Eğer Güvendiğiniz Bir Ekibiniz Varsa, İyi Fikirlere Ulaşmak için Uzağa Bakmanıza Gerek Yok

Bu hafta Cumartesi Kahvesi’nde The Conferences Turkey Kurucu ve Yöneticisi Mikail Coşar ile birlikteyiz. Kendisi ile liderlik ve markalaşma üzerine keyifli bir sohbet gerçekleştridik.

– Son 10 yılda dünyamız belki de tarihinde hiç olmadığı kadar hızlı bir dönüşüm gerçekleştirdi. Dijital dönüşüm. Peki sizce Liderlik algısı bu dijital dönüşümden nasıl etkilendi? Liderlik kavramını yeniden inşa etmeye çalışıyor muyuz?

Dijital dönüşümün iş yapma şekillerimizi değiştirdiği bir gerçek. Fakat liderlik kavramını düşündüğümüzde dijital dönüşümün yapısal bir etkisi olmadığı kanısındayım. Bundan 50 sene önce lider dediğimiz kişileri lider yapan özellikler neyse bugünün liderlerini de lider yapan özellikler yine bu özellikler. Dijital dönüşüm hepimizin kullandığı yöntemleri bir miktar değiştirdi evet, hatta dijital ortamda kitleleri yönetmek ayrı bir uzmanlık haline geldi. Ama bu liderlik kavramını yeniden inşa etmeyi gerektirmiyor. Lider dediğimiz kişi arkasından kitleleri sürükleyebilen kişi, bunu yüzyüze yapamayan zaten online platformları, araçları kullanarak da yapamaz.

CEO-Logo– “Markayı yönetmek ve temsil etmek CEO’nun görevidir” Sizce bir liderin markayı yönetmedeki rolü nedir? Keskin sınırlarla bu belirli midir? Yoksa bu CEO’ya ve şirkete mi bağlıdır?

Markayı yönetmek ve temsil etmek bir CEO’nun görevidir görüşüne katılıyorum. Güçlü, enerjik, vizyon sahibi bir CEO tabii ki şirketin sahip olduğu markaları bir adım ileriye götürme konusunda şirkete fayda sağlar. Fakat CEO ların görev sürelerini ve sürekli değişen piyasa şartlarını düşündüğümüzde bir markanın geleceği konusundaki tüm sorumluluğu CEO’ların omuzlarına yüklemek hem naiflik hem de CEO’lara biraz haksızlık olur. Başarılı marka yönetimi için şirketinin CEO sunun rolü çok kritiktir fakat şirketlerin yaşam süresi boyunca liderlik sorumluluğunun bir liderden diğer bir lidere geçtiğini düşünecek olursak, başarılı bir marka yönetimi için “lider” den çok şirket içinde oturmuş bir “liderlik” anlayışının olmasının daha büyük önem taşıdığını görüyoruz. Yani marka yönetimi CEO nun yetkinliklerinin dışında şirketin de dahil olması gereken daha kapsayıcı bir süreçtir. Marka yönetiminde CEO nun en önemli görevi markayı öne çıkaran şey her ne ise (yani piyasada markayı rakiplerinden ayıran özelliği) insan kaynağını ve diğer kaynakları bu özelliği koruyacak şekilde yönetmesidir. Ayrıca başka bir görevi de daha alt kademelerdeki yöneticilerin de bu doğrultuda çalışmaları için yetişmelerini sağlamaktır. Ancak bu şekilde şirket içinde lidere bağımlı olmayan bir liderlik kültürü oluşabilir. Şirketin de; CEO’sunu bu sorumlulukları ile ilgili olarak takip edebileceği ve değerlendirebileceği bir mekanizmaya sahip olması gerekir. Başarılı marka yönetimi ancak bu koşulların hepsinin sağlanması ile garanti altına alınabilir.

-Sizce bir liderin pazarlama bölümü için önemi nedir? Lider, marka ve pazarlama yönetiminde çalışanlarını ne derecede yetkilendirmelidir?

