Serkan Yazıcıoğlu: Kartlı Ödemelerin Yüzde 11’i İnternetten Yapılıyor 0

Serkan Yazıcıoğlu

Necip Murat: Serkan Bey merhaba, öncelikle keyifli hafta sonları dilerim. Cumartesi Kahvesi’ne sizleri kısaca tanıyarak başlayalım isterseniz.

Serkan Yazıcıoğlu: Merhaba, İTÜ İnşaat Mühendisliğinden mezun olduktan sonra Yıldız Teknik Üniversitesi İşletme Yönetimi Yüksek Lisansı ve İstanbul Üniversitesi Uluslararası İşletmecilik Programını bitirdim. Soyak İnşaat A.Ş ile profesyonel hayata adım attım. Sonrasında 13 yıl süren Finansbank tecrübemde Ödeme Sistemlerinden sorumlu  Yönetici olarak görev aldım. 2012 yılından itibaren BKM bünyesinde Dijital Çözümler Genel Müdür Yardımcısı olarak çalışıyorum.

N: Ben sorularıma BKM Express ile başlamak istiyorum. Zira ortada büyük bir emek, altyapı ve bunların sonucu olarak da başarı var. Henüz bilmeyen okuyucularımız için, BKM Express’in hikayesini kısaca anlatır mısınız?

S: 2012 yılında herşeyin internet üzerinden alınabileceği “İnternetten aldım” sloganı ile e-ticaret pazarını büyütmek için çalışmalara başladık. İnternet alışverişlerinde kolaylık ve  güvenliği sağlamak amacıyla Türk bankalarının katılımı ile Türkiye’nin ilk ulusal dijital cüzdanı “BKM Express”i hayata geçirdik. Ürünün lansmanı ile birlikte BKM Express “kart bilgisi girmeden, hızlı, kolay ve güvenli bir ödeme yöntemi” olarak konumlandırıldı. Bugün geldiğimiz noktada; pazar payı olarak %99’u temsil eden 18 banka, 1000 üye işyeri ve 1.1 milyonu kullanıcıya sahip bir platform haline geldi.

BKM-express-ana-ekranN: Bunlar gerçekten de muazzam rakamlar. Peki BKM Express’in kullanıcılara sunduğu faydalardan da biraz bahsedebilir misiniz?

Herşeyden evvel, BKM Express sayesinde cüzdanımızdaki farklı bankalara ait kartları dijital olarak saklayabilmeye başladık. Akıllı telefonlarımıza “BKM Express” mobil uygulamasını indirdiğimiz anda kartlarımızı fiziksel olarak taşımaya gerek kalmadı ve cep telefonumuz aynı zamanda cüzdanımız haline geldi.

Hayatı kolaylaştırmanın yanı sıra BKM Express sayesinde, internet ve mobil cihazlar üzerinden yaptığımız alışverişlerde kart bilgilerini üye işyerleri ile paylaşmadan, güvenli bir şekilde yapabilmeye başladık. Bu uygulama sayesinde alışverişlerimizi kendi belirlediğimiz şifreyi girerek  kolay, hızlı ve güvenli bir şekilde tamamlayabiliyoruz.

BKM Express yüz yüze alışverişlerde de kolayca kullanılabiliyor.  “BiTaksi” ve “Getir” uygulamalarında, İstanbul’da yer alan Total istasyonlarında ödemelerinizi  BKM Express ile yapabiliyorsunuz.  BKM Express kullanılarak yapılan alışverişlerde bankaların sunduğu tüm taksit kampanyalarından, puan kazanım fırsatlarından da faydalanılabiliyorsunuz. BKM Express’in diğer faydası 7 gün 24 saat para transferi yapma olanağı sağlaması. Üstelik para göndereceğiniz kişinin sadece  cep telefonunu bilmeniz  yeterli. Para gönderdiğiniz kişi ATM’den parayı kart kullanmadan kolayca çekebiliyor. BKM Express alışverişleriniz için ek bir ücret ödemezseniz ve BKM Express mobil uygulamasını ücretsiz olarak  App Store ve Google Play’den indirebilirsiniz.

serkan

N: Son dönemlerde Gürse Birsel ile ses getiren bir kampanyanız oldu. Nasıl ortaya çıktı bu kampanya? Yansımalarını özetleyebilir misiniz?

