Rand Fishkin: Backlink’ler Daha Önce Hiç Olmadığı Kadar Zor Bir Durumda 2

Bu hafta Cumartesi Kahvesi’nde SEO denince dünyada ilk akla gelen MOZ’un  Kurucusu Rand Fishkin (@randfish) ile birlikteyiz. Kendisi ile SEO ve MOZ üzerine keyifli bir sohbet gerçekleştridik.

Haydar Özkömürcü – SEO son 10 yıldır yükselen bir trende sahip. Size göre, SEO için en önemli nokta nedir?

Rand Fishkin –Klasik yani geleneksel SEO faktörlerinin –ulaşılabilir sayfalar, akıllı anahtar kelime hedefleme, yüksek kalite, değerli içerikler ve linkler – başarı için hala kritik olduğunu düşünüyorum. Ancak, son birkaç yıldır, geleneksel SEO faktörlerinin yanı sıra click-through rate, etkileşim (engagement) ve görev tamamlamaların (task completion) gibi yeni gelişmelerin de başarıda ve başarıyı ölçümlemede payı büyük. Bu yeniliklerle birlikte ortaya çıkan bir durum daha söz konusu ki, kullanıcılarınıza sunduğunuz istisnai bir kullanıcı deneyiminin – hızlı açılan ve kullanıcı dostu olan sayfalar – insanlar tarafından güvenilen ve geri tuşuna hiç basma ihtiyacı hissetmedikleri bir marka yaratma noktasındaki inanılmaz önemi.

Aslında, çok fonksiyonlu olabilme yetisi SEO için en önemli şey. SEO’da yalnızca tek bir özellikten söz etmemiz mümkün değil.

moz -Bazıları link oluşturma stratejisinin SEO için işe yaramadığını savunuyor. Sizce SEO stratejisinde backlink’in yeri nedir? Backlink stratejisinin geleceğini nasıl görüyorsunuz?

Backlink stratejisinin hala işe yaradığını gösteren birçok örnek göstermek mümkün, ancak yine de kullanıcı deneyimi ve olumlu marka çağrışımı gibi diğer SEO elementleriyle harmanlanarak sunulması gerektiğini düşünüyorum. Backlinkler, daha önce hiç olmadığı kadar zor bir durumda. Çünkü karşılarında daha çok ve daha rekabetçi arama motoru sonuçları duruyor. Gelecekte, linkler sıralama algoritmasındaki önemli yerini korumaya devam edecek, fakat tek başlarına siteleri en üst sıralamalarda tutabilecek kadar güçlü kalabileceklerini zannetmiyorum.

-MOZ’un Google Algoritması’nı algılama konusundaki taktikleri nelerdir? Yazılım konusundaki yatırımlarınızdan bahseder misiniz? 

MOZ bir yazılım firması, yani asıl görevimiz bu! Arama motorlarından verileri çekip harmanlıyor ve hazırladığımız indexler ile Page Authority ve Domain Authority gibi Google’ın sayfa sıralama elementlerini analiz edecek ve elbette yorumlayacak yazılımlar geliştiriyoruz.

Bu tarz yazılım geliştirme işimizin yanı sıra, MOZ olarak her iki yılda bir büyük veriyi (Big Data) işliyoruz ve SEO’ların Google sıralama elementlerinin nasıl çalıştığını, aralarındaki korelasyonu nasıl sağladığını ve olumlu ya da olumsuz nasıl bir sıralama sisteminin geliştirdiğini açıklayan çalışmaları yayımlıyoruz: https://moz.com/search-ranking-factors

– AMP (Accelerated Mobile Pages) projesi Google, Facebook ve Apple tarafından kullanılmaya başlandı. AMP kullanmayan sitelerin geleceği ve ileride yaşayacakları potansiyel kayıplar hakkında ne düşünüyorsunuz?