Marka ve pazarlama ekiplerinin ve yöneticilerinin yetki ve sorumlulukları şirketten şirkete farklılık gösterebiliyor. Biliyorsunuz büyük şirketlerde artık CMO (Chief Marketing Officer) pozisyonları var. Bu pozisyonun olduğu şirketlerde pazarlamadan sorumlu CMO ve ekibi daha fazla inisiyatife sahip olabiliyor.

Yakın bir geçmişe kadar pazarlama stratejisi şirketlerin genel stratejilerinden bağımsız olarak görülebiliyordu. Bu sebeple de pazarlamadan sorumlu ekip ve yöneticiler pazarlama stratejileri geliştirme konusunda daha başlarına buyruk olabiliyorlardı. Fakat şu an geldiğimiz noktada pazarlama sadece pazarlamacılara bırakılamayacak kadar önemli bir hale geldi. Pazarlama stratejileri artık şirketlerin genel stratejilerini destekleyecek şekilde hazırlanıyor hatta şirketlerin genel stratejilerinin belirlenmesinde pazarlama ekipleri de belirleyici olabiliyor. Müşterisinin satın alma eylemi ile ilgili “nerede, ne zaman ve niye” sorularının cevabını bilen ve bu datayı analiz edebilen bir şirketin müşterilerinin gelecekteki olası isteklerini öngörmede de daha başarılı olacağı açık. Şirket stratejilerini de bu öngörülerin üzerinde oturtabilen şirketlerin de başarılı olma şansı artıyor. Yani artık pazarlama şirketler için “sadece pazarlama” değil. Bu sebeple de şirketin liderinin pazarlamadan sorumlu ekiple yakın bir çalışma götürmesi gerekmekte.

Şirketin liderinin pazarlama bölümü için en kritik sorumluluğu şirket için “açık, net, herkes tarafından aynı şekilde anlaşılacak hedefler” sunabiliyor olmasıdır. Bir diğer önemli konu bu hedeflere ulaştıracak stratejilerin de ortak bir şekilde belirlenmiş olmasıdır. Amaç ve stratejiler herkes net ise; geriye şirketin genel stratejilerini destekleyecek “pazarlama stratejileri” geliştirmek ve bunları hayata geçirecek yapıları kurmak kalıyor, bu da şirketteki pazarlama uzmanlarının işi.

liderlik-Etkili bir liderin 4 temel ilkesi ile etkili bir marka yönetimi için 4 temel ilke sizce neler olmalıdır?

Etkili bir lider, “yaptığı işe inancıyla” yönetimindekilere iyi örnek olur, hedefleri konusunda inatçıdır, kolay vazgeçmez, samimiyeti elden hiçbir zaman bırakmaz ve son olarak da paylaşımcıdır, bilgisini tecrübesini yönetimindekilerden esirgemez.

Etkili bir marka yönetimi için şirketin stratejisine yön veren değerlerin tüm yöneticiler tarafından içselleştirilmesi, başarılı bir pazarlama için gereken yeterliliklerin farkında olunması ve hangi iş yapma şekilleri ya da yapılarla pazarlama sürecinin destekleneceğinin bilinmesi gerekmekte. Yani özetle şirket içi yapılar stratejiyi destekleyecek şekilde inşa edilmeli, yapılara göre stratejileri eğip bükmek hatasına asla düşülmemeli.

-Sizce bir firmada bütün güç tek bir merkezde mi toplanmalı? Karar alma mekanizmalarının tek elden yürütülmesi çoğu zaman hız, pratiklik ve etkin bir sistem yaratır. Ancak bu durum merkezin dışındakilerin oyundan düşmesine neden olur. Bu noktada gücü şirkette nasıl şekillendirmek gerekiyor?

