Bidolubaskı CEO’su Ömer Atakoğlu ile Online Matbaacılık Üzerine

Cumartesi Kahvesi röportaj serimizin bu bölümünde Türkiye’nin online matbaacılık sektörünün en güçlü ismi Bidolubaskı ile keyifli bir sohbet gerçekleştirdik. Bi Dolu Baskı’nın gelişim süreci, şirketin geleceği ve girişimcilik üzerine sorduğumuz sorulara Bi Dolu Baskı CEO’su Ömer Atakoğlu cevapladı.

Keyifli okumalar :)

Ömer Bey merhaba, öncelikle sizi biraz tanımak isteriz? Bidolubaskı’daki pozisyonunuz nedir? Kendinizden kısaca bahseder misiniz?

Işık Üniversitesi’nde lisans eğitimini İşletme üzerine tamamladıktan sonra Bilgi Üniversitesi’nde Pazarlama İletişimi üzerine yüksek lisans yaptım. Kurumsal hayatta pazarlama alanında ürün yönetimi, stratejik planlama ve proje yönetimi görevlerinde bulunduktan sonra Türkiye’nin ilk muhafazakar kadınlar için özel alışveriş kulübü olan tikbu.com’un kurucuları arasında yer aldım. 2010 yılında Türkiye’nin özgür yazılım Drupal üzerine uzmanlaşan ilk yazılım şirketi Nemedya’yı kurarak arasında TUBİTAK, TED Üniversitesi, Eczacıbaşı gibi kurumların da yer aldığı birçok şirkete 50’nin üzerinde yazılım projesi geliştirdim. 2015 yılında ise pazarlama ve yazılım alanındaki deneyimlerimi aktarabileceğimi düşünerek bidolubaski.com’un kurucu ortakları arasında yerini aldım.

Nasıl kuruldunuz?

Bidolubaski.com, online matbaa hizmeti veren bir e-ticaret sitesi olarak esasen 2014 yılında kuruldu. 2015 yılında ise gerçekleşen yönetim değişimi ve süreç optimizasyonuyla benim ve Onur Durmuş’un girişimi olarak yepyeni bir sayfa açtı.

1) Klasik matbaa anlayışını online mecraya taşıma fikri nasıl ortaya çıktı?

Matbaa ürünlerinin online satışı Avrupa ve Amerika’da 15 yıllık bir sektör haline gelmiş durumda. Almanya’da matbaa ürün siparişlerinin yüzde 20’si online kanallardan gerçekleşiyor. Türkiye’de ise toplam 7 milyarlık bir matbaa pazarı olduğu söyleniyor ve henüz bunun çok küçük bir kısmı online kanallar üzerinden yürütülüyor. Böyle bir potansiyeli gördükten sonra karar vermek çok zor olmadı. Öte yandan matbaacılık geleneksel bir sektör olmasına rağmen, işi online’a taşıdığımızda özellikle üretim ve satış süreçlerinde teknoloji ile değer yaratabileceğimizi gördük. Bu da işi bizim için daha da değerli kılan faktörlerden.

2) Müşterilerinizi klasik matbaa anlayışından kendinize yönlendirmek için ne gibi çalışmalar yaptınız?

Klasik matbaalardan bizi ayıran birçok özelliğimiz var. Ürünlerimizin fiyatlarını herkes şeffaf olarak görüntüleyebiliyor, klasik matbaalarda ise işler teklif usulü ilerliyor. Müşterilerimizle kurduğumuz ilişkiye çok önem veriyor, sunduğumuz kaliteli ve samimi destek ile farklılaşıyoruz. Yine hiçbir matbaanın yapmadığı şekilde kişiye özel üretilen bir ürün olmasına rağmen, memnuniyetsizlik durumunda koşulsuz şartsız tekrar üretim veya iade uyguluyoruz. E-ticaretin doğası gereği Bidolubaskı’dan matbaa ürünleri satın almak geleneksel bir matbaaya göre çok daha kolay.

