Melih Ödemiş: Kaybedeceklerini kaybetmiş gibi cebine koyup yola çıkabilirsen arkana bakmadan yürüyebilirsin.

Bu hafta Cumartesi Kahvesi’nde Yemeksepeti kurucularından şimdilerde daha çok Melek Yatırımcı kimliğiyle ön plana çıkan Melih Ödemiş ile birlikteyiz. Kendisiyle Türkiye’de girişimcilik ekosistemine dair keyifli bir sohbet gerçekleştirdik.

Burcu Kaymak: Türkiye’de internet alt yapısının çok eksik olduğu bir dönemde Yemeksepeti kuruldu. Her girişimcinin bir delilik anı olur ya, sizin bu girişimi kurmaktaki delilik anınız neydi?

melih-odemisEvet burdan baktığımız zaman, gerçekten o zamanın internet alt yapısı çok kısıtlıydı. Ama biz işi kurmaya karar verdiğimizde Türkiye kriz öncesi dönemdeydi. -2000’in ortaları- Aşağı yukarı bütün büyük gruplar internete yatırım yapıyorlardı. PC kampanyaları, internete bağlanma kampanyaları filan havada uçuşuyordu. Bu biraz bize cesaret vermiş olabilir ama kriz döneminde bunların hepsi kesildi tabi. Fakat gerçek şuydu; dünyanın geri kalanına özellikle batıya baktığınız zaman bu işin yükselişi kaçınılmaz gözüküyordu. O zaman için belki erken bir dönemdi bu işte ama hakikaten bu işin yükselişini görebiliyorduk ve hatta inanıyorduk diyelim. O yüzden o zamanki şartlar ne olursa olsun biz bu işin yükseleceğine inandığımız için varımız yoğumuz neyse bu işe giriştik.

4 kurucu ortak bunlardan üçü işin başından itibaren işin içindeydi biri çok fazla değildi, ancak 4 kurucu ortak…

 

2- Türk insanına yeni bir alışkanlık kazandırdı Yemeksepeti. Hatta insanlar arasında bir motto da oluşturdu. “Hadi Yemeksepeti’nden yemek söyleyelim” Tabi bu mottoyu yaratmak nasıl bir his sizin için?

Çok keyifli bir şey tabi, kolay yapılabilecek bir şey değil. Baktığınız zaman 15 sene Türkiye’de sadece bir internet şirketi için değil, özellikle tüketiciye hitap eden bir işte 15 sene az bir zaman değil. Hangi sektöre bakarsanız bakın 15 senelik bir müşteri memnuniyeti yaratmak kolay bi şey değil. Biz ama gerçekten sürekli kullanıcı / müşteri memnuniyetine çok önem verdik. Tabi daha o zamanlar call center’ımız yok, telefonlar ev telefonu gibi çalıyor biz de açıp cevap veriyoruz. 2-3 çalışta telefonu açmaya özen gösterdik. Maillerimize birkaç dakika içinde cevap vermeye özen gösterdik. Türkiye’de hiçbir zaman ”canlı yardım” diye bir konsept yokken biz bunu başlattık. Günlük sipariş sayıları binlere, onbinlere, yüzbinlere ulaşmasına ragmen biz aynı müşteri memnuniyetini devam ettirmeye gayret ettik. Bu da aslında tam olarak bu söylediğin davranış biçimini ortaya çıkardı. Hakikaten Türkiye’de sipariş vermekle Yemeksepeti’ni kullanmak özellikle interneti hayatına sokmuş insanlar için nerdeyse “Google’lamak” gibi bir şey. Bu da tabi ki bizim için çok büyük bir keyif. Bu işin maddi getirisi, başarısı vs. başka bir şey ama hakikaten Yemeksepeti’nin bugün 4 milyona yakın kullanıcısı var. 4 milyon insanın hayatını bir şekilde kolaylaştırıyor olmak çok keyifli ve büyük bir haz.

 

3- 4 Kurucu ortak bu yola çıktınız ve girişimi kurdunuz. Siz bu yola çıkarken girişimi kurmak ve ilerleyen aşamalar hakkında keşke birisi bize bunları söyleseydi, bunlar bize söylenseydi daha iyi olurdu, bu hataları önceden görürdük ya da minimize etmeye çalışırdık dediğiniz şeyler var mı?