BKM Express’i en doğru ve yalın şekilde anlatabilmek adına 2015 yılı sonunda “Gülse Birsel” ile birlikte “Hayat Beklemez” kampanyasını hayata geçirdik. BKM Express’in basit ve hızlı bir ödeme yöntemi olmasından hareketle kampanya için belirlenen bu çatı mesajımızı her filmimizde kullandık. Hayat Beklemez mesajımızla “BKM Express de sizi bekletmez ve hızlı, güvenli kolay bir şekilde alışverişinizi yapabilirsiniz” konseptini en iyi şekilde vurguladığımızı düşünüyoruz.

Bu kampanya ile temel amacımız bu teknolojik ürünü müşteri ihtiyaçlarından yola çıkarak basit, anlaşılır ve tüketicileri tebessüm ettirerek anlatmak idi. Bu amaçla Gülse Birsel’in senaryolaştırdığı 3 farklı dijital filmi, seçilmiş konvensiyonel mecralarla örgütleyerek hayata geçirdik. Hedef kitlemiz internet ve mobilde alışveriş edenler olduğundan dijital filmleri merkeze alarak, kampanyayı selektif outdoor ve sinema  gibi mecralarla destekledik. Yayımlanan ilk 3 filmimiz yayınlandığı BKM Express YouTube kanalında toplamda 10 milyon kereden fazla izlenme elde etti. Hayat Beklemez serisinin 3 filmi de yayınlandığı aylarda Google tarafından oluşturulan, YouTube reklamları arasında reklamcılık ve yaratıcılığın en iyi örneklerinin sergilendiği Ads Leaderboard listesinde ilk 5 içinde yer almayı başardı.

N: Biz de bu kampanyayı yakından takip ettiğimizi ve dijital ekosistemin gelişmesi adına son derece faydalı bulduğumuzu söyleyelim. Bu arada sanal ödeme söz konusu olduğunda tüketicinin aklına ne yazık ki hala “acaba güvenli mi?” sorusu gelebiliyor. BKM Express’in bu algıyı kırdığını düşünüyor musunuz?

BKM olarak her yıl yaptırdığımız kart kullanım alışkanlıkları araştırması “Kart Monitor”a göre; internetten alışveriş yapmama nedenlerinde hala %50’ye yakın bir oranla “güvenmeme” bir sebep olarak karşımıza çıkıyor. Dolayısıyla standart ödeme çözümleri ile  Türkiye’de bu algıyı tamamen kırabilmiş değiliz. Bu kitleyi internet dünyası ile tanıştırmak için dijital cüzdanların iyi anlatılması çok önemli.

BKM Express Türkiye’nin ilk ulusal dijital cüzdanı. Bu cüzdana tüm banka ve kredi kartlarınızı sadece bir kere tanımlamanız yeterli. Üstelik bir kerelik kart tanımlarken dahi tüm kart numarasını paylaşmazsınız. Sadece kartınızın ilk 6 ve son 4 hanesini girersiniz. Bunu yaptıktan sonra internet ve mobilde yapılan tüm alışverişlerde kart no, cvv ve son kullanma tarihi bilgilerini girmenize gerek olmadan sadece BKM Express şifreniz veya mobil’de parmak izi teknolojisi ile ödeme yapmak mümkün. Dolayısıyla kart numaranızı sitelere vermek yerine tüm Bankaların ortak platformu olan Bankalararası Kart Merkezi’nin sağladığı güvenli altyapı ile korumanız mümkün. Üstelik alışverişleriniz son adımda telefonunuza gelen tek kullanımlık şifre ile sonlanır. Bu anlamda BKM Express dünyanın en güvenilir dijital cüzdan uygulaması diyebiliriz. Güven, kolaylık ve hıza ilaveten BKM Express’in sahiplendiği en önemli fayda unsurlarından biri.

N: Biraz da ödeme sistemlerinin geleceğinden kısaca söz edelim isterseniz. Önümüzdeki yıllarda bizi ne gibi yenilikler bekliyor?