3) Online baskı sektöründe öncüsünüz sizi takip eden başka girişimler var mı? Sektörde durum nedir?

Bizimle birlikte birkaç oyuncu daha online baskı sektörünü geliştirmeye çalışıyor, pazarın da büyümesi ile birlikte önümüzdeki dönemde rekabetin artacağını düşünüyoruz.

4) Hizmetlerinizin sınırını her geçen gün genişletiyorsunuz. Gelecekte karşımıza ne gibi yeniliklerle çıkmayı planlıyorsunuz?

Şu anda 100 çeşidin üzerinde kişiselleştirilmiş baskı ürünü üretebiliyoruz, önümüzdeki sene bu sayıyı 200’ün üzerine çıkarmayı hedefliyoruz. Ürün gamını genişletirken, tüm Türkiye’ye ertesi gün kargo, İstanbul içine ise aynı gün teslim gibi opsiyonları sağlayarak müşterilerimizin acil taleplerini de karşılıyor olacağız. Türkiye’de kurumların tüm baskı ihtiyaçları için tek nokta olmak istiyoruz.

5) Girişimlerin izleyeceği yollar hakkında tavsiyeleriniz neler? Gamechanger olmak isteyen bir girişim neler yapmalı?

Oyunu değiştirmek için önce iyi oyunculara sahip olmanız gerekli. Bu yüzden girişimcilerin her ortamda işlerini tutku ile anlatıp ekiplerine katabilecekleri iyi insanları arıyor olmaları önemli.  Herkesin işini tutkuyla yapabileceği iyi bir ekip kurup, müşteriyi merkeze alan kültürü de oluşturduğunuzda, gemiyi götürebileceğiniz noktaların sınırı yok.

En Değerli Gelişmeleri Size İletmek İstiyoruz

Mail listemize abone olun!

Son bir adım kaldı. E-postanızı kontrol edin. (Gmail kullanıcısıysanız "promotoions" kısmına bakabilirsiniz.

Ops! Bir hata aldık, tekrar deneyebilir misiniz?

İstanbul Kültür Üniversitesi İletişim Sanatları Bölümü Mezunu.
Reklam Yazarlığı kariyerinden sonra, Pazarlamasyon’da içerik editörlüğü.

Bir Cevap Yazın

Sherpa Kurucusu Yakup Bayrak ile Kullanıcı Deneyimi ve Girişimcilik Üzerine…

Kullanıcı Deneyimi Tasarımı (User Experience Design) özellikle müşteri ilişkileri süreçlerinin dijitale taşınmasıyla çok daha önemli hale geldi. Ülkenin yarısının mağaza içinde mobilden fiyat karşılaştırmasını yaptığını, 3 yıl içinde de 200 milyar cihazın internete bağlı olacağını düşündüğümüzde kullanıcı deneyimini göz önünde bulundurmayan markaların dijitalde hep bir adım geride kalacağı aşikar.

Biz de konuyu bu alanda ülkemizin öncü girişimlerinden Sherpa’nın kurucusu Yakup Bayrak’a sorduk. Hem Sherpa’yı hem de Yakup Bey’in kişisel girişimcilik hikayesini dinledik. Bizim için oldukça keyifliydi, umarım siz de keyifle okursunuz :)

Halil İşgüzar: Öncelikle sizinle ve hikayenizle başlamak isterim. Kimdir Yakup Bayrak, hikayesi nedir?