Şirket yönetimlerinde gücü tek bir merkezde toplamak hiçbir zaman iyi bir fikir değil. CEO’nun ya da genel müdürün de takip edilebildiği ve değerlendirebildiği sistemlerin olması ticari başarının sürekliliğini sağlamak için büyük önem taşıyor. Her şirketin ihtiyacına göre denetleme ve değerlendirme fonksiyonunu üstlenecek yapılar farklı formlarda olabiliyor. Bu fonksiyon genellikle yönetim kurulu üyelerinden bekleniyor ama yönetim kurulu üyeleri her zaman yapılan işi derinlemesine değerlendirecek kadar bilgi sahibi olamayabiliyorlar. Bazı şirketlerde yönetim kuruluna ek olarak danışma kurulu bulunuyor, bu kurul da yönetimi değerlendirme ve takip etme fonksiyonuna sahip olabiliyor. Fakat bu kurullar genellikle sorunları saptama ve harekete geçme konusunda çok hantal kalıyorlar. Deneyimler gösteriyor ki; yönetim kurullarının şirket yönetimi ile ilgili herhangi bir sorunu saptaması ve bununla ilgili harekete geçmesi 6 ay ila 9 ay arasında bir süre alabiliyor. Bu sebeple güce sahip tüm yapılara şirketin yönetimi hakkında hızlı ve doğru geribildirim sağlayacak mekanizmarın oluşturulması gerekiyor.

-Markalar sınırsız seçeneğe sahip, sürekli segmenti değişen, hep daha fazlasını isteyen ve zor memnun olan bir müşteri kitlesi ile karşı karşıyalar. Peki markamızı nasıl diğerlerinden sıyırıp öne taşıyacağız? Lider markalar neleri doğru yapıyor?

Aslında bu sorunun cevabını 2.soruda cevapladım. Aşağıda biraz daha detaylı bir anlatım var bazı açılardan.

Lider markalar neleri doğru yapıyorlar sorusunun cevabını bulmak için önce markanın oluşum sürecine bakmak gerekiyor. Bu süreçte markayı rakiplerinden ayıran özelliğin derinlemesine düşünülmesi ve net bir şekilde ifade edilebilmesi gerekiyor. Yani marka müşteriler tarafından hangi yönüyle tanınmak istiyor, bu sorunun cevabı net olmalı. Eğer şirket, yeni marka için yeni bir yönetici görevlendirecekse; bu kişinin markayı diğer markalardan ayıran özellik her ne ise bu özellikle uyumlu becerilere sahip olmasına dikkat etmeli. Yani örneğin uygun fiyatıyla rakiplerini arasından sıyrılması öne beklenen bir marka için pazarlık becerileri gelişmiş bir yönetici daha uygun olabilir. Lider markalara insanlar güvenirler çünkü satın aldıkları ürün ya da hizmet ile ilgili olarak sürpriz yaşamayacaklarını bilirler. Müşterilerde bu duyguyu yaratmak için şirketi temsil eden tüm çalışanların markanın mesajı ile ilgili farkındalığının ve sahiplenmesinin olması gerekir. Köklü ve lider markalarda iyi liderlerin yanında, belki de bundan çok daha önemli olan oturmuş bir liderlik anlayışının olduğunu görüyoruz. Liderden lidere değişmeyen, şirkete has kurallar var ve bu kuralların takibi yapılıyor. Ayrıca şirketin liderinin de performansı takip ediliyor ve değerlendiriliyor. Lider markalarla ilgili bir diğer önemli nokta da müşterilerinin marka ile ilgili beklentilerini sürekli takip ediyor ve bunlara cevap verebiliyor olmaları.

girisimci-İyi Liderlerden iyi girişimciler çıkıyor mu? Sizin gözleminiz ne bu konuda?

Bu soruyu “İyi girişimcilerden iyi liderler çıkıyor mu?” şeklinde sormayı tercih ederim. Çünkü bence kişiler önce girişimci oluyor daha sonra da eğer her şey yolunda giderse liderliğe adım atıyor. Girişimcilerle liderlerin çok önemli bir ortak özelliği var: Bu da “adanmışlık duygusu” yani yaptıkları işe olan inançları. Adanmışlık girişimciliğin doğasında olduğu için girişimciler lider olma sürecine avantajlı başlıyorlar. Fakat iyi bir lider olabilmek için sadece adanmışlık duygusu yeterli değil, kişinin daha pek çok özelliği kendinde toplamış olması gerekiyor. Girişimcileri düşündüğümüzde yönetim becerilerini geliştirmenin ilk etapta girişimcilerin önceliklerinden biri olmadığını gözlemliyorum. Bu beceriler ancak ekip büyüdükçe gündeme geliyor. Fakat her işte olduğu gibi girişimciler için de önden bu konuda bir rehberlik ya da danışmanlık almak girişimin geleceği ile ilgili fark yaratabiliyor.