Biz şirketi 2000 yılının Eylül ayında kurduk, Kasım’da kriz çıktı. Sonraki dönem içerisinde kriz iyice derinleşti. Haliyle bizim o beklediğimiz Türkiye’de internetin büyümesi ve kullanıcı sayısının artması bir yandan da alışkanlıkların değişmesi ve paket servisin de yaygınlaşması bizim beklediğimiz kadar hızlı olmadı. Biz 2-3 sene içerisinde para kazanmaya başlarız diye düşünüyorduk, bu 5 seneyi buldu. Özellikle opportunity cost’u yüksek olan insanlar için yani iyi okullarda okumuş vs. insanlar için 4-5 sene para kazanmıyor olmak hakikaten çok zor psikolojik bir süreç. Bunu ön görseydik bu yola da çıkar mıydık onu da bilmiyorum bu arada. Ama bundan sonra yola çıkacak arkadaşlara tavsiyem ne kadar süre para kazanmayacaklarını ve ne boyutta riskler aldıklarını iyi kestirip ona göre yola çıkmaları. Ama bir yandan da bu iş böyle gözünü kapatıp yola çıkmayı gerektiriyor. Ama hakikaten biz krizin çıkıyor olacağını bilseydik ya da krizden sonra hiç bu yola girmeyecektik. Belki de bunlar bizim şansımız oldu. Önceden yola çıktık ondan sonra bir şekilde inat ettik, sabrettik ve yolumuza devam ettik. Ama sonraki dönemlerde yapmamız gereken şeyler vardı. Mesela etrafımızda bizi yurt dışında yatırım yapmaya daha erken yönlendirebilecek insanlar olsaydı bugün geldiğimiz noktadan daha da iyi noktalarda olmamız gayet muhtemeldi. Ama o zamanın Türkiye’sinde (2006-2007) bizi bu anlamda cesaretlendirebilecek, yönlendirebilecek insanlar pek yoktu. Biz de kendi bilgimiz çerçevesinde devam ettik. Yine çok başarılı olduk ama başarının bugünün dünyasında limiti yok.

 

4- Bireysel bir soru; bildiğimiz kadarıyla iyi bir okuldan mezun oldunuz, kurumsal bir kariyerde de ilerleyerek çok iyi yerlere gelebilirdiniz ama siz girişimciliği seçtiniz. Bu ikilemde size girişimcilik tarafında yol almanızı besleyen güdü neydi?