Ekran Resmi 2016-03-19 10.19.06Türkiye ödeme sistemlerinde 2015’i yüksek performans ile tamamladı. BKM’nin verilerine göre Türkiye’de toplam kart sayısı 2015’te yüzde 5 arttı ve 171 milyon adete ulaştı. Böylece Türkiye Avrupa’nın bir numaralı kart pazarı oldu. Toplam kartlı ödemeler yüzde 15 büyürken, dijital ve mobil dönüşüm ile temassız ödemelerin yükselişi de 2015’in önemli gelişmeleri oldu.

Ödemelerde dijital dönüşüm artan hızıyla devam ediyor. Geçtiğimiz yıl internetten kartlı ödeme tutarı yüzde 32 arttı. Toplam kartlı ödemelerin yüzde 11’i internetten yapıldı. 2015 yılında internetten alışveriş yapılan tekil kredi kartı sayısı 22 milyona ulaştı. Bir başka deyişle her 5 kredi kartından 2’si internetten ödemelerde kullanıldı.  Bugün internetten ödemelerde ortalama işlem tutarları fiziksel dünyada yapılan ödemelerin  yaklaşık 1.8 katı seviyelerinde.

Bu rakamlar da gösteriyor ki, Türkiye’de e-ticaret ve dolayısıyla dijital dönüşüm hızlanıyor. Bunun en büyük destekleyicisi ise kartlı ödeme sistemleri. Özellikle bu dönüşüm mobilde kendisini çok daha hızlı hissettiriyor. Bugün BKM Express verilerine göre internet alışverişlerinde mobilin payı yüzde 43’e ulaşıyor.

Son yıllarda gündemimize hızla girmeye başlayan giyilebilir teknolojiler, mobil ve nesnelerin interneti alanları yine önümüzdeki yıllara damgasını vuracak. Bir başka ifadeyle geleceğin dünyasında ödemeler hayatın her alanında  görünmez olacak.

N: E-ticaret ve mobilin ayrılmaz bir ikili olduğu su götürmez bir gerçek. Bu iki alanı birleştirmek adına ne tür iş birlikleri ve yenilikler yapıyorsunuz? BiTaksi ve Getir iş birlikleri epey ses getirdi. Ufukta yeni aksiyonlar var mı?

Amacımız kullanıcılar hangi platformu kullanıyorlarsa onlara müşteri deneyimi en iyi ve en basit ödeme çözümünü sunabilmek. Mobil uygulamamız Mart sonu itibariyle yenileniyor. Ayrıca BKM Express tablet uygulamalarını da geliştiriyoruz.

BKM Express verilerine göre internet alışverişleri içinde mobilin payı  2013’te %5 seviyelerinde iken, 2014’te %19, 2015’te ise %43’e yükselmiştir. Burada artan akıllı telefon penetrasyonu, artan mobil alışveriş alışkanlıkları ve “BiTaksi” ve “Getir” gibi yaratıcı mobil uygulamaların da etkisi oldu.

Bugün “BiTaksi” ve “Getir” dahil tüm BKM Express iş yerlerinin mobil  uygulamalarında BKM Express’i  kullanarak ödemelerimizi yanımızda kart taşımadan cep telefonumuz ile  yapabilir durumdayız. İş yerlerinin tercihine göre tek tıkla ödeme çözümünü sunabiliyoruz. Bu tür yenilikçi projeleri desteklemeye devam edeceğiz..

N: Değerli vaktinizi ayırdığınız ve Cumartesi Kahvesi’nde bizimle sohbet ettiğiniz için teşekkür ederiz.  

İTÜ Elektrik Mühendisliği mezunuyum. B2B Pazarlama, Mühendislik ve Marka Yönetimi özel ilgi alanlarım. Şuan Mühendislik firmalarına Pazarlama danışmanlığı yapıyorum.