-Biliyoruz ki şirketlerin aynı anda hem yarını yaratmak hem bugünü yönetme zorunluluğu vardır. Bir şirket lideri tarafından nasıl yarına hazırlanır?

16 Mart 2016 tarihinde düzenleyeceğimiz Yönetim ve Liderlik Zirvesi’nde “Geleceği Yönetmek” isimli bir panelimiz olacak, bu panelde tam da şirket liderlerinin “geleceği yaratmak” için neler yapabileceklerini konuşuyor, tartışıyor olacağız. Bizim için geleceği yönetmek demek inovasyonu yönetmek demek. İnovasyon ortaya koyabiliyorsanız şirketinizde geleceği de yönetebiliyorsunuz demektir. Şirketlerin bu konudaki en büyük yanılgısının iyi fikirleri dışarıda aramak olduğunu düşünüyorum. Eğer donanımına güvendiğiniz bir ekibiniz varsa, iyi fikirlere ulaşmak için çok uzağa bakmanıza gerek yoktur. Zor olan; şirket içinde bu iyi fikirleri herkes için duyulur hale getirmektir. Bunun için şirketler yaratıcı çözümler bulabiliyorlar. Örneğin fikir marketi denilen etkinlikler düzenleyip her yıl belirli günlerde tüm çalışanlarını bir araya getirip ya da online platformlar aracılığı ile çalışanların kendi fikirlerini sunmalarına olanak sağlayan şirketler var. Her şirket büyüklüğüne, amacına ve kurum içi kültürüne göre farklı bir çözüm bulabilir bu konuda, yeter ki katılımcılığı sağlama niyetiyle yola çıksın.

En Değerli Gelişmeleri Size İletmek İstiyoruz

Mail listemize abone olun!

Son bir adım kaldı. E-postanızı kontrol edin. (Gmail kullanıcısıysanız "promotoions" kısmına bakabilirsiniz.

Ops! Bir hata aldık, tekrar deneyebilir misiniz?

Pazarlamasyon Genel Yayın Yönetmeni. Dijital iletişim ve pazarlama alanlarında araştırmalar yürütmekle birlikte, web teknolojilerini de bir o kadar yakından takip ediyor.

Bir Cevap Yazın

Jenerasyonlara Göre Sosyal Medya Pazarlaması Nasıl Yapılmalı?

İnsanlar yaşadıkları dönemin dünyasında yer alan kültürel, sanatsal, bilimsel, siyasal gündem ve olaylardan etkilenirler. Bu etkiler adeta o dönemin ruhunu oluşturur ve nesiller arası farklılıklara sebep olur. Her bir jenerasyonun farklı ilgi alanları, herhangi bir olguya karşı sergiledikleri bambaşka davranış biçimleri vardır. Bu yüzden onları bir şeye dahil etmek için ilgilendikleri şeyleri bilmek ve  merak ettiklerini sunmak gerekir. Sosyal medya pazarlamasında farklı jenerasyonlara tek tip iletişim stratejisi ile yaklaşmak başarısızlıkla sonuçlanır. Bunun için nabza göre şerbet misali, her bir jenerasyonu iyi tanımak ve doğru iletişim kanalları ile etkili iletişim üslubu kullanmak gerekir.

2017 yılı itibariyle dünya genelinde sosyal medya kullanıcı sayısı yaklaşık olarak 2.51 milyar kişiye ulaştı. Sosyal medya kullanımında her bir jenerasyon farklı etkileşimde bulunuyor. Bu yüzden hedef kitleye etkili bir şekilde hitap etmek isteyen pazarlama uzmanlarının, öncelikle farklı jenerasyonların sosyal medya kullanım alışkanlıklarını bilmesi ve sonrasında uygun stratejilerle onlara yaklaşması gerekir.