AMP’nin ilk başlarda büyük çaplı şirketler tarafından kullanılması mantıklı geliyor bana. Sonrasında, programın daha geniş kitlelere yayılmasıyla birlikte sosyal ağların ve arama motorlarının bakış açısını ve yararını görebileceğiz. Bir şeyler söylemem gerekirse, Google, Facebook ve Apple’ın sahip olduğu bu yeni son kullanıcı deneyimine ve tüm içeriklerinin modaya uydurulmasına konusuna biraz da olsa karşı çıkışların olacağını düşünüyorum.

images-ASO’nun SEO’yu geçebileceğini düşünüyor musunuz?

Tabi ki mümkün, ancak bunu görmemize daha çok zaman var. App Store’larda görece daha az arama ve arayan söz konusu. Ortalama uygulama indirme sayısı hala 6’yı aşmamız durumda. Buna karşılık her ay yüzlerce aramayı mobil yerine internet üzerinden yapıyoruz.

-MOZ’u MOZ yapan neydi? Size göre MOZ’u bu kadar hızlı büyüten ne oldu?

Bir kısayol olduğunu düşünmüyorum! Gayet sakin adımlarla olduğumuz noktaya geldiğimizi düşünüyorum. 2004 yılından kurulduğumuzdan beri 12 yıldır sürekli insanların yararına olacak içerikler ve satın almak isteyecekleri yazılımlar üreterek, kendimizden emin adımlarla ve olması gerektiği hızda – ne hızlı ne yavaş – şu anda bulunduğumuz noktadayız diyebilirim.

-MOZ olarak hangi pazarlama aracını kullanıyorsunuz?

Tabi ki birçok aracı kullanıyoruz. Google Analytics, Omniture, Mixpanel, Optimizely, Adroll, Sprout Social, TrueSocialMetrics, Buzzsumo, ScreamingFrog, SEMRush ve tabi ki MOZ’un kendi sahip olduğu Open Site Explorer, MOZ Analytics, Fresh Web Explorer, MOZbar ve Followerwonk.

-Backlink paketi satışları halen oldukça popüler. Herhangi bir kategorizasyon olmadan yeni açılmış bloglarla ve güvenilirliği yüksek siteleri karıştırıp binlerce backlinki kısa sürede satan bir çok seo uzmanı mevcut. Bu noktada markalar bu uzmanlarla çalışmalı mı?

Markalara ve şirketlere önerim, bu tarz paketleri satın almamaları olacak. Google’ın – en azından İngilizce kullanılan ülkelerde – bu tarz kullanımlara karşı yaptırımları caydırıcı. Bunun yerine uzun vadeli bir yatırım ve ceza riski olmayan kazanımlar daha sağlıklı bir yol olur. Ancak yine de bu tarz bir satınalımla sayfanızı geliştirmeyi düşünüyorsanız naçizane önerim bu işlerde deneyimli bir uzmanla çalışmanız ve Google’a yakalanma ihtimalinize karşı yedek bir site açmanız olacaktır.

Cremicro Ajans Grubu'nun kurucusu. Growth Hacker | Entrepreneur | Lecturer | Blogger

2 Comments

  1. Yakında sıralamaları etkilemeyecek. Google çözüm ortaklarını sıralamalarda savunucu bir tutum içinde. Marka hakkında yazılan olumsuz bir içeriğin sıralamasını iş ortaklarından gelen talep üzerine rahatlıkla düşürebiliyor yada tamamen kaldırabiliyor. Bazıları bunu kendi amaçları doğrultusunda kullanarak haksızlık yapıyor. İzah etmek zor. Seo hocasının başına gelenler gibi…

Bir Cevap Yazın

Sina Afra ile Girişimcilik Üzerine… 0

Bu hafta Cumartesi Kahvesi’nde Türkiye’de girişimcilik denince akla ilk gelen isimlerden Sina Afra var. Kendisine bizi kırmayarak röportaj talebimizi kabul ettiği için teşekkür ediyor ve hemen sizi Sina Afra ile baş başa bırakıyoruz. :)

 

Halil İşgüzar: Normalde sorularımıza sizi tanıyabilir miyiz ile başlıyorduk. Ancak sanırım Pazarlamasyon takipçileri arasında Sina Afra’yı tanımayan yoktur :) Bu yüzden direkt girişimcilikle başlamak istiyorum.