Bir Cevap Yazın

Sherpa Kurucusu Yakup Bayrak ile Kullanıcı Deneyimi ve Girişimcilik Üzerine… 0

Kullanıcı Deneyimi Tasarımı (User Experience Design) özellikle müşteri ilişkileri süreçlerinin dijitale taşınmasıyla çok daha önemli hale geldi. Ülkenin yarısının mağaza içinde mobilden fiyat karşılaştırmasını yaptığını, 3 yıl içinde de 200 milyar cihazın internete bağlı olacağını düşündüğümüzde kullanıcı deneyimini göz önünde bulundurmayan markaların dijitalde hep bir adım geride kalacağı aşikar.

Biz de konuyu bu alanda ülkemizin öncü girişimlerinden Sherpa’nın kurucusu Yakup Bayrak’a sorduk. Hem Sherpa’yı hem de Yakup Bey’in kişisel girişimcilik hikayesini dinledik. Bizim için oldukça keyifliydi, umarım siz de keyifle okursunuz :)

Halil İşgüzar: Öncelikle sizinle ve hikayenizle başlamak isterim. Kimdir Yakup Bayrak, hikayesi nedir?

sherpa1234Yakup Bayrak: Lycee Saint Joseph sonrasında Boğaziçi Üniversitesi’nde Yüksek Öğrenimini tamamladım. Türkiye’nin ilk internet girişimlerinden Akampus.com ile başladığım profesyonel kariyerimi, dijital dünyada geçirdiğim 14 yılı aşkın süre içinde Pure New Media ve Bilge Adam gibi şirketlerde üst düzey yöneticilik deneyimleri ile zenginleştirme fırsatı buldum. 2009 yılında ilk girişimim olan Keyfruit’u kurdum. 2010 yılının son çeyreğinde yayına giren Türkiye’nin ilk dijital varlık yönetim sistemi olan InfoFlight, kurucusu olduğum “çatı yapı” DAM Bilgi Teknolojileri A.Ş.’nin ilk oluşumudur. InfoFlight aynı zamanda, alpha-stage’deyken aldığım melek yatırımcı desteğiyle DAM’ın dış kaynakla fonlanan ilk projesi oldu.

2013 Mayıs ayında kurulan SHERPA, dijital ürün ve servisler için kullanıcı deneyimi (UX) tasarımı ve optimizasyonu sunmak amacıyla hayata geçirdiğim ikinci ve lider oluşum. Üçüncü oluşum, Türkiye’de alanında ilk ve tek olan DAM Growth Hackers, İnternet girişimcilerinin gelişim süreçlerinde sadece pazarlama taktikleriyle değil, zamanı değerli kılan metodolojilerle “şu an” ve “hayalin gerçekleştiği an” arasındaki süreyi minimize etmeyi amaçlıyor.

Dijital Stüdyo farklı mesleki dallardaki profesyonellere iş hayatlarında onlara ışık tutacak ileri düzey workshoplar düzenlemek amacıyla kurulmuş 4. DAM Bilgi Teknolojileri oluşumu. DAM’ın son girişimi Ciz.io ise bireysel ve kurumsal girişimcilerin iş fikirlerini pratik bir şekilde yaratabilmelerini ve paylaşabilmelerini dünyaca ünlü iş modeli kanvası ve lean kanvaslar aracılığıyla sağlayan ücretsiz bir web uygulaması.

DAM Startup Studio dışındaki boş zamanımı, Yavuz Çingitaş ve Furkan Kayabaşoğlu ile birlikte, yine ihtiyaçtan türeyen bir fikirden ortaya çıkmış olan “hamilelere özel hamilelik takibi uygulaması” Alle Hamile’nin büyümesi için harcıyorum. Evli ve 2 çocuk babasıyım. Kendimi kısaca tanımlamak için “Tam zamanlı aile babası, yarı zamanlı bir girişimci olarak hayatını ‘söylediğinin gerçekleştirilmesi imkansız’ ön yargısının ortadan kaldırılmasına adamış bir idealistim” diyebilirim.

sherpa1H: Son yıllarda hepimizin dilinden düşmeyen şeylerden biri de “kullanıcı deneyimi”. Bu kavram üzerine bir iş kurmaya teşvik edecek kadar sizi etkilemiş ve gayet de başarılı bir girişimin ortaya çıkmasına vesile olmuş. Sizin için ne anlama geliyor kullanıcı deneyimi?