Jenerasyon Z (1996 – 2010 yılında doğanlar)

 

Popüler video paylaşım platformu Vine her ne kadar kapanmış olsa da, bir zamanlar Z jenerasyonunun %54’ünün bir numaralı sosyal medya uygulamasıydı. Vine’ın kapanmasıyla birlikte kullanıcılar Snapchat gibi uygulamalar ve Instagram storylerini kullanmaya başladılar. Z kuşağının %62’si görüntülü canlı yayın uygulaması Periscope’u hiç duymamışken, eğlenceli kısa videolar çekip sosyal medyada yayınlayarak anında tüm dünya ile paylaşılmasını sağlayan Musical.ly ise favori platformlarından biri. 100 milyondan fazla kişinin kullandığı uygulamanın bugün 13 – 21 yaş arasında 50 milyondan fazla aktif kullanıcısı var. Z jenerasyonunun %42’si sosyal medyanın nasıl hissetiklerine dair direkt etkisi olduğuna inanıyor, %67’si düzenli olarak Facebook kullanırken %23’ü tam anlamıyla Snapchat bağımlısı. Yeniliğin kuşağı olan Z jenerasyonunun %79’u sosyal medya platformlarında sanal gerçekliğin kullanımına ilgi duyduklarını söylüyorlar.

Sosyal medyada Z jenerasyonun ilgisini çekmek için sadece 8 saniyeniz olduğunu biliyor muydunuz?

Toplumsal yaşamda her türlü düşüncenin, eğilimin, gerçekliğin var olmasını, eşitliği ve özgürlüğü savunan “Pluralist” olarak tanımlanan Z jenerasyonu, global çeşitliliğe en sıcak bakan nesil konumunda.

Z jenerasyonuna nasıl bir sosyal medya pazarlaması yapılmalı?

  1. Zengin görsellerle hazırlanmış, etkileşime girmelerine izin veren kısa ve pozitif içerikler sunun.
  2. Video temelli içerikleri ön plana çıkarın.
  3. Otantisite kraldır. Orjinal ve yenilikçi içerikler hazırlayın.
  4. Sadakatlerini arttırmak için ölçümlenebilir sonuçlar sunun. (Yayınladıkları videoların görüntülenme oranları vb.)
  5. Ayrıcalıklı ve anlık teklifler sunun. (örnek için tıklayınız.)
  6. İçeriklerinizi hedef kitlenin uyanma ve okul sonrası zamanlarına göre ayarlayarak, ana sayfalarında daha fazla görünmesini sağlayın.
  7. Z jenerasyonunun sosyal medyada en aktif olduğu günlerin Perşembe ve Cuma olduğunu aklınızdan çıkarmayın.

Millenniallar – Y Jenerasyonu (1977 – 1995)

Otoriteyi sevmeyen, sabırsız ve topluma adapte sorunu yaşayan Y jenerasyonu aynı zamanda teknolojiye bağımlı, öğrenmeye ve araştırmaya heveslidir. Y jenerasyonunun %41’i her gün Facebook kullanıyor. 18 – 24 yaş arasındaki %34’lük dilimde olanlar, 25 – 34 yaş aralığındaki %25’lik kesime kıyasla Instagram’ı her gün kullanıyor. %54’ü sosyal medya reklamlarını sadece “Reklamı Atla” seçeneğine kadar izlediklerini söylüyor. %87’sinin akıllı cep telefonu var ve sıradan bir günde telefonlarına 150 defa bakıyorlar. Y kuşağındaki her 6 kişiden 5’i sosyal medyayı iş bağlantılarında ilk seçimleri olarak kullanıyor. Facebook’u öncelikli haber kaynağı olarak kullananların oranı %88. Herhangi bir satın alma davranışı gerçekleştirmeden önce, %34’ü sosyal medyada araştırma yapıyor. Tüm jenerasyonlarla karşılaştırıldığında Millennial’ların %14’ü Tumblr kullanımına daha yatkın. LinkedIn’deki kullanıcıların %38’i olan 87 milyon kişiyi Y jenerasyonu oluşturuyor.