Eğitim yaşamınızı tamamladıktan sonra uzun yıllar büyük şirketlerde çalıştınız ve girişimcilik hikâyeniz bundan sonra başladı. Ancak yeni nesil artık üniversite biter bitmez kendi işini kurmayı hayal ediyor. Siz bu noktada hangisini tavsiye edersiniz? Genç girişimci adaylarının kurumsal hayatta belli bir tecrübe kazandıktan sonra girişimciliğe yönelmesi mi daha yararlı olur, yoksa bu girişimcilik konusunda çok da etkili bir unsur değil midir?

Sina Afra: Ben bir devlet memurunun oğlu olarak dünyaya geldim. Uzun süre kurumsal olarak çalıştım ve bu hayattan çok mutluydum. Girişimciliği çok geç keşfettim. Ama bir şekilde başarılı oldum. Belki benim hikâyemde çok kişi kendinden bir parça bulabiliyor. Ama iki yol da mübah. Girişimciliğe giden tek bir yol yok. Herkesin şartları aynı. 

 

H: Girişimcilikle ilgili özellikle merak ettiğim şeylerden biri de yine eğitimle alakalı. Ülkemizde önemli işler yapmış girişimcilerin geçmişine baktığımızda çoğunluğunun ülke ortalamasının üzerinde bir eğitim aldığını ve sermaye konusunda çok da zorlanmadıklarını görüyoruz. Bununla bağlantılı olarak sizce girişimin başarılı olmasında ya da en azından tutundurma süresinin kısaltılmasında girişimcinin eğitimi ve sermaye ne kadar etkili?

S: Eğitim hepsinden daha önemli diye düşünüyorum. Ama sermaye olmadan da hiçbir şey olmuyor. İsterseniz dünyanın en iyi okullarını bitirmiş olun. Bu konuda iyi bir eğitim, iyi bir sermaye ve iyi bir karaktere sahip olmanız lazım. Bu üçlüdeki unsurların “çok iyi” olmasına gerek yok. Ama üçünün de olması gerekiyor.

  

H: Geçtiğimiz aylarda Wired 100 listesine giren 2 Türk’ten biri oldunuz. Bu tarz gelişmeleri girişimciler için ödül olarak nitelendirebiliriz. Bu ödüller sizi daha çok çalışmak konusunda motive ediyor mu? Diğer yandan bu listelerde daha fazla Türk girişimcinin yer alması için sizce neler yapmalıyız?

S: Türk girişimciliği açısından çok önemli bir gelişme oldu. Son iki senedir Avrupa’nın Wired 100 listesine giren tek Türk’ü olmuştum. İlk defa global listede Hakan Baş ile olmamız hem bir ilk oldu hem Türkiye’nin de bu konuda bir sesi olduğunu gösterdi. İlginç bir şekilde yurtdışından aldığım tebrikler yurtiçinden aldıklarımdan çok daha fazlaydı. Hatta “sen o insanları tanıdığından seçildin” diyebilecek seviyesizlikte girişimci arkadaşlar oldu. Bakış açıları böyle olduğu sürece Türkiye’den çok daha fazla insanı o listelerde göremeyeceğiz diye düşünüyorum.

screen-shot-2016-11-04-at-22-57-12

 

H: Sizi yakalamışken yeni girişiminizden de bahsetmek isteriz. :) Evtiko ev satış sürecine yeni bir bakış acısıyla yeni bir model sunuyor. Öncelikle merak ettiğim şey neden gayrimenkul sektörü oldu. Ve sonrasında Evtiko ile ilgili kısa ve uzun vadeli hedefleriniz neler?

S: 2016 Eylül ayında yerli ve yabancı yatırımcılar ortaklığında kurduğum Evtiko ile Türkiye gayrimenkul sektörüne teknoloji altyapısını kullanarak yenilikçi bir bakış açısı getirmeyi amaçlıyoruz. Eviniz satmak mı istiyorsunuz? Evtiko.com’a gelin. İki günde teklif verelim. Kabul ederseniz 3 günde alalım. Verdiğimiz teklifler bu arada gerçek pazar fiyatlarının bir yansıması. Elimizdeki data algoritmalarını kullanıyoruz.