Benim açımdan olay çok net. Ben 1995-1999 arasında Boğaziçi’nde Bilgisayar Mühendisliği okudum. Bu yıllar Bilgisayar Mühendisliği okumak için enteresan bir dönem. Çünkü önce dünyada sonra Türkiye’de internetin ticarileşmeye başladığı dönem 94-95. Ilk görsel tabanlı işletim sistemi Windows 95’in evlere girmeye ve yaygınlaşmaya başlaması 1995. Türkiye’de internetin ticari olarak satılmaya başlandığı dönem 1995. Dolayısıyla biz Türkiye’de tam PC penetrasyonunun artmaya, evlere PC’lerin daha fazla girmeye başladığı dönemde Boğaziçi Bilgisayar Mühendisliği’nden mezun olduk. Dolayısıyla bizler bizden önceki Bilgisayar Mühendisliği okuyanlardan farklı olarak internette yapılabilecekleri hayal ederek okulda okuduk. Bu yüzden benim okul dönemi ve sonrası planlarımda hep internetle ilgili şeyler vardı. Çünkü baktığınız zaman o zamanın en büyük girişimleri Amazon, e-bay, Paypal gibi şirketlerin başarı hikayelerini dinlediğimiz zaman o zamanki başarı hikayelerinden çok başka. Bunları dinlediğiniz ve hayal ettiğiniz zaman insanın aklına çok fazla yapılabilecek şey geliyor. Yine Bilgisayar Mühendisi olarak olayın en büyük farkı 2-3 tane Mühendislik öğrencisinin bir araya gelip çok az kapitalle dünyayı değiştirebilecek bir şey yapmaya aday bir yapı ortaya çıkması. Dolayısıyla benim açımdan baktığınız zaman bir internet girişimcisi olmamın temelleri o dönemde atıldı. Ama nasıl ve ne zaman karar verdim diye bakarsanız da 1999’da ben okulu bitirdim, Citibank’ta çalışmaya başladım. 1 yıl orda çalıştım ama orda çalışırken de sürekli aklımda bir şeyler yapmak vardı. Nevzat keze okulu bitirdi, San Francisko’ya gitti. Orda master yaparken aklında hep bu tip şeyleri yapmak vardı. 1 yıl sonra biz Boğaziçi’nde Mezunlar Günü’nde bir araya geldiğimizde farklı fikirleri konuşup ederken Yemeksepeti fikri ortaya çıktı. Bunun etrafında konuşmaya başladık. Sonra da işleri bırakıp tam olarak bu işe girişme kararı nasıl oluştu diye sorarsan da içinde bulunduğum durum tam olarak şuydu: ben 24 yaşındaydım, ailemle birlikte yaşıyordum. Iyi bir okul mezunuydum. Dedim ki kendi kendime “ben bunu yapmak istiyor muyum? Evet çok istiyorum. Bu bir risk mi? evet çok büyük bir risk. Ama en kötü ne olabilir? Ben 2-3 sene kaybederim, para kazanamam ama bir sürü şey öğrenirim. Ve en kötü profesyonel kariyere geri dönerim.” Bunların hepsini göze aldım ve dedim ki ben bu yaşta bu riski almak istiyorum. Ve ben hep bunu söylüyorum: Kaybedeceklerini sanki kaybetmiş gibi cebine koyup yola çıkabilirsen o zaman gerçekten arkana bakmadan yürüyebiliyorsun. Biraz tabi ailenin maddi manevi desteğiyle birlikte yola çıktık ve yürüdük. Yani ordaki kırılma anı tam olarak kaybedebileceğim şeyleri görmem, göze almam ve yola çıkmamdır.

 

5- Yemek.com’un geçen yıl hayata geçmesiyle Türkiye’de online yemek pazarının nerdeyse tamamını domine etmiş oldunuz. Bu sektördeki gelecek planları neler?

Biz Yemeksepeti’ni kurarken şöyle bir vizyonla yola çıktık. Dedik ki “Biz Türkiye’de paket servis denince akla gelen ilk marka olalım.” 2007-2008 gibi bunu becerdiğimizi gördük. Bunu artık 3 yönde büyütebiliriz. 1. Zaten bu iş Türkiye’de büyümeye devam ediyor. Biz buna kor büyüme diyoruz, yani organik büyüme. 2. Büyüme senaryosu Türkiye’de elde ettiğimiz bu başarıyı farklı ülkelerde tekrarlamak. Onun için 2008-2009 gibi hazırlıklara başladık. 2010 gibi 2 ülkeye açıldık ve devam ettik. 3. de madem biz paket servis denince akla gelen ilk marka olduk niye yemeğin geri kalan alanlarını da kapsamayalım. Çünkü insanlar sadece paket servisle yemek yemiyorlar. Dışarı çıkıyorlar, markete gidip alışveriş yapıyorlar, tariflere bakıyorlar vs. işin bir sürü boyutu var. Dedik ki bu taraflarda neler yapabiliriz. Burda önümüze koyduğumuz birkaç tane fikir vardı. Bunların bir tanesi sonradan Lokum.com’a dönüştü. Bir tanesi Papyon.com’a dönüştü. Bir tanesi ve sonuncusu Yemek.com’a dönüştü. Türkiye ürün çeşitliliği, coğrafi ve lezzet dağılımı anlamında çok büyük bir ülke. Türkiye’nin farklı noktalarından farklı noktalarına bir takım yerel, otantik gıdaları ulaştırmaya çalışalım dedik ve Lokum’u kurduk. İnsanlar dışarı çıkıp düzgün yemek yemek istediklerinde kullanmaları için bir restoran rehberi olsun diye Papyon’u kurduk. Restoranların tedarik zinciri tarafında kullanabilsin diye Irmik’i kurduk. Daha başka fikirler de vardı aslında, bunların bazıları da yolda henüz.