Y jenerasyonuna nasıl bir sosyal medya pazarlaması yapılmalı?
  1. %87’sinin kayıtlı olduğu Facebook’un favori iletişim ağı olduğunu unutmayın.
  2. Y jenerasyonunun güvenilir bulduğu ve akılda kalıcı marka elçileri ile çalışın, ağızdan ağıza pazarlama (WOMM) stratejisini kullanarak etki ve ikna üzerine odaklanın. Influencer marketing anlayışının tüm avantajlarını kullanın.
  3. İdealist oldukları, seslerini duyurabilecekleri ve faydalanabilecekleri konulara yoğunlaşın.
  4. Bir şirket ya da ürün hakkında karar vermeden önce sosyal medyadaki oylama ve yorumlara dikkat ettiklerini göz önünde bulundurun.
  5. Orjinal, estetik, felsefi ve sanatsal yönü olan güvenilir içeriklere karşı daha alakalı olduklarını unutmayın.
  6. Katma değer oluşturarak buna yönelik ürün ve içerikler hazırlayın.

Jenerasyon X (1965 – 1976)

Savaşlara, Berlin Duvarı’nın yıkılmasına, işsizlik krizlerine ve globalleşme sürecine tanıklık eden “Kayıp Jenerasyon” olarak da adlandırılan bu nesil disiplinli, çalışkan ve işlerine bağlıdır. Millennial’lar olarak anılan Y kuşağından daha fazla sosyal medyada vakit geçirirler. Facebook’ta haftalık ortalama vakit geçirme süreleri 6 saat 58 dakikadır. Pinterest’te kaydedilen pinlerin %36’sı X jenerasyonuna aittir. Sosyal medya içeriklerine akşam 8 ile gece yarısı arasında bakmayı tercih ederler. Sadece %8’i aktif olarak Instagram kullanırken, %79’u videoları bilgisayarlarına indirmeyi ya da canlı yayınlanan online videoları izlemeyi tercih ediyor. X jenerasyonunun %58’i Youtube kullanırken, daha çok bilgi içeren ve “Nasıl Yapılır?” tarzı içeriklere yöneliyor. Marka sadakatinde diğer nesillere göre X jenerasyonunun bağlılık oranı ise %84. X jenerasyonunu daha yakından tanımak isterseniz buradan NatGeo’nun hazırladığı mini belgesel serisine ulaşabilirsiniz.

X jenerasyonuna nasıl bir sosyal medya pazarlaması yapılmalı?
  1. Diğer jenerasyonlara kıyasla en geniş net gelir grubuna sahip olan X jenerasyonunun lüks tüketime yönelik ürün ve servislere olan eğilimini göz önünde bulundurun.
  2. Kendilerini şımartmaya imkân verecek ihtiyaçlarını göz önünde bulundurarak, nostalji ve komfor öğeleri ile işlenmiş pazarlama anlayışını benimseyin.
  3. Video temelli içerikler hazırlayın. İçeriklerinizin görsel olarak canlı, heyecan uyandıran, enerjik, tutkuları yansıtan ve merak uyandıran olmasına özen gösterin.
  4. Anket ve soru formlarından kaçının.
  5. Hazırladığınız içeriklerde bilgiye ulaşmalarını kolaylaştırın; websitelerine yönlendiren “yan sekmede açılan” direkt linkler ekleyin.

UNUTMAYIN! Akıllı cihazlar yerine daha çok bilgisayar tercih eden bu nesil, Eylem Çağrısı (Call-To-Action) içeren içerikleri diğer jenerasyonlara kıyasla daha fazla paylaşma eğilimindedirler.