  

H: Girişimcilik Vakfı’na gelecek olursak… Girişimcilik konusunun özellikle gençler arasında yaygınlaşması ve bir kültüre dönüşmesi için bu vakfı kurdunuz. Şu an neler yapıyor bu doğrultuda vakıf, kısa ve uzun vadeli planları neler?

S: Girişimcilik, Türk kültürünün ve dolayısıyla eğitim sisteminin bir parçası değil. İlham veren rol modelleri görmek ve risk almak, girişimcilik için en önemli unsurların başında geliyor. Bununla birlikte, Türkiye’deki mevcut yapı hâli hazırda girişimci olmaya karar vermiş kişilere yönelik hızlandırma programlarından ve sonrasındaki desteklerden oluşuyor. Oysa girişimcilik kültürünü geliştirmek için önce altyapı oluşturmanız, buna temelden başlamanız gerekir. Burada en doğru başlangıç noktası da üniversitelerdir. Üniversiteler, girişimcilik için doğru inkübasyon alanlarını oluşturuyor. Çünkü gençler, bu yaş aralıklarında ve üniversite ortamında risk almaya, farklı ve yeni şeyler öğrenmeye, en önemlisi de ilham almaya çok daha açıklar.

girisimcilik_vakfi_yonetim_kurulu_baskani_sina_afra-1024x682

Biz de bu düşünce ve gerekçeler ile yola koyulduk ve Girişimcilik Vakfı’nı kurduk. Fellow Programı’na katılacak gençleri altı adımdan oluşan yenilikçi ve bilimsel bir seçim süreciyle belirliyoruz. İlham mekanizmasını kullanarak Girişimcilik Vakfı Fellow’larını iki ayda bir başarılı girişimcilerle buluşturup, bu hikâyelerden kendilerine sonuç çıkarmalarını sağlıyoruz. Türkiye’nin en yüksek öğrenci bursunu veriyor, girişim elçileri olarak farklı etkinlik ve projelerde yer almalarını teşvik ediyoruz. Artan uluslararası işbirliklerimiz ve sponsorlarımız sayesinde dünyadaki önemli oluşumlara ve konferanslara Fellow’larımızı göndermeye çalışıyoruz.

Girişimcilik Vakfı, şuan bünyesindeki 100 Fellow’la üçüncü yılına başladı. Fellow Programı’na ilk yılında 6400, ikinci yılında 30.000 ve bu yıl ise bir rekorla 61.000 üniversite öğrencisinden başvuru aldık.

 

H: Şu an bildiğimiz aktif olarak Evtiko, De-facto yönetim kurulu, melek yatırımcılık işleri, Girişimcilik Vakfı ve Undo ile ilgileniyorsunuz. Bu arada etkinliklere de konuşmacı olarak katılıyorsunuz. Bu kadar iş yükünü nasıl organize ediyorsunuz? Tatil yapmaya fırsat kalıyor mu? 

S: Bunun yanı sıra birde 1907 Fenerbahçe eSpor takımımız var. Benim düzenli çalışma saatlerim yok. Bazı zaman gündüz bazı zaman geceleri çalışıyorum. Aynısı tatile gittiğimde de geçerli. Öyle bir şekilde dengemi buluyorum. Kaldı ki çevremde yukarıdaki işleri organize eden, analizleri yapan vs. muhteşem ekipler var.

 

H: Kişisel bir soruyla bitirelim. Türkiye’de girişimci adaylarının ilham aldığı girişimciler listesinde ilk sırada olan isimlerden birisiniz. Peki sizin için ilham veren girişimci veya girişimciler kimlerdir? Nedenleriyle öğrenebilir miyiz?

S: Elon Musk dünyadaki, Hüsnü Özyeğin ise Türkiye’deki en başarılı girişimciler bence. Girişimciler büyüyünce onların girişimci olduğunu unutuyoruz ama her büyük şirketin başlangıç noktası girişimcilik.

H: Sina Bey değerli yanıtlarınız için teşekkür ederiz. Yeni girişim hikayelerinizi heyecanla bekliyoruz. 

