan Taipei, Hindistan’dan Bangalore bu listede üst sıralarda yer alıyorsa, biz niye yer bulamıyoruz? Bu noktada durumumuza biraz daha geniş bir açıdan bakmakta fayda var.

Bir dönem İstanbul’u küresel bir finans merkezi haline getirme projeleri çok sık konuşuluyordu. Ataşehir’de inşaatı başlayan finans merkezi de bu yönde atılan önemli bir adım olarak nitelendirildi. Ancak o dönem pek çok uzmanın da dile getirdiği gibi küresel bir finans merkezi haline gelmek, sadece fiziksel olarak bir finans merkezi inşa etmekle olmuyor.

Uluslararası bir finans merkezi olmak için güçlü bir ekonomik altyapı, yetişmiş insan gücü, yurtdışından parlak zihinleri ve global şirketleri İstanbul’a getirip yatırım yapmalarını sağlayacak ekonomik fırsatlar, bu insanları İstanbul’da yaşamaya, çalışmaya ikna edecek ulaşım, teknoloji altyapıları, renkli bir sosyal yaşam, uluslararası düzeyde eğitim olanakları, siyasi bir güven ortamı, güçlü bir hukuk devleti ve özgürce düşüncelerin dile getirilebileceği bir ortam gerekiyor. İşte aslında tüm bu kriterler inovatif bir ülke olmak için de geçerli.

TÜRKİYE YETİŞMİŞ İNSAN GÜCÜNÜ KAYBEDİYOR

Yuval Noah Harari “Home Deus” kitabında ekonomik büyümenin tarihçesini anlatırken şöyle yazıyor;“Yeterince yeni girişim başarılı olursa insanların geleceğe duyduğu güven artar, krediler yükselir, faizler düşer, girişimciler daha rahat para biriktirir ve ekonomi büyür. İnsanlar geleceğe daha çok güvenmeye başlar, ekonomi büyümeye ve beraberinde de bilimsel gelişmeyi büyütmeyi devam eder.”

Ne yazık ki Türkiye’de genç girişimciler kolay kolay projelerine yatırım olanakları ve bu yatırımları gerçeğe dönüştürecek ortamlar bulamıyorlar. “Başımıza icat çıkarma” anlayışının hakim olduğu toplumumuzda biraz büyümeyi başaran genç girişimciler de soluğu yurtdışında alıp projelerini oralarda büyütme fırsatı arıyorlar.

Türkiye yetişmiş insan gücünü, parlak beyinlerini siyasi ortam, ekonomik ve sosyal gelecek kaygıları gibi nedenlerle kaybediyor. 2000’li yılların başında Türkiye’ye doğru gerçekleşen beyin göçü maalesef tersine dönmüş durumda. Türkiye’nin acil bu göçü durduracak ve tersine çevirecek projeler, politikalar üretmesi, gelecek planlamaları yapması gerekiyor.

Tüm dünyada katma değer sağlayan yüksek teknolojik üretiminin, yaratıcılık ve inovasyonun ciddi ivme kazandığı bir dönem yaşıyoruz ve bu ivme giderek artıyor. İnovasyona yatırım yapan ülkelerle diğerleri arasındaki makas da giderek açılıyor. Bu makas daha fazla açılmadan İstanbul’u ve Türkiye’nin tüm diğer şehirlerini birer cazibe merkezi haline getirmemiz gerekiyor.

Gündelik sosyal-siyasal çatışmaları, kutuplaşmayı bir yana bırakıp üreten bir toplum olarak geleceğe odaklanmamız şart.


Bu yazı ilk olarak Hürriyet İK’da yayımlanmıştır.

GELİŞMELERİ
KAÇIRMAYIN!
Haftalık bültenimize
ücretsiz kaydolun!
BİZE KATIL
close-link
Marketing Meetup Intelligence

Zekânın iş dünyasına neler getireceğini konuşuyoruz
Hemen Kaydolun
close-link
Marketing Meetup
 

ERKEN
KAYIT FIRSATI


Zekânın iş dünyasına neler getireceğini konuşuyoruz
Orada Olmalıyım

Sektörü buluşturan etkinlikte siz de yerinizi ayırtın!
close-link
GELİŞMELERİ KAÇIRMAYIN
Haftalık bültenimize ücretsiz kaydolun, sizi gelişmelerden haberdar edelim.
BİZE KATIL
close-link
Marketing Meetup Intelligence

Zekânın iş dünyasına neler getireceğini konuşuyoruz
Erken Kayıt Fırsatı
close-link
İçerikle Pazarlama Workshop

Yemekcom Ürün Müdürü Batuhan Apaydın ile, içeriğin kral olduğu yeni dünyayı keşfetmeye hazır mısınız?
Hemen Kaydol
close-link