Baby Boomers (1946 – 1964)

İkinci dünya savaşı sonrası azalan nüfus oranlarının önüne geçmek için hükümet destekleri ile gerçekleşen hızlı nüfus artışı sonucu adeta “patlama yapan bebekler” yeni demografik yapıya sahip bir nesil oluşturdu. Baby Boomers olarak anılan bu jenerasyonun karakteristik özellikleri arasında narsistlik ve empati eksikliği bulunuyor. Gazeteci Tom Wolfe’un 1976 yılında New York dergisinde kaleme aldığı bir yazıda “Ben Kuşağı” olarak adlandırdığı bu jenerasyon; değişime kapalı ve yeniliklere sıcak bakmıyor. Sadece %54’ünün akıllı telefon sahibi olduğu bu jenerasyon diğer nesillere kıyasla %38 oranında anket ve soru formlarına cevap verme hususunda daha fazla etkileşime giriyor. %58’i sosyal medyada karşılarına çıkan bir şirketin websitesini de ziyaret ediyor. Sosyal medya tercihlerinde Facebook ilk sırayı alırken, %16’sı Facebook’ta her hafta 11 saatten fazla zaman geçiriyor. %91’i en az bir sosyal ağa bağlıyken, sadece %5’i Twitter kullanıyor. Politik söylemlerin yer aldığı içerikleri en fazla paylaşma eğilimi gösteren bu jenerasyonun %95’i iletişim için e – mail tercih ediyor. “Sandviç Kuşağı” olarak da anılan Baby Boomers jenerasyonunun kadınları erkeklerine kıyasla %26 oranında bir günde birden fazla içerik paylaşma davranışı sergiliyor.

Baby Boomers jenerasyonuna nasıl bir sosyal medya pazarlaması yapılmalı?
  1. Soru – cevap formları gibi interaktif içerikler hazırlayarak, sürece dahil olmaları için teşvik edin.
  2. Bilgi içeren, konuyla alakalı içerikler sunarak etkileşim sağlayın.
  3. Haber bültenlerinize abone olabilmeleri için seçenek sunun.
  4. Daha çok bilgi veren ve yavaş ilerleyen video içerikler hazırlayın.
  5. Sabit fikirli ve düşüncelerini dile getirmeyi seven Baby Boomerların dahil olmalarını isteyin; fikirlerini sorun ve görüşlerini paylaşın.

Unutmayın! Müşterilerinizin büyük çoğunluğunu belli bir jenerasyondaki kişiler oluştursa da, grubun içinde yer alan kişiler farklı alışkanlık ve ilgi alanlarına sahip olabilirler. Bunun için öncelikle hedef kitlenizi belirleyin. Sonrasında hedef kitlenizi  yansıtan jenerasyonun tüketim alışkanlıklarını, fikir yapılarını, neleri sevip sevmediklerini ve tercihlerini en ince detayına kadar öğrenin. Son aşamada ise detaylı ve daraltılmış hedeflemeler ile sosyal medya pazarlama stratejilerinizi geliştirerek uygulayın.

En Değerli Gelişmeleri Size İletmek İstiyoruz

Mail listemize abone olun!

Son bir adım kaldı. E-postanızı kontrol edin. (Gmail kullanıcısıysanız "promotoions" kısmına bakabilirsiniz.

Ops! Bir hata aldık, tekrar deneyebilir misiniz?

Lucky Strike Satışlarını Arttırmak İçin Kadınlara Yapılan Yeşil Propagandası

Günümüzün standart haline gelmiş modern pazarlama yaklaşımı, hedeflenen kitlenin bilinçdışı arzularına hitap etmek; kitleleri sunulan ürün ya da hizmeti istediğine ve hatta buna ihtiyaç duyduğuna inandırmak üzerine kuruludur. Ancak 1920’lere dek, tüketici için gerçekten var olmayan bir isteği veya ihtiyacı yaratmak diye bir konsept söz konusu değildi. İşte pazarlama alanına, seri üretim mallarını tüketicinin bilinçdışı arzularıyla ilişkilendiren bu manipülatif yaklaşımı sokan kişi; “Halkla İlişkilerin Babası”, Edward Bernays’tır. Bernays’ın psikanalizin kurucusu Sigmund Freud’un özbeöz yeğeni olması da tesadüf olmasa gerek.