 

 

Siemens Genel Müdür Yardımcısı Ali Rıza Ersoy ile Endüstri 4.0 Üzerine… 0

Bildiğiniz gibi pazarlama profesyonellerinin son yıllarda üzerine en çok konuştukları şeylerden biri Endüstri 4.0. İsmi çok havalı olmasına ve üzerine çokça şey söylenmesine rağmen bu işe gerçekten kafa yoran çok az profesyonelimiz var. Siemens Türkiye İcra Kurulu Üyesi ve Genel Müdür Yardımcısı Ali Rıza Ersoy da o isimlerden biri.

26 Ekim’de Marketing Meetup sahnesinde izleyeceğimiz Ali Rıza Bey ile etkinlik öncesinde küçük bir Endüstri 4.0 sohbeti gerçekleştirdik. Ayrıntısını ise Marketing Meetup’a sakladık. Hepinizi bekleriz. :)

Halil İşgüzar: Merhaba Ali Rıza Bey, öncelikle vakit ayırdığınız için teşekkür ederiz. Röportajımıza sizi tanıyarak başlayabilir miyiz?

Ali Rıza Ersoy: 1957 yılında Koçarlı / Aydın’da doğdum. Tarsus Amerikan Koleji, İstanbul Teknik Üniversitesi Elektronik ve Haberleşme Fakültesi ile Viyana Teknik Üniversitesi Uygulamalı Elektronik bölümü mezunuyum. 5 yıl aynı bölümde eşzamanlı asistanlık yaptım. Siemens Türkiye’de, 30 yıldır; Sağlık, İnsan Kaynakları, IT Çözümleri ve Servisleri, Kurumsal Teknolojiler, Tedarik Zinciri Yönetimi, Şehirler ve Endüstri bölümleri Direktörlüğü ve “Siemens Business Solutions” şirketi Genel Müdürlüğü yaptım. Halen İcra Kurulu Üyesi, Genel Müdür Yardımcısı ve Dijital Fabrika Divizyonu Ülke Lideri olarak görevimi devam ettiriyorum. Etik ve İtibar Derneği kurucu başkanı, Tıbbi Görüntüleme, Personel Yönetimi, Türkiye Bilişim, Bilişim Sanayicileri, Yazılım Sanayicileri, International Coach Federation USA, ICF Türkiye, Rotary, Propeller, AlumniTurk, Mutfak Dostları, Füturistler, Buğday, Slow Food, Batı Urla Köyleri derneklerinde; Alman-Türk Ticaret ve Sanayi Odası’nda, Sağlık ve Eğitim Vakfı ile Bilim Merkezleri Vakfı’nda üyelik veya yönetim kurulu üyeliği yaptım veya yapıyorum.

 

H: 30 yıllık bir Siemens geçmişiniz var. Aynı şirkette bu kadar uzun bir kariyer yaşamı günümüz koşulları ve kuşakları için oldukça zor bir hedef aslında. Sizin bu 30 yıllık hikayeniz nasıl başladı?

A: Siemens İzmir’de, sağlık sektöründe göreve başladım. 30 yıl boyunca 11 ayrı pozisyonda çalıştım. Aynı şirkette, ama farklı birimler olduğu için birçok sektörü tanıma fırsatı buldum. Her pozisyonda ortalama 3 yıl kaldım. Bunu bu şekilde yaşamaktan da çok mutluyum, çünkü farklı iş ortamları, farklı kişiler ve farklı sektörler gördüm. Bu farklılılıklar bana çok değerli katkılarda bulundu.

 

H: Bir şirkette bu kadar uzun süre çalışmanın avantajları neler oldu sizin için?