Y: Kullanıcı deneyimi benim için analog veya dijital, herhangi bir ürün ya da servisle etkileşime geçtiğimde o sistemle benim aramda yaşananların bir bütünü aslında. Sistem – insan etkileşiminin dayatılandan farklı tasarlanabileceğini gördüğüm ilk tarihi de dün gibi hatırlıyorum: Seth Goding’in Ideavirus’ünü okuduğum tarih, 8 Nisan 2002. O günden bugüne, bir şekilde parçası olma şansı bulduğum sistem tasarımları içerisinde, “güven”in dahi kullanıcı deneyimi üzerine odaklanılarak tasarlanabileceğini görebilmiş olduğumdan, kullanıcı deneyimiyle haşır neşir olduğum her dakika, onun bana sunduğu hayatı anlama ve tasarlama olanaklarına olan inancımı artırdı.

H: Sherpa’nın kısa ve uzun vadeli hedefleri nelerdir? Sonuçta dijital trendler de oldukça sık değişiyor. Buna göre nasıl aksiyon alıyor Sherpa?

Y: SHERPA, Mayıs 2013’de, ülkemiz için “çok zorlu geçen” bir dönemde kuruldu. Kuruluş döneminde hazırladığımız 3 yıllık büyüme planına, araya giren birkaç seçim, onlarca terör eylemi ve hatta darbe teşebbüsüne rağmen sıkı sıkıya bağlı kaldık ve Mayıs 2016’da SHERPA’yı Türkiye’nin en iyi UX Tasarım şirketlerinden bir tanesi haline getirebildik. Geçtiğimiz hafta açıkladığımız “Sonraki adımlar”a göre de 2017’de Avrupa’dan başlayarak, yurt dışına açılımın gerektirdiği adımları atmaya hazırlanıyoruz. SHERPA hali hazırda Finlandiya’da 2, İngiltere’de 1 tane aktif müşteriye sahip ve bu müşteriler onlar için sunduğumuz hizmetlerden gayet memnunlar. Amacımız, 2017’de Avrupa’da açacağımız proje yönetimi ve iş geliştirme odaklı ofislerle ilgili pazarlara daha fazla penetre olabilmek, Türkiye’den kullanıcı deneyimi konusunda çıkan en başarılı Tasarım Ofisi olarak anılabilmektir.

2015 yılında Optimizely ile başlayarak, peşi sıra Frosmo ve Segmentify ile devam ettirdiğimiz iş ortaklıklarına 2017 içerisinde yenilerini ekleyerek, hizmet karmamızı genişletecek ve Türkiye içi ve dışı pazarlarda iş ortaklarımızla kol kola daha hızlı hareket edebilmenin fırsatlarını kollayacağız.

sherpaH: Sherpa’nın UX konusunda yaptığı işlerin yanı sıra Sherpa Blog da oldukça ses getirdi ve ciddi bir takipçi sayısına ulaştı. Sherpa Blog için düşündüğünüz ayrıca bir proje var mı? Sizin de dediğiniz gibi “Sherpa blog nereye koşuyor?”

Y: SHERPA Blog, SHERPA’nın kuruluşu ile birlikte ortaya atılmış bir “yaptıklarımız bizleri aşmalı” meydan okuması aslında… Çoğunluğu SHERPA ekibi, bazıları da Konuk Yazarlarımız tarafından kaleme alınmış, her hafta düzenli olarak yayınladığımız 3 blog yazısıyla SHERPA Blog bizler için çok büyük bir mental yatırım. Yatırım aslında mental olduğu kadar; finansal da… Bugün SHERPA ekibi, aylık toplam kaynağının %25’inine yakınını SHERPA Blog için harcıyor. Bu tutarlı yatırım ve ondan okuyucularımız ekseninde aldığımız geri dönüşüm, her ne kadar bizleri mesleki anlamda fazlasıyla tatmin etse de dönem dönem (özellikle de elimizdeki projelerin teslimat zamanlamaları üst üste binmeye başladığında) bizleri fazlasıyla zorluyor. Bugüne kadar “Kolay olsa, herkes yapabilirdi.” diyerek kendimizi motive etsek de bu durumun, yakın gelecek planlarımızda farklı açılımlarla motive edilmesi gerektiğinin bilincindeyiz.