Bunların hepsini birleştirebilecek yemek kültürü ve hayat tarzı sitesi kuralım dedik. O da Yemek.com oldu. Alan adını biz 2010 gibi satın aldık. Uzun süre bir şey yapmadık çünkü sırası gelmedi bir türlü. Aslında bir yandan da baktığınızda hem Türkiye’deki internet trafiği hem kullanım alışkanlıkları hem yemek denince insanların yaratıcılıkları, sosyal medya vs. bunlar çok güzel bir noktaya geldi. Bugün artık Instagram gibi kanallarda yemek resimleri paylaşılıyor. Bu yüzden ciddi bir paylaşım mecrası haline geldi internet yemek alanında da. Dolayısıyla bizim için de Yemek.com’u hayata geçirmek, onun üstünden hem trafik çekmek hem trafik dağıtmak çok doğru bir noktaya oturdu.

 

6- 589 milyon dolarlık bir değerlemeyle Yemeksepeti satıldı ve çok büyük bir başarı hikayesi oldu Türkiye için de. Bu girişimin yurtdışına satılması yabancı yatırımcıların Türkiye’ye yönelmesi ve genç girişimciler açısından büyük bir umut. Sizin bireysel olarak bundan sonraki planlarınız nelerdir?

Ben aşağı yukarı 2010-2011 den beri Yemeksepeti’nin yanı sıra bireysel olarak yatırım yapmaya başlamıştım zaten. 2011’de biz Galata Business Angels’ı kurduk pek çok birinci nesil internet girişimcisiyle beraber. Orda yatırım yapmaya devam ediyoruz. Bizim için şöyle de bir handikap var aslında. Biz hem çok şanslıydık, ilk işimiz Yemeksepeti gerçekten çok başarılı oldu diyebiliriz. Ama aynı zamanda bu bizim için çok büyük bir challenge. Çünkü ikinci, üçüncü şirketinin de aynı başarıya ulaşmasını hedefliyorsun. Bu da çok gerçekçi bir şey değil. Dünyada bu kadar büyük başarıları 2-3 defa tekrarlayabilen insan sayısı çok az. Baktığınız zaman Twitter’ın kurucularından biri var biliyorsunuz Jack Dorsey aynı zamanda Square’in de kurucusu. Yani çok büyük ölçekte aynı başarıyı tekrar yakalamak kolay bir şey değil. Bir yandan da yaş geçiyor. 24 yaşındaki kadar az değil kaybedeceğin şeyler. Enerji o kadar yüksek değil. Tabi şu anda artık çok başka avantajlar var. O da nedir? Network’ümüz çok güçlü. Kendi öz kaynaklarımız çok güçlü. Fikirlerimiz var, dünyada yapılanları görüyoruz. Dolayısıyla pek çok yeni işe girmek mümkün. Hangi işe ne kadar gireceğim diye sorarsanız, şu an çok net bir karar vermiş değilim. Kendimden ikinci bir Yemeksepeti henüz beklemiyorum. Kendime bu kadar büyük bir hedef koyarsam hayal kırıklığına uğrayabilirim diye düşünüyorum. 15 sene olmasa da aynı başarıya ulaşmak mümkün ama şans gerektiriyor, doğru bir ekip oluşturmak gerektiriyor. Biz doğru bir ekibi doğru zamanda ve doğru yerde bir araya getirdik ve hakikaten çok uzun süre birlikte sabrettik. Dünya artık çok hızlı. O dönemle kıyasladığımız zaman artık her şey çok daha hızlı değişiyor. Insanların opportunity cost’ları daha yüksek. Rekabet daha yüksek. Yani aslında o zamanla bu zamanı kıyaslamak nerdeyse mümkün değil. Dolayısıyla bugün daha başka dinamiklerle hareket etmek lazım, daha da iyi ekipler lazım. Daha büyük sermaye lazım. Yani her şeyi daha da iyi yapmamız lazım.