A: Geçmişe dönüp bakınca 30 yıldır Siemens’te çalışmamın doğru bir karar olduğunu görüyorum. Tabii bir şirkette bu kadar uzun süre çalışmak kolay değil. Bu, ancak yaptığınız işin sizi mutlu etmesi, çalıştığınız kurumun size değer vermesi, başarınızı fark etmesi ve emeğinizin karşılığını alabilmenizle olabilir. Elektronik benim hep keyif aldığım bir sektördü. Siemens, bu alandaki öncü şirketlerden. Dolayısıyla sevdiğim işi keyifle yapıyorum. 30 yıl boyunca çok hasta olduğum yaklaşık 10 gün dışında işe hep zevkle gittim. Bunun yanında Siemens, çalışanlarına değer veren bir şirket. Bağlılık oranı çok yüksek. Siemens Türkiye çalışanlarının %18’ini şirkette 15 yılın üzerinde deneyime sahip olan kişiler oluşturuyor.

30 yıldır aynı şirkette olunca o şirketin iyi ve kötü tüm dönemlerini, nasıl yollardan geçip bu günlere ulaştığını biliyorsunuz. Bu, doğru kararlar almanızda size yardımı dokunacak çok önemli bir know-how sağlıyor. Kolay elde edilemeyecek bir know-how bu. İşte bunu doğru bir ekip ve doğru süreçlerle birleştirdiğinizde hem kendinizi hem şirketinizi ileriye taşımak mümkün olabiliyor. Ben kendimi bu konuda şanslı görüyorum.

 

H: Sizi bulmuşken hemen son yılların popüler konusu endüstri 4.0’ı sormak isterim. :) Siz nasıl bakıyorsunuz bu konuya? Siemens Endüstri 4.0’a nasıl hazırlanıyor?

A: Pazar gereksinimlerini hızlı, esnek ve verimli bir anlayış ile karşılamaya çalışan endüstrimiz, hızla gelişen teknoloji olanakları sayesinde yeni bir sanayi reformu olan Endüstri 4.0 dönemine giriyor.

Geleceğin vizyonu olan Endüstri 4.0, tüm yazılımlar ve donanımlarda ürün geliştirmeye, üretim ve servis süreçlerinin iletişimine, makinelerin ve ürünlerin gerçek zamanlı bilgi alışverişine, otonom kontrol ve optimizasyonuna açılan bir kapıyı aralıyor. Modüler yapılı akıllı fabrikalarda, fiziksel işlemleri siber-fiziksel sistemler ile izleyerek, nesnelerin birbirleriyle ve insanlarla iletişime geçmesini temel alıyor.

Endüstri 4.0, ekonomik büyüme, istihdam, sosyal istikrar, kalıcı değer, iş güvenliği ve daha fazla verimlilik, dolayısıyla yüksek yaşam standartları sağlamak için ürünün tasarımından servisine kadar tüm aşamalarda maksimum verimlilik ve üretkenlik potansiyeli taşıyor.  Biz Endüstri 4.0’ın ekonomide yüzde 5 ila 8 arasında bir büyüme yaratabileceğine inanıyoruz.

Endüstri 4.0 henüz başlangıç aşamasında olmasına rağmen sanal 3D geliştirmeye, dijital planlama ve izlemeye, neredeyse hatasız üretim süreçleriyle müşteri ihtiyaçlarının sistematik olarak belirlenmesine, yeni iş süreçlerinin oluşmasına ve hepsinin ötesinde üretim süreçlerinin daha verimli olmasına imkan sağlıyor. Endüstri 4.0 ile birlikte, hesaplamalarımıza göre, yeni ürünleri pazara sunma süresi %25 ile %50 arasında kısalırken, mühendislik giderleri %30’a kadar düşebilecek ve %70’e kadar enerji tasarrufu sağlanabilecek.

Siemens Türkiye olarak da Endüstri 4.0’ı “Yaşam için üretim, gelecek için teknoloji” çerçevesinde değerlendiriyoruz, kendi üretim süreçlerimizle birlikte dünyadaki tüm endüstriyel kuruluşların süreçlerini de iyileştirmeye odaklanıyoruz. Endüstri 2.0 ve 3.0’dan miras aldığımız ivmeyi Endüstri 4.0 yaklaşımıyla geliştiriyoruz. Geçtiğimiz yıllar içinde yazılım ürünlerine yönelik geliştirdiğimiz kapsamlı paketlerle, müşterilerimize şu anda Endüstri 4.0’ın başlıca gerekliliklerini karşılayan bütüncül otomasyon ve entegrasyon çözümleri sunuyoruz.