Planlamamızı üç ana hedefi gerçekleyecek şekilde yapmaktayız:

  1. İçerik üretiminin sekteye uğramamasını mümkün kılacak kaynağın tahsisi
  2. Standart reklam dışındaki gelir modellerinin geliştirilmesi
  3. Yeni içerik tiplerinin / formatlarının geliştirilmesi

Yukarıdaki başlıklarda, hali hazırda üzerinde çalıştığımız bazı çözümler ve iş birlikleri mevcut. 2016’nın son çeyreğinde, okuyucularımızla güzel sürprizler paylaşabileceğimizi düşünüyorum.

H: Akampüs’ten Sherpa’ya kadar gelen süreçte pek çok girişime imza attınız. Tam olarak girişimci bir ruh söz konusu yani. Girişimciliği sizin bakış açınızdan dinleyebilir miyiz?

Y: Ben girişimciliği, kabul görmüş ve hatta görülmek zorunda kalınmış şartlara meydan okumaya benzetiyorum. TEDx Reset sahnesine davet edildiğimde yaptığım konuşmaya geri dönüp baktığımda ilk kez olabildiğince detaylara da girerek, teoriden pratiğe bir akışla “Yakup Bayrak’ın Girişimcilik’ten Ne Anladığını?” anlatmayı başardığımı görüyorum. Bence girişimcilik, dogmalara karşı çıkabilecek cesareti göstermek demek. Yere düşmekten, yaralanmaktan korkmadan, değiştirebilme özgüvenini aksiyona çevirebilmek. Düştükçe tekrar ayağa kalkabilmek, elinde tutacak yol arkadaşlarını bulabilmek, bir yere varmak, inandıklarını kabul ettirebilmekten çok tüm bu mücadeleden zevk alabilmek demek.

H: Tüm bu girişimcilik hikayesinin yanı sıra kurumsal tarafta da önemli deneyimleriniz oldu. Kurumsal hayattan sizi girişimciliğe iten sebepler neydi? Yine sizin pencerenizden ikisi için bir karşılaştırma alabilir miyiz?

sherpa12Y: Aslında en basit ve klişeleşmiş haliyle “Kötü ev sahibi, beni (kiracıyı) ev sahibi yaptı.” der geçerdim ancak geri dönüp, yaşanmışlıkları tekrar gözden geçirdiğimde, her bir eski patronumun, bugünlere ulaşmamda farklı bir katkısı olduğunu görebiliyorum. Dolayısıyla “kötü deneyim” deyip geçmekten ziyade, “yaşanılanların bende tetikledikleri” içerisinde bulunduğum o dönemki kurumsal sistemin dışında bir arayışa gitmemin daha mantıklı olduğunu gösterdi diyebilirim. Yoksa amacım, hiçbir zaman “sahiplik” olmadı. Çalıştığım tüm kurumsal yapılarda, işe ilk giren, son çıkan ve hatta çoğu zaman şirketin sahiplerinden çok işi sahiplenen bir çalışan oldum. Kurucusu olduğum hiçbir yapının da benim sahipliğimde olduğunu iddia etmedim. Sahiplik aşkı, farkında bile olmadan insanı metanın kölesi yapar.

İki ortamı karşılaştırma yapmam gerektiğinde ise benim özelimde, biri diğerinin yaratıcısıdır. Dolayısıyla karşılaştırılmaları sakıncalı olacaktır sonucu esası teşkil ediyor. Eğer kurumsal hayatın şartları beni zorlamasa, kurulu sistemlerdeki dogmalara savaş açmayacak ve belki de hiçbir zaman kendi girişimlerimi başlatmayacaktım. Kendi girişimlerimi başlatmasam kurumsal hayatta devam edemeyeceğimi de hiçbir zaman anlayamayacaktım. :)

Ahmet Akın: Kendi işimi kurduktan sonra, her sabah köşedeki bakkala, yol kenarındaki simitçiye şapka çıkarmak geliyor içimden. 0

Bu hafta Cumartesi Kahvesi’ndeki konuğumuz Kramp Reklam Ajansı Kurucu Ortağı Ahmet Akın. Kendisiyle reklamcılık ve girişimcilik üzerine keyifli bir sohbet gerçekleştirdik.