Biraz işi akışına bırakmaya gayret ediyorum. Biraz gelen fırsatları değerlendiriyorum. Tabi daha çok yatırımcı olarak fırsat geliyor. Sizler gibi genç girişimciler, beni tanıyan, tanımaya çalışan, farklı network’lerden gelen bir sürü girişim oluyor. Ben bunları sadece maddi getiri potansiyelinden ziyade fikri sevmem, benimsemem ve içinde olmak istememe göre değerlendiriyorum. Heyecan duymayacağım fikirleri sevmiyorum. Tabi bu fikirler de artık sadece Türkiye içinde kalmayacak fikirler oluyor. Yani Yemeksepeti’nde biz bölgesel bir oyuncu haline geldik ama global bir oyuncu olamadık. Belki bir sonraki işimde global bir başarı hikayesi yaratmak daha keyifli bir hedef olabilir. Yani her ne yaparsam yapayım keyif alıyor olmam lazım. Yemeksepeti’nde biz çok uzun bir yolculukta çok keyif aldığımız zamanlar da oldu ama ve çok yorulup üzüldüğümüz zamanlar da oldu. En azından bundan sonraki işlerde keyifli anları keyifsiz anlara göre biraz daha fazla tutmaya gayret edeceğim :)

 

7- Peki Melih Ödemiş neye bakar yatırım yaparken?

3 kriter var. Bunları bütün yatırımcılardan duyarsınız. Pazar büyüklüğü, takım, fikir -iş modeli- Bu üçü nasıl bir denklemde bir araya geliyor, bu önemli. Bazı girişimlerde pazar büyüklüğü, pazardaki rekabet durumu daha önemli. Bazı girişimlerde hakikaten inovatif fikir çok önemli. Ama nerden bakarsanız bakın ekip en önemlisi. Dolayısıyla benim ilk baktığım şey her zaman ekibin kalitesi, kendi içindeki uyumu ve donanımı. Çok genç olabilir ekip ama yaptıkları işe çok hakimlerse, fikir inovatifse arkalarından gidebilirim. Hayır 35-40 yaşında olabilirler ama içinde oldukları sektörü çok iyi biliyor olabilirler. Dolayısıyla ortaya çıkardıkları iş modeli çok inovatif olmasa bile çok doğru bir acıyı çözmek üzere kurgulanmış olabilir ve pazar da yeterince büyükse yine bunu destekleyebilirim. Ve tabi bir de girişimci oldukları alanla ilgili ne kadar geçmiş donanıma sahipler. Bu illa şart değil ama giriştikleri sektörle ilgili belli bir donanıma sahiplerse çıkardıkları fikrin daha ayakları yere basıyor olması olasılığı daha yüksek.

Bir de ben hiçbir zaman klon işlere çok ilgi duymuyorum. Yani Amerika’daki fikri bire bir Türkiye’ye uyarlayan bir işe büyük bir ihtimalle yatırım yapmam eğer o ekip çok acayip bir ekip değilse. Çünkü beni heyecanlandırmıyor. Ya da fikir çok iyi olsa da ekipte o heyecanı görmüyorsam yine yatırım yapmayı tercih etmem. Ya da ekip heyecanlı, pazar büyük ama iş fikri benim içinde bulunmak isteyeceğim gibi değil. Bu politik olabilir, ahlaki olabilir. Bir kumar işine girmem mesela. Bazı işlerde daha çok maddi, bazı işlerde daha çok manevi düşünüyorsunuz. Ben genelde bir denge yakalamaya çalışıyorum.

Paylaş
2014'te Uluslararası İlişkiler lisansını birincilikle bitiren Burcu, global tecrübesine katkılarını 4 aylık ABD macerası ile perçinlemiştir Yazmayı düşünmeyi sorgulamayı ve üretmeyi hayatında tepelere koyar. Şimdilerde İstanbul Üniversitesi'nde Pazarlama tezli yüksek lisans programında öğrenimini sürdüren Burcu'nun ilgi alanları arasında girişimcilik, seyahat, markalar ve en büyük tutkusu olan California var!

CEVAPLA