Edward Bernays (1891-1995)

1922’de New York’ta ilk halkla ilişkiler dersini veren, 1923 yılında Cyristallizing Public Opinion adlı kitabıyla da ilk halkla ilişkiler kitabını yazan Bernays’ın en bilindik çalışmalarından biri kadınları sigara içmeye ikna etmesidir. Kadınların sigara içmesinin uygunsuz görüldüğü bir dönemde, bir grup kadının ellerine sigara vererek yaptırdığı yürüyüş halkla ilişkiler dünyasında efsane olmuş bir eylemdir. Bu eylemle birlikte sigara ateşi “özgürlük meşalesi” olarak anılmaya başlamış, kadınlara sigara satışı artmıştır.

Sayısız başarılı halkla ilişkiler kampanyasının arkasındaki isim olan Bernays’ın en ünlü işlerinden bir diğeri de Lucky Strike için yürüttüğü yeşil kampanyasıdır. American Tobacco’nun en önemli markası olan Lucky Strike’ın satışları iyi gitmemektedir. Şirketin sahibi George W. Hill, yaptırdığı bir anketin sonucunda kadınların Lucky Strike’ı tercih etmediklerini, bunun sebebininse sigara paketlerinin rengi olan yeşilin kadınların kıyafetleriyle uygun olmaması olduğunu fark eder. Evet, Lucky Strike şirketi, elinde milyonlarca paket sigarayı bir renk yüzünden satamamaktadır.

George Hill, bu sorunu çözebilmesi için Bernays’la görüşür ve  paketlerin renginin değiştirmelerinin mümkün olmadığını en başından belirtir. Bernays şu cevabı verir : “Paketin rengini değiştiremiyorsak, biz de moda olan rengi değiştiririz.”

Böylece “yeşil kampanyası” ortaya çıkar. Kampanyanın esas amacı kadınların yeşil giymesini sağlamaktır. Bernays öncelikle yeşil rengi üzerine bir araştırma yapar ve Language of Color isimli kitapta yeşilin; umut, zafer ve bolluk anlamına gelen pozitif bir renk olduğunu görür. Sıradaki adımı, New York sosyetesinden fikir öncüsü olabilecek kadınlara yeşil rengini giydirmektir. Onlar yeşil giyinirlerse, diğer kadınlar da yeşil giyinecektir. Moda editörleri ikinci hedefidir, yeşil rengiyle ilgili teşvik edici hikayeler yazacaklardır. Bernays, 1934’te Waldorf Astoria’da yüksek sosyetenin katılacağı çok özel bir balonun düzenlenmesine önayak olur. Balonun tema rengi yeşil olacaktır; katılımcıların yeşil elbise giyme zorunluluğu vardır. Vogue, Harper’s Bazaar gibi önde gelen dergilerin bu etkinliğe gösterdiği ilgi sonucu, Barney’s hedefine ulaşır ve o yıl yeşil, gerçekten de moda renk haline gelir. Ve sonuç olarak bu durum kadınların sigara satın alırkenki tercihlerini etkiler ve yeşil renkli Lucky Strike paketlerinin satışında beklenen artış yakalanır.

İstediği sonuçları başarıyla elde edebilen, ilk kez Bernays tarafından kullanılan bu propaganda teknikleri günümüz reklam kampanyalarında hala kullanılıyor. Acaba hangilerine kanıyoruz, hangilerinin farkındayız?

En Değerli Gelişmeleri Size İletmek İstiyoruz

Mail listemize abone olun!

Son bir adım kaldı. E-postanızı kontrol edin. (Gmail kullanıcısıysanız "promotoions" kısmına bakabilirsiniz.

Ops! Bir hata aldık, tekrar deneyebilir misiniz?


8 Haftada Dijital Mükemmeliği Yakalayın!
Eğitimi İncelemek İstiyorum
Digital Excellence Program'da Erken Kayıt Fırsatından Yararlanın
close-link