sherpa1234Yakup Bayrak: Lycee Saint Joseph sonrasında Boğaziçi Üniversitesi’nde Yüksek Öğrenimini tamamladım. Türkiye’nin ilk internet girişimlerinden Akampus.com ile başladığım profesyonel kariyerimi, dijital dünyada geçirdiğim 14 yılı aşkın süre içinde Pure New Media ve Bilge Adam gibi şirketlerde üst düzey yöneticilik deneyimleri ile zenginleştirme fırsatı buldum. 2009 yılında ilk girişimim olan Keyfruit’u kurdum. 2010 yılının son çeyreğinde yayına giren Türkiye’nin ilk dijital varlık yönetim sistemi olan InfoFlight, kurucusu olduğum “çatı yapı” DAM Bilgi Teknolojileri A.Ş.’nin ilk oluşumudur. InfoFlight aynı zamanda, alpha-stage’deyken aldığım melek yatırımcı desteğiyle DAM’ın dış kaynakla fonlanan ilk projesi oldu.

2013 Mayıs ayında kurulan SHERPA, dijital ürün ve servisler için kullanıcı deneyimi (UX) tasarımı ve optimizasyonu sunmak amacıyla hayata geçirdiğim ikinci ve lider oluşum. Üçüncü oluşum, Türkiye’de alanında ilk ve tek olan DAM Growth Hackers, İnternet girişimcilerinin gelişim süreçlerinde sadece pazarlama taktikleriyle değil, zamanı değerli kılan metodolojilerle “şu an” ve “hayalin gerçekleştiği an” arasındaki süreyi minimize etmeyi amaçlıyor.

Dijital Stüdyo farklı mesleki dallardaki profesyonellere iş hayatlarında onlara ışık tutacak ileri düzey workshoplar düzenlemek amacıyla kurulmuş 4. DAM Bilgi Teknolojileri oluşumu. DAM’ın son girişimi Ciz.io ise bireysel ve kurumsal girişimcilerin iş fikirlerini pratik bir şekilde yaratabilmelerini ve paylaşabilmelerini dünyaca ünlü iş modeli kanvası ve lean kanvaslar aracılığıyla sağlayan ücretsiz bir web uygulaması.

DAM Startup Studio dışındaki boş zamanımı, Yavuz Çingitaş ve Furkan Kayabaşoğlu ile birlikte, yine ihtiyaçtan türeyen bir fikirden ortaya çıkmış olan “hamilelere özel hamilelik takibi uygulaması” Alle Hamile’nin büyümesi için harcıyorum. Evli ve 2 çocuk babasıyım. Kendimi kısaca tanımlamak için “Tam zamanlı aile babası, yarı zamanlı bir girişimci olarak hayatını ‘söylediğinin gerçekleştirilmesi imkansız’ ön yargısının ortadan kaldırılmasına adamış bir idealistim” diyebilirim.

sherpa1H: Son yıllarda hepimizin dilinden düşmeyen şeylerden biri de “kullanıcı deneyimi”. Bu kavram üzerine bir iş kurmaya teşvik edecek kadar sizi etkilemiş ve gayet de başarılı bir girişimin ortaya çıkmasına vesile olmuş. Sizin için ne anlama geliyor kullanıcı deneyimi?

Y: Kullanıcı deneyimi benim için analog veya dijital, herhangi bir ürün ya da servisle etkileşime geçtiğimde o sistemle benim aramda yaşananların bir bütünü aslında. Sistem – insan etkileşiminin dayatılandan farklı tasarlanabileceğini gördüğüm ilk tarihi de dün gibi hatırlıyorum: Seth Goding’in Ideavirus’ünü okuduğum tarih, 8 Nisan 2002. O günden bugüne, bir şekilde parçası olma şansı bulduğum sistem tasarımları içerisinde, “güven”in dahi kullanıcı deneyimi üzerine odaklanılarak tasarlanabileceğini görebilmiş olduğumdan, kullanıcı deneyimiyle haşır neşir olduğum her dakika, onun bana sunduğu hayatı anlama ve tasarlama olanaklarına olan inancımı artırdı.

H: Sherpa’nın kısa ve uzun vadeli hedefleri nelerdir? Sonuçta dijital trendler de oldukça sık değişiyor. Buna göre nasıl aksiyon alıyor Sherpa?