Siemens olarak Endüstri 4.0 yaklaşımı çerçevesinde Dijital Fabrika kavramını geliştirdik. Bir fabrika kurulmadan önce tüm bileşenlerinin bilgisayar ortamında uygun yazılımlarla tasarlanarak fabrikanın çalıştırılması ve sonuçlarının değerlendirilmesi olarak tanımlayabileceğimiz Dijital Fabrika sayesinde, fabrikanın kendisi ortada yokken fabrikanın nasıl çalıştığı öğreniliyor ve en iyi çalışma sisteminin kurulması için gerekli önlemler alınıyor.

Siemens’in Dijital Fabrikası’nda kullanılan ileri teknolojiler sayesinde, örneğin simülasyon teknolojisiyle en karmaşık üretim süreçleri bile sanal ortamda canlandırılarak, müşteri isteklerine göre hızla uyarlanabilecek tesisler tasarlanıyor. Siemens, Dijital Kurumsal Platform adını verdiği, PLM (Product Lifecycle Management) ve TIA (Totally Integrated Automation) gibi çok çeşitli bileşenleriyle Endüstri 4.0 girişimine katkı sunuyor. Product Lifecycle Management (PLM) yazılımı, yeni ürünleri tamamen sanal bir temelde geliştirmeyi ve optimize etmeyi mümkün kılıyor. NASA’nın Jet Tahrik Laboratuvarı tarafından tercih edilen PLM yazılımının, Mars’a gönderilen Curiosity aracının tasarımında imzası bulunuyor. Ünlü İtalyan otomobil markası Maserati de Ghibli fabrikasında Siemens PLM yazılımını kullanıyor. Siemens’in geliştirdiği TIA konsepti ise tüm otomasyon bileşenlerinin birlikte verimli olarak çalışmasını sağlıyor ve mühendislik maliyetlerini yüzde 30’a varan oranlarda düşürebiliyor.

Sunduğumuz çözümler dışında Endüstri 4.0 kavramının anlaşılması ve yaygınlaşması için de Türkiye’de rehber olmayı amaçlıyoruz. Bu doğrultuda şu ana kadar düzenlenen 40’dan fazla etkinlikte ve 10’dan fazla üniversitede 8.000 kişiye konu hakkında detaylı bilgi verdik, Türkiye’deki ilk Endüstri 4.0 kitapçığı ile de daha geniş kitlelere ulaştık. Ayrıca Türkiye’deki ilk Endüstri 4.0 platformunun (www.endüstri40.com) da ana sponsorluğunu üstleniyoruz.

Tüm bu çalışmalarımızla ülkemiz endüstrisinin, pazara çıkış süresinde kısalma, daha fazla esneklik ve daha verimli üretim sağlanmasına katkıda bulunmayı hedefliyoruz.

 

H: Türkiye sizce Endüstri 4.0’ın neresinde? 2 ve 3’ü kaçırdığımız gibi 4.0’ı da kaçırmamak için sizce neler yapmalı?

A: Türkiye’de Endüstri 4.0 konsepti otomotiv sektöründe kullanılmaya başlansa da ülkemizin şu anda Almanya’yı 3-5 sene geriden takip ettiğini söyleyebiliriz. Türk sanayisi 1. Sanayi Devrimini ve 2. Sanayi Devrimini çok uzun süre yakalayamadı. Şu anda 2. Sanayi Devrimiyle 3. Sanayi Devrimi arasında yer alıyoruz. Sanayicilerimiz Endüstri 4.0 kavramını anlar, bu konuyu gündemine alır ve kendi şirket stratejilerini geliştirirse rekabet avantajı sağlayarak öne geçme şansı yakalayabilirler. Yakalamamız da lazım. Çünkü rakamlar bunun önemini çok açık bir şekilde ortaya koyuyor.