Halil İşgüzar: Merhaba, öncelikle keyifli bir hafta sonu dileriz. Kısaca sizi tanıyarak başlayabilir miyiz?

Ahmet Akın: Bankacı bir babanın oğlu olarak öğrencilik hayatımı babam gibi bankacı olacağımı düşünerek geçirdim. Amerika’da master yaparken pazarlama alanına doğru yönelmem gerektiğini fark ettim. Önce reklamveren tarafında Beymen’de çalıştım. Bir gün Güzel Sanatlar’ın iş ilanını gördüğüm anda reklam sektörüne geçmem gerektiğinin farkına vardım. En çok 9 yıl kadar TBWA’de çalıştım. Leo Burnett’ten sonra Ocak 2014’te ortağım Serkan Balak’la birlikte Kramp’ı kurduk.

Sektörel oluşumlarda ya da sektöre hizmet veren, yetenek yetiştiren platformlarda yer almayı seven biriyim. Reklamcılık Vakfı’nda Başkanlık, Reklam Özdenetim Kurulu’nda üyelik yaptım. Önce Bahçeşehir Üniversitesi’nde ders verdim. 2013 yılından itibaren Bilgi Üniversitesi Marka Okulu’nda ders veriyorum.

Hiçbir zaman “Eskiden her şey daha iyiydi. Bizim zamanımızda böyle miydi?” diyenlerden olmadım. En çok gençlere inanıyorum. Benim bu yaşımda farkına vardıklarıma onların bazen benden çok önce farkına varmalarını çok değerli buluyorum. Deneyimli reklamcılar olarak önce, onların önünden değil onlarla birlikte koşmaya, sonra da zamanı geldiğinde bayrağı devretmeye gönüllü olmamız gerekiyor.

H: Reklam sektöründe uzun yılları bulan bir tecrübeniz var ve bu yıllar içinde sektörde çok hızlı, bir o kadar da büyük değişimler yaşandı. Siz bu değişimleri nasıl yorumluyorsunuz, özellikle Türk markaları bu değişime yeterince adapte olabildi mi sizce?

A: Markaların performansını toplumsal bağlamdan bağımsız olarak değerlendiremeyiz. Ben 2013 yılına girdiğimiz andan itibaren bu ülkenin zor bir sürece girdiğini düşünüyorum. Hiçbir olay, hiçbir seçim, hiçbir kriz sonrasında bizi ileriye taşıyacak bir ortam yaratmadı.

Ülkenin içinde olduğu belirsizlik markaları daha dikkatli olmaya yönlendirdi. Geldiğimiz noktada yıl içinde yaptığı gerçek çalışmalarla Cannes’da ödül alamayan bir ülkeden, yarışma için yaptığı çalışmalarla bile ödül alamayan bir ülkeye dönüştük. Bu örneği Cannes’ı veya diğer yarışmaları çok önemsediğim için değil, sektöre ayna tuttuğunu düşündüğüm için veriyorum.

H: En son köşe yazılarınızdan biri robotlarla ilgili. Aslında bu da değişimin ne kadar büyük olduğunun kanıtı. Sizce önümüzdeki yıllarda bu değişimlerin eşiğinde reklamcılığı neler bekliyor?

Reklamcılık daha karmaşık, daha sayısal, daha az sezgisel, daha programatik olmaya doğru gidiyor. Bazıları reklamcılığın sonunun geldiğini söylüyor. İsmi yine reklamcılık olur mu bilmiyorum ama aynı bütçeyle daha fazla etki yaratılan, çok daha heyecanlı bir dönemin başında olduğumuzu düşünüyorum.

Diğer taraftan, dünyada her şey değişiyor, ama insanoğlunun sahip olduğu duygular değişmiyor. Yaptığımız işi özetlersek, insanları harekete geçirecek duygular yaratma işinde olduğumuzu söyleyebiliriz. Geçmişte de öyleydi, yarın da öyle olacak.

H: Eskiden olduğu gibi reklamcılık artık “bir TV reklamı yapalım, ardından bunu basılı mecrada ve outdoorda da uygulayalım”dan çok uzak. Sosyal medyadan mobile sayısız mecra var. Hatta mecra içinde sayısız mecra var. Peki bu kadar çok mecra içinde sizin iş yaparken daha büyük keyif alıyorum dediğiniz bir mecra var mı?

Mecra ayrımı yapmayı doğru bulmuyorum. En çok bir mecranın insanları şaşırtmasını seviyorum. Avusturyalı bir güneş enerjisi şirketinin sadece güneşe tutulduğunda yazıların belirdiği faaliyet raporu projesini çok beğeniyorum mesela. Bir ajans çıkıyor ve normalde ajansların yapmaya isteksiz olduğu faaliyet raporu gibi bir işi kural yıkan bir projeye dönüştürebiliyor.

Ayrıca mecrası tanımsız işleri çok beğeniyorum. Bu sene Cannes Lions’ta Grand Prix alan İsveç Turizm Bürosu’nun The Swedish Number kampanyasını birçok açıdan iyi buluyorum. Bir kamu kuruluşunun bu kadar yaratıcı bir fikri hayata geçirmesini sevdiğim kadar İsveç Başbakanı dahil tüm ülkenin katıldığı mecralar-üstü bir fikir olmasını da seviyorum. Bu ülkeden de böyle işler çıksın istiyorum.

H: Biraz da Kramp’tan bahsedelim. Henüz 2 yaşını yeni tamamlamış bir ajans olmasına rağmen dikkat çeken işlere imza attınız. Yukarıda konuştuğumuz bu değişimlerin neresinde Kramp?

Kramp tüm bu değişimin farkında ve hala yolun başında. “Çok yol aldık” inancının kişiyi/ajansı yavaşlatıcı etki yarattığına inanıyorum.  Her sabah ajansa gelirken “Daha çok yeniyiz” duygusuyla geliyorum (saç ve sakalımdaki beyazlar artsa da…)

H: Kişisel bir soruyla bitirelim. Uzun yıllar global ajans deneyimiyle geçen bir kariyerden sonra kendi bağımsız ajansınızı yönetmek nasıl bir duygu. Eksileri ve artıları neler sizce?

Bağımsızlığın kendisi hem bir avantaj hem de dezavantaj. Bağımsız olduğunuz için kimse size engel olmuyor, kimseden izin almak zorunda değilsiniz. Aynı zamanda hiçbir şey için kimseyi sorumlu tutamazsınız. Başarıdan da sorumlusunuz, şanssızlıktan da.

Ayrıca kişisel olarak hangi sektörde olursa olun, girişimciliğin kendisinin yaratıcı bir eylem olduğunu düşünüyorum. Hayatta yeni bir iş/isim/kimlik yaratmaya cesaret eden herkese saygım sonsuz. Kendi işimi kurduktan sonra, her sabah köşedeki bakkala, yol kenarındaki simitçiye şapka çıkarmak geliyor içimden.

GELİŞMELERİ
KAÇIRMAYIN!
Haftalık bültenimize
ücretsiz kaydolun!
BİZE KATIL
close-link
Marketing Meetup
 

ERKEN
KAYIT FIRSATI


Zekânın iş dünyasına neler getireceğini konuşuyoruz
Orada Olmalıyım

Sektörü buluşturan etkinlikte siz de yerinizi ayırtın!
close-link
GELİŞMELERİ KAÇIRMAYIN
Haftalık bültenimize ücretsiz kaydolun, sizi gelişmelerden haberdar edelim.
BİZE KATIL
close-link
Marketing Meetup Intelligence

Zekânın iş dünyasına neler getireceğini konuşuyoruz
Erken Kayıt Fırsatı
close-link
İçerikle Pazarlama Workshop

Yemekcom Ürün Müdürü Batuhan Apaydın ile, içeriğin kral olduğu yeni dünyayı keşfetmeye hazır mısınız?
Hemen Kaydol
close-link
DIGITAL EXCELLENCE PROGRAM 

Dijital Mükemmelliği Yakalayın!

KAYDOL
close-link