Y: SHERPA, Mayıs 2013’de, ülkemiz için “çok zorlu geçen” bir dönemde kuruldu. Kuruluş döneminde hazırladığımız 3 yıllık büyüme planına, araya giren birkaç seçim, onlarca terör eylemi ve hatta darbe teşebbüsüne rağmen sıkı sıkıya bağlı kaldık ve Mayıs 2016’da SHERPA’yı Türkiye’nin en iyi UX Tasarım şirketlerinden bir tanesi haline getirebildik. Geçtiğimiz hafta açıkladığımız “Sonraki adımlar”a göre de 2017’de Avrupa’dan başlayarak, yurt dışına açılımın gerektirdiği adımları atmaya hazırlanıyoruz. SHERPA hali hazırda Finlandiya’da 2, İngiltere’de 1 tane aktif müşteriye sahip ve bu müşteriler onlar için sunduğumuz hizmetlerden gayet memnunlar. Amacımız, 2017’de Avrupa’da açacağımız proje yönetimi ve iş geliştirme odaklı ofislerle ilgili pazarlara daha fazla penetre olabilmek, Türkiye’den kullanıcı deneyimi konusunda çıkan en başarılı Tasarım Ofisi olarak anılabilmektir.

2015 yılında Optimizely ile başlayarak, peşi sıra Frosmo ve Segmentify ile devam ettirdiğimiz iş ortaklıklarına 2017 içerisinde yenilerini ekleyerek, hizmet karmamızı genişletecek ve Türkiye içi ve dışı pazarlarda iş ortaklarımızla kol kola daha hızlı hareket edebilmenin fırsatlarını kollayacağız.

sherpaH: Sherpa’nın UX konusunda yaptığı işlerin yanı sıra Sherpa Blog da oldukça ses getirdi ve ciddi bir takipçi sayısına ulaştı. Sherpa Blog için düşündüğünüz ayrıca bir proje var mı? Sizin de dediğiniz gibi “Sherpa blog nereye koşuyor?”

Y: SHERPA Blog, SHERPA’nın kuruluşu ile birlikte ortaya atılmış bir “yaptıklarımız bizleri aşmalı” meydan okuması aslında… Çoğunluğu SHERPA ekibi, bazıları da Konuk Yazarlarımız tarafından kaleme alınmış, her hafta düzenli olarak yayınladığımız 3 blog yazısıyla SHERPA Blog bizler için çok büyük bir mental yatırım. Yatırım aslında mental olduğu kadar; finansal da… Bugün SHERPA ekibi, aylık toplam kaynağının %25’inine yakınını SHERPA Blog için harcıyor. Bu tutarlı yatırım ve ondan okuyucularımız ekseninde aldığımız geri dönüşüm, her ne kadar bizleri mesleki anlamda fazlasıyla tatmin etse de dönem dönem (özellikle de elimizdeki projelerin teslimat zamanlamaları üst üste binmeye başladığında) bizleri fazlasıyla zorluyor. Bugüne kadar “Kolay olsa, herkes yapabilirdi.” diyerek kendimizi motive etsek de bu durumun, yakın gelecek planlarımızda farklı açılımlarla motive edilmesi gerektiğinin bilincindeyiz.

Planlamamızı üç ana hedefi gerçekleyecek şekilde yapmaktayız:

  1. İçerik üretiminin sekteye uğramamasını mümkün kılacak kaynağın tahsisi
  2. Standart reklam dışındaki gelir modellerinin geliştirilmesi
  3. Yeni içerik tiplerinin / formatlarının geliştirilmesi

Yukarıdaki başlıklarda, hali hazırda üzerinde çalıştığımız bazı çözümler ve iş birlikleri mevcut. 2016’nın son çeyreğinde, okuyucularımızla güzel sürprizler paylaşabileceğimizi düşünüyorum.