Endüstri 4.0 kavramını ortaya atan Almanya, yaptığı yatırımlarla %3’lük bir büyüme öngörüyor. Rakamsal olarak bunun karşılığı 30 milyar euro. Tüm Avrupa’ya baktığımızda ise 5 yıl içinde ülke ekonomisine 110 milyar euro girecek. Türkiye’de ise Endüstri 4.0 yatırımı sayesinde %5-8’lik bir büyüme mümkün. Türkiye’nin GSYİH’sinin yüzde 25’i endüstriyel üretimden geliyor. 2015 yılındaki %4 artışın %1’inin endüstriyel üretimden geldiğini düşünürsek ve bu %1’i, 2 ya da 3 yapmayı başarabilirsek, ekonominin tamamı aynı kalsa bile endüstrinin payı ile Türkiye %6 büyümüş olacak.

Türkiye, bunun farkında. Bu noktada en önemli oyuncu da kamu. Şu anda Endüstri 4.0 için önemli adımlar atılıyor. Bilim Sanayi Bakanlığı başta olmak üzere diğer ilgili bakanlıklarca Endüstri 4.0’ın önünde engel teşkil eden tüm maddelerin ayıklanması için çalışmalar yapılıyor, hibe ve teşvikler için uğraşılıyor. Kamudaki çalışmalarımız mevzuat ve kanunların değişmesi ile sonuçlanarak başarıya ulaşırsa, Endüstri 4.0 devriminde Almanya’dan sadece 3 sene geride kalmış olacağız. Adımların hızla atılması, Türkiye’nin Endüstri 4.0’ı yakalayabilmesi için büyük önem taşıyor.

H: Sizi 26 Ekim’de Marketing Meetup sahnesinde izleyeceğiz. Burada hangi konulara değineceksiniz?

A: Marketing Meetup’ta geleceğin vizyonu olan Endüstri 4.0’ı tüm boyutlarıyla ele alacağım. Endüstri 4.0’ın başlangıcında olan firmalar olarak ihtiyacımız olan en önemli konu, sağlam bir vizyon ve yol haritası. Bu vizyonu ve yol haritasını oluştururken firmaların hem kendi dinamiklerini ve iyileştirme noktalarını iyi belirlemeleri hem de sektörel dinamikleri iyi analiz etmeleri önemli. Nesnelerin İnterneti, sanallaştırma, büyük veri ve analitiği, yatay-dikey entegrasyon, sanal gerçeklik, siber güvenlik, öğrenen robotlar gibi konuları içeren Endüstri 4.0 vizyonunu ve beraberinde gelecek fırsatları da iyi anlamak gerekiyor. Belirsiz bir yolda kaybolmak yerine, adımları doğru belirleyip doğru zamanda atmak, firmaları rekabette bir adım öne taşıyacaktır. Konuşmamda Endüstri 4.0’a adaptasyon için düşünülmesi gereken, firmaların yol haritasını oluştururken göz önünde bulundurması gereken tüm konulara değineceğim.

H: Değerli yanıtlarınız için teşekkür ederiz. Marketing Meetup Change’deki konuşmanızı merakla bekliyor olacağız. 


Bu arada Marketing Meetup öncesi Siemens’ın Endüstri 4.0 hakkındaki çözümlerini merak ediyorsanız buradan ulaşabilirsiniz.


 

GELİŞMELERİ
KAÇIRMAYIN!
Haftalık bültenimize
ücretsiz kaydolun!
BİZE KATIL
close-link
Marketing Meetup
 

ERKEN
KAYIT FIRSATI


Zekânın iş dünyasına neler getireceğini konuşuyoruz
Orada Olmalıyım

Sektörü buluşturan etkinlikte siz de yerinizi ayırtın!
close-link
GELİŞMELERİ KAÇIRMAYIN
Haftalık bültenimize ücretsiz kaydolun, sizi gelişmelerden haberdar edelim.
BİZE KATIL
close-link
Marketing Meetup Intelligence

Zekânın iş dünyasına neler getireceğini konuşuyoruz
Erken Kayıt Fırsatı
close-link








Önümüzdeki yıllara
damgasını vuracak
trendleri derledik.
Raporu İndir

*Ücretsizdir.
close-link


 

Zekânın iş dünyasına neler getireceğini konuşuyoruz
Erken Kayıt Fırsatı
close-link