Ahmet Akın: Kendi işimi kurduktan sonra, her sabah köşedeki bakkala, yol kenarındaki simitçiye şapka çıkarmak geliyor içimden.

Bu hafta Cumartesi Kahvesi’ndeki konuğumuz Kramp Reklam Ajansı Kurucu Ortağı Ahmet Akın. Kendisiyle reklamcılık ve girişimcilik üzerine keyifli bir sohbet gerçekleştirdik.

Halil İşgüzar: Merhaba, öncelikle keyifli bir hafta sonu dileriz. Kısaca sizi tanıyarak başlayabilir miyiz?

Ahmet Akın: Bankacı bir babanın oğlu olarak öğrencilik hayatımı babam gibi bankacı olacağımı düşünerek geçirdim. Amerika’da master yaparken pazarlama alanına doğru yönelmem gerektiğini fark ettim. Önce reklamveren tarafında Beymen’de çalıştım. Bir gün Güzel Sanatlar’ın iş ilanını gördüğüm anda reklam sektörüne geçmem gerektiğinin farkına vardım. En çok 9 yıl kadar TBWA’de çalıştım. Leo Burnett’ten sonra Ocak 2014’te ortağım Serkan Balak’la birlikte Kramp’ı kurduk.

Sektörel oluşumlarda ya da sektöre hizmet veren, yetenek yetiştiren platformlarda yer almayı seven biriyim. Reklamcılık Vakfı’nda Başkanlık, Reklam Özdenetim Kurulu’nda üyelik yaptım. Önce Bahçeşehir Üniversitesi’nde ders verdim. 2013 yılından itibaren Bilgi Üniversitesi Marka Okulu’nda ders veriyorum.

Hiçbir zaman “Eskiden her şey daha iyiydi. Bizim zamanımızda böyle miydi?” diyenlerden olmadım. En çok gençlere inanıyorum. Benim bu yaşımda farkına vardıklarıma onların bazen benden çok önce farkına varmalarını çok değerli buluyorum. Deneyimli reklamcılar olarak önce, onların önünden değil onlarla birlikte koşmaya, sonra da zamanı geldiğinde bayrağı devretmeye gönüllü olmamız gerekiyor.

H: Reklam sektöründe uzun yılları bulan bir tecrübeniz var ve bu yıllar içinde sektörde çok hızlı, bir o kadar da büyük değişimler yaşandı. Siz bu değişimleri nasıl yorumluyorsunuz, özellikle Türk markaları bu değişime yeterince adapte olabildi mi sizce?

A: Markaların performansını toplumsal bağlamdan bağımsız olarak değerlendiremeyiz. Ben 2013 yılına girdiğimiz andan itibaren bu ülkenin zor bir sürece girdiğini düşünüyorum. Hiçbir olay, hiçbir seçim, hiçbir kriz sonrasında bizi ileriye taşıyacak bir ortam yaratmadı.

Ülkenin içinde olduğu belirsizlik markaları daha dikkatli olmaya yönlendirdi. Geldiğimiz noktada yıl içinde yaptığı gerçek çalışmalarla Cannes’da ödül alamayan bir ülkeden, yarışma için yaptığı çalışmalarla bile ödül alamayan bir ülkeye dönüştük. Bu örneği Cannes’ı veya diğer yarışmaları çok önemsediğim için değil, sektöre ayna tuttuğunu düşündüğüm için veriyorum.

H: En son köşe yazılarınızdan biri robotlarla ilgili. Aslında bu da değişimin ne kadar büyük olduğunun kanıtı. Sizce önümüzdeki yıllarda bu değişimlerin eşiğinde reklamcılığı neler bekliyor?

Reklamcılık daha karmaşık, daha sayısal, daha az sezgisel, daha programatik olmaya doğru gidiyor. Bazıları reklamcılığın sonunun geldiğini söylüyor. İsmi yine reklamcılık olur mu bilmiyorum ama aynı bütçeyle daha fazla etki yaratılan, çok daha heyecanlı bir dönemin başında olduğumuzu düşünüyorum.

Diğer taraftan, dünyada her şey değişiyor, ama insanoğlunun sahip olduğu duygular değişmiyor. Yaptığımız işi özetlersek, insanları harekete geçirecek duygular yaratma işinde olduğumuzu söyleyebiliriz. Geçmişte de öyleydi, yarın da öyle olacak.

H: Eskiden olduğu gibi reklamcılık artık “bir TV reklamı yapalım, ardından bunu basılı mecrada ve outdoorda da uygulayalım”dan çok uzak. Sosyal medyadan mobile sayısız mecra var. Hatta mecra içinde sayısız mecra var. Peki bu kadar çok mecra içinde sizin iş yaparken daha büyük keyif alıyorum dediğiniz bir mecra var mı?

Mecra ayrımı yapmayı doğru bulmuyorum. En çok bir mecranın insanları şaşırtmasını seviyorum. Avusturyalı bir güneş enerjisi şirketinin sadece güneşe tutulduğunda yazıların belirdiği faaliyet raporu projesini çok beğeniyorum mesela. Bir ajans çıkıyor ve normalde ajansların yapmaya isteksiz olduğu faaliyet raporu gibi bir işi kural yıkan bir projeye dönüştürebiliyor.

Ayrıca mecrası tanımsız işleri çok beğeniyorum. Bu sene Cannes Lions’ta Grand Prix alan İsveç Turizm Bürosu’nun The Swedish Number kampanyasını birçok açıdan iyi buluyorum. Bir kamu kuruluşunun bu kadar yaratıcı bir fikri hayata geçirmesini sevdiğim kadar İsveç Başbakanı dahil tüm ülkenin katıldığı mecralar-üstü bir fikir olmasını da seviyorum. Bu ülkeden de böyle işler çıksın istiyorum.

H: Biraz da Kramp’tan bahsedelim. Henüz 2 yaşını yeni tamamlamış bir ajans olmasına rağmen dikkat çeken işlere imza attınız. Yukarıda konuştuğumuz bu değişimlerin neresinde Kramp?

Kramp tüm bu değişimin farkında ve hala yolun başında. “Çok yol aldık” inancının kişiyi/ajansı yavaşlatıcı etki yarattığına inanıyorum.  Her sabah ajansa gelirken “Daha çok yeniyiz” duygusuyla geliyorum (saç ve sakalımdaki beyazlar artsa da…)

H: Kişisel bir soruyla bitirelim. Uzun yıllar global ajans deneyimiyle geçen bir kariyerden sonra kendi bağımsız ajansınızı yönetmek nasıl bir duygu. Eksileri ve artıları neler sizce?

Bağımsızlığın kendisi hem bir avantaj hem de dezavantaj. Bağımsız olduğunuz için kimse size engel olmuyor, kimseden izin almak zorunda değilsiniz. Aynı zamanda hiçbir şey için kimseyi sorumlu tutamazsınız. Başarıdan da sorumlusunuz, şanssızlıktan da.

Ayrıca kişisel olarak hangi sektörde olursa olun, girişimciliğin kendisinin yaratıcı bir eylem olduğunu düşünüyorum. Hayatta yeni bir iş/isim/kimlik yaratmaya cesaret eden herkese saygım sonsuz. Kendi işimi kurduktan sonra, her sabah köşedeki bakkala, yol kenarındaki simitçiye şapka çıkarmak geliyor içimden.

CEVAPLA