H: Akampüs’ten Sherpa’ya kadar gelen süreçte pek çok girişime imza attınız. Tam olarak girişimci bir ruh söz konusu yani. Girişimciliği sizin bakış açınızdan dinleyebilir miyiz?

Y: Ben girişimciliği, kabul görmüş ve hatta görülmek zorunda kalınmış şartlara meydan okumaya benzetiyorum. TEDx Reset sahnesine davet edildiğimde yaptığım konuşmaya geri dönüp baktığımda ilk kez olabildiğince detaylara da girerek, teoriden pratiğe bir akışla “Yakup Bayrak’ın Girişimcilik’ten Ne Anladığını?” anlatmayı başardığımı görüyorum. Bence girişimcilik, dogmalara karşı çıkabilecek cesareti göstermek demek. Yere düşmekten, yaralanmaktan korkmadan, değiştirebilme özgüvenini aksiyona çevirebilmek. Düştükçe tekrar ayağa kalkabilmek, elinde tutacak yol arkadaşlarını bulabilmek, bir yere varmak, inandıklarını kabul ettirebilmekten çok tüm bu mücadeleden zevk alabilmek demek.

H: Tüm bu girişimcilik hikayesinin yanı sıra kurumsal tarafta da önemli deneyimleriniz oldu. Kurumsal hayattan sizi girişimciliğe iten sebepler neydi? Yine sizin pencerenizden ikisi için bir karşılaştırma alabilir miyiz?

sherpa12Y: Aslında en basit ve klişeleşmiş haliyle “Kötü ev sahibi, beni (kiracıyı) ev sahibi yaptı.” der geçerdim ancak geri dönüp, yaşanmışlıkları tekrar gözden geçirdiğimde, her bir eski patronumun, bugünlere ulaşmamda farklı bir katkısı olduğunu görebiliyorum. Dolayısıyla “kötü deneyim” deyip geçmekten ziyade, “yaşanılanların bende tetikledikleri” içerisinde bulunduğum o dönemki kurumsal sistemin dışında bir arayışa gitmemin daha mantıklı olduğunu gösterdi diyebilirim. Yoksa amacım, hiçbir zaman “sahiplik” olmadı. Çalıştığım tüm kurumsal yapılarda, işe ilk giren, son çıkan ve hatta çoğu zaman şirketin sahiplerinden çok işi sahiplenen bir çalışan oldum. Kurucusu olduğum hiçbir yapının da benim sahipliğimde olduğunu iddia etmedim. Sahiplik aşkı, farkında bile olmadan insanı metanın kölesi yapar.

İki ortamı karşılaştırma yapmam gerektiğinde ise benim özelimde, biri diğerinin yaratıcısıdır. Dolayısıyla karşılaştırılmaları sakıncalı olacaktır sonucu esası teşkil ediyor. Eğer kurumsal hayatın şartları beni zorlamasa, kurulu sistemlerdeki dogmalara savaş açmayacak ve belki de hiçbir zaman kendi girişimlerimi başlatmayacaktım. Kendi girişimlerimi başlatmasam kurumsal hayatta devam edemeyeceğimi de hiçbir zaman anlayamayacaktım. :)

En Değerli Gelişmeleri Size İletmek İstiyoruz

Mail listemize abone olun!

Son bir adım kaldı. E-postanızı kontrol edin. (Gmail kullanıcısıysanız "promotoions" kısmına bakabilirsiniz.

Ops! Bir hata aldık, tekrar deneyebilir misiniz?

Ahmet Akın: Kendi işimi kurduktan sonra, her sabah köşedeki bakkala, yol kenarındaki simitçiye şapka çıkarmak geliyor içimden.

Bu hafta Cumartesi Kahvesi’ndeki konuğumuz Kramp Reklam Ajansı Kurucu Ortağı Ahmet Akın. Kendisiyle reklamcılık ve girişimcilik üzerine keyifli bir sohbet gerçekleştirdik.

Halil İşgüzar: Merhaba, öncelikle keyifli bir hafta sonu dileriz. Kısaca sizi tanıyarak başlayabilir miyiz?

Ahmet Akın: Bankacı bir babanın oğlu olarak öğrencilik hayatımı babam gibi bankacı olacağımı düşünerek geçirdim. Amerika’da master yaparken pazarlama alanına doğru yönelmem gerektiğini fark ettim. Önce reklamveren tarafında Beymen’de çalıştım. Bir gün Güzel Sanatlar’ın iş ilanını gördüğüm anda reklam sektörüne geçmem gerektiğinin farkına vardım. En çok 9 yıl kadar TBWA’de çalıştım. Leo Burnett’ten sonra Ocak 2014’te ortağım Serkan Balak’la birlikte Kramp’ı kurduk.

Sektörel oluşumlarda ya da sektöre hizmet veren, yetenek yetiştiren platformlarda yer almayı seven biriyim. Reklamcılık Vakfı’nda Başkanlık, Reklam Özdenetim Kurulu’nda üyelik yaptım. Önce Bahçeşehir Üniversitesi’nde ders verdim. 2013 yılından itibaren Bilgi Üniversitesi Marka Okulu’nda ders veriyorum.

Hiçbir zaman “Eskiden her şey daha iyiydi. Bizim zamanımızda böyle miydi?” diyenlerden olmadım. En çok gençlere inanıyorum. Benim bu yaşımda farkına vardıklarıma onların bazen benden çok önce farkına varmalarını çok değerli buluyorum. Deneyimli reklamcılar olarak önce, onların önünden değil onlarla birlikte koşmaya, sonra da zamanı geldiğinde bayrağı devretmeye gönüllü olmamız gerekiyor.

H: Reklam sektöründe uzun yılları bulan bir tecrübeniz var ve bu yıllar içinde sektörde çok hızlı, bir o kadar da büyük değişimler yaşandı. Siz bu değişimleri nasıl yorumluyorsunuz, özellikle Türk markaları bu değişime yeterince adapte olabildi mi sizce?

A: Markaların performansını toplumsal bağlamdan bağımsız olarak değerlendiremeyiz. Ben 2013 yılına girdiğimiz andan itibaren bu ülkenin zor bir sürece girdiğini düşünüyorum. Hiçbir olay, hiçbir seçim, hiçbir kriz sonrasında bizi ileriye taşıyacak bir ortam yaratmadı.

Ülkenin içinde olduğu belirsizlik markaları daha dikkatli olmaya yönlendirdi. Geldiğimiz noktada yıl içinde yaptığı gerçek çalışmalarla Cannes’da ödül alamayan bir ülkeden, yarışma için yaptığı çalışmalarla bile ödül alamayan bir ülkeye dönüştük. Bu örneği Cannes’ı veya diğer yarışmaları çok önemsediğim için değil, sektöre ayna tuttuğunu düşündüğüm için veriyorum.

H: En son köşe yazılarınızdan biri robotlarla ilgili. Aslında bu da değişimin ne kadar büyük olduğunun kanıtı. Sizce önümüzdeki yıllarda bu değişimlerin eşiğinde reklamcılığı neler bekliyor?

Reklamcılık daha karmaşık, daha sayısal, daha az sezgisel, daha programatik olmaya doğru gidiyor. Bazıları reklamcılığın sonunun geldiğini söylüyor. İsmi yine reklamcılık olur mu bilmiyorum ama aynı bütçeyle daha fazla etki yaratılan, çok daha heyecanlı bir dönemin başında olduğumuzu düşünüyorum.

Diğer taraftan, dünyada her şey değişiyor, ama insanoğlunun sahip olduğu duygular değişmiyor. Yaptığımız işi özetlersek, insanları harekete geçirecek duygular yaratma işinde olduğumuzu söyleyebiliriz. Geçmişte de öyleydi, yarın da öyle olacak.

H: Eskiden olduğu gibi reklamcılık artık “bir TV reklamı yapalım, ardından bunu basılı mecrada ve outdoorda da uygulayalım”dan çok uzak. Sosyal medyadan mobile sayısız mecra var. Hatta mecra içinde sayısız mecra var. Peki bu kadar çok mecra içinde sizin iş yaparken daha büyük keyif alıyorum dediğiniz bir mecra var mı?

Mecra ayrımı yapmayı doğru bulmuyorum. En çok bir mecranın insanları şaşırtmasını seviyorum. Avusturyalı bir güneş enerjisi şirketinin sadece güneşe tutulduğunda yazıların belirdiği faaliyet raporu projesini çok beğeniyorum mesela. Bir ajans çıkıyor ve normalde ajansların yapmaya isteksiz olduğu faaliyet raporu gibi bir işi kural yıkan bir projeye dönüştürebiliyor.

Ayrıca mecrası tanımsız işleri çok beğeniyorum. Bu sene Cannes Lions’ta Grand Prix alan İsveç Turizm Bürosu’nun The Swedish Number kampanyasını birçok açıdan iyi buluyorum. Bir kamu kuruluşunun bu kadar yaratıcı bir fikri hayata geçirmesini sevdiğim kadar İsveç Başbakanı dahil tüm ülkenin katıldığı mecralar-üstü bir fikir olmasını da seviyorum. Bu ülkeden de böyle işler çıksın istiyorum.

H: Biraz da Kramp’tan bahsedelim. Henüz 2 yaşını yeni tamamlamış bir ajans olmasına rağmen dikkat çeken işlere imza attınız. Yukarıda konuştuğumuz bu değişimlerin neresinde Kramp?

Kramp tüm bu değişimin farkında ve hala yolun başında. “Çok yol aldık” inancının kişiyi/ajansı yavaşlatıcı etki yarattığına inanıyorum.  Her sabah ajansa gelirken “Daha çok yeniyiz” duygusuyla geliyorum (saç ve sakalımdaki beyazlar artsa da…)

H: Kişisel bir soruyla bitirelim. Uzun yıllar global ajans deneyimiyle geçen bir kariyerden sonra kendi bağımsız ajansınızı yönetmek nasıl bir duygu. Eksileri ve artıları neler sizce?

Bağımsızlığın kendisi hem bir avantaj hem de dezavantaj. Bağımsız olduğunuz için kimse size engel olmuyor, kimseden izin almak zorunda değilsiniz. Aynı zamanda hiçbir şey için kimseyi sorumlu tutamazsınız. Başarıdan da sorumlusunuz, şanssızlıktan da.

Ayrıca kişisel olarak hangi sektörde olursa olun, girişimciliğin kendisinin yaratıcı bir eylem olduğunu düşünüyorum. Hayatta yeni bir iş/isim/kimlik yaratmaya cesaret eden herkese saygım sonsuz. Kendi işimi kurduktan sonra, her sabah köşedeki bakkala, yol kenarındaki simitçiye şapka çıkarmak geliyor içimden.

En Değerli Gelişmeleri Size İletmek İstiyoruz

Mail listemize abone olun!

Son bir adım kaldı. E-postanızı kontrol edin. (Gmail kullanıcısıysanız "promotoions" kısmına bakabilirsiniz.

Ops! Bir hata aldık, tekrar deneyebilir misiniz?

GELİŞMELERİ
KAÇIRMAYIN!
Haftalık bültenimize
ücretsiz kaydolun!
BİZE KATIL
close-link
GELİŞMELERİ KAÇIRMAYIN
Haftalık bültenimize ücretsiz kaydolun, sizi gelişmelerden haberdar edelim.
BİZE KATIL
close-link








Önümüzdeki yıllara
damgasını vuracak
trendleri derledik.
Raporu İndir

*Ücretsizdir